Özgürlük

1917'DE ŞİDDET VE DEVRİM

 
MIKE HAYNES
 
1917'nin devrimci şiddeti Birinci Dünya Savaşı'nın cephelerinde olana nazaran sönük kalmıştır.
 
Pyotr Ossovsky Leonid Li tarafından resmedildi / Flickr
 
Şiddet dünyasında yaşıyoruz ve onu politik olarak ele almaktan kaçınamayız. 
 
1917'de savaş şiddeti her yere yayıldı. Troçki, Rus Devrimi Tarihi'nin sonuna doğru şunları yazdı:
 
"Toplumsal devrimlerin kurbanları hakkında en kızgın olarak konuşanların çoğunlukla, dünya savaşının kurbanlarından doğrudan sorumlu olmasalar bile, onları hazırlayanlar ve yüceltenler ya da en azından kabul edenler olması dikkat çekici değil mi?"
 
Hesaplamalar, Birinci Dünya Savaşı'ndaki askeri ve sivil ölüm sayısının on beş ila on sekiz milyon arasında olduğunu ortaya koyuyor. 1917 yılının sonlarında sosyalist bir doktor, "ölümün savaş arabasının çılgın gidişatı bir günde 6,364 ölüme, 12,726 yaralıya ve 6,364 sakata sebep oldu"ğunu hesapladı. Kesinliği muhtemelen sahte, ancak ölçek anlayışı öyle değil. İnsanlar savaşın kendisiyle ve onunla birlikte gelen açlık ve hastalıktan öldüler. 
 
Savaşın 135. haftasında Şubat Devrimi patlak verdi. Ekim, 170. haftasında gerçekleşti. Bir ihtimal 2500 ölüm ile bazı tarihçilerin devrimci kan dökümü dönemi olarak sunduğu aradaki 250 gün içinde sarsıcı şekilde 1.5 milyon veya daha fazla insan Avrupa'da öldü. 
 
Şubat ve Ekim ayları arasında Doğu cephelerinde daha az insan öldü, ne var ki toplam ölü sayısı yine de 100.000'i aştı. Göreceli barış büyük bir ölçüde yaklaşmıştı, çünkü Rus birlikleri eriyip kaybolmaya başlamıştı; bazen onları durdurmaya çalışan herkesi vuruyorlardı. Ölümden kaçanları önlemek için ölümden kaçanlara karşı cinayetler işlendi: Şiddet karmaşık bir şeydir.
 
Ve farklı yönlerde ilerler. Mayıs 1917'de Petrogradlı çamaşırcı kadınlar greve gittiler. Sobalar ve ütüler üzerine su dökerek herkesi iş yerlerinden dışarı çıkarmaya çalıştılar. Bazı çamaşırhane sahipleri, grevciler üzerinde kaynar su kullandılar, onları sıcak ütüler, demir çubuklar ve hatta altıpatlarlar ile tehdit ettiler.
 
Hiç bir gerçek devrim kansız olmadığı için dahası da var. Ancak, eski düzen, evvela yolunu kaybedip direnmeye başladığı zaman şiddetin büyük kısmı da ardından gelir. 1917'de şiddet motifi 1. Dünya Savaşı'nın vahşetine ve yaklaşan iç savaşa nazaran ılımlı idi. Düşmanlarına cömertçe davranan devrimci örneklerini bile bulabiliriz - aslında aptalca eylemler, çünkü serbest bırakılanlar hızla silahlı karşı devrimcilik faaliyetlerine katıldılar.
 
"Şiddet şiddeti doğurur" demek çok basit olur. Devrim ve onun şiddeti hakkındaki efsanelerin bazılarını düzene sokarak daha iyisini yaparız.
 
 
KANLI KANSIZ DEVRİM
 
Şubat Devrimi çok geniş çapta desteği çekmiş görünüyordu, ancak o yılın diğer olaylarına kıyasla aşırı derecede şiddetliydi. Askerler ve polisler kalabalığa ateş açtılar ve kalabalıktan bazıları ateşle karşılık verdi. Askerler diğer askerlere ateş ettiler.
 
