Özgürlük

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT


 

Kievski sözünü şöyle sürdürüyor:'' ... Biz, onların negatif formüllerinde [ yer alan ve- ç] proletaryanın emperyalizme karşı bilincini keskinleştirecek olan bir dizi isteği tamamen kabul ediyoruz; ne var ki, bugünkü sistemde, buna uyan pozitif formüller bulunması olasılığı kesinlikle yoktur. Savaşa karşı olmaya evet, ama demokratik bir barış için verilen savaşa karşı olmaya hayır...’’

  Yanlış! İlk sözünden son sözüne kadar yanlış! Kievski ( Sosyalizm ve Savaş broşüründe, s. 44-45° ) ‘’ Pasifizm ve Barış Sloganı’’ hakkındaki kararımızı okumuş ve hatta , sanırım, onaylamıştır. Biz demokratik bir barıştan yanayız; yalnızca, kararın da ortaya koyduğu gibi, ‘’bir dizi devrim olmaksızın’’ bugünkü burjuva hükümetlerin yönetimi altında böyle bir barışın olması olduğu aldatmacasına karşı işçileri uyarıyoruz. Soyut barış savunusunu, yani savaşan ülkelerde şimdiki yönetimlerin gerçek sınıf yapısını ya da özellikle emperyalist yapısını dikkate almayan savunuyu, işçileri aldatmak olarak görüyor ve kınıyoruz. Sotsial – Demokrat’ daki (n° 47 ) tezlerde, eğer devrim, şimdiki savaş sırasında partimizi iktidara getirirse, savaşan taraflara partinin derhal demokratik bir barış önereceğini kesinlikle belirtmiş bulunuyoruz.” Lenin Marksizmin bir karikatürü ...  Sf.86/87

“Marx’ın öğretisinin özü, sınıflar savaşımıdır. Durmadan söylenen ve durmadan yazılan şey budur. Ama doğru değildir. Ve, Marxsizmin oportünist çarpıtmaları, onu burjuvazi için kabul edilebilir bir duruma getirmeye yönelen çarpıtmalar, kolayca bu yanlışlıktan kaynaklanırlar. Çünkü sınıflar savaşımı öğretisi Marx tarafından değil,ama Marx’tan önce burjuvazi tarafından ortaya konulmuştur; ve bu öğreti, genel olarak, burjuvazi için kabul edilebilir bir öğretidir. Yalnızca sınıflar savaşımını kabul eden biri,bundan ötürü bir Marksist değildir; henüz burjuva düşüncesinin, burjuva politikasının çerçevesinden çıkmamış biri olabilir. Marksizmi sınıflar savaşımı öğretisine indirgemek, onun kolunu kanadını kırpmak, bozmak, onu burjuvazi için kabul edilebilir bir şeye indirgemek demektir. Sınıflar savaşımının kabulünü, proletarya diktatorasının kabulüne dek genişleten kişi bir Marksisttir ancak. Marksisti bayağı küçük( ve büyük) burjuvadan ayırdeden şey, işte budur. Marksizmin gerçekten anlaşılıp kabul edildiğini, işte bu denek taşı ile  sınamak gerekir.” Lenin. Devlet ve İhtilal Sf.42

  “ Devlet üzerine alışılmış düşüncelerde, Engels’in burada sözü edilen önsözünde dikkati çektiği ve yukarıda değinmiş bulunduğumuz yanılgıya gerçekten sık sık düşülüyor; devletin ortadan kalmasının, demokrasinin de ortadan kalkması olduğu; devletin sönmesinin, demokrasinin de sönmesi demek olduğu sık sık unutuluyor.

 Böyle bir sav, ilk bakışta çok tuhaf ve anlaşılmaz görünür; belki de azınlığan çoğunluğa boyun eğmesi ilkesine uyulmadığı bir toplumsal düzenin kurulmasını istediğimizden korkanlar çıkacaktır; çünkü, eninde sonunda, demokrasi bu ilkenin kabulü demek değilmidir?

 Hayır. Demokrasi ile azınlığın çoğunluğa boyun eğmesi özdeş şeyler değildir. Demokrasi, azınlığın çoğunluğa boyun eğmesini kabul eden, tanıyan bir devlettir; başka bir deyişle, demokrasi, bir sınıf tarafından bir başka sınıfa, nüfusun bir bölümü tarafından nüfusun bir başka bölümüne karşı, sistemli zor uygulamasını sağlamaya yarayan bir örgüttür.

 Biz, devletin, yani tüm örgütlenmiş ve sistemli zorun, genel olarak insanlar üzerinde uygulanan her türlü zorun ortadan kalkmasını son erek olarak alıyoruz. Biz, azınlığın çoğunluğa boyuneğmesi ilkesine uyulmayacağı bir toplumsal düzenin çıkagelmesini beklemiyoruz. Ama biz, sosyalizmi yürekten dileyerek inanıyoruz ki, sosyalizm, evrimi içinde komünizme varacak, ve sonuç olarak, insanlara karşı zora başvurma zorunluluğu, bir insanın bir başka insana, nüfusun bir bölümünün nüfusun öteki bölümüne boyun eğme zorunluluğu büsbütün ortadan kalkacaktır; çünkü insanlar, zor ve boyun eğme olmaksızın, toplum halinde yaşamanın yalın koşullarına uymaya alışacaklardır. ‘’bütün bu devlet hurdasından kurtulacak durumda’’ olacak bir yeni kuşak’tan sözeder.

Bu noktayı aydınlatmak için, devletin sönmesinin ekonomik temellerini çözümlemek gerekir.”

Lenin Devlet ve İhtilal Sf. 91/92

  ‘’..... Engels’in düşüncelerinin tüm doğruluğunu ancak şimdi değerlendirebiliriz. Devlet varoldukça, özgürlük yoktur. Özgürlük olacağı zaman, devlet olmayacaktır.’’ Lenin Devlet ve İhtilal Sf. 105/106

 

Yukarıda anlatılanlardan ne anlıyorsun?

Devrimci dünya görüşü, diyalektik ve tarihsel materyalizm ciddi eğitim gerektiren bir bilim. Geçmiş, bugün ve gelecek diyalektiğini kaybetiğinde tüm yaşamın boş laflar ve bir anıdan ibaret kalır. Bugünü doğru devrimci tarzda kavrayamayanların, geçmişle diyalektik bağını doğru kurmaları beklenemez. Günümüz ‘’yeni dünyasının’’ gelişim ve değişiminin, geçmişin bir çok tahlil ve tespitlerinin, artık içeriği açıklayamaz duruma getirdiği ortadadır. Yeniyi daha iyi kapsayan kavram ve değerlendirmelere ihtiyaç olduğu ortadadır. İki kutuplu dünyanın sonu, yeni dengelere ilerleyiş ve nüfuz alanları mücadelesi vb. Sömürü metodları ve devlet biçimlerinde değişimleri görmezden gelmek doğru devrimci bir yaklaşım olamaz. İşte bizler bu yazılar ve belirlemelerle ihtiyacımız olan teorik birikim ve tartışmaların önünü açmaya, karınca kararınca üretimlerimizle katkı olmaya çabalıyoruz. Devrimciliğin ciddi bir eğitim işi olduğunun bilinciyle birbirimizi tamamlayarak, ortak çaba ve üretimleri geliştirerek mücadele etmeye çabalıyoruz. Düşüncemizle maddi gerçeklik arasındaki organik bağları oluşturma mücadelesi yaşadığımız dönemin en can alıcı sorunu olarak karşımızda. Devrimci dünya görüşü olamadan devrimci pratik olmaz... İnsanların başına ne gelirse düşüncesinden ya da düşüncesizliğinden gelir... Bunun bilinciyle, bir kez daha diyoruz ki :

 *DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT.

 Devrimcilik: O dönemde yaşanılanları o şartlar mekan ve zaman içerisinde algılayıp ders ve deneyler çıkartarak eğitilmekken, kendi zamanında bu ders ve deneyler ışığında mutlaka onları aşarak, kendinden değerler katarak, sınıfsal ve toplumsal mücadelelerin çelişkiler yumağının gelişim yönüne mücadelenle doğru müdahale etmektir.

 Devrimci düşünce maddedeki hareketle, düşüncedeki hareketin doğabilimsel bağlarını kurarak, organik bütünlüğünü sağlama mücadelesidir. Bu bağlamda sürekli gelişim ve mücadelesi demektir. Toplumsal ve sınıfsal mücadeleler alanında hiç bir gelişim tesadüfen ortaya çıkmaz. Bir başka değimle; insanlar aleminde ‘’tarihçi, kaderci, olması gereken olmuştur vb.’’ izahların hepisinin dışında, ortaya çıkan olaylar çelişki bütününün gidiş yönü doğrultusunda ortaya çıkmıştır. Kişiler ve kahramanlar ağırlıklı izah edilmeye çabalananların tez, anti-tez ve sentez sonucu ortaya çıktıkları açıktır. Sınıflar mücadelesinin imbiğinden damıtılıp süzülen sonuçlardır olay ve gelişmeler.

 Bilmin gelişim seviyesi ile çözemediği, bilmediğimiz sorunları, bildiklerimizle yargılamak. Bilgiyi geliştirmek yerine salt yargıya varmak, doğru gelişim yönüne olumsuz müdahaledir.

Düşüncenin gelişimine, çelişki bütününün hareketine engeller koymaktır.

Tarihsel olarak gelişim yönünü toplumsal mücadeleler ve sınıf mücadeleleri alanlarının gösterdiği yönde mücadele yerine, bu çelişki yönünün yanlışlığı sonucuna ulaşmak aklıevvelliktir...

 Yukarıdaki alıntılardan ne anladın ? Lenin’in yanlışları ve parti diktatörlüğü örgütlediğini ? Stalin’in diktatörlüğünü ? Troçki’nin dönekliğini ? Peki bu insanların en azından senin kadar konuları bildikleri ve tartıştıklarını anlayabiliyormusun ?! Sınıflar mücadelesi ve toplumsal çelişkilerin o gün, zaman, mekan ve şartlarda karşılarına çıkardıkları sorunları çözerek ilerlediklerini görebiliyormusun? Bunun için tarihin bu çelişkilerin bütününü damıtıp süzdüğü sonuçlarla doğasal tarihin yazıldığını anlayabiliyormusun? Bu ne hoyratlık? Haline bakmadan bu kadar kolay yargılama hakını kendinde buluyorsun! Neden bugünün gözüyle geçmişi yargılıyorsun? Kendinizi tarihin karar vericisi durumuna koyma yetkisi size gökten zembille mi indi ? Sıfır noktası, tarihsel gelişimin miladı mısınız?! Marx öğretemedi mi hala, sıfır noktası varsa – 1 de olması zorunlu...

 

 

  Yukarıda yazılanları nasıl algılıyorsun ? Aynı şeyleri anlamıyor, aynı şekilde algılamıyoruz. Genelde olaylara yaklaşım yöntemi ikilemler, düalizm, kıyaslama vb. biçiminde ve bu düzeye takılı. Dünya görüşünden kaynaklı yanlış metodoloji ile olayları algılama hataları yanında, yeni dönemin eski terminolojiyle izahının yetersiz kalışı da etkenler arasında. Günümüz gelişmelerinde ortaya çıkan yeni durum ve biçimleri anlatım çoğunlukla yeni kavramları da gerektiriyor. Yeni dönemin olay ve gelişimlerini kavrama ve tahlilde düalizm, genellikle aynı biçimde pratik düzleme ait soru ve sorunları siyasal düzlem yerine koyarak, ikilemlerle uğraşmaktadır. Bu yaklaşım yenilgi döneminden çıkış yöntemlerine de yansımaktadır. Örgütlenmede, paratikte kimin nerede yer alacağı benzeri kariyer, direniş komiteleri benzerlerinin aynı biçimlerde tekrarı ve benzerlerini, ayrı bir düzlem olan siyasal çözüm olarak görebilmektedir. Yurt dışındaki tartışmaların deney birikimi olarak geldiği son yere takılı kalıp, ‘’ikili görevler’’ tespitini siyaset düzlemi yerine koymaya çabalamaktadır. Çelişki yumağının bileşkesinin ya da gidiş yönünün ifadesi için kullandığımız son kertede veya son tahlilde tanımını da aynı biçimde kavramıyoruz. Örneğin, çelişkilerin teke inmesi’’bircilik’’ ve benzerlerini, Kautsky vari anlamıyor ve kavramıyoruz. Mücadelenin gelişimi ve devrimci deney birikimlerinin üzerinde onları aşarak gelişmeyi ve eğitilmeyi durdurmak diye de ifade edebileceğimiz statüko, gelişimi olumsuz yönde etkilemektedir. Teorik ve ideolojik birliğin geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yeniden oluşturulması gereken bir dönemde, çelişki yumağının gidiş yönünün tahlil edilememesi durumudur bu. Bunun da sonucu ikilemler düzeyine takılı kalan, siyasal çözümlemeler düzeyine ulaşamayan bir çözümsüzlük...

Birlikte yaşanılan olay ve gelişmelerden de aynı şeyleri anlamıyor, aynı şekilde algılamıyoruz. Düalizm sonucu; herkes kendi kahramanı olduğu tarihi, iklemlerini, kıyaslamalarını anlatıyor.

Ne kadar kolaycı ve naif yaklaşımlar. Herkes’’devrimci’’. Bu işle hasbelkader ilgilenmiş herkes ‘’devrimci’’. Halbuki, Devrimci düşünce, diyalektik ve tarihsel materyalizm bir bilim ve cidi bir eğitim gerektiriyor. Yetmiyor, öyle bir bilim ki; deney labaratuvarı yaşamın kendisi sınıflar ve toplumsal mücadeleler alanı. Gelişimi yani hareketi durdurduğun her an ve kesit alarak hereketsizleştirdiğin her tahlil ve inceleme sapmanın başladığı yer. Üstüne eldeki bu verilerle alınan çok bilmiş ve keskin kararlar. Geçmiş zaman ve mekan ve de gelişime, zaman makinesi icat edilmediğinden ve geri gidilemediğinden anlamakta güçlük çektiklerin hakında, bugün bulunduğun yerden keskin ve kesin kararlar! İmdi senin gözünle, bütün bunları söyleyen bizler çok mu biliyoruz ? Ya da yukarıda söylenenler çok doğruydu da neden hayata geçmedi? Kendi dünyanda nekadar da mantıki değil mi? Halbuki, gelişimin hangi yönünü gördüğünle ilgili değişen doğasal bir gerçeklik yok... Öleceğini bile bile neden yaşıyorsun gibi bir soru. Tüm çelişkilerin bileşkesi olarak ortaya çıkan gelişim ve olayları bir eğitim ve deney birikimi olarak göremiyor, üstelik geliştirilmesi ve aşılması gereken gelişim ve hareket halini, hakında senin karar vermen gerekenler olarak görüyorsun. Yanılıyorsun. Çünkü dünya görüşü devrimci olamayanın, anlayamayacağı ve geliştiremeyeceği dünyalarda yaşıyorsun. Bize gelince, senin dünyandaki gibi hiç bir iddiamız yok.  Çok bilmek değil, birlikte eğitilmek. Nasıl bir hareket halinde ve gelişim çabasında olduğumuz dışında; doğabilimsel gelişime organik  bağlarla bağlanma mücadelesi veriyor, ölerek yaşıyoruz. Hepsi bu...

 Felsefe, bizim deyişimizle dünya görüşü, baktığın tüm olay ve gelişmelere yansır. ‘’Miladından’’ 500 sene kadar önce birileri şunun farkına varmış !

‘’Payına gerçek özgürlük düşmesi için, der, felsefeye hizmet etmen gerekir. Felsefeye boyun eğmiş, kul olmuş kişi, beklemeye gerek duymaz, hemen kurtuluşa erer. Çünkü felsefeye kulluk etmek özgürlüğün kendisidir.’’ Marx. Demokritos ile Epikuros’un doğa felsefeleri Sf. 26. Diogenes Laertius

 

 ‘’Atomun doğru çizgiden sapması, aslında Epikuros’un fiziğinde rastgele ortaya çıkan tikel bir belirlenim değildir. Tersine, bu sapmanın dile getirdiği yasa Epikuros felsefesini boydan boya kaplar, ama o şekilde ki kendiliğinden anlaşılacağı üzere, onun ortada görünüşünün belirlenimi uygulandığı alana bağlıdır.

........ Böylece, atom göreli varoluşundan, yani doğru çizgiden nasıl ondan soyutlanıp kopmakla, uzaklaşmakla kurtuluyorsa, bütün Epikuros felsefesi de, soyut bireysellik kavramının, yadsınmasının onun varoluşunda temsil edilmek zorunda olduğu her yerde, sınırlayıcı varlık tarzından uzaklaşır.

 Şu halde eylemin amacı, acı ve sarsıntıdan soyutlanıp kopmakta, uzaklaşmakta, sarsılmazlık yatar. Dolasıyla da iyi kötüden kaçmak, haz, acıdan uzaklaşmaktadır. Ensonu, soyut bireyselliğin en yüksek özgürlüğü ve bağımsızlığı içinde, bütünlüğü içinde ortaya çıktığı yerde, şu sonuç doğar ki kendisinden uzaklaşılan varlık her türlü varlıktırbunun içindir ki tanrılar dünyadan uzaklaşır, onunla ilgilenmez onun dışında otururlar.” Marx. Demokritos ile Epikuros’un doğa felsefeleri Sf. 39

 Ya siz ? Bunların farkındamısınız ?

 İnsanların başına ne gelirse genellikle düşünce hatalarından ve yanlış düşünceden gelir. Bilgi yetmezliği ve bilgisizlik. Bildiğini sanma sonucu yanlış pratik ve yanlış eylem. Dışımızdaki gerçekliği kavrama ve organik bütünü olma mücadelesinde yani bu savaşımın en üst biçimi siyasal mücadelede,  yapılan yanlışların sonuçlarına katlanma durumudur. Cahiliğin cüreti anlamında, patron kim oyununda, içerisinde yaşanılanı ve gelişenin yönünün nereye gideceğini tespit ve tahlil edememektir. Devrimci düşünce, idealist felsefe gibi müneccimlik değildir. Bilgimiz dahili olmayanı’’bilmek’’uyduruğu değildir. İçerisinde yaşanılanı maddi koşulları ve hareketin gelişim yönünü bilimsel tahlil ve değerlendirmelerle doğru tespit edebilmektir.

 Bir çelişkiler yumağındaki çelişkileri sonuçta ikiye indirip birini seçmek ve birbirleriyle kıyaslamak idealist dünya görüşüdür. Devrimcilik hareketin gidiş yönünü doğabilimsele geliştirme mücadelesidir. Herzaman insanlar alemi gözüyle sonuca ulaşmak değildir. Her sonucun başlangıç olduğunu bilerek gelişen mücadeledir. Noktanın çizgi içerisinde yadsınması gibi, sürekli hareket hali olan yaşamın içerisinde canlının, bireysel yaşamın yadsınması. Dünyanın döndüğünü söyleyen Galileo’nun  insanlar aleminin engizisyonda yargılanması, kim tarafından kazanılmış bir gelişimdir? Keşke senin ikilemden birini seçmenle değişecek bir olay olsaydı ! Dünya dönüyor... Sana sormadan, doğasal bir gerçeklik olarak. Üstelik bu, bunu anlaman, anlamamanla ilgili bir düzleme ait değil...

 Zıtların birliği, ikilemden ayrıdır. Zıtların birliği doğasal gerçeklik iken, onu algılama çabası ayrı bir düzleme ait olan ikilem dualizmdir. Ve ayrı düzlemlerdir. Zıtların birliği, çelişkilerin bütününde gidiş yönü belirli olan bir gelişimken, dualizm, ikilem, kıyaslama çelişki yumağı bütünlüğünden alınan bir kesitir. Alınan bir düzlem yani çelişki bütününün hareketinin gidiş yönünden koparılıp alınmış, bu anlamıyla kendi düzlemindeki hareketsizliği ya da hareketi‘’tahile’’ kalkışmaktır. Bu anlamda çelişki bütününden ve onun gidiş yönünden görece bağımsız bir görünümdür. Eninde sonunda maddi gerçekliğe dönmek zorunluluğundaki zorlama ya da sapma halidir.

 İşte bu noktada işler özelikle karıştırılır ve tüm konulara yansır. Marksizm sınıf savaşımıdır !? UKKTH da ezen ezilen uluslar gerçeğini ikilemek vardır!? Ve çelişki bütünü ve gidiş yönünü göz ardı ederk, ırkları öne çıkararak sınıf olarak sömürülenlerin savaşını bölme noktasına varmaktır! Emperyalizm karşısında kaybedilen haklar yerine, kimin daha fazla hakka sahip olduğu ya da kaybetiği gibi konuları ön plana çıkararak, işçi sınıfının bölünmesini burjuvazi açısından kabuledilebilir hale getirmek! Kadın erkek gerçekliği gibi konuları kapitalizmden arındırılmış haliyle, sınıf mücadelesinin bütünlüğünü bölerek sistem tarafından kabul edilebilir hale getirmek! Sınıflar mücadelesini proletarya diktatörlüğüne geliştirmek yerine, düzen içi sivil toplumu geliştirerek üst yapıyı elegeçirmek projesi şeklinde, burjuvazinin kabulü haline getirmek! Laiklik, Cumhuriyet, burjuva demokrasisini Proletarya demokrasisine (Proletarya diktatörlüğü) geliştirmeden egemenlerin kabul edebileceği hale getirmek! Üstelik Kievsky vari’’yok mu yani’’ pişkinliğinde konunun özünü gizlemeye neden olan, çoğu zaman da pekte saf olmayan sapmalardır.

 

 Doğru düşünmesini öğrenelim ki, doğru mücadele edebilelim. Doğru tahlil edemediğimiz gelişimlere karşı mücadele doğru sonuçlara ulaştırmayacaktır.

 

 Sorunun özü, çelişki yumağındaki çelişik yönlerin arasındaki ve algılanmasındaki uyumu doğru diyalektik yani doğabilimsel tahliller doğrultusunda geliştirebilmektir. Çelişki bütünün ve hareketi sonucu ortaya çıkan gelişim ve olayların bileşeni zaman unsurunu unutarak, gelişimin gidiş yönünü belirleyen çelişki dışında bir başka çelişkiye yükleme çabası ne kadar ahmakça oportününist bir çabadır. Biz gelişim yönündeki çelişkinin mücadelemizle aşılması çabasıyla bu boş işlerle uğraşmama kararındayız.

 Aynı şeyleri düşünmüyor, dünyayı ve onun Türkiye’sini aynı biçimde yorumlayamıyoruz. Teorik ve ideolojik birlik ortadan kalkmış durumda. Eskiden aynı şeyleri mi düşünüyorduk? Bugün eski dostlar, asker aradaşları durumundayız! Eskiden, bu fikir çeşitliliklerini, düşünce ayrılıklarını aynı potada eritebilecek çekirdek ya da çekim alanı oluşturabildiğimizden bir aradaydık. Şimdi yok… Dünyada ortaya çıkan yeni gelişmeleri ve gidiş yönünü tespitte farklı yönlerine ağırlık veriyor görüntüsünde, farklı dünya görüşlerinden değerlendiriyoruz. Örneğin uluslar arası tekelerin ve finans kapitalin yapısı ve yeni sömürgecilik yöntemlerinde ortaya çıkan değişimleri farklı gözlerle görüyoruz. Eski nüfuz alanları mücadelesinin ortadan kalkışı, iki kutuplu dünyanın yıkılışı, yeni durumun eski kavramlarla açıklanmasının yetersizliğini ortaya çıkarıyor. Yeni nüfuz alanları mücadelesinin öbür tarafını oluşturan Rusya ve federasyonu ya da Çin gelişimlerini klasik emperyalizm tahlilleriyle izah ediverme kolaycılığı, gerçekliği tahlil edememeden de öte kafa karışıklığını ifadeden başka bir anlam da taşımıyor. Ortaya çıkan yeni gelişimi daha bilimsel incelemeye tabi tutmak gerekliliği yanında, ortaya çıkan asker sivil bürokrat ve oligarkların bir çeşit devlet kapitalizmini kavramakta güçlükler ortaya çıkıyor.

Toplumsal ve sınıfsal çelişkiler yumaklarının kendi doğrularımıza değil, doğabilimsel doğrulara geliştirilebilmesi mücadelesinde olacağız. Devrimci düşüncenin ve doğrudan demokrasinin çoğunluk, çokluk olmayı beklemek değil, doğabilimsel doğruları savunmak olduğunun bilincinde hareket edeceğiz. Devrimci düşüncenin dünyayı salt yorumlamak değil değiştirmek olduğu bilinciyle, düşüncelerimiz ve gerçeklik arası organik bağları kurarak geliştireceğiz. Bunun aramızdaki organik üretim ve mücadelenin geliştirilmesi olduğunun bilinciyle, birbirimizi tamamlayıp geliştiren bir mücadele içerisinde olacağız. Kimin neyi anlayıp anlamadığıyla uğraşmak yerine, doğabilimseli geliştirme mücadelesinde bütünlük olacağız. İnsanların başına ne gelirse genellikle düşünce hatalarından ve yanlış düşünceden gelir. Bilgi yetmezliği ve bilgisizlik. Bildiğini sanma sonucu yanlış pratik ve yanlış eylem. Yani dünya görüşümüzü Devrimci Yol’da geliştirme mücadelesinde olacağız.

 

 Sorunun özü şudur ki: Bir çelişki yumağında kimin hangi yöne kuvvet verdiği, doğasal gerçeği ne kadar kavradığı, anladığı değil, doğabilimsel yönde mücadele içerisinde olmaktır. Tarihler doğru devrimci mücadelede olanları yazar. Bunun içindir ki: Bizler geçmiş deney birikimlerinin değerlendirmesinde, çelişki bütününün başka yönüne ağırlık verilseydi gibi beyhude saçmalıklarla uğraşmak yerine, tüm çelişkiler bütününün damıtığı olarak ortaya çıkan sonuçları, gelişim yönünü gösteren deney birikim sonuçlarını, geliştirip aşarak mücadele edeceğiz.

BU DOĞRULTUDA YA BİR YOL BULACAĞIZ,

YA BİR YOL AÇACAĞIZ,

YA DA YOLDAN ÇEKİLECEĞİZ*...

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ...

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

 

 

 

 

 

*Bu da Yol’dan çekilemeyenlere hatırlatma olsun!

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLAR…

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA!

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA! İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs yaklaşıyor! Türkiye'de siyasal iktidar ''Afrin'de savaşı kazandık'' diyerek toplumu uyutmaya çalışırken, gerçeğin böyle olmadığı her geçen gün bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Savaşın faturası başta işçiler olmak üzere tüm ezilenlere kesilmektedir. Bir bütün olarak tüm hak ve hukuk arayışları OHAL bahane edilerek yasaklanıyor. Ülke adeta OHAL ve KHK' larla yönetilmesi normalmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk istismarları, her geçen gün artıyor. Vatandaşı, facebook hesaplarına kadar inceleyip, ceza yağdırıyorlar, tutukluyorlar. ''Tüm bunlar neden?'' sadece 2019 seçimlerinde saltanatlarını kurmaya yönelik. Bunlara hayırdemek için 1 Mayıs'ta alanlarda olmalıyız! İçeride  ve dışarıda hükümetin yürüttüğü savaşa hayır demek için 1 Mayıs'tayız! Sömürü ve yağmaya geçit vermemek üzere halkımız ile birlikte şeker fabrikal... Read more

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

Toplumların belirli bir tarihsel gelişim sürecleri ve içerisinde dönüm noktaları vardır.  Bununla bütünlüklü her toplumun da kendi özelliklerine göre şekillenen,için de çeşitli tarihsel aşamaları taşıyan kendine özgü bir gelişim süreci vardır. Bu süreç ve aşamaları uzun veya kısa yaşanmadan diğerine kesintili,sıçrayarak geçilmesi mümkün değildir. Bu gelişimini yönünü belirleyen, sınıflar mücadelesidir. Sürecin belirli bir aşamasından geriye doğru bakıldığında, içerisinde bulunulan noktanın çelişki ve şartları düşüncemizi koşullandırmaktadır. Böylesi bir durumda her sınıf, katman, tabaka v.b.kendi bulunduğu konuma uygun bir geçmişe bakış açısına sahip olabilmektedir. Bu tarihsel gelişim ve süreçlerin doğru değerlendirilmesi ve anlaşılabilmesi, bu gün vereceğimiz mücadelenin nasıl yürütüleceğinin ip uçlarını verecek,gelecek geçmişin devrimci temelleri üzerinde yükselecektir. Mutlaka bu günün görevleri karşısında tam bir tutarsızlık içerisinde olanların geçmişi doğru değerlen... Read more

SAVAŞA HAYIR...

SAVAŞA HAYIR...

  31 Aralık 2017 de İdlib’den kalktığı öne sürülen, 10 adeti Hımeymim, 3 tanesi Tartus’daki Rus askeri üstlerine olmak üzere 13 DRONE ile yapılan saldırıda 7 savaş uçağı hasar görürken 10 asker de yaralandı. Drone saldırısı askeri litaratüre geçti. Geçen yıl Haseke’de NDF ile Asayiş arası çatışmalarda Suriye ABD personelinin stratejik noktalarını vurdu. Kimyasal silah kullanıldığı iddası karşılıklı ithamlarla sürdü. ABD Rakka operasyonunda Suriye savaş uçağını düşürdü. Türkiye Rus savaş uçağını düşürdü. Büyük elçilerini katleti. Suç FETÖ ye kaldı. ABD’nin muhaliflere kontrolsüz MANPAD tarzı modern silahlar dağıtması ve provakasyon tartışmaları, Afrin’in tartışılmasını da gündeme taşıdı. SDG’yi belirleyen CENTCOM Afrin operasyonu öncesi kendilerine bilgi verildiğini belirtti. TEV – DEM eş başkanı Aldar Xelil elimizdekileri Rusya’nın isteği üzerine Suriye’ye vermeyeceğiz dedi. SDG potrol ve doğal gazın çoğunun bulunduğu ve tarım alanlarının 2/3 ünün olduğu ve de Kürtlerin kanto... Read more

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

  Kievski sözünü şöyle sürdürüyor:'' ... Biz, onların negatif formüllerinde [ yer alan ve- ç] proletaryanın emperyalizme karşı bilincini keskinleştirecek olan bir dizi isteği tamamen kabul ediyoruz; ne var ki, bugünkü sistemde, buna uyan pozitif formüller bulunması olasılığı kesinlikle yoktur. Savaşa karşı olmaya evet, ama demokratik bir barış için verilen savaşa karşı olmaya hayır...’’   Yanlış! İlk sözünden son sözüne kadar yanlış! Kievski ( Sosyalizm ve Savaş broşüründe, s. 44-45° ) ‘’ Pasifizm ve Barış Sloganı’’ hakkındaki kararımızı okumuş ve hatta , sanırım, onaylamıştır. Biz demokratik bir barıştan yanayız; yalnızca, kararın da ortaya koyduğu gibi, ‘’bir dizi devrim olmaksızın’’ bugünkü burjuva hükümetlerin yönetimi altında böyle bir barışın olması olduğu aldatmacasına karşı işçileri uyarıyoruz. Soyut barış savunusunu, yani savaşan ülkelerde şimdiki yönetimlerin gerçek sınıf yapısını ya da özellikle emperyalist yapısını dikkate almayan savunuyu, işçileri aldatmak olarak görü... Read more

Sendikal Hareketin Durumu.

Sendikal Hareketin Durumu.

Günümüz dünyasında, emperyalizm ve sömürü biçimlerinde meydana gelen değişim ve ülkeye yansıması doğru devrimci tahliller ve bu doğrultuda mücadele halinde bir  bütünlüğe ulaştırılamamış durumdadır. Emperyalizm açısından bu geçiş sürecinin sürüyor oluşunun etkisiyle, çoğu durumda görüntülerin gerçeklik yerine konulması ve uluslar arası tekellerin durumu manipüle doğrultuda harcadıkları milyarların sonucu belirli kesimlerde kafa karışıklıkları ve genelde belirsizlik sürmektedir. Devrimci tahliller ve mücadelenin tüm olumlu gelişimlerine rağmen, bazı kesimlerde bu kafa karışıklığı sürmektedir. Geçmiş devrimci mücadelenin açık ve net olarak ortaya koyduğu hedefler doğrultusunda mücadele, örneğin; proletarya diktatörlüğü vb. bir‘‘umut‘‘ görüntüsü şeklinde gerçeklerden koparılmaya çabalanmaktadır. Geçmişin doğru devrimci tahlilleri, kendilerinin ve ilerlenilmesi gereken yönülerin sınıflar mücadelesinde kanıtlanması olmasına kaşın bu çarpıtılmaya çabalanmaktadır. Bu bağlamda; geçmiş deney... Read more

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

  2014'te İşid'in Musul'u ele geçirmesinin yaratmış olduğu boşlukta Kerkük dahil stratejik olarak tartışmalı bölgelerle sınırlarını geliştiren Kürtler, ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir avantaj kazandılar. Bu duruma başta Irak, İran ve Türkiye(hatta Suriye) gibi ülkelerin uzun vadede sesiz ve tepkisiz kalmaları beklenemezdi. Kürt meselesinin çözümü/çözümsüzlüğü gibi kavramların onlar için pek bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan, yönetmiş  oldukları ülkelerin "birlik ve beraberlikleri idi". Referandumun sonuç ve koşulları bu yaklaşımın ürünüdür. En önemli nokta ulusal ve Kürt meselelerinin çözümü konusunda emperyalist güçlere dayanarak çözmeye çalışmanın geçerli olmayacağı da bariz olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin özü ulus devlet ve çıkarları konusuna düğümlenmiş durumdadır. Ulusal sorunun çözümünü cumhuriyetle aramak beyhudedir. Çözümsüzlüğünü ve çıkarlar yüzünden bozulacak kararsız dengeler oluşturmayı çözüm diye sunmaktır. Uluslar arası tekeller tarafından savaş çokta... Read more

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

  Lenin orada senin söylediğini söylememiş ! Mahir sein dediğin şeyi söylemiyor. Marks ve Engels'in dediklerinin senin yorumlarınla alakası yok! Sadece sen öyle sanıyorsun. Üstelik başka türlü de olabilir  payın bile yok! Anlayacağın bu düşündüklerini sen hariç hiç kimse düşünmüyor! Onları sen uydurdun  kendine ! Aynı parmak izi gibi kimsede yok. Hemen küçük burjuva idealist dünya görüşünle: ‘’Tabii ki benimki değilse,  senin söylediğini söylemiştir!?’’Dediğinde senin çuvalına gireceğimizi bekliyorsun. Ustaların bizim söylediğimizi söylemeye ihtiyacı mı var? Böye bir ihtiyaç mı var? Halbuki hepimizin doğruyu yapmak diye bir zorunluluğumuz var. Bak bu bir dünya görüşü. Senin yaratığın ikilemin yanlışlığının dışında doğru dünya görüşünün ve zorunluluğunun ifadesi. Böylesi bir bakışla yolculuğuna başlarsan doğruya gelişebilme ihtimalinin olduğunun ifadesi... Hayır senin o çuvalının ve içerisindeki ikilemlerin dışında koca bir dünya var. Bu yaşanılanlar bir dönemin doğrusu ve bu dönemin... Read more

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

  Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı ve de iki kutuplu bir dünyanın yıkılışı öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki, her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Bununla birlikte belirli bir tartışma  geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve hakları için isyanını demokrasi olarak algılayan durumda! Ya sorumluluklar? Bu demokratik devrimini yaşayamamış ülkenin insanları olmanın bedeli olmalı! Hangi konu olursa olsun tartışma hızlı biçimde saygısızlıktan küfre gelişiyor. Bu dünyadaki gelişmelerden de bağımsız değil. Her dönem kendi maddi yaşamının belirleyiciliğinde kendi dilini de yaratıyor. O dönemin ve tarihsel aşamanın yaşanılanlarını ifade eden anlamlandıran kelime ve cümleler alınıp bugünü açıklamak için kullanıldığında tadı kaçıyor. Anlamını yitiriyor. Öğr... Read more

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

  ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA ÖZGÜRLÜK     Onların en iyi yaptığı iştir kin ve nefret salgılamak. Kin emzirirler nefret kusarlar.  Dinleri, milletleri, dilleri, kültürleri öfkedir onların."Cehennem" ateşiyle çevrilirler.  Onların en koktuğu şeydir yüzleşmek sevginin çayırlarındaki insanla. Ve onlar yüreksizdirler ezilmişliğe ve yoksulluğa karşı çağlayan özgür ve billur yürekler karşısında.  Onların en iyi yaptığı iştir yüreklerle savaşmak. Yürekleri dağlamak. Yürekleri burkmak. Yürekleri parçalamak. İşkencelerle, pusularla, kör kurşunlarla ve bombalarla... Öldürme emri aldıkları kitapla saldırırlar kendinden olmayan kitaplara.... Ve kanla göndere çekerler bayraklarını insanlığın gözyaşlarında....   Ve Ankara Garında...   Onların en iyi yaptığı iştir can almak kralların, sultanların, diktatörlerin kanlı etekleri altında. Fakat unuttukları bir şey vardır yürekleri sevgiyle atanlarda...   Bizim  de yaptığımız en iyi iştir can vermek Aşk i... Read more

ARAF’DA TARAF OLMAK

ARAF’DA TARAF OLMAK

  Bugün siyasal tutarsızlık içerisinde olanların geçmişin devrimci ders ve deneylerini anlaması da mümkün değildir. Yaratılan karşıtlıkta taraf olanlardan herbiri aynı kitaplardan ve kişilerden alıntılarla kendilerinin doğruluğunu kanıtlamaya çabalıyor. UKKTH’ından, Lenin’den alıntılarla kendi haklılıklarını bir çırpıda kanıtlamış oluyorlar. Sanırsın Lenin onun haklılığı yönünde sözler demeseydi haklılığı ortadan kalkacaktı! Herşeyden önce bu bir dünya görüşü sorunu. Geçmiş devrimci deney ve birikimlerin hareket halini ortadan kaldırıp içini boşalttın mı geriye senin işine geleni anlaman kalır. Geriye kalan neydi? İşçi sınıfının çıkarı! O da sen. Gökten zembille sana bahşedilmişti. Güç çoğunluk çokluk vb. de sende oldu mu sorun kökünden hallolmuştur. Nokta. Abartı değil acı bir insanlar alemi gerçeği. Tartışma geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve haklar isyanını demokras... Read more

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER 1952 Yılında Kastamonu’da subay çocuğu olarak dünyaya geldi. İstanbuda 18 yaşında Kastamonu’lular derneği başkanı oldu. İ.Ü İktisat fakültesi öğrenci derneği başkanı oldu. 1974 de Devrimci Gençlik dergisinin çıkışı ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonunun kuruluşunda yer aldı. 1978 yılına kadar DEV GENÇ genel sekreterliği yaptı. Dev Sol ayrılığı ve kuruluşunda yer aldı. Sonra onlardan ayrıldı Kurtuluşa geçti. 12 Eylül faşist cuntasında vur emriyle ararnan 5 kişiden biriydi. 12 Eylül sonrası Filistine geçti. Oradan Avrupa ve uzun seneler Fransa ve isviçre’de yaşadı. Daha sonra cezalarının zaman aşımına uğraması sonucu Türkiye’ye döndü. 1995 de HADEP millet vekili adayı oldu. ÖDP nin kuruluşuna katıldı ve parti meclisi üyeliği yaptı. 2015 seçimlerinde HDP milletvekili adayıydı. 22 Ağustosta 65 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu çalkantılı yaşamı ve siyasi yaşamı Türkiye sınıflar mücadelesinin demokrasi deneyim ve birikimlerinin geldiği yeri gösterir. Siyasal... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

Nereden, kimden, ne amaçla gelirse gelsin kirli savaşınız ve hedef gözetmeyen şiddetiniz kimleri öldürüyor?   Yoksulları, fakirleri, işçileri, işsizleri, sıradan erleri, öğrencileri, öğretmenleri, avukatları, abileri, ablaları, amcaları, halaları, eşi dostu, seni beni    Mehmet Ayvalıtaş(20), Abdullah Cömert(22), Ethem Sarısülük(26), İrfan Tuna(47), Selim Önder(88) ve Ali İsmail Korkmaz'ları   Berkin Elvan'ları   Ve kundaktaki bebekleri   Ve en son 15 yaşındaki Eren'leri ve bombalı saldırılarınızda masum insanları   Öldürüyor.   Peki, kirli savaşınız kimleri yaşatıyor?   Holdinglerin tepesinde işçilerin ensesinde boza pişiren sömürücü pislikleri,    Generalleri, emniyet müdürlerini, valileri, kaymakamları ve bilumum yüksek seviyeli sadık köpekleri,   Boğaz ve Bodrum lokantalarında ve barlarında vur patlasın çal oynasın yaşayan seçkinleri,   Bokunda boncukla doğan zengin veletlerini,   Parayla bedel ödeyenleri,   Çalıp çırpan, yağmalayan, talan edenleri   V... Read more

ADALET

ADALET

‘’Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp,adil gibi görünmektir.’’ Platon ‘’Adaletsizliği işleyen çekenden daha sefildir.’’Platon Demek ki adalet herkese lazımmış! Bir ülkede ana muhalefet ve demokratik kuruluşlar adalet arayan yürüyüşe geçiyor,gücü elinde bulunduranlar engellemeye kalkıyorsa,adalet diye haykırma zamanıdır.Adalet arayışının pazarlığı olmaz.Demokratik devrim mücadelesinde bir adım atma çabasıdır. ‘’Zayıf daima adalet ister,halbuki bunlar kuvvetlinin umrunda bile değildir.’’Aristoteles İktidar daki bir avuç zorba istemiyor diye vazgeçilemez.Bunun gibi;adalet isteyene göre pazarlık,herkese göre değişen adalet,adil olamamak demektir.Adil olmayan zalimler,doğanın ve üretenlerin doğabilimsel acımasız adaletine hesap vermek zorunda kalacaklardır. ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRMA ZAMANIDIR.   ADALET HEMEN ŞİMDİ. Read more

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET "İlk yumruğu atan fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir." Çin Atasözü   Şiddeti meşru kılmak isteyenler şiddetin doğada var olduğunu, dolayısıyla insanın doğasının da şiddeti barındırdığını öne sürerler ve hayvanları örnek gösterirler. Oysa insan hayvan değildir ve aklı vardır. Şiddet de insanın doğasından değil kıskançlıklarından kaynaklanır. Oysa insanlığın doğuşunda kıskançlık ve ihtiva ettiği şiddet olsaydı, bugün insan toplumu diye bir şey olmaz ve en başından yok olup giderdi.    Öyleyse neden şiddet maskesi takarız? Ezen de ezilen de şiddete meyleder? Kıskançlık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, fikirlerin yetersizliği, gelenekler, kültürsüzlük, medeniyetsizlik, kompleksler, ego, ideoloji, inanç, din, milliyetçilik, para, hırs vb. tetikleyiciler midir? Büyük ihtimalle, evet. Ama bunların içinde bir durum var ki, insanın aklı havsalası almıyor.   Düşünceleri yüzünden şiddet ve baskı gören kimse neden kendi düşüncesinde olmayan diğerin... Read more

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

    Düşüncenin maddeden görece bağımsızlığı ve onu değiştirebilme yetisinin yanlış kullanımı düşüncenin maddeyle olan bağlarının kopmasını getirmiştir. İnsanlar alemi bu dünyada  insanlar aleminde yaşamıyor. Sonuçta herkes kendi dünyasında yaşıyor. Algıladığı kadarı kendisine yeten sanrılar aleminde yaşıyor. Kimse Platon’un ya da kendi mağarasından çıkmak istemiyor. Doğa ve bilimsel gerçekler ile ilinti giderek kopuyor. Kendi gerçeklerini dayatmaya doğru gelişiyor. Bu, insanlar aleminin bu gününe ait genelleme, çoğunluk, çokluk vb.değil! Hareket halindeki gidişin yönünü belirleyen bir tespit. Elbette ki herkesi aynılaştırmak, bu bağlamda genellemek yanlış olur. Genellemek, hepsinin aynı olduğunu düşünmek, zıtların birlikteliği ve mücadelesi hareketini dışlamak olur. Buna karşın kendi sanrı, rüya ve halüsinasyonlarından oluşan bu sanal dünyalarını kendi dışındakilere dayatma durumundalar. En azından anlaşılmasını bekleme durumundalar. Olumlu bulduğu, yaptıklarının bile diğerlerinden ü... Read more

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

KOŞUN KURŞUN ERİTMEYE ÇAĞIRIYORUZ. Kaybettikleri,hileyle kazandık dedikleri referandum sonrası,baskı ve zulümleri artarak devam ediyor.Zulümleriyle sindirebildikleri bir ülke hayal ediyorlar.Bu baskı ve zulüm sistemiyle dün Soma'da 301 emekçinin ölümünü’’kader’’ilan ettiler.Tedbir alması gerekenler görevlerinden,iş kazalarından’’DİKKAT BU ÜLKEDE KADER VAR’’diyerek’’kurtuldular ! ’’Bugün de KHK zulümleriyle işinden,aşından, özgürlüğünden,canından etiklerini;duymazdan,görmezden gelip susturmaya çabalıyorlar.Çünkü onların gözleri var.... kulakları var..... fakat zulümle kimseyi susturamayacaklarını idrak edecek kalpleri yok.Çünkü anladıkları ve kendi korktukları dünyaları o.Hak gaspı varsa direnmek meşrudur.Kimse engelleyemez.Kendi çıkarlar ve güçler dünyalarında’’HAK’’denileni’’ÇIKAR’’anlıyorlar.Aradaki farkı hayat anlatacak onlara.  Başta oğlunun cenazesini alabilmek için 70 yaşında 80 güne yaklaşan açlık greviyle Kemal Gün.İşini ekmeğini öğrencilerini geri isteyen Nuriye Gülmen ve ... Read more

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

  İlk baştan böylesi bir yazının temel amacının belirtelim. Maddede hareketin düşüncenin hareketiyle bütünlüğü ve yaşamın karşımıza çıkarttığı sorunların sadece tahlilini değil çözümünü de dünyanın değiştirilmesi, dünya görüşünün ne olması ve nasıl düşünülmesi gerektiği doğrultusunda bilince çıkarmaktır. Birilerine bir şeyler öğretmek, laf yarıştırmak değildir. Marksizmi bir doğmalar yığını haline getiren, kendinin doğruluğunu bulduğu alıntılarla ispatladığını sayan öğretmen edasında konu ve kalıplar değil, onun yaşayan özünü, dünya görüşünü ve bakış tarzını belirli noktalarda tartışma çabasıdır. Bu noktalar günümüz ve görevlerimiz yani içerisinde yaşadığımız zaman, mekan ve de maddi ve düşünsel koşullar bağlamındadır. Maddede harekete düşünceyle müdahil olmak demektir devrimcilik. Olayın özü içerisinde bulunduğumuz ortamın doğa bilimsel doğrular ışığında, doğru değerlendirilebilir olmasıyla ilgilidir. Devrimci dünya görüşü açısından bu içinde bulunulan ortamı doğru d... Read more

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

Merhaba John, Mektubun için teşekkür ederim. Sanırım bazen insanın nereden geldiğini hatırlaması çok da canını yakmıyor. Nerelerden geldiğimi iyi biliyorsun. Bir şeyler yazmaya ya da film çekmeye çalışan insanlar bunu doğru düzgün anlatmayı beceremiyor. “9'dan 5'e” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hiçbir zaman 9'dan 5'e değildir, oralarda öğle tatili yoktur, hatta işten atılmamak için çoğu yemek arası bile vermez. Bir de fazla MESAİ vardır ki kitapların çoğu fazla mesaiyi doğru düzgün anlatmayı beceremez ve bundan şikayetçiysen senin yerini dolduracak bir enayi daima bulunur.Eskiden ne dediğimi hatırlarsın; “Kölelik hiçbir zaman kaybolmadı, sadece yeni renkleri de içine alacak kadar genişledi.”En acıtanı da, sırf daha beterinden korktukları için, çalışmak istemedikleri işlerini kaybetmeme uğruna verdikleri insanlıkdışı mücadele. İnsanlar kolayca harcanıyor. Korku dolu ve itaatkâr bedenler. Gözlerinin feri sönmüş. Sesleri çirkinleşmiş. Bedenleri de. Saçları. Tırnakları. Ayakkabıları. Yap... Read more

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR…

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR?

    Bu yazının Diyanet memurlarımızla ya da hocalarımızla hiç bir ilgisi yoktur. Onlar böyle şeyler kesinlikle yapmazlar.   Totaliter Bir Güçle(Şiddetle) İşbirliği, Kilisenin Günahı ve Ayıbı(Ahlaki Suç) Mıdır?     Nazi mitingine katılan Katolik Piskoposlar   Tarihi arşivlerden elde edilen bu önemli fotoğraf, Kilisenin belirli bir tarihsel dönemde insan toplumunda mutlak - totaliter bir güce sahip olanlarla nasıl uyumlu olduğunu göstermektedir.  Yine de, konformistlerin uyumlarının "akıllıca" gerekçeleri vardır. Aralarında en yaygın olanı, ne kadar insanlık dışı ve antidemokratik olduğuna bakmaksızın, iktidar ile işbirliğini açıklayan ve hatta destekleyen, din yoluyla tanrı ile olan bağın, "mutlak iyiliği"n kullanılmasıdır. Totaliter bir güçle işbirliğinin gerekçelendirilmesi şu şekilde dillendirilir: Eğer Kilise işbirliği yapmazsa ve sonuç olarak yok olacaksa, insanlar acı çekeceklerdir çünkü Tanrının tesellisi ve teşviki ile korunmamış olacaklardır; nüfus ... Read more

Ortadoğu ve AKP

Ortadoğu ve AKP

    Türkiye önünde büyük sorunlarla yeni anayasa  büyük bir ihtimalle Nisan'da gerçekleşecek.Başkanlık sistemi referandumuna gitmeyi tasarlıyor. Bu anlamda orta doğu  Erdoğan ve AKP'nin bu güne kadar geldiği durumu bir daha hatırlatmakta fayda var.   Emperyalizm, Ortadoğu ve Türkiye başlıkları söz konusu olduğunda istikrardan anlaşılması gereken emperyalizmin bölgedeki çıkarlarının güvenceye alınmış olmasıdır. Türkiye ve çevresine  bir şekil vermek isteyen ABD, her dönem temelde istikrarsızlığın, çatışmaların, darbelerin ve hükümet değişikliklerinin kaynağı olmuştur. Bu anlamda Amerika’nın bölgeye kendi arzusu dahilinde yön verme gayretleri Türkiye'nin tarihsel arka planda tatmin edilmemiş imparatorluk hayalleriyle de (Osmanlı) örtüşmektedir. Ortadoğu bölgesinin değişim ve uyum sürecinin tarihsel gelişimi ve sürekliliği vasıtasıyla ulusal güvenlik, dış politika, savunma stratejileri, demokrasi ve sıkça duyduğumuz daha bir çok‘‘masum‘‘kavramın gerçekte neleri ifade ettiklerini, ha... Read more

Kızıldere devrimci yolumuzdur

Kızıldere devrimci yolumuzdur

30 Mart Kızıldre ,Kapitalizme,Emperyalizme,Faşizme karşı başlayan isyanın devrime dönüştüğü tarihtir. 30 Mart Kızıldere,devrimci iradenin,örgütü örgüt yapanların Türkiye devrim tarihine altın harflerle kazıldığı gündür. 30 Mart Kızıldere,yoldaşlığın,dayanışmanın,kararlılığın,devrimci eylem bilincinin ve biçiminin Anadolu topraklarına kanla yazıldığı zamandır. 30 Mart Kızıldere,siper yoldaşlarının,önderliğin ve sınıflar mücadelesinin hayat bulduğu yerdir. 30 Mart Kızıldere,bilinçtir,teoridir,pratiktir,eylemdir. 30 Mart Kızıldere,son sözün değil,ilk sözün kararlılıkla söylendiği ve devrimin mayalandığı topraktır. 30 Mart Kızıldere,tasfiyeciliği,reformizmi,her türden teslimiyeti ve konformizmi red ediştir. 30 Mart Kızıldere eğemenlere karşı emekçilerin direniş savaşının başladığı ve günümüze kadar örgütlendiği yaşamdır. 30 Mart Kızıldere Onlardır, Thkp/c dir, Devrimci Yoldur 30 Mart Kızıldere MAHİR ÇAYANDIR  Kızıldere Devrimci Yolumuzdur .1969 yılında Ankara'da yapılan ve Fikir... Read more

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

(Bu yazı "Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak, Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak" başlıklı yazının devamı niteliğindedir) Yukarıda saydığımız tüm gelişmelere karşın devrimci mücadeleyi yükseltmenin örgütlü ve militan bir mücadele hattıyla mümkün olduğunu söyleyenlerde vardı. Devrimci Gençlik ve Özgürlük süreçleri, böylesi bir iddia ile yola koyulanların sesi oldu. Ülkenin içinde bulunduğu süreci ve bu sürece karşı geliştirilecek, mücadele çizgisini ortaya koymaya yönelik bir broşür dizisinden, sonra Devrimci Gençlik hemen ardından da Özgürlük Dergisi yayın hayatına başladı. Devrimci Yol hareketinin maddi manevi her türlü değerinin tüketildiği, hareketin icazet sınırlarına çekildiği, eklektik ve legal platformlarda birilerinin Devrimci Yol’u pazarlık konusu yaptığı bir dönemde, Mahir’ in devrimci cüreti ile sokaklarda, üniversitelerde, düzen dışı ve düzen karşıtı bir hareket yükseliyordu. *** İçinden geçilen süreçte (90’lı yıllar) her ne kadar dünya da sol adına bir karşı devrim r... Read more

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

Türkiye devrimci hareketi oldukça uzun bir süredir adeta narkoza alınmış durumda. Tabi ki devrimin emekçiliğini yapan devrimcilerin varlığı sınırlı sayıda da olsa mevcut.  Lakin dünya ve ülke konjonktürü ile devrimin görevleri arasında kurulan bağlantı ve devrimcilerin bu kompozisyondaki yeri bizler açısından böylesi bir tespiti zorunlu kılıyor. ülkenin devrimcilere en fazla ihtiyaç duyduğu zamanlarda geliştirdiğimiz toplumsal pratik son derece yetersiz. Elbette mesele sadece geliştirilen yetersiz pratikle de sınırlı değil ideolojik karmaşanın vardığı nokta ve bunun üzerine devrimcilik algısına yönelik niteliksel düşüklüğü de hesaba kattığımızda karşımıza çıkan manzaranın iç açıcı olmadığını görüyoruz. Türkiye gibi krizlerin olağanlaştığı, politik gündemin sıklıkla değiştiği, bir kriz durumunu atlatmadan diğerinin başladığı bir ülkede, devrimcilerde her kriz sonrası esen rüzgârların etkisiyle bir taraftan diğerine doğru savruldular. Bu savrulma halleri üzerine birçok değerlendirme yap... Read more

MARAŞ'TAN YANSIYANLARIN IŞIĞINDA KONTRGERİLLA VE FAŞİZME KAR…

12 Eylüle giden süreçte bir mihenk taşı olan Maraş Katliamının üstünden 32 yıl geçti fakat olay hala aydınlatılmadı. ülkemizin demokrasi havarisi AKP hükümeti “demokratik açılım”kapsamında giriştiği çalışmalarda kendi alevilerini yaratma projesini sürdürürken, Maraş katliamının faşist tetikçilerinden ökkeş Kerger (Şendiller)'i Alevi çalıştayına davet etmektende geri kalmayarak nasıl bir açılımı hedeflediğini göstermiş oldu. Katliamın 32. yıldönümde yeni bir katliamın provası Maraşta tekrarlarınırken ökkeş Şendiller komutan edasıyla balkonundan olayları takip ediyordu. Maraş Katliamı devlet tarihimizde sıkça gördüğümüz kontrgerilla operasyonlarının en kanlılarından olmakla birlikte 12 Eylül'e giden süreçte oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Katliamın hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş ve darbe uygulamaları darbeden önce yürürlüğe sokulmuştur. Maraş Katliamından yıllar sonra, olaya yaklaşımda hala bir körlük söz konusu. Kimi siyasi yapılar meseleyi yalnızca görünen yüzü... Read more

KIZILDERE'NİN DEVRİMCİ DEĞERİ

Bu yıl 30 Mart'ta On'ları anarken, ekonomik krizin etkilerinden Tekel İşçileri'nin destansı direnişine, Ergenekon operasyonları dolayımıyla yeniden hatıladığımız kontrgerilla katliamlarına varıncaya kadar oldukça yoğun bir gündemi geride bırakıyoruz. Bu yoğun gündem, devrim mücadelesinin karmaşıklığı düşünüldüğünde çok küçük bir düzeyde dahi olsa devrimci harekete bir ivme kazandırıyor. öte yandan, Marksizmin argümanlarına yönelik, geçtiğimiz 20 yıl boyunca yürütülen sistemli ideolojik saldırıların, yaşanan küresel mali kriz ve ardından kapitalizme karşı geliştirilen muhalefet sonrasında eski gücünü de yitirdiğini söyleyebiliriz. Artık tartışmamız "sosyalizmin sona eren bir tarihsel dönemi" değil kapitalizmin sona eren bir tarihsel dönemidir. Savunmada olması gereken kapitalizmdir. Ne var ki çizmiş olduğumuz bu görece olumlu tabloya rağmen, sınıflar mücadelesini bir üst aşamaya sıçratacak ve Türkiye halklarının umudu olacak proletarya partisinin varlığından söz etmemiz mümkün değil. E... Read more

ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

Bizler; “Yaşam ve özgürlük Dergileri”okurları olarak tarihsel, sosyal, siyasal ve sınıfsal bir görev olarak önümüzde duran, birlikte olma ve omuz omuza mücadele geleneğini yaratmak, ezberleri bozmak ve tarihsel sorumluluklarımızı paylaşabilmek için; “KURTULUŞA KADAR SAVAŞ”şiarıyla Yol'a çıktık. Ezberi; önce kendi yaşamımızda bozmamız gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun için bizi kuşatan, teslim almaya çalışan sisteme, tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı Devrimci Yol'umuzun yarattığı tüm değerleri rehber alarak Devrimci Yolda özgürlük Dergisi'ni beraber ve daha güçlü bir şekilde çıkarmaya karar verdik. Yaratılacak teorik ve pratik sürecin değerlerini bilince çıkarıp, sorumlu ve üretken bir çizgide Devrim ve Sosyalizm mücadelesini sürdüreceğiz. Türkiye emekçi halklarının kurtuluşu dışında hiçbir karşılık beklemeden tüm varlığımızı sunmaya ve düşüncelerimizi hayata geçirmeye hazır olduğumuzu, Devrimci bir duruş ve sorumluluk olarak dosta düşmana bildirmeyi anlamlı bulmaktayız. B... Read more

BİZİM UMUTLARIMIZ SİZİN SANDIKLARINIZA SIĞMAZ

Ülke tarihi açısından milat olarak değerlendirilen 12 Eylül 1980, faşist bir darbe ve sonrasında bu darbenin palazlandırdığı faşist bir rejimin 30 yıl sürmesine neden olan kara bir gün olarak tarihe geçti. 12 Eylül 2010 bu faşist darbenin 30.yıldönümü olacak. AKP hükümeti kendi Anayasasının oylanmasını tam da bu tarihe denk getirerek, 30.yılda "darbenin karanlığından demokrasinin aydınlığına" geçişin kahramanı olarak(!), salya sümük destekli bir EVET kampanyasının startını verdi. Aslında ülke siyasal gündeminde uzunca bir dönemdir bulunan Anayasa değişikliğine dair tartışmalar, 12 Eylül'de yapılacak referandum oylamasına kilitlenmiş durumda. çeşitli siyasal çevreler referandum ile ilgili olarak fikir beyan ederken, toplum 82 Anayasası ile AKP hükümetinin hazırlamış olduğu Anayasa arasında tercihe zorlanıyor. Burjuva siyasal aklının Anayasayı çoğunluğun onayladığı bir sözleşme olarak tarifliyor olması, bu referandum sürecini ya da Anayasa değişikliğini bir kat daha önemli kılıyor. Bunu... Read more

DEVRİMCİ SİYASETTE POLİTİK ETİK YA DA BİR BİRLİK NEDEN BİTTİ

Türkiye oligarşisinin yaşadığı politik krizin tırmandığı şu günlerde AKP hükümetinin uyguladığı politikaların boy hedefi haline getirilen emekçi kesimler, siyasal sürecin yaşadığı tüm altüst oluşlara rağmen emeği yeniden gündemin üst sıralarına taşımayı başarmışlardır. Toplumsal süreçte, emekçilerin siyasallaşma eğilimlerinin arttığı gözlenirken, muhalif kesimlerin, siyasal ortama denk düşen politikalar geliştirebildikleri veya izleyebildikleri ölçüde daha etkili olabilme şansını yakalayacağı ortadadır. Tekel işçilerinin direnişiyle kristalize olan emekçi hareketin, sol kesimlerin gözlerinin önünde arzı endam etmesiyle de bir dönemin moda haline gelmiş değerlerinin, diğer bir deyişle liberal demokrasi anlayışlarının yerinden edilerek devrimci hareketin gündemi yeniden emek eksenine çekilmektedir. Gelişmekte olan bu potansiyelin yanında,  yenilgi atmosferinden doğan ve uzun süredir süregelen sol kadrolardaki politik-etik anlayışın, bu atmosferin tam orta yerinde olması, her türlü olu... Read more

Takvimdeki bir siyah yaprak: 28 ŞUBAT

Takvimlerden bir 28 Şubat yaprağını daha kopardık. Aradan 13 sene geçtikten sonra bile hala ne olduğuna dair bir anlam kargaşası sürüyor. Öyle ya 28 Şubat'ın mümessilleri onun 1000 yıl süreceğini söylemişlerdi. Zihinlerde yarattığı kargaşa açısından da öyle olsa gerek... 27 Mayıs darbesinin açtığı yolda (Sol cenahta pek sevilse de darbeleri "meşru" bir çerçeveye oturtan 27 Mayıs'tır) peşpeşe gerçekleşen darbelerle birlikte ordu Türkiye'de siyasi arenanın en belirgin öznesi haline geldi. Ancak 28 Şubat alışılagelenin dışında yönetime "direkt" el konulmaması ve bizatihi askerlerden kurulu hükümetler oluşturmaması gibi nedenlerle diğer darbelerden ayrılıyor.  Öte yandan görünüm olarak farklı görünse de diğer darbelerle çok güçlü bir ortak yanı var: EMPERYALİZM Ülkemizde sömürge tipi faşizmin (ister açık isterse gizli icrası olsun) gereği ordunun emperyalist çıkarlar açısından varlığı ve etkinliği çok ciddi bir öneme haizdir. Özellikle bir iç savaşa göre dizayn edilmiş yapısını hiç gizle... Read more

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

İçinde geçmekte olduğumuz süreç devrimci olarak kalmanın buz üzerinde dans etmek anlamına geldiğini ortaya koyuyor.(günümüzde devrimciliğin kriterleri değişti ve sistem içi siyasa konumlanışlar, ya da ideolojik politik hedefleri ne olursa olsun kendisinden daha güçlü görünen bazı siyasal odaklara entegre olmak gibi) Çünkü devrimci olmak ve ayakta kalmak, devrimci iradenin özünde kavranması sürecinin doğru olarak algılanması ve gerçeğin algılanmasını zorunlu ve gerekli kılıyor. Çünkü devrimcinin işi, bugün büyük yalanlarla mücadele etmek ve gerçeği olduğu gibi söylemek ' geçmişinin değerlendirilmesi bugünün kavranması  emperyalizme karşı bağımsızlık faşizme karşı demokrasi mücadelesinde bağımsız siyasal bir hareket olarak örgütlü iradi bir güç olarak kendisini konumlandırması, Bu, aynı zamanda bilgisizliğe, güçsüzlüğe ve korkaklığa karşı açılan savaş demektir. Kuşkusuz gerçek, rakamlardan ve olgulardan ibaret değildir. Mantıksal kesinlik veya nesnel doğruluk tanımı gerçeği anlatmaz. Ger... Read more

Şiddetlenen Siyasi Bulantının Resmi

1. AKP'NİN DERİNLEŞEN YÖNETME KRİZİ Ortadoğu'da yaşanan sürecin Suriye üzerinden Türkiye sınırına dayanması, PKK'nin "devrimci halk savaşı" seçeneğini gündeme getirmesiyle savaşın seviyesini yükseltmesi ve ÖYM'lerin kaldırılmasıyla birlikte Ergenekon türevi davalar konusunda yaşanan tartışmalar Türkiye'de yönetim krizinin derinleştiğinin ve daha da derinleşeceğinin göstergeleri olarak karşımızda duruyor. Saydığımız başlıkların her biri başlı başına birer tartışma konusu olmakla beraber biz burada yönetilemeyen krizlerden ziyade 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla görünürlüğe kavuşan yönetim krizinin kendisini ve oligarşinin iktidarı paylaşmada düştüğü anlaşmazlıkları irdeleyeceğiz. 7 Şubat krizinin hemen ardından oligarşinin vizyonunda raks eden iki önemli örgütlenme ve bu örgütlenmelerin ittifakının akıbetine dair beklentiler ülke siyasasını ele geçirmişti. Sorunun gösterilen yönü, otoriterleşme eğiliminde olan Erdoğan'ın, iktidarını yaklaşan Cumhurbaşkanlı... Read more

Yolcu Yolunda Gerek

Yolcu Yolunda Gerek

Coğrafyamızda yaşanan yoğun günlerde;  emperyalizmin, kapitalizmin, oligarşinin, saldırılarının azgınca sürdüğü bu günlerde sizlere ulaşmanın tadıyla geleceği kurmak için kollarımızı iyice sıvadık. Merhaba dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar ve emekçi halklarımız. Daraltılan, kuşatılan ve vahşileştirilen bir yaşamın ortasında çürümeye terk edilmiş insanlar topluluğu olarak, kapitalizmin esareti altında kıvranıp durmaktayız. Bugün, bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız. Dünyanın dört bir tarafında kapitalist-emperyalist sistem insanlığı esir alıp kriz üstüne kriz yaşatmakta ve dünyamızı, coğrafyamızı, ülkemizi bir cehennem haline dönüştürmektedir. Sonu belli olmayan bir karanlığa doğru sürükleniyor insanlık. Gemi batıyor, insanlık batıyor. Bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Biliyoruz ki birçok insan bu çürümeye, yozlaşmaya, adaletsizliğe, yok oluşa ve insanlık krizine karşı mücadele ediyor. Bizler de yaşananlardan memnuniyetsiz olanlar olarak yaşananlardan memnun olmayanların sesi ve ey... Read more

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde