Türkiye‘de uzun yıllardır bir hayalet dolaşıyor. Adına Devrimci Yol dediğimiz, hangi taşın altına baksanız bir muhatabını bulduğumuz, lakin ne olduğu ve ne dediğine dair; kendini tartışmanın içinde addetsin ya da etmesin her kesimde farklı çağrışımlar yaratan bir hayalet…

Olaya nereden bakarsak bakalım bugün Devrimci Yol hareketinin “kim”liği bir muammaya dönüşmüş durumda. Bu bağlamda THKP-C, Devrimci Gençlik, Devrimci Yol ve bugünün Devrimci Yol’cularına varan geleneği doğru algılamak, bugün gelenek adına içerisinde bulunduğumuz sürecin karmaşasını çözümlemek ve tarihsel arka planını böylesi bir eksen üzerinden yürütme iddiasında olan bir politik faaliyetin, üzerine oturacağı kavramsal çerçeveyi belirlemek devrimci bir görev olarak karşımızda duruyor. Aksi taktirde yapılacak her hamle, ya gerçeğin yönlendiriciliğinden uzak geçmişin üzerini örtmeye dönük pragmatik yaklaşımlara neden olacak ya da dogmatizmin batağında sonlanacak mecralara yelken açacaktır. Bu olgulara bugün hangi niyetlerle bakıldığı tarih değerlendirmelerine rengini veren bir işleve sahiptir. Özellikle son dönem Devrimci Yol adına ortaya konulan tartışmaların vardığı nokta göz önünde bulundurulursa geleneğin algılanışındaki sakatlık ve kaotik durum daha anlaşılır bir hal alacaktır.

Elbette ki kendini geleneğin devamı olarak niteleyen veya kendini tanımlarken bu alt yapı üzerine bina eden her siyasal yapı, kendince bir geçmiş muhasebesi yapmıştır. Ancak bugüne gelindiğinde Devrimci Yolcu’ların kendine hedef olarak koyduğu noktadan oldukça uzak bir yerde olmaları ve var olan dağınıklık hali bize tekrar geçmişe bakmayı bir görev olarak dayatıyor. Bununla birlikte geçmişte yaşanan ve bugün ki çok parçalı görünümün bir ölçüde sebebi olarak gösterebileceğimiz tartışma ve değerlendirmelerin, Devrimci Yol’un “yukarıdan aşağı tasfiye edilmesi” suçlamasının muhatabı olan bir ekip tarafından yönlendirildiği düşünülecek olursa, geleneğin tekrar değerlendirilmesi daha da anlam kazanacaktır. Öte yandan bugün örgütleme iddiasında olduğumuz siyasal hat açısından; durum salt bir tarih değerlendirmesinden öte anlamlarda taşımaktadır. Sürecin yakıcı problemleri ve değişen konjonktürel yapının dayattığı stratejik tespitlerin, bir bütünü yaratma çabasına yapacağı katkılar aynı zamanda devrimci hareketin birliği esprisinin de kopmaz bir parçasını oluşturuyor. Kaldı ki buradaki niyetimiz tarihi yeniden yazma kaygısı değil, yaşanmış olanın geleneği yarına taşıyacak ve onun mirasını layıkıyla sahiplenecek bir hareketin yaratılmasına yapacağı katkının devrimci değeridir.

Bütün bu söylediklerimizden hemen sonra eklemek gerekiyor ki; THKP-C kendi döneminde “hakikat” sayılan ideolojik politik muhtevadan olgular çıkarma gayretinde olmamıştır. Onun ayırt edici yanı olgulara bakması ve bu olgulardan hareketle devrimci bir duruş gerçekleştirmesidir. Devrimci Yol da benzer bir şekilde, THKP-C çizgisinde olduğunu iddia eden çevrelerden farklı olarak THKP-C’nin ideolojik mirasını “saf bir hakikat” olarak görmemiş; onu günün koşullarına uygun bir şekilde yorumlayarak, Türkiye emekçi halklarının umudu olmuştur. Bize ülke devrimine talip olma cüretini veren işte tam da budur. Anlatmaya çalıştığımız şey olgulara bakma ve somut durumların somut tahlilini yapma sorumluluğudur. Bu yaratılacak devrimci hareketimizin mihenk taşıdır. Dogmatik ve kaba tekrarcılık ile inkârcılık arasındaki gerilimden bizi uzak tutan devrimci ışık buradadır.

Bunun için biz; THKP-C’LİYİZ, DEVRİMCİ YOLCUYUZ.

Özgürlük Sürecinin Gelişimi.

Yukarıda saydığımız tüm gelişmelere karşın devrimci mücadeleyi yükseltmenin örgütlü ve militan bir mücadele hattıyla mümkün olduğunu söyleyenlerde vardı. Devrimci Gençlik ve Özgürlük süreçleri, böylesi bir iddia ile yola koyulanların sesi oldu. Ülkenin içinde bulunduğu süreci ve bu sürece karşı geliştirilecek, mücadele çizgisini ortaya koymaya yönelik bir broşür dizisinden, sonra Devrimci Gençlik hemen ardından da Özgürlük Dergisi yayın hayatına başladı. Devrimci Yol hareketinin maddi manevi her türlü değerinin tüketildiği, hareketin icazet sınırlarına çekildiği, eklektik ve legal platformlarda birilerinin Devrimci Yol’u pazarlık konusu yaptığı bir dönemde, Mahir’ in devrimci cüreti ile sokaklarda, üniversitelerde, düzen dışı ve düzen karşıtı bir hareket yükseliyordu.

***

İçinden geçilen süreçte (90’lı yıllar) her ne kadar dünya da sol adına bir karşı devrim rüzgârı esse de ülke çapında yükselen bir devrimci dalga söz konusuydu. Bunun yanında hareketimiz geçen süre zarfında belirli bir devrimci birikim edinmiş fakat parçalı bir duruş sergiliyordu. Devrimci Yol kadrolarının temel özlemi 12 Eylül darbesine karşı geliştirilemeyen örgütlü mücadele hattından ve bu durumun sonuçlarından da hareketle militan ve örgütlü bir duruşun var edilmesiydi. Gelişen devrimci dalgaya karşın kontr-gerilla eylemleri de artıyordu. Neredeyse işkencelerin, faili meçhullerin, ölümlerin her gün yaşandığı bir süreçte sistem karşısında militan devrimci bir duruş kendini dayatıyordu. Gün açık, esnek, legal, kitlesel bir demokratik muhalefetin öne alındığı bir gün değildi. Sistem karşısında geliştirilecek mücadele hattı gelişen sol dalgaya örgütlü ve militan bir müdahalenin zorunluluğunu dayatıyordu. Elbette geniş bir demokratik cephe olmalı legal mücadele alanları da sonuna kadar kullanılmalıydı. Ama ana eksen, bağımsız, militan, ezilenlerin devrimci şiddetini de gündemine alan, düzen dışı ve düzen karşıtı bir çizgi olmalıydı. Devrimci Yol hareketi örgüt sorununu çözmeden –ki örgütle kastettiğimiz, gerçek anlamda siyasal bir duruş gerçekleştirebilen bir yapıdır- yıllarını cezaevlerinde geçirmiş ve 12 Eylül’e dair özeleştiri vermemiş bir kadronun planlı bir şekilde solun çatı partisi, partisiz parti vs. gibi eğilimlere girmesi oldukça düşündürücüdür.

Özgürlük bu süreçte, toplumsal hareket devrimci hareket ikilemine düşmeyen ancak birinci sorun olarak, bütünlüklü, organik bir devrimci yapılanmanın yaratılmasını öncelleyen bir süreci savundu. Geliştirilen süreç 90’lı yılların ikinci yarısına kadar ağır darbeler aldı özellikle oligarşinin pervasız saldırıları bertaraf edilemedi. Bize göre sorun Mahirin ve Devrimci Yol’un ideolojik çizgisinin yanlışlığında ya da reel sosyalizmin çöküşünde değildi. Sorun, dünün ideolojik politik çizgisinin yeniden yorumlanması ve bunun devrimci bir çizgide yapılması idi. Biz bir program ve strateji tartışmasının devrimci hareket sorunu olduğunu savunduk. Bir devrimci hareketin özeleştirisinin ancak başka bir devrimci hareket tarafından yapılabileceğini söyledik. Geçen 15 yılı aşkın zaman zarfında 90’lı yıllardaki Devrimci Yol’u örgütleme iddiasının daha da gerisine düştük ve bir “devrimci yenilgi yaşadık”. Bugün bunun nedenlerini rahatlıkla tartışabiliriz. Her devrimci hareket düşmandan ağır darbeler alabilir, yanılabilir ve hatta yenilebilir. Önemli olan M-L çizgisini korumak devrimci mücadeleye daha sıkı sarılabilmektir. Bizim düne baktığımızda iddia ettiğimiz şey, devrimci bir çizgide, Devrimci Yol çizgisinde ısrar ettiğimiz, “sert bir çarpışmanın ardından yaşanılan yenilginin devrimci değerini” taşıdığımızdır.

Oysa önlerinde hiçbir ciddi sorun olmayanlar hareketin mirasını fütursuzca yiyenler, oligarşi tarafından bırakalım baskıya maruz kalmayı bir bakıma teşvik edilenler, bugün istikrarlı bir gerileme içerisinde kalmışlar “kolayca kazanılmış bir zafer” şöyle dursun, diz çökmenin sefaletini yaşamaktan başka bir deneyimi üretememişlerdir. Ve utanmazca, hiçbir sürecin özeleştirisini verme gereği duymamışlardır. Dün önder olup, bugün Marksizm’in bittiğini savunanlar bu hareketin değerlerini kullanmak suretiyle, kurdukları gazetelerde partilerde halka vaaz verme cüretini gösterir hale gelmişlerdir.

Halkım Medet Umar Devrimci Yol’dan…

Devrimci Yolcular geliştirmeye çalıştırdıkları ideolojik politik hatta, kolaycı ve demagojik söylemlere düşmeden dünyayı ve Türkiye’yi anlama ve sürece devrimci müdahalede bulunma kararlığını her zaman gösterecektir. Devrimci Yolda Özgürlük Devrimcilikte ısrar edenlerin THKP-C’NİN Devrimci Yol’ un mirasçısı ve sürdürücüsü olanların sesi ve sözü olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here