Özgürlük

KABUSLAR ANLATILMALI

 
 
JESSIE KINDIG
 
Yirmi beş yıldan beri, Japon ordusunun seks köleliğinden kurtulanlar hesaplaşma istiyorlar.
 
Seul'un merkezinde Japon büyükelçiliği dışındaki "seks kölesi" heykeli. YunHo LEE / Flickr
 
Geçen ay, Japon ordusunun seks kölelerinin ilk video görüntüsü, Seul Ulusal Üniversitesi'nden araştırmacılar tarafından iki yıllık bir çaba sonrasında ABD Ulusal Arşivleri'nde bulundu. On yedi saniyelik sessiz film, Japonya'nın bölgeden çekilmesinin ardından Çinli bir memur tarafından sorgulanan 1944'te Çin'in Yunnan Eyaletinde köleleştirilen yedi Koreli kadını gösteriyor.
 
Kadınlar, saçları arkadan toplanmış, kombinezon elbise ve eşarp giymiş art arda duruyorlar ve birbirlerini tutmaya çalışıyorlar ya da birbirlerine destek olmaya. Çinli genç askerler kadraja dikkatle bakıyorlar, kameraya gülümsiyerek, fakat kadınlar, memurun sorularını kısaca cevaplayan hariç, yere bakıyorlar. Filmi çekene dikkatle bir bakın, sanki vücutlarının başka türlü kullanıldığından şüpheli gibi. Bir kadın doğrudan kameraya bakıyor. Yıllar sonra, bakışları hala suçluyor. 
 
Filmdeki kadın gibi, Kore'de halmoni ya da "büyükanne"olarak bilinen Japon ordusu seks köleliğinden kurtulanlar, 1990'lardan beri hakları doğrultusunda suçlamada bulunmakta, anlatmakta ve seslerini duyurmada ısrar ediyorlar. Halmoni ve destekçileri, şu anda dünya tarihindeki en uzun haftalık protesto mitinginde, kadınları fiziksel olarak kötüye kullanan ve hikayelerini yanlış yönlendiren ya da baskılayan sayısız devlet ve ordu kurumlarının tamamen hesap vermelerini hala talep ediyorlar.
 
Birkaç hafta önce, son halmoni'lerden biri olan Kim Kun-Ja, doksan yaşında öldü. Şu anda bilinen sadece 37 kurtulan kişi hayatta.
 
HÜCUM #1*
 
1932 ve 1945 yılları arasında topluca Pasifik Savaşları olarak bilinen ve II. Dünya Savaşı'nı kapsayan emperyalist yayılım savaşları sırasında, Japonya savaş zamanı seferberliği politikasını izledi ve kontrolü altındaki ülkelerdeki emekçileri, fabrika işçilerini ve cinsel köleleri zorla askere aldı. 1910'dan itibaren Japonya tarafından sömürgeleştirilen Korelilerin, kendi dillerini konuşmaları veya Korece isimleri kullanmaları bile yasaklandı ve sömürgeci gözetim altındaydılar. Artık Japon ordusu için zorla askere alınan en geniş nüfus olmuşlardı.
 
Koreli işbirlikçilerin ve günümüzde insan kaçakçısı olarak adlandırılacak olanların yardımıyla Japonya ordusu, askerlerine cinsel hizmet sağlayan "umumi tuvaletler"de hizmet etmeleri için az sayıda Çinli, Güney Asyalı ve el konmuş Hollandalı kadınların yanı sıra iki yüz binden fazla Koreli kadını kaçırdı, dağa kaldırdı ve zorla köleleştirdi. 
 
"Umumi tuvaletler" elbette öyle bir şey değildi. Savaşan devletin niyetinin altını çizmek için Japon askerlerine "Hücum #1" markalı prezervatifler dağıtıldı. 
 
Kim Kun-Ja, kuzeydoğu Çin'de tuzağa çekildiğinde on yedi yaşındaydı ve Hunchan'da umumi tuvaletlerde hizmet etmeye zorlandı. Kim gibi genç kadınlara, işe alım memurları tarafından genellikle iyi ödeme yapan fabrika ya da restoran işi vaat edildi, ne var ki öldüresiye seks köleliğine mecbur edildiler. 
 
Umumi tüvaletler, Japonya ve Kore'den, Çin'in doğu kıyısına, Tayvan'a ve Güneydoğu Asya'nın ada ülkelerine kadar Asya Pasifik bölgesini nokta nokta kapladı. Her bir kadına, içinde sadece bir lavabo ve japon şiltesi olan genellikle el konmuş okul binalarında ufak bir oda tahsis edildi. Her bir kadına, içinde sadece bir lavabo ve japon şiltesi olan genellikle el konmuş okul binalarında ufak bir oda tahsis edildi ve Kim, geceden sabaha kadar silahlı muhafızlar tarafından gözetlendi.
 
Kim muhabirlere, günde kırk erkeğe kadar hizmet vermeye zorlandığını anlattı. Japon askerlerin günlüklerinin yanı sıra tarihsel döküman ve ifadeler, bir çok umumi tuvaletlerde olanın bu olduğunu su yüzüne çıkarıyor. Kurtulanlar ve tanıklar, askerlerin kendilerine sıra gelmesi için binaların dışında uzun kuyruklar oluşturduğunu ifade ediyor. 
 
"Seks köleleri" dayaklara, sigara yanıklarına ve acı vermeyi canı çeken askerlerin her türlü barbarlığına maruz kaldılar. Askerlerin sağlığını ve savaşma kapasitelerini korumak için cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı haftalık taramaya tabi tutuldular.
 
Kim, dayak nedeniyle kulaklarından birinde kalıcı bir hasara uğradı, birçok cinsel yolla bulaşan enfeksiyona yakalandı ve bir hamilelik ve kürtaj geçirdi. Köleleştirilmesi sırasında yedi kez intihar girişiminde bulundu. 
 
 
SUSTURMA
 
1945'te Japonya'nın yenilmesinden sonra umumi tuvaletlerdeki kadınlar, geri çekilen Japon askerleri tarafından genelde terk edildiler ya da öldürüldüler. Eve dönüş yolunu bulanlar ise memnuniyetle karşılanmadı. 
 
Birçok feminist akademisyenin savunduğu gibi, Kore ataerkil gelenekleri, kurtulanların algısını saptırdı: Japonlar tarafından cinsel istismara uğrayan kadınlar, Kore'nin ulusal iktidarsızlığının "kirli," utanç verici simgeleri olarak görülüyordu. Eve dönen kadınların kişisel travma hikayelerinin Kore devletinin rezillik hikayelerine dönüşmesi kurtulanları daha çok sessizliğe gömdü. Çoğu ne ailelerine anlatabildi ne de evlerine dönebildi. 
 
Kim evine ulaşmadan otuz yedi gün boyunca yürüdü. Vardıktan sonra, genç sevgilisi, ailesi evlenmelerini yasaklayınca intihar etti. Genç çocukları ölünce Kim yalnız yaşamaya terk edildi. 
 
ABD destekli bir dizi diktatörlüğün devrilmesini öngören demokratikleşme hareketi tarafından mahmuzlanan 1980'lerde Koreli kadın aktivistler ve feminist akademisyenler, Japon askeri cinsel köleliği araştırmaya başladı.
 
1990'da, Kore Kadınlar Konseyi, Japonya tarafından Askeri Cinsel Kölelik amacıyla görevlendirilen Kadınlar adına farklı feminist grupların çatı örgütü olarak oluşturuldu. Ertesi yıl Kim Hak-Soon, köleleştirme hikayesini halka açıklayan ilk kurtulan oldu. Kim'in tanıklığından bu yana, 238 kadın, daha önce kendilerinin de eski cinsel köleler olduklarını söylediler. Kim Kun-Ja, 2007'de hikayesini anlattı.
 
1990'ların başına kadar tecavüz, uluslararası bir insan hakları sorunu olarak ciddiye alınmadı ya da Birleşmiş Milletler tarafından genel savaş suçlarından ayrı olarak listeye geçirildi. Fakat, Bosna savaşlarındaki kitlesel cinsel şiddetin bir neticesi, Kore'de telafi ve tanınma arayış çabası, savaş zamanı şiddete karşı yeni uluslararası dikkat ile birlikte yeni bir ivme kazandı.
 