Çoğu hesaplamalar Petrograd'da ölenlerin sayısını 1500 civarında kaydeder, ancak toplam ölü miktarını çoğunlukla hafife alırlar. Devrimin hizmetinde göçenler şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte kitle anıtıyla ödüllendirildi. Kentin neredeyse yarısının - yarım milyon - ismi anıtta yer aldı.
 
Eski düzen gitmişti. Kalabalıklar yeni keşfedilen bir kardeşlik duygusuyla yas tutup bunu kutladı. Günümüzde bile Şubat ayına pembe gözlüklerle bakma eğiliminde oluruz, belki de ruh halimiz gelecek bir kaç ayda çok çabuk değişeceğinden. 
 
Yeni geçici hükumet - dünyanın geri kalanının sol tarafına uzakta - hayal edilebilecek en gelişmiş liberal demokrasi biçimini kurmak istedi, fakat bunu eski çarlığın kalıntıları içinde yapmak zorundaydı. 
 
Alexander Kerensky daha sonra, "Rusya topraklarının tüm uzantıları boyunca sadece hükumet gücü değil ayrıca abartısız, bir polis bile kalmamıştı" diye yazmıştır. Cezaevleri Şubat ayında açılmıştı, yalnızca politik tutsaklar değil, binlerce suçlu serbest bırakılmıştı. İnsanlar silah depolarına baskın düzenledi.
 
Hükumet, barışı korumak için halk milisleri de dahil olmak üzere yeni politikalar, yeni kurumlar ve yeni düzenlemeler geliştirmeye çalıştı. Aflar getirildi, ölüm cezası kaldırıldı ve toplanma hakları bağışlandı.
 
Ayrıca varsıllar ve yoksullar arasında köprü kurulmak istendi. Orada bir sorun yatıyordu: seçkinler tek bir tür düzen istiyorlardı ve insanlar başka bir tür. Çarın tahttan vazgeçmesinden sonraki günlerde bir subay, "Onlar, sıradan askerler, kendileri için her şeyin daha iyi olacağını ve bizim için her şeyin kötü olacağını düşünüyorlar" diye yazdı. İki taraf, adalet ve düzen olarak görülen şey ve onları başarabilmek için ne tür bir güce ihtiyaç olduğu üzerinde ayrılığa düştü. 
 
Nisan'da, o zaman başbakan olan Prens L'vov, suç işlemeyi durdurmak için halka yalvaran genelgeler yayınlıyordu. Birinin "yasanın tüm gücüyle soygunun ve şiddetin her türlü tezahürüne bir son vermek" için okuması gerekiyordu. Bu sokak soygunlarıyla sonuçlandı, ancak bu aynı zamanda, köylülerin, topraklarının seçkinlerini soymalarının da durdurulması anlamına geliyordu.
 
Düzenin kurulması neredeyse mümkün değildi. Yerel baskılar yeni hükumeti, Petrograd'ın talimatlarını baltalayacak şekilde harekete geçmek - ya da geçmemek - için zorluyordu. Ayrıca, Ekim'de Avrupa'daki Rusya'nın elli bölgesinin otuz yedisinde sadece yeni milis polis güçleri vardı. Bu arada, ordunun büyük kesimlerinde huzursuzluk giderek artıyordu.
 
 
DÜNYA  ALTÜST OLDU
 
Şubat günlerinin birinde, hızlı düşünen bir suçlu, devrimci bir komiteden geldiğini ilan ederek bir evi soydu. Diğerleri onun yolunu izledi. Suç oranları her yerde artmaya başlamıştı.
 
John Reed, Ekim ayında "[Petrograd] gazetelerinin sütunlarının en cesur soygun ve cinayet raporlarıyla doldurulduğunu ve suçluların rahat bırakıldıklarını" yazdı. İnsanlar değerli eşyaları taşımayı bıraktı ve kapılarını sürgüledi. Suçlular, çalmaya değer her şeyin tek sahibi oldukları için şimdi kendilerinin polis korumasına ihtiyaçları olduğunu söyleyerek dalga geçtiler. 
 
Ordunun çöküşü daha büyük bir sorun oluşturdu. Bir arada tutuldukları yerde, büyük ölçüde düzen için bir kuvvet kaldı, ancak kontrol geçici hükumetten devrimcilere doğru kayıp gitti. Bu arada, kitlesel askerden kaçma ciddi şiddete neden oldu; zira, yağmacı asker çeteleri evlerine dönmeye ya da şehir hayatının kenarlarında hayatta kalmaya çalıştılar.
 
Bununla birlikte, daha büyük sorun, devrimin dünyayı altüst ettiği yönündeydi. Eski Rusya'ya olan saygı ve hürmet ortadan kalkmıştı. İnsanlar, askeri ve sivil üniformalarını, apoletlerini ve şapkalarını, bantlarını ve kurdelelerini her yerde giymişti. Artık, şiddeti göze almadan evlerini terk edemiyorlardı.
 
İlk başta, seçkinler yayılan olaylara küçümseyici bir eğlenceyle tepeden baktılar. "Devrim, alt sınıftakiler tarafından Paskalya karnavalının doğasında olan bir şey gibi anlaşıldı", "örneğin hizmetçiler tüm gün ortadan kayboldular, kırmızı kurdelelerle gezindiler, binek arabalara bindiler, eve yalnızca sabaha karşı yıkanıp temizlenmek için geldiler ve sonra tekrar eğlenceye gittiler", diye yazdı bir çağdaş.
 
Fakat devrimin durmayacağı anlaşılınca ruh hali değişti. Kitleler artık uysal, vatanperver ve hatta kırıntılar için minnettar görünmüyordu. Şimdi, eski püskü, solmuş ve kirli giysileri içinde bir araya gelmişlerdi; talep etmeye başladılar. Homurdandılar, öksürdüler, tükürdüler, yemin ettiler. "Vatansever efsane" yerine, dedi Troçki; insanlar "korkunç bir gerçeğe" dönüştüler.
 
Gözlemcilerin sıradan insanları tanımlama biçiminde değişen havayı hissedebilirsiniz.
Şubat'ın kahramanları artık birer cahil ayak takımı olarak gösteriliyordu.
 
Zarif bir Meşrutiyet Demokratı olan Vladimir Nabokov Petrograd'daki Temmuz günlerini anlatırken, insanların "Şubat günlerinden hepimizin hatırladığı aynı çılgın, aptal çirkinimsi suratlara" sahip olduklarını yazdı. Onlar, korkulan "dizginlenemeyen bir sele" benziyorlardı.
 
Bir seçkin, hiciv duygusu olmadan, "size yaptıklarımızı bize yapmayın" dedi. Köylü toplulukları araziyi ele geçirdiğinde, onları eşit bir şekilde yeniden tahsis ettiler. Bazı durumlarda eski arazi sahibine köylü payı verdiler. Malikane konağının yanık halini izlediğin de, seçkin bunu, büyük bir aşağılanmanın son eylemi olarak gördü. Ancak köylülere göre bu, doğal adaletin bir tecellisiydi. 
 
Tutuklu subaylar Kronstadt kalesinde koşullar hakkında şikayet edince, yeni gardiyanlar, "Kronstadt'taki cezaevlerinin korkunç olduğu doğrudur, ancak bunlar Çarlık tarafından bizim için yapılan aynı hapishanelerdir" yanıtı verdiler.
 
Geçici hükumetin hapse attığı Troçki, Ekim'de hükumet destekçilerinin, tutuklu bakanların onun tutulduğu aynı yerlere konulmaması için ona yalvardıklarını gördüğünde şaşkına döndü. Bir süre onların ev hapsine izin verdi.
 
1917 Devrimi düzen ve kanunun soyut sorunları üzerinden yürütülmedi: insanlar, ülkeye kimin kanununun ve kimin düzeninin egemen olacağı için gerçek savaşlarla kavga ettiler.
 
 
KİMİN TOPRAĞI
 
Kanun, toplumsal ve siyasal yapılardan ortaya çıkar. Bir gazete "toplumun en temel ilkelerinin kişisel güvenlik ve özel mülkiyete saygı" olduğunda ısrar etti ancak gösteride bir pankartta "yaşam hakkı özel mülkiyet hakkından daha değerlidir," diye yazıyordu.
 
Hiçbir yerde bu çatışma, toprak sahipliği sorununa göre daha şiddetli hale gelmedi.
 
Çoğu köylü, seçkinlerin onlardan topraklarını almak için devletin gücünü kullandıklarına inanıyordu. Kendi kendi eğitmiş bir köylü, "Bir mülkiyet olarak toprak sahipliği en doğal olmayan suçlardan birisidir," fakat "bu suç insan yasalarına göre bir hak olarak kabul edilmektedir". "Özel mülkiyet haklarının adaletsizliği, kaçınılmaz olarak, korunması için gerekli olan birçok adaletsizlik ve kötülükle bağlantılıdır." Toprağı geri alma, sahibine geri iade etme eylemi haline dönüştü.
 
Geçici hükumetin yerel devlet dairelerinin bazı elemanları bu görüşü paylaştı ancak toprak ağaları, şaşırtıcı olmayan bir şekilde bunu yapmadı. Petrograd'da hükumet, gelecekte yasal arazi reformunu ima etti ve söz verdi. Radikaller onu farklı gördüler.
 
Lenin,"düzenin ne olduğu ve hukukun ne olduğu konusunda bizimle muhaliflerimiz arasında temel bir çelişki var" demişti:
 
"Şimdiye kadar, yasa ve düzenin toprak ağalarına ve bürokratlara uyan şey olduğunu düşünmüşlerdi fakat, yasa ve düzenin köylülerin çoğunluğuna uygun olmasını biz kalıcı hale getireceğiz... Bizim için önemli olan devrimci girişimdir; kanunlar bunun sonucudur. Yasa yazılıncaya kadar beklediğiniz takdirde ve kendinize devrimci bir enerji geliştirmeyin, ne yasa, ne de toprak edineceksiniz."
 
Bu inanç yeni bir alttan-üste hukuk sistemini çağırdı.
 
Devlet ve Devrim'de Lenin bu olağanüstü iddiayı genişletti. Aşırılık ve suçla başa çıkmak için şunları yazdı:
 
"Baskı yapma için özel bir tertibat gerekli değildir; buna yoksul insanların kendileri tarafından, hatta kadınlara karşı şiddete izin vermeyen ve hatta çağdaş toplumdaki medeni insanlar kalabalığını kavgacı tiplerden ayrıştıran bir basitlikle ve kolaylıkla bakılacaktır."
 
Maxim Gorki aynı fikirde değildir; alıntı yaptığı zamanlarda köylerde, sadece kadınlara karşı değil, şiddete istekle katılan insanlar görmüştü. Tarihçilerin büyük bir kesimi Gorki'den yanadırlar, bu çatışmayı eski ve yeni düzenler arasında gerçekten üreten şeye karşı garip bir şekilde çok az kulak verirler.
 
Şubat'dan sonra yeni düzen güçleri ortaya çıkmaya başladı. Sovyetler ve fabrika komiteleri sayıca büyüdü ve güçleri örgütlemeye başladı, buna rağmen yeterli değildi. Bazılarının devrimci acımasızlığın bir uygulaması olarak gördüğü Kronstadt'da sovyet ve komiteler genelevleri kapattı, halka açık yerlerde sarhoşluğu yasakladı ve hatta kumar oynamayı men etti.
 
İşçi milisleri de geçici hükumete itaat edenlerden ayrı olarak şekillendi. Bu milisler, Petrograd'da ve başka yerlerde kendiliğinden ortaya çıktı. Belki de biraz abartma ile Pravda, bu gruplardan dolayı "holiganizm sokaklarda fırtına rüzgarları tarafından üflenen toz gibi ortadan kayboldu" dedi. 
 
Hükumet kendi polis gücünü yaratmaya çalışırken, Mart ayının sonlarına doğru işçiler, özellikle Petrograd'da daha çok Kızıl Muhafız birimleri kurdu. Sayıları bir indi bir çıktı, ancak Ekim ayında hız kazandı. Devrimin arefesinde, tüm Rusya çapında böyle olmuş olabilir.
 
Genç ve tecrübesiz, ancak moral bozukluğu yaşayan sivil milislerden daha etkili olmasına rağmen, bu subaylar alternatif düzen için örnek teşkil etti. Troçki şunları yazdı: "Basın, şiddet, talepler ve yasa dışı tutuklamaların eylemleriyle ilgili milisleri suçladı."
 
Şüphesiz, milisin şiddet kullandığı açıktır: tam da bunun için yaratılmıştır. Bununla birlikte, suçu, şiddetin nesnesine alışık olmayan ve buna alışmak istemeyen sınıfın temsilcileriyle uğraşırken şiddete başvurmada ısrar etmesidir.
 
Devrimciler, Bolşevik yanlısı ordu birimlerini de çağırdılar ve onlar Petrograd'da Ekim'de kilit rol oynadılar.
 
Dünya görüşlerinin çatışması, bu askerlerin nasıl anlatıldığına işaret ediyor. Geçici hükumet onları "güvenilmez" olarak niteledi ancak devrimi ileri götürenlere göre "güvenilmez birimler" sadece hükumeti destekleyenlerdi.
 
 
ALTTAN GELEN DÜZEN
 
Düzen arayışında olan geçici hükumet şiddete yöneldi. Cephede savaş karşıtı kışkırtıcılık yapanları ağır hapis ile cezalandırdı. Kerensky, Müttefiklerin savaş çabalarını arttırma ve iç düzeni koruma umuduyla Haziran saldırılarını başlattı fakat askerlerin çoğu savaşmayı reddetti. Sonra, Temmuz'da, karma karışık sokak gösterilerinde Petrograd'da elli altı kişi öldürüldü.
 
Hükumet, Temmuz Günlerini darbe girişimi olarak adlandırdı. Troçki'yi tutukladı ve Lenin'i saklanmaya zorladı. Ordu cephede ölüm cezasını tekrar uygulamaya koydu, ancak askerlerin kendileri de buna karşı oldukları için az sayıdaki infazı yerine getirdi.
 
Üst sınıflar başkomutan General Kornilov'u güçlü bir lider olarak görmeye başladı. Kornilov'un güç mücadelesi başarısız olunca durum daha da gerginleşti. Kırsal alanda nöbetler büyüyordu ve hükümet onları durdurmak için birkaç güvenilir birlik görevlendirdi. Toprak gaspları kırsal kesimde giderek artıyordu ve hükumet onları durdurmak için birkaç güvenilir birlik görevlendirdi.
 
Ekim ayındaki olaylar Şubat ayının kaotik şiddetiyle keskin bir şekilde zıt düştü . Muhtemelen Petrograd'da 15 kişi öldü, 50 ya da daha fazla kişi yaralandı.Geçici hükumet boş bir kabuğa döndü. "Çürüyüşü yayıyoruz," dedi bir bakan. Yeni doğan bir güç doğduğu için şiddeti bünyesinde bulunduruyordu - sovyet.
 
22 Ekim Pazar günü, Şubat rejimi, Petrograd Sovyeti Gününü desteklemek için yüz binlerce kişinin sokaklara dökülmesini izledi. Ciddi bir savaş patlak verdi, başarısız hükumet en fazla yirmi beş bin silahlı destekçiyi toplayabildi. Oysa, sovyet adına savaşmak için en az yüz bin asker hazırdı.
 
Aslında, devrimciler kontrolü ele geçirmeyi dikkate değer düzen ile gerçekleştirdiler. Petrogad sovyeti afişler yayınladı:
 
"Petrograd İşçi ve Asker Sovyeti Vekilleri, kentteki devrimci düzenin korunmasını üstleniyorlar. . . . Petrograd garnizonunda şiddet veya rahatsızlıklara izin verilmeyecektir. Halk, holiganları ve Kara Yüzler ajitatörlerini yakalamak ve onları en yakın barakalarda bulunan Sovyet komiserlerine götürmek için davet edilir."
 
Kış Sarayı çöktüğü zaman, Bolşevik komutanları eski bakanları vurulmaktan kurtardılar ve yerine onları tutukladılar. Askerler yağmayı önlemek için, saldırganları, davalıları ve soyguncuları tek tek aradı.
 
Güçlükle işleyen savaş bakanlığı, son mesajlarından birinde devrimcilere hoşa gitmeyen bir iltifat bahşetti:
 
"Asiler düzen ve disiplini koruyorlar. Tüm imha ya da katliamlarda hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Tam aksine, asi devriyeleri gezici askerleri gözaltına aldı. . . . İsyan planı şüphesiz ileri derecede halledildi ve inatçı ve ahenkli bir şekilde yerine getirildi."
 
26 Ekim'de sovyet, Rusya'nın geri kalanını yeni düzeni kabul etmeye çağırdı:  "Bütün devrimci Rusya ve dünyanın tamamı size bakıyor." Petrograd'ta, galiplerin sarhoşluğunu sınırlandırmak için şarap mahzenleri tarumar edildi.
 
Ağır savaş Moskova'da gerçekleşti ve yüzlerce kişi öldü. Ancak daha sonra Lenin ülkenin çoğunda, "sevdiğimiz herhangi bir kasabaya girdik, Sovyet hükumetini ilan ettik ve birkaç gün içinde işçilerin onda dokuzu bizim tarafımıza geldi," dedi.
 
Devrime direnmek için geçici hükumet destekçilerinin yararlandığı eski ordunun parçalarında, periferde durumlar daha da şiddetlendi. Orada dökülen kan azami idi. 
 
 
ZALİM OLMAYI ÖĞRENME
 
Devrimler şiddet eylemleridir, ancak şiddetin pek çok yüzü vardır. 1918 başlarında Rus devrimi kazanmış gibi göründü. Barış istedi ve halka ayaklanması ve onu elde etmesi için çağrıda bulundu.
 
Ancak Avrupalı güçler kapılarına dayanan ne bir barış ne de başarılı bir devrim istediler - bu yüzden Merkezi Güçler ateşkesi bozdu ve kendi şiddetlerini Doğu cephesine kaydırdı. Ayrıca Rusya'daki karşı devrimci şiddeti desteklediler. Aslında, bu dış yardım olmadan, ortaya çıkan iç savaşın nasıl sürdürülebileceğini görmek güçtür.
 
1917 sonlarında, eski başkomutan General Alekseev Bolşevik karşıtı güçleri Don ve Kuban'da toplanmaya çağırdı. Şubat 1918'e gelindiğinde yalnızca 4 bin asker geldi. Bir yıl önce, Rus subay sınıfı yaklaşık 250.000 kişiye sahipti. Görünüşe göre, çok az kişi savaşmaya devam etmek istiyordu.
 
Dışarıdan büyük yardım almadan karşı devrimcilerin ne kendine güvenleri ne de savaşa devam edecek araçları vardı. Bu bağlamda Troçki'nin daha sonra söylediği gibi, devrim de zalim olmayı öğrenmek zorunda kaldı.
 
http://www.jacobinmag.com/ sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

FACEBOOK SAYFAMIZ