Özgürlük

RASYONALİZM.

"Devrim politik iktidarın ele geçirilmesidir; veya devrim bir üretim tarzından bir ileri üretim tarzına geçiştir" şeklinde karşı karşıya getirilmeye çalışılan bu iki tanım, kendi başlarına hem doğru, hem de eksiktir; ve eksik oldukları için de yanlıştır. Marksist devrim teorisinde böyle karşı karşıya getirilen bir ikilem yoktur. İktidar meselesi her devrimin ana meselesidir; ama bütünü değildir. "Proletarya ve müttefiklerinin iktidara el koymasıdır" şeklindeki devrim tanımı tek başına eksiktir ve dolayısıyla her eksik tanım gibi yanlıştır. Tarihte proletaryanın iktidarı ele geçirdiği halde sosyal dönüşümü sağlayamadığı, Paris Komünü gibi pek çok devrimci girişimi olmuştur. Bu tanıma göre bütün bu hareketleri devrim saymak gerekecektir. Aynı şekilde ikinci kavram da eksik olduğu için nitelik belirleyici değildir. Bu tanıma göre "yukarıdan devrim"le Almanya'yı feodalizmden kapitalizme yükselten Bismarc yönetimini devrimci saymak gerekecektir.

      Marksist devrim anlayışı, sürekli ve kesintisiz bir ihtilâl sürecini öngörmektedir. Devrim, halkın devrimci girişimiyle -aşağıdan yukarı- mevcut devlet cihazının parçalanarak, politik iktidarın ele geçirilmesi ve bu iktidar aracılığıyla -yukarıdan aşağıya- daha ileri bir üretim düzeninin örgütlenmesidir.

      İşçi sınıfının tarih sahnesine bağımsız bir güç olarak çıkmasından itibaren, sosyalist harekette sapmalar daima devrim teorisinin bu ikili niteliğinden birisini abartmak veya ihmal etmek şeklinde ortaya çıkmıştır.

Mahir Çayan. Kesintisiz Devrim.

‘’Cumhuriyet, kapitalist toplumun siyasal üstyapısının olası biçimlerinden biridir, üstelik bugünkü koşullar altında en demokratik biçimdir.’’ Lenin. Marksizmin bir karikatürü Sf.51/52

‘’Biz, proletarya için, kapitalist rejimde en iyi devlet biçimi olarak demokratik cumhuriyeten yanayız; ama unutmaya da hakkımız yoktur ki, hatta en demokratik burjuva cumhuriyetinde bile, halkın nasibi, ücretli kölelikten başka bir şey değildir. Sonra, her devlet, ezilen sınıfa karşı yöneltilmiş’’özel bir baskı gücü’’dür. O halde, hiç bir devlet, ne özgürdür, ne de halk devleti. Bunun böyle olduğunu, Marx ve Engels, 70 yıllarında, partili arkadaşlarına bir çok kez açıklamışlardır.’’ Lenin. Devlet ve İhtilal. Sf. 27

Ve onlar; liderdirler, liderler

devrim savaşında masa başında

oturmazlar, bu savaşta

en ön safta savaşırlar...

Düşenler devrim için, devrim

yolunda vuruşarak düştüler.

Kalbimize, ruhumuza ve bilincimize

gömüldüler...

Onlar; kurtululuşa kadar savaş

şiarını devrim yolunda kanlarıyla yazdılar...

Yolumuz; devrim yolunda

düşenlerin yoludur...

Kurtuluşa kadar savaş ...

Mahir Çayan.

RASYONALİZM. 

Devrimci dünya görüşü olmayanın, görece bağımsızlığını kullanma sınırının, son tahlilde maddenin belirleyiciliğine kadar olduğunu kavraması mümkün mü? Olmadığından PKK’nın kendi rolünü abartması kadar CB/TC nin de rolüne güçler dünyasının efendileri tarafından ayar verilmesi, geçiş süreci yaşanıyor. Gelişimin önemli yönlerinden biri de bu. Görece bağımsızlıklarını zorlayanlar maddi gerçeklik duvarına toslamak üzere hızla yol almaktadırlar. 

 Neden Afrin, savaş,zam, zulüm, işkence vb. varken biz ağırlıkla dünya görüşü ve kendi gündemimizi tartışmaya çabalıyoruz? İnsanın başına ne gelirse düşüncesinden gelir! Dünya görüşün ne ise tüm olay ve gelişmeler karşısında düşündüklerine dolayısıyla yaptıklarına yansır. Şimdi, hep birlikte, doğru dünya görüşü ve dolayısıyla teori olmadan devrimci pratik olmaz diyerek, doğabilimsel kolektif mücadeleyi yükseltemezsek ! Şimdi sen ve hepimiz toplumsal ve sınıfsal mücadele tarihinin, tüm çelişkilerin bileşkesinden damıtarak ortaya çıkardığı son gelişim Devrimci Yol’daki devrimci deney birikimlerinin üzerinde yükselip, geliştirip, aşamazsak; ne Afrin’e, ne Kürt sorununa, ne de ikide bir yakındığın örgüt ve cephe sorununa vb. çözüm bulamayacağız... Sorunumuz devrimci dünya görüşünde birlikte mücadeleyi geliştirebilmek... Nasıl 71 sonrası THKP-C nin mücadeleyi getirdiği yerden yükselmek gerekiyorduysa bugünde o... Çelişki yumağındaki bütün çelişkilerin çözülmesi, herkesin aynı düşüncede olması ve aynı örgütlenmede birleşmesi hayaliyle değil, bu doğabilimsel yolda gelişmek isteyen mücadele verenlerle birlikte yürümeliyiz. Toplumsal muhalefetin en solundaki doğru devrimci eğilimin yani devrimci yolda doğabilimsel gelişim sağlanamaz geliştirilip aşılılamazsa, verilecek tüm tepkiler ve yapılacaklar, eksikliğinden yanlış olacaktır. Unutma !

Neden Devrimci Yol’un dünya görüşünden bahsediyoruz da başka bir ‘’siyasetin’’ değil? Sınıflar ve toplumsal mücadeleler alanında tüm gelişmeler ve sonuçlar çelişkilerin bileşkesi olarak ortaya çıkar. Türkiye devrimci mücadelesinin sınıflar ve toplumsal mücadelelerin deney birikimlerinin geldiği son gelişim noktası Devrimci Yol’dur. Çelişkiler yumağının, doğabilimsel yani devrimci gidiş yönünün gösteren ifadesidir. Bu çelişkiler yumağının içerisindeki olumlu olumsuz tüm yönlerle ilgilenmek gerekir! Lakin temel görevi unutmadan. Bu aynı zamanda kadrolaşma ve partileşme sürecini de ifade etmektedir. Bunun için dir ki, devrimci dünya görüşünün ifadesi olan öz ve sözleri herkesin anlamasını bekleyen bir anlamsızlıkla değil, anlayanlarla bu mücadelenin geliştirilmesi gerekmektedir. Düşüncelerin deney labaratuvarı sınıflar ve toplumsal mücadeleler alanına uygulandığında ortaya çıkan sonuçları devrimci dünya görüşünden doğru tahlil edebilmek gerekir. Gelinen nokta:’’ Üreten biziz, yöneten de biz olacağız’’ sloganında özetleyebileceğimiz noktadır. Bu devrimci deneyler üzerinde yükselen mücadelenin doğrudan demokrasi doğrultusunda gelişileceği açıktır.

 Sorunu temel halkadan kavrayarak çözme eksikliği giderilmeden, hiçbir sorunu çözebilmek mümkün değil.

 Yukarıda belirli bir bilgi birikimine sahip olunduğu var sayılarak yapılan kısa özetin ve tartışılanların devrimci dünya görüşüne sahip olmadan anlaşılabilmesi mümkün mü? Anlaşılıp  anlaşılmayacağı herkesin kendi sorunu! Ancak, anlayanlarla yola devam etmenin doğruluğu ve bunun doğabilimsel zorunluluğumuz olduğu gerçeğin ta kendisidir. Yani bir çelişkiler yumağı içerisinde bir çok çelişkinin ve farklı fikirlerin olmasının ötesinde, doğabilimsel doğru yönün geliştirilebilmesi ve bu doğrultuda mücadeledir devrimcilik. Konumuzun özü düşünceyle maddenin değişimidir. Konumuzun özü düşünceyle maddede hareketin birlikte değişiminin ve gelişiminin mücadelesidir.

