Özgürlük

Güzel bir dünya yaratmak biz kadınların elindedir.

İnsanın toplu yaşayışa geçişi ve sınıfların ortaya çıkışı ile birlikte savaş karşısında barış olgusu toplumsal tarihin hemen her döneminde arzulanan, özlenen ve aranılan olmuştur. Toplumsal sisteme geçişin öncesinde de, antropologların en son elde ettikleri kanıtlar ışığında, insan türleri arasında gerçekleşen rekabet, yok etme ya da melezleşme göz önüne alındığında, komünal tarzda yaşam içerisinde kıskançlık ve bencillikten uzak üretim yapıp paylaşan insan toplulukları arasında dahi barışın tesisi insan soyunun devamı için öncelik ihtiva etmiştir. Aksi takdirde insan soyu bugüne kadar varlığını sürdüremezdi. Ne zaman ki devletler ve sınıflı toplum ortaya çıktı büyü de bozuldu. 

 

Özgür yurttaşlar ve köleler, patrici ve plebler, asiller ve köleler, toprak ağaları ve köylüler ve nihayetinde patronlar ve işçiler... Kapitalizm ile birlikte emeğin yoğunlaşması ve sermaye ile çatışması günümüze değin gelişerek gelen her süreçte ezen, sömüren, yöneten egemen sınıfın saltanatını sürdürme uğruna toplumsal, başka bir deyişle sınıflar, kültürler ve cinsiyetler arası barışı zedelemelerine ve sömürülerini gizlemek ve maskelemek adına barışın tesis edilmesini önlemelerine sahne olmuştur.  Barışa dinamit koyarak çıkarlarını katlayanlar, sermaye sahibi ve yönetenler ya da yönetenleri belirleyenler olmuştur.Toplumsal dokuyu bozmuş, insanları ve halkları bir birine düşürmüş ve sonuçta bir birine düşman halklar yaratarak düzenlerini 'güven' içinde sürdürmüşlerdir. Çoğu zaman cinsler arası düşmanlığı körükleyen ve kadınları aşağılayan, yok sayan, meta durumunda gören zihniyeti geliştirmiştir. Zaman zaman halklar ve kimlikler arası çatışmaları gündeme getirmiş, kimi zamanda emek sermaye çelişkisinin en azgın biçimde sürdürerek toplumsal dokuyu zedeleyen ve barış iklimini sabote eden durumları yaratarak egemenliklerini sürdürmüştürler.

 

Kapitalizm ile birlikte kadın ve çocuk emeğini nasıl pazarladıklarını, karlarını nasıl katladıklarını biliyoruz. Sermaye nerede bir çıkar görürse oraya her türlü egemenliğinin kurarak, düzeninin oluşturur. İnsani ve vicdani her türlü değeri özne yerine koyarak metalaştırır. Artık akıl da vicdan da metalaştırılmıştır ve artık özne alınıp satılan bir nesnedir. 

 

Egemen sınıf, her türden, "cinsler arası, kültürler arası, halklar arası, inançlar arası" ortamı terörize ederek militarist rejimleri ya da yönetimleri işbaşına getiriyor. Ülkemizde ise 30 yılı aşkındır çatışma ortamı sürüyor. Bu çatışmanın özünde de Kürt halkını yok sayan imha ve inkar politikası yatıyor.

 

Yıllardır egemen güçler, kardeşi kardeşe düşman ederek bir arada yaşamın varlığını ortadan kaldırıyor. Düşmanlığın ve linç kültürünün gelişmesi için her türlü ortamı oluşturup saldırılarını o ölçekte gerçekleştiriyor. Bu çatışmada kadınlar ve çocuklar her zaman olduğu gibi iki kere katlediliyor. Onlara karşı her türlü fesat 'kültürünü' geliştiriyor ve şiddetin en alasını uyguluyor. Savaşın acıması yoktur. Çatışmanın hangi ucunda olursa olsun bundan daha çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Yaşamları karartılarak bir bütün halk yokluğa ve yoksulluğa mahkum ediliyor.

 

Sistem bir taraftan imha ederken, diğer taraftan da tedavi eder gibi görünerek baskı ve şiddetin dozajını arttırmaya devam ediyor. Kimi-  'demokratik' adımlar atılıyor gibi görünse de, sistematik olarak muhalefet edenlerin en demokratik hakları dahi ellerinden alınıyor. Polis copu, gazı, kurşunu hiç eksik olmuyor. Bir mezhebin egemenliği hala devlet güvencesinde korunuyor ve kollanıyor. İşte, biz kadınlar toplumun şekillenmesinde üzerimize düşen görevi başkalarına ya da erkekler devrettiğimiz için olumsuzluklara müdahil olmada geç kalıyoruz. İrademizi oluşturmada etkisiz kalıyoruz. Biz kadınların etkisiz kalmasını bizzat sistem istemekte, üretenin kadın olduğunu ,insan yaşamında ne kadar önemli bir konumda olduğumuzu ve etki gücümüzü bildiğinden her türlü engellemeleri yapıyor. Bizleri bölüp parçalayarak yönetim sistemlerinin geleceğini teminat altına alıyor. Her türden ayrımcılığı körükleyip toplumun her kesiminden taraftar yaratarak bizim etki gücümüzü azaltıyor. Laik, dinsiz, türbanlı, başı açık gibi kavramlarla toplumu politikanın dışında tutmada sorunlarına yabancılaşmayı sağlamada başarılı oluyorlar. Ölenin de öldürenin de kardeş olduğunu haykırarak, tüm anaların gözyaşının dinmesi gerektiğini savunarak, barış ortamı içinde halkların, inançların, kültürlerin, yaşam tarzlarının bir arada olduğu daha yeşil bir çevre, insanca yaşanacak bir ülke ve daha güzel bir dünya yaratmak biz kadınların elindedir.

         Sükriye Ercan 05.02 2018

 (ÖZGÜRLÜK)

 

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde