Çıkınında biriktirmiş olduğu deneyimin verdiği hazla bir eylem alanını adımlarken bir devrimci ne düşünür? İs kokusu ve duman arasında tek tek beliren işçi sınıfının sureti ilk kez arzı endam etmişçesine tarih sahnesinde parlamaktadır. Hep öteki ilan edilmişken halkım diye gözyaşları içinde sarıldığın uzamış tıraşlı insanların içinde eriyip kaybolmanın verdiği huzur ve güven sınıfın gücüyle donatmıştır artık seni.
Üç günlük açlığın ardından sıcak çorbayı paylaşırken işçilerle, televizyonda senin için marjinal diyene en güzel cevap o esnada seni alkışlayanların televizyona değil sana inandığını bilmektir mutluluk. Eylem alanının tüm gerilimine, uykusuz gecelerine ve Ankara’nın ayazına rağmen yoldaşlarına güvenmek halkına güvenmek gibidir. O an anlarsın ki adının başına proleter yazdıktan sonra senin için de zincirlerinden başka kaybedecek bir şey yoktur. Ve şimdi buz gibi silahına sarılmış şafakla birlikte hücumu bekleyen rütbesiz bir askerin tedirginliği ve aklı ailesinde kalmış dalgınlığı ile o sessizlik ile örülü son anı beklemekte işçi sınıfı ve ben bunun son muharebe olmadığının bilinciyle son hücumun olacağı kızıl günün hayaliyle derin bir nefes alıyorum. İstanbul’a gidiyorum bir bardak demli çayı katık ediyorum dost sohbetlerine oradan kalkıp Tokat’a geçiyorum sonra İzmir’e, Batman’a ve Amed’e, sonra Samsun ve Amasya’ya. Yolda düşünüyorum da ne kadar da yakınmış ülkemin insanları birbirine, bir bardak çayı uzattığında uzanıp alacak kadar yakın. İzmir seslendiğinde Batman duyuyor, Bursa seslendiğinde Tokat. Direniş çadırının muhafazasında yazılan bir yazının kuramsal detaylarla dolu olması elbette mümkün değil ancak sakallı amcanın kalın kitaplara nakşettiği ve bizi kavgaya çağıran cümleler ölmekte olanın bilincinde beliren hatıratını andırır. Fark ise can çekişenin halkımı işsizliğe mahkum eden olmasıdır. Gece soğuk, gece ayaz, ateşin başında evde kalan eşini ve çocuğunu düşünen işçi, ateşin kızıllığındaki hipnotize edici etkiye kapılıyor. Dudaklarından dökülen sözler: “Oğlum bana kazanmadan dönme baba dedi” oluyor. Bir kadın işçi az önce söyleneni onaylarcasına zafer olmazsa eve dönemeyeceğini söylüyor. Ülkenin dört bir yanından gelimiş farklı ırklardan farklı dillerden dinlerden ve mezheplerden 12 bin insanın umutları Sakarya'da 56. gününü dolduruyor ve ben yine kendi kendime soruyorum: Çıkınında biriktirmiş olduğu deneyimin verdiği hazla bir eylem alanını adımlarken bir devrimci ne düşünür? Düşünür ki, yıllardır dillendirilenin aksine sakallı amca yanılmamıştır. Düşünür ki, bir evladın babaya telkini cephede olanca korkmuşluluğuna rağmen ön safta tutandır bazen sınıfın askerini. Düşünür ki kendisi için de zincirlerinden başka kaybedecek bir şey yoktur ve güneşli güzel günlere olan inanç hoş bir rüyadan ibaret değildir. Barış Arslan
|