 Tartışılanları ve mücadeleyi geliştirebilmek için böylesi bir yaşam ve mücadele içerisinde olmak gerekir. Düzenin yeniden üretilmesi ve bekasından ibaret çıkar, güç, çoğunluk, iktidar, en akla uygun yönetici vb. ağırlıklı hesap kitaplarla yaşananın doğru bir hedefe götürmeside mümkün değildir. Gerisi boş laf ve doğabilimsel gerçekleri kendine uygun hale getirme çabasından ibaret RASYANOLİZASYONdur. Bunun içindir ki; sözlerin özleri ve anlamı gayet açık ortadadır.  Bunun için; algı operasyonları, manipülasyon ve realizasyonlarla  yaratılan değerlerin çarpıtılıp yıpratılması uğraşı beyhudedir.     

 Nedemiş Mahir ? Rasyonalizasyon mu ?! Kendi dünyamızda yorumlayıp, ona uydurmaya mı çabalıyoruz?

 Devrimci dünya görüşüyle tanışan ayrı bir dünyayla tanışdığı gibi doğabilimsel sorgulamaylada tanışır. Bazıları yargılamayı öğrenmiş! İş düşüncenin özünü kavramak olduğunda, işler karışır. İşine geleni yargılamakla sonuca ulaşacağını sanan bir eğilim kabul görmeye de başlamıştır. Yargılama ve bilimsel sorgulama arası fark ortadan kalkınca herkesin işine gelen pragmatik bir doğrusu olmuştur. Gerçekle olan ilinti, onu kendine uygun hale getirmek için rasyonalize etmek ve bunu gerçek yerine koyan çarpıtmayla RASYONALİZM dir.

Doğabilimsel gerçekleri algı operasyonlarıyla kendine rasyonalize edip, masa başı değilse’’tezgah’’başında ‘’derdine deva keskinlikle’’ mekanını kullanmaya kalkanlara, malesef hatırlatmak gerekiyor ! Söz konusu olan öz, mekan değil sınıflar mücadelesinin gelişimine çözümler getirebilmektir. Herşeyi ifrata vardırıp içini boşaltarak değer ve üretimleri yıpratma ve yok etme uzmanı ‘’ülkem insanının halleri !’’ Eğer kendine rasyonalize ettiğin biçimiyle, mekanla/doğru arası düz bir ilişki olsaydı; ‘’eminiz ki’’şimdiye kadar sınıflar mücadelesinin en doğru çözümünü çoktan bulmuş olurdun! Bundan dolayı da kitleler akın akın saflarına katılıyor olurdu ! Bu dünya görüşsüzlüğünün ikilemlere sıkıştırılmış, indirgemesi:‘’Pratikte önde olan işi götürür’’ PRAGMATİZMİ gibi, ülkeye uyup uymadığı da önemli değil düşünce üretiğini sanan alıntılarla, Osmanlıdan jön Türk’lüğe oradan bön Türk’lüğe gelişen yabancı hayranlığıdır. Bu ikilemlerin daha kaba şekli dağ/ şehir, ceza evi/ dışarısı, Kandil/ ülke, içerisi/ dışarısı, öncü/ kitle vb. düzlemleri sürekli karıştırıp ikilemlerle kıyaslamaktır. Ya üretim!? Çözüm!? Yanlışların, günahların rasyonalizesi mi? 

 Sorunun özü çelişki yumağındaki çelişik yönlerin arasındaki birlikte hareket halini doğru diyalektik yani doğabilimsel tahlillerle geliştirebilmek. Çelişki bütünü ve hareketi sonucu ortaya çıkan gelişmeleri, zaman unsurunu devredışı bırakıp üzerinden geçen zamanı göz ardı edip, gelişimin gidiş yönünü belirleyen çelişki dışında bir başka çelişkiye yükleme çabası, ne kadar ahmakça oportünist bir çabadır? Bilgisizlik hiç bir şeyin kanıtı olamaz. Eğer geçmişte yaşananları yok sayan, çarpıtan realizasyonlarla uğraşılırsa, boş bir perde gelecek film izleniyordur! Bizler, gelişimin yönünü belirginleştiren çelişkinin aşılması çabasıyla, bu boş işlerle uğraşmama kararındayız.

Çelişkilerin görünen yönlerinin ele alınması temeldeki gelişimi gözardı edilmesini beraberinde getirebilmektedir. Üst yapının belirleyiciliğini, alt yapı üst yapı ilişkisinde maddeyi yoktan var edeceğini sanmak doğabilimsel, gerçekleri inkar demektir. Son tahlilde ya da son kertede maddenin belirleyiciliğini inkar eden idealizmdir.Bu noktada düşünceyle madde arasınaki görece bağımsızlık ya da maddeyi algılamanın bire bir olamayışı, bilmin zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Düşüncenin bu görece bağımsızlığının sınırları maddede hareketin sınırlarına kadardır. Ya da madde en son tahlilde düşünceyi belirlemektedir. İşte insanlar alemine ait ikilemlerin anlamsızlığı ve lüzumsuzluğu burada açığa çıkmaktadır. Uçuk bağlantı yoktur. İfrata varan yeniden yaratılan madde yoktur. Olayın özü, olanın değişim kapasitesinin düşünceyle doğru kavranmasıdır. Sorunumuzun özü bilgimizin oluşumu, düşüncemizin maddi gerçekliği algılamasının, maddeden görece bağımsızlığı ve özerkliğinin devrimci tahlilidir.

Görece özerkliğin sınırı, son kertede maddi yaşamın belirleyiciliğinin sınırlarına kadardır.

 Aynı özde, doğal gerçeklikten teorik olarak görece bağımsız ve onu değiştirmek mücadelesindeki düşünceler ve pratiğiyle deney labaratuarında ortaya çıkanların sonuçları da, o düzlemdeki maddi gerçekleriyle sınırlandırılmıştır.

 Dünya görüşünden daha alt düzlemlere doğru ilerlendiğinde demokratik merkeziyetçilik  ya da liderlik ve demokrasi anlayışı ve de hayata geçirilmesi mücadelesi ortaya çıkar. Konunun özlü noktalarından birisi olan liderlik ve demokrasi ya da başka bir değimle, demokratik merkeziyetçilik anlayışındaki çarpıtmalardır. Bırakalım devrimci dünya görüşünün ve ustaların, konuyu tartışıp mücadeleleriyle deney birikimi haline getirdiklerini, Devrimci Yol’da bu konuların nerelerde tartışıldığından haberi dahi olmayanların, boş laf ve keskinlikleri içler acısıdır. Çok kısa bir soruyla meselenin özünü ortaya koyalım. Devrimci Yol’un dünya görüşü neydi? Senin dünya görüşün ne? Ki vaad ettiğin cennetlerine akın akın koşan kitlelere dilinden düşürmediğin  sokaklarında neyi öneriyorsun?

 Tüm Dünya deney birikimlerinin farklı biçimleri olsa da özde tek sonucu ortada dururken, aynı şeyleri deneyip farklı sonuç çıkaracağını mı savunuyorsun? Tüm bu temsili sistemler ezilen halklar ve sınıfların iktidarı haline gelemedi ve kalıcılaşıp, bir KRATOKRASİ°ye dönüştü! Tüm düşünceler ve projeler denendi pratikte yaklaşık aynı sonucu verdi. En sonuncusu akıllı dizayn kurtarıcılık Gramşi, Althusser vs derken SYRIZAcılık aynı sonuca çıktı. Şimdi senin bir çözümün yoksa aynı şeyleri deneyerek şapkadan tavşan mı çıkaracaksın? Yoksa hala onlar tam uygulayamadı ben doğrusunu uygularım diyen bir lafkalabalığı mısın? Şu anda var olan adına hala sosyalizm denilen sistemleri, kısacası yer yüzüne inemeyen cennetleri mi vaad ediyorsun. Kurduğun komiteler ve sonuçta partinin bir gün mutlaka halkın öncüsü olarak iktidara gelip onları kurtaracağını mı vadediyorsun? Birileri durmadan, sınıf içeriğini kaybetmiş soruları ve sorunlarıyla öğretilmiş ikilemlerini ve doğrularını tekrarlayıp konuyu saptırırken’’ Kürt sorununa cevap vermeden bu ülkede kimse siyaset yapamaz’’ gibi ‘’siyasal çözümleriyle’’ vadedilen  cenetlerinin ne olduğunu ya da bir çözüm mü bulmuşlardı da konuşuyorlardı? Bunun gibi sosyal şöven tavırlar ve dünya görüşleriyle sınıf içeriğini kaybedip CB/TC ye Suriye’de Rusya ile ve Esad’la işbirliği sonucu Kürtleri yok etmenin akılcılığını önerecek kadar rasyonalize ‘’eski dostlar’’ en akıllı kurtarıcının kendileri olduklarını mı ispat ediyorlar? Biz burjuva demokrasisi onun ürünü Cumhuriyet, laiklik vb.  savunmaktan öteye aşma mücadelesinde ve temsili sistemlerden doğrudan sistemlere gelişme yönünde mücadele çabasındayız. Hala ne diyorsun?

Pragmatik ikilemlerini aşamayıp, organik bir yapıda ihtiyaç ve sorumlu olunan konu ve yerde söz söylemesi gerekenin önder olduğunu düşünmek nasıl bir anlayıştır? Anlamayı, anlama mücadelesini bırak, kendi derdine derman olacak realizasyonla  yaratığı ikilemlerden birini’’pragmatik gerçeğini’’seçerek devrimci örgüt ve önderlik işini bir çırpıda çözüvermek nedir? Organik canlı bir yapı olan örgütlenmeden yaratığı ikilemlerle; kıçı ile başı arasında başı tercihinin önderlik olduğunu sanan bir komedi. Böylesi canlı bir yapıyı mekanla sınırlı bir yerlere sıkıştırmak devrimcilik adına yapılabilir mi?

 Yaşama dair öz, sadece maddede hareketin yorumlanması değil, düşüncede hareket ve üretimlerle  madde hareketin değiştirilmesi. Düşünceyle maddenin değiştirilmesi mücadelesi.

 Var olan dünya görüşünün özeleştirisi yapılamadığı durumlarda, kendini geliştirerek devam etmesi kaçınılmazdır. Özeleştiriyi pratikte yapılan edilenler düzleminde anlayan ve bu bağlamda kendini geliştirememe sonucuna varan anlayışsızlıkla, geçmişde düşündüklerinin rasyonalize geliştirilmesi de kaçınılmaz sonuç oluyor. Geçiştirilmek, kendine’’vicadanen’’ uygun hale getirilmek istenen  yanlışlıklar, dünya görüşü özeleştirisi verilemediğinden yeni biçimlerde devam ediyor. Her yenilgi sonrası yaşanılan ve herkesi kapsayan geçmiş değerlendirmeleri düşüncelerin ve pratiğin ortaya çıkartığı sonuçlar unuturulmaya geçiştirilmeye çabalanıyor. Siyasal envanterin sağlaması aynı dünya görüşünün gelişmesiyle sonuçlanıyor. ‘’Sol’’ ortaya çıkan fikir farklılıkları ve siyasal düşünce farklarını malum yöntemlerle çözmeye başladığında ‘’Kendi iç meseleleri. Olur böylesi dönemlerde vb.’’diyenlerin bu gün girdiği kılıklara bakmayın, sadece ellerine geçmişteki gücün yeniden geçmesini bekliyorlar. İnsanın başına ne gelirse düşüncesinden ya da düşüncesizliğinden gelir. Safsatayı realize edip gerçek sanıyorlar. Kapitalizmin finans kapital çağında, sınıflar mücadelesinin ortadan kalktığını düşünecek kadar ve bu sayede demokrasi ve insan haklarının barışın gerçekleşebileceğini düşünecek kadar bu işe vakıf olmuşlar! Egemen sınıflara akıl verme görevini kendilerine yakıştırmış durumlarına bile bakmıyorlar. Sosyal şöven tavır ve dünya görüşlerini geçmişten bu yana geliştirerek sadece kılık değiştiriyorlar! Kimine göre: Rusya gibi nüfuz alanları mücadelesinde en gerici diktatörlükleri ve dinci faşist gericileri çıkarları için desteklemekte beis görmeyen bir KRATOKRASİyle° vb. Kürtlerin işini halletmek güçlü ve akıllı dizayn kurtarıcılık! Kimine göre, Almanya ya da ABD soy kırımı kabul ettiği için insan haklarına saygılı demokratik bir ülke haline geliveriyor. Ne kadar da basitmiş! Ya soy kırıma uğrayanlar ? Eline fırsat geçince kendinden zayıfları yok etmeyecek kadar insan haklarına saygılı demokratik hale geliveriyorlar, değilmi?! Bırakın artık bu safsataları. Bu bir dünya görüşü sorunudur. Ve devrimci özeleştirisi olmadan, bugüne doğru sadece gelişimi sözkonusu olur... Bu bağlamda çıkarların hangi çıkarlar olduğunu tartışmak sosyal şöven sosyal demokratların işidir. Devrimci görevimiz bu yeni saldırganlığa doğru tavrı ve tepkiyi gösterebilmektir...

Bunun gibi, geçmişten bugüne ‘’Teorik olarak bazılarının söylediklerinin hiç bir anlamı yok. Türkiye’de pratikte işi götürenler işi bitirir’’ tarzı’’dünya görüşlerini’’ bugün de tekrarlıyorlar. Hala teorik ideolojik bir birlik varmış gibi davranışıyla eski dostlar siyasetinde ilerliyorlar. Geçmişte yapılan belki de en doğru işi, yardım teklifi olsada kabul etmemekle yapanlara sitem ederek ‘’amatör ruhla dağlara çıktık’’ türü, uluslar arası yardımları kabul ederek reel Dünya’larında ‘’işi bitiren, başarıyı elede edenlere’’ öykünüyorlar... Geçmişteki dünya görüşlerini’’ilerleterek geliştiriyorlar!’’ Çelişkilerin bileşkelesi olarak ortaya çıkanları yadsıyarak, yaratığı ikilemlerinden  pragmatik birini seçerek geçmişi ve geleceği değiştireceğini umuyor. 

 Amacımız kimsenin kalbini kırmak değil dünya görüşünün önemini tartışabilmek. Lakin geliştiremediği düşüncesine ve dünya görüşüne hala tek gerçek muamelesi yapılmak, iyi durmuyor!

İki kutuplu dünyanın yıkılışı sonrası yeniden paylaşımın ve nüfuz alanlarının tekrar belirlenmesinin, sömürü ve sistemlerin yeniden şekilendmesinin bir geçiş süreci yaşanıyor. Bu durumu, eski dönemin kavram ve tahlilleriyle açıklamak yetmez duruma geliyor. Naziler bile neo olmuş! Finans kapital, emperyalizm neo liberal imaj yenileyip neo sömürgeci oluyor! Sistem ve metodlarda yapılan değişiklikler, maddeyle düşüncenin ya da üst yapıyla alt yapının bağlarının zayıfladığı bir geçiş sürecini yaratıyor. Eski üst yapı kurumlarından yeni sömürgecilik yöntemlerine ayak bağı olanlar yıkılmaya ve yeniden şekillendirilmeye başlıyor. Bu geçiş süreci, uluslar arası kurumlar NATO vs. dahil devletin etki alanı ekonomik çerçeveden tamamen uzaklaştırılıp, bir çok kurumu özelleştirmeye doğru ilerliyor. Özelleştirilme emperyalist metropollerde gelişkinliğine karşın, henüz tamamlanmamış durumda bulunuyor. Ağırlıklı ve hala; askeri güç ve toplumsal kontrolle ilgili görülüyor.

 Böylesi geçiş dönemlerinde, bundan önceleri küçük burjuva diktatörlükleri