Kim Kun-Ja 2007'de tanıklık yaparken.
 
1992 yılından bu yana Kore Konseyi, Seul'deki Japon büyükelçiliği dışında yapılan haftalık Çarşamba Gösterilerine parasal destek sağladı. Bugün hala, hayatta kalanlara tıbbi destek ve danışmanlık sağlıyorlar, Seul'de Savaş ve Kadın Hakları Müzesi'ne ev sahipliği yapıyorlar ve Kim Kun-Ja'nın da yaşadığı kurtulanlar için bir barınak olan Paylaşım Evi'ni işletiyorlar. Kore Konseyi'nin araştırma programı bir çok kaynak ve arşiv kullanarak cinsel kölelik sistemini titizlikle belgelediğinden kimse varlığını inkar edemez.
 
 
DEVLET ŞİDDETİ DEVLET TARAFINDAN ÇÖZÜLEMEZ
 
Japon hükumeti, dikkatlerin cinsel istismar üzerine yönelmesinden memnun olmadı. İlk aleni suçlamalardan sonra Japonya, Kim Hak-soon ve Kim kun-Ja gibi kadınların "seks kölesi" değil, gönüllü fahişeler olduklarını öne sürdü. ABD, Japonya'yı uluslararası savaş suçlarından dolayı yargılamama kararı aldığı için, savaş sonrası uluslararası alanda bu konudaki ilgi eksikliği, bu aklamaya yardım etti.
 
Ayrıca Güney Kore Devleti de sağ kurtulanların kısmen susmasında yardımcı oldu. 1990'lı yıllardan itibaren hükumet, vatanseverliği ve Japon karşıtı hassaslığı canlandırmak için "seks köleleri" konusunu etkin kullandı. Aktivist-bilimadamı Lee Na-Young'ın belirttiği gibi, Japonya'nın "gerçeği söyleme" konusundaki ısrarı, konuyu Koreli ve Japon erkekler ve kadınların kendilerinden mahrum bırakılmış temsilciliği arasında bir mesele haline dönüştürdü. Kadınların hikayelerini araçsallaştırma, Koreli işbirlikçilerin kadınların köleleştirilmesi konusundaki aktif işbirliğini örtbas ederken, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de önünü açtı. 
 
Japonları şeytan gibi gösterme üzerine odaklanma, Doğu Asya'daki tecavüz, savaş, modern zaman fahişeliği ve seks turizmi arasındaki bağlantıları da ört bas etti. 1945'ten sonra yenilen Japonlar, hem Japonya hem de Güney Kore'de askeri işgalleri sürdüren ABD'ye umumi tuvaletleri devrettiler. Bu umumi tuvaletler ve belirlenmiş fahişe bölgeleri, devlet düzenlemeli fahişelik sistemlerine ve zamanla Kore'de hala her ABD askeri üssünün yanında yer alan Korece gijichon ya da bayağı şehir anlamına gelen yerlere dönüştü. Bu üst üste binen tarih, Kore savaşı sırasında ve sonrasında hem Koreli hem de Japon kadınlar için eşit olmayan, cinselleştirilmiş ve sıklıkla şiddet içeren bir manzara yarattı.
 
Japonya ve Koreli aktivistleri yatıştırmak amacıyla 1995 yılında Japonya, hayatta kalanlar için tazminat öngören Asya Kadın Fonu'nu kurdu. Fakat çoğu eylemci ve hayatta kalanlar, yasal suçluluktan ziyade Japonların ahlaki sorumluluğuna vurgu yapmanın ve fonun kar amacı gütmeyen statüsünün bunu natamam ve kısmi bir karşılık haline getirdiğini savunarak, hafifletici olduğu için buruk bir şekilde reddettiler. 
 
2015'te Japon ve Güney Kore hükumetleri başka bir anlaşmaya vardılar. Bu anlaşma, kadınlarla ilgilenmek için Japonları bir devlet fonu kurmaya davet ediyordu. Daha sonra muhafazakar başkan Park Geun-Hye, uzlaşmayı, "son ve geri çevrilemez karar" olarak nitelendirdi. Ancak geride kalanlar ve onların temsilcileri müzakerelere dahil edilmediler ve Japonya hala yasal suçluluğu kabul etmedi. Aktivistler bunu öfkeyle kınadılar. Kim Kun-Ja gibi kadınlar için, "son ve geri çevrilemez karar" asla mümkün olmadı.
 
Bu hoşa giden bir gelişme oldu, hiç olmazsa aktivistler ve hayatta kalanlar, şimdiye dek geride kalanlar için devletin konuşma çabalarına dikkat edecekler. Buna karşılık aktivistler onların hikayelerini anlatmalarının öneminde ısrar ediyorlar.
 
 
HAYKIR BÖYLECE BİZİ DUYABİLİRLER
 
Geçtiğimiz yirmi beş yılda her Çarşamba sabahı, Kore Konseyi aktivistlerinden, kurtulan kadınlarından ve destekçilerden oluşan bir kalabalık, Seul'un merkezindeki Japon büyükelçiliğinin dışında toplandı. 1992'de resmi bir özür ve hukuki tazminat talep etmek üzere başlatılan Çarşamba Gösterisi,  destekçilerin ve hayatta kalanların küresel barış çağrısında bulunduğu  ve tanınma, tazminat ve hesap verme talep etmeye devam ettiği bir alana yayıldı. 
 
Şimdiye dek Çarşamba Gösterisi hayli ritüelleşmiş bir şeydi. Sahne ve ses sistemleri için açık kasalı bir kamyon, oturmak için şilteler ve ıstırap çekmekten kurtulan kadınların hareketinin sembolü, sinek ve kelebek şeklinde afişler dağıtan parlak sarı yelekli gönüllüler grubu var. El yapımı tabelaları olan üniformalı okul çocuklar, bir grup rahibe ve küçük bir grup gazeteci ile sahnenin önüne yerleştikçe haşır neşir olurlar. Bir DJ, harekete damga vuran, "Like a Rock" şarkısını çalıyor.
 
Protestonun neşesi onu temsil eden korkutmayı gizler. Japon büyükelçiliği, saatler süren gösteri boyunca her hafta kapanır ve Güney Koreli polis otobüsleri kalıcı olarak korunaklı ve muhafazalı büyükelçiliğin önünde yerini alır. Protesto alanını kordona almak için her hafta bir polis hattı oluşturulur. Toplanmanın sonunda kalabalık yüzlerini büyükelçiliğe döner ve "haykır böylece seni duyabilirler" çağrısı yapar.
 
Gösterinin merkezinde geleneksel giysileri içinde yalın ayak bir Koreli kızın altın bronz heykeli yer alıyor. Yumruklarını sıkarak ve caddenin karşısındaki Japon büyükelçiliğine suçlama dolu sert bakışlar içinde gözlerini dikerek bir sandalyede oturuyor. Barışın bir sembolü olan kuş omuzuna yaslanıyor ve onun peşi sıra, yaşlı, kambur bir halmoninin heykel şekli verilmiş gölgesi uzayıp gidiyor.
 
Yanında boş bir sandalye var. Oturabilir ve dayanışma içinde büyükelçiliğe gözlerinizi dikebilirsiniz. Oturabilir elini tutabilirsiniz. Oturabilir ve haykırabilirsiniz çünkü o bir heykel ve sessiz kalmalı.
 
Aralık 2011'de bininci Çarşamba Gösterisi anısına olması için tasarlanan heykel, tanınma ve hesaplaşma için mücadelenin sembolik bir mihenk taşına dönüştü. Japonya defalarca heykelin kaldırılmasını talep etti. Buna karşılık aktivistler etrafında toplanmaya devam ediyorlar ve ona bakıyorlar: kış boyunca ona sıcak tutacak şapkalar, atkılar, eldivenler ve battaniyeler giydiriyorlar, yazın ayaklarının dibine çiçek ve küçük hediyeler bırakıyorlar.
 
Ön tarafta, elektrikli bir fan ile bir gölgelik altında, genellikle birkaç halmoni var. Protestolarda gülümsüyorlar, şarkıları alkışlıyorlar ve periyodik olarak heykele dokunuyorlar. Vaktin sonunda kendilerine saygı sunmak ve fotoğraf çektirmek isteyen protestocuları kabul ediyorlar.
 
Ölümüne kadar Kim Kun-Ja bu haftalık gösterilere katıldı.
 
 
ANLATMA
 
Başından itibaren tanınma ve onarma için harekete halmoni öncülük etti ve onların tanıklıkları tarafından yönlendirildi. Kore Konseyi aktivistleri, feministler ve akademisyenler, halmoninin şahitliğini merkeze almaya ve kaçırma, cinsel işkence ve zorla susturulma hikayeleriyle ilgilenmenin kişisel ve politik önemini anlamaya çalıştılar. Kendi hikayelerini anlatırken, halmoniler deneyimlerini ve acılarını merkezileştirirler ve anlatırken benimserler. 
 
Kore Konseyi'nin bir projesi olan Seul'deki Savaş ve Kadınların İnsan Hakları Müzesi'nde, ziyaretçilere yolculuklarında onlara rehberlik edecek bir kadın resmini ve hikayesini içeren bir giriş kartı verilir. Müzenin ısrarla durduğu istatistikler ve rakamlar sadece askeri cinsel köleliğin büyük gerçekliğini anlatmıyor. Her bir kadının hikayesinin özelliğine, acısına ve direncine dikkat etmemiz gerekiyor: onların adlarını bilmeliyiz: Park Ok-Lyon. Lee Soo-San. Park Ok-Seon. Kim Soon-Ok. Gong Jeem-Yup. Park Du-Ri. Kim Hak-Soon. Lee Ok-Sun. Mardiyam. Jan Ruff-O'Hare. Tsai Fang Mi. Han Oo-Soo. Ve daha fazlası. 
 
Müzenin mimarisi, her halmoni'nin genç bir kadın olarak yaşadığı duygusal ve tarihi manzaraya rehberlik ediyor. Halmoni'ye ait, deneyimlerini ayrıntılarıyla anlatan resim ve çizimler duvarları süslüyor.
 
Halmoni, kendi anılarını bir araya getirirken, onları susturmaya veya ifadelerini farklı uçlara yönlendirmeye çalışan birçok devleti de reddediyor: Japonya'yı kabul etmeme, savaş sonrası Kore kültürünün kirlenme ve suçlamaya vurgusu, en son, askeri cinsel köleliği ulusal onurun aşağılanması olarak gören Güney Kore hikayeleri.
 
Halmoni ve onların eylemci destekçileri, hikayenin sadece Pasifik Savaşları ya da sadece Kore gururu ve Japon saldırganlığı hakkında olmasını istemiyor. Onlarınki, çatışma bölgelerinde cinsiyet şiddetine karşı uluslararası mücadelenin bir parçası. Müzedeki özel sergiler, Vietnam Savaşı sırasında ABD'nin yanında savaşan Güney Koreli askerler tarafından tacize uğramış Vietnamlı kadınlara sesleniyor. Halmoni Kim Bok-Dong ve Gil Won-Ok tarafından başlatılan Kelebek Fonu, çatışma bölgelerindeki kadınlara ve çocuklara para gönderiyor.
 
Tanıklık kendi başına savaş zamanı cinsel şiddeti engelleyemez ancak gerçek hesaplaşma adına atılan ilk adımdır. Askeri cinsel köleliğin tarihi, cinsel şiddetin devlet çatışmalarına ve devlet inşasına nasıl özgü ve kadın vücutlarının savaş sonrası vatanseverliğin yeniden tesisinin yanı sıra savaş tahribatı için de savaş alanı haline dönüştüğünün kanıtı olduğunu gösterir.
 
Çizimlerle, tanıklıklarla ya da parçalanmış anılarla, kendi hikayelerini kendi yollarıyla anlatmakta ısrarda halmoni, hikayelerinin ve vücutlarının daha başka kullanımlarını reddeder. Çözüm olmayabilir ama onların sözleri bizi bir tane aramaya zorlar.
 
"Ne kadar acı bir hayat yaşadığım! Bana gençliğimi geri getirin."
 
"Benim gibi acı çeken kadınlara umut olmak istiyorum."
 
"Sağ kalmış olmam sanki bir rüya gibi. Rüya olamayacak kadar vahşi bir kabus."
 
 
*"assault" kelimesi aynı zamanda ırza geçmek ve tecavüz anlamlarına geliyor.
 
**www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde