Özgürlük

DİKTATÖRLÜĞE KARŞI HER TÜRLÜ DiRENİŞ MEŞRUDUR!

 
  
Haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarını hazmedemeyen Diktatör Erdoğan ve AKP her türlü faşizan baskıyı toplumun muhalif kesimleri üzerinde pervasızca uygulamaya koymaya başladı. Hatta kendi belirlemiş oldukları, "yasa ve hukuk" kurallarını bile görmezden gelerek, Kasım seçimlerine doğru yol alındı. Burada, bugünün tüm siyasal sonuçlarını birilerine yükleyerek kendimizi kurtarmak ve aklamak gibi bir derdimiz yok. Tüm siyasal parti, kurum, grup ve gerekse tek tek kişiler kadar bizim de payımıza düşen hatalar vardır. Ama Kasım seçimlerine giden yolda iki önemli hatayı vurgulamadan geçemeyiz. Birincisi başta ana muhalefet partisi CHP olmak üzere HDP'de seçimleri ve parlamentoyu protesto etmeliydi(geç de olsa tüm yaşananlar sonucunda gelinen noktada meclisin yürütme vasfını kaybettiğini ve görünürde bir parlamenter burjuva demokrasisinden ziyade bir süs bitkisi olarak kaldığı ve bu bağlamda tüm meşruluğunun kaybettirildiği görülmeliydi. "Öteden beri savunduğum aktif boykot gibi tutumlar tartışılmalı. Bunca parlamenterin tutuklandığı, belediye seçimlerinin gasp edildiği bir “olağanüstü durumda” olağan siyaset yöntemlerinin yetersiz kaldığı açıktır," (ilhan Cihaner).
 
Nihayetinde tüm gelişmeler Erdoğan ve AKP'ye yandaşları önünde bir "meşruluk" kazandırdı. 16 Nisan Referandumunda hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde sandıktan hile ve sahtekarlıkla örülü "evet" kararı çıkartıldı. Bu aynı zamanda şu anlama geliyordu: Erdoğan, "Sizleri açık faşizmle yöneteceğim," diyordu.  Sahtekarlıkla kazanılan referandum aynı zamanda Diktatör Erdoğan'ın devletin tüm yönetim güçlerini eline alarak onlara hükmetmesi anlamına geliyordu. Bu durum, yasal olmayan seçim sonuçlarıyla meşruluğunu yitirmiş bir hükümetin, kanun tanımazlığın ifadesi KHK larla yürüttüğü kendi ‘‘rejimlerinin‘‘ ezilen halklara dayatılmasıdır. Bu durum, yönetememe krizlerinin giderek derinleşmesidir.
 
Özellikle referandum sürecinden sonra sonuçları hazmedemeyen ve bir bakıma hayal kırıklığına uğrayan Erdoğan saldırı ve tasfiyeleri olanca hızıyla sürdürdü. Belediyelere kayumlar atayarak, seçilmiş Belediye Başkanlarını görevden aldı. Başta HDP olmak üzere tüm siyasal muhaliflere gözdağı vererek ve aleni tehdit ederek tutuklama, gözaltına alma, muhalif ve ilerici akademisyenleri görevden alma gibi operasyonlar ile tüm faşizan baskı araçlarını tedavüle soktu. Her gün yeni KHK'ların yayınlandığı bir sürece girildi. En son,  "696 sayılı KHK'ya konulan bir madde ile bundan sonra “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden” kişiler, hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluktan muaf tutulacak."
 
Bu KHK ile birlikte gerek Diktatör tarafından gerekse muhalif CHP'den farklı sesler yükselmeye başladı. Tek tipleştirilme sürecine karşı bilinen klasik birleşme çağrıları(elbetteki iyi niyetle) yapılıyor. Halihazırda HDP ve Birleşik Haziran Hareketi gibi yapıların, özellikle de Haziran seçimlerinden sonra, ciddi anlamda bu yolda görevlerini layıkıyla yerine getirdikleri söylenemez. Diğer taraftan, gerek Diktatörlüğün baskısı gerekse de "birlik ve birleşme" anlayışındaki yanlışlık ve tartışmaların beraberinde getirdiği ayrışmalar sonucu kitlelerde oluşan güvensizlik ve tedirginlik ve de Korku İmparatorluğunun yarattığı irkilme bunda etkili olmuştur.
 
Bizim açımızdan açık faşizmin koşulları Haziran seçim sonuçlarıyla aleni bir şekilde başlarken 15 Temmuz girişimiyle ayyuka çıkmıştı. İşte bu koşullarda tüm siyasal partiler ve muhalefet referandumda hayır çalışmalarını yürüttüler. Başarılı da oldular. Oysa OHAL ile birilikte TBMM  devre dışı kalırken, bu aynı zamanda parlamenter mücadeleye ilişkin, "boşuna uğraşmayın" mesajı idi. Sandıklardan oy çalmalar, televizyonlarda yanıltmaya yönelik ilk açıklamalar tüm bunlar açık faşizmin koşullarının ürünleriydi.
 
 
Artık, OHAL ve KHK'lara rağmen, bizleri bir mücadelenin açık bir şekilde beklediği ortada. Tüm mesele bu mücadelenin nasıl olması ve olacağına ilişkin bir belirleme ve öngörüde bulanabilmek. Bu açıdan biz diyoruz ki; Diktatörlüğe karşı Her Türlü Mücadele Meşrudur! Bu şu anlama geliyor: Sandığa ve parlamentoya sıkıştırılan bir yaklaşımla bu mümkün görünmüyor. Ancak onunla sınırlı kalmayan bir yaklaşımla bulunduğumuz her yerde evde, işte, okulda, mahallede, köyde fabrikalarda diktatörlüğe karşı gerek bireysel gerekse kitlesel çalışma ve protestolarla en geniş kitlelere ulaşabilmenin yolunu bulmalıyız. Yeri geldiğinde zor da kullanılabilmelidir. Madem bizlere yukarıdan "iç savaş çıkarsa çıksın; ezer geçeriz!" deniliyorsa, burada kendimizi aktif savunmamız kadar doğal bir şey olmayacaktır. Toplumsal çatışmaları artık açık bir şekilde körükleyen bir siyasal iktidarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu saldırılara hedef olacak kesimler kendi örgütlülüklerini oluşturma adımlarını atacaklardır.
 
En önemli konulardan birisi de, içeride ezilenlerin, emekçilerin çıkarına gelişebilecek olası kazanımları engellemeye yönelik ABD, RUSYA ve AB gibi ülkeler alternatif muhalefet(İyi Parti, Gül vs) yaratarak bu süreci manipüle edebilirler. Bu da çokça tartışılan özlenen başka bir Türkiye'nin yolunu açmayacaktır. Diktatörün kendi hukukunu bile uygulamadığı kurallarla bu baskı, terör ve şantaj iktidarını sürdürmesi uzun vadeli mümkün görünmüyor. Bütün bu meseleleri çözmek için de devrimcilerin her alanda yerlerini alabilmeleri gerekiyor. Bizim yakın zaman hazinemizde bize moral verebilecek çok önemli deneyimler var. Birisi, 2013 Gezi Direnişi; ikincisi, 2014 Kobane Direnişi ve 16 Nisan Meşruluğunu kaybetmiş referandum. Tüm bunlar bizim deney birikimlerimizdir. Önemli olan  bunları doğru bir şekilde diktatöre karşı kullanabilmeyi başarabilme becerisini gösterebilmemiz... Aynı biçimlerde tepkiler beklemek yerine, bu faşist saldırıların geliştiği tüm alanlarda savunma ve direnme hakının meşruğu bilinciyle örgütlemeliyiz. Zalimlerin zulümleri, tarihin o durdurulamaz akışı karşısında yok olmaya mahkum olacaktır.
KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ.

Error: No articles to display

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde