|
Cuhmuriyetin kuruluşundan beri muhaliflere yönelik işlenen cinayetler adeta bir gelenektir. Bu gelenek ilk başta cuhmuriyetin kurucusu Mustafa Kemal tarafından Mustafa Suhpi ve yoldaşlarının Sinop’ta denizin ortasında Topal Osman’a boğdurtulmasıyla başlayıp günümüze kadar gelmiştir. Her şey vatanın ve milletin bekası içindir ve bu durum bir devlet geleneğine dönüşürken günümüze kadar varlığını sürdürmeyi de başarmıştır.
Ne varki, 80'li yıllardan başlayarak katillerin kahraman olarak gösterilmeye başlama geleneği başta M. Ali Ağca olmak üzere, Abdullah Çatlı, ve Muhsin Yazıcıoğlu gibi katillerin devlet düzeyinde kahramanlar olarak lanse edilmeleriyle aleni bir hal aldı. Nihayetinde Hrant Dink’in katili Ogün Samast bu durumun son örneğidir. Hrant Dink için ekranlarda devlet erkanı tarafından dökülen timsah gözyaşları bir aldatmacadan ibarettir. Ortalama bir insan hafızası hatırlayacaktır Samast'ın emniyette bayrak arkasında poz verdiğini. Fotoğraf karesindeki mesaj açıktır: Bu cinayet bayrak, vatan ve millet için işlenmiştir. Hal böyle olunca da her yol mübahtır. Bu günlerde de mevcut tartışmaları farklı bir noktaya çekebilmek için işlenen bu cinayetlerde halkın dini duygularını da istismar ederek G.Kurmay Başkan’ı ağzıyla işlenen cinayetlerin "Allah, Allah nidalarıyla hücum eden bir ordu..." tarafından gerçekleştirilemeyeceği vurgusu yapılıyor. Buradaki ince nokta şimdiye kadar ki, tüm katliam ve katillere meşruiyet kazandırmaya yöneliktir. Hedef, ordunun siyasal etkinliğini koruyup genişletmek, ardından her türlü katliam ve hukuksuzluğa devam etmektir. Türkiye’de muhaliflere yönelik cinayet ve katliamlar başta ABD emperyalizmi olmak üzere oligarşi, kontragerilla ve onların piyonu faşist MHP tarafından 1977 yılından itibaren hızlandırılmıştır. Bu iç savaş stratejisine uygun olarak Sivas, Maraş, Çorum, Malatya, ve Fatsa gibi operasyon ve katliamlar gerçekleştirilmiştir. İşte bu iç savaş stratejisinin bir parçası olarak, kontragerillanın tetikçisi M. Ali Ağca 1 Şubat 1979 tahrihinde Gazeteci-Yazar Abdi İpekçi’yi katletmiştir. Gaye, gelişen halk muhalefetini boğmaya yönelik olarak kaos yaratıp cunta koşullarının hızlandırmaktı. Ağca’nın macerası devam ediyordu. Kartal cezaevinden kaçış ve Papa suikastine kadar giden yol… Plana göre rolünüde iyi oynuyordu. Ona görev veren efendileri susmasını istemişlerdi. Nitekim öyle de oldu. Buna uygun olarakta susmanın meyvelerini başta kendisi olmak üzere aileside yiyordu. 5 yıldızlı otellerde basın açıklamaları, binilen lüx arabalar... Tüm bunları başta siyasi iktidar olmak üzere medya ve tüm kuruluşlar sesiz kalıp izlediler. Ağca adeta televizyonlarda, gazetelerde şovlar yapıyordu. O Türkiye’nin en iyi katili olmuştu. Ne de olsa ülkemizde "demokratikleşme olmaktaydı". ABD- AB yönlendirmeleriyle "demokrasi mücadelesi" verildiği idda edilmekteydi. Bundan dolayı da katillerin baş tacı edilmesinde bir sorun yoktu. Tüm bunlardan dolayıda AKP iktidarının siyasal muhaliflere karşı işlenen cinayetleri çözebilmesi ancak siyasal bir zeminde yapabilmesiyle mümkündür. Bu da sistemi hedef almasından geçer. Resme baktığımızda bunun olamayacağı ortadadır. Demokratik bir takım adımların atılabilmesi için ilk başta 12 Eylül faşist Anayasası’nın değiştirilip, kontrgerillanın tamamen dağıtılmasıyla yol alınabilir.Yoksa göstermelik kozmik oda operasyonlarının pek bir kıymeti harbiyesi kalmaz. Bununla karanlık tarihe ışık tutabilmek mümkün değil. Hatta bu günlerde sıkça sözü edilen gerçekleşmemis darbe planlarına bile toplumun büyük bir kesiminin sesiz kalması da ayrıca düşündürücüdür. Bundan dolayıdır ki egemenlerin kendi içlerindeki iktidar mücadelesinde sorunu demokrasi mücadelesiyle sınırlamayıp gerçek anlamda eşit, özgür ve bir arada yaşayabilmenin meşalesinin taşıyıcısı olma yolunda ilerlenmelidir. Devrimcilerin görevi budur.Gerçek demokrasi, katillerin kahraman olarak ilan edildiği anlayışa son verilirse mümkündür. Gerisi boş laftan ibarettir. Mustafa Kumanova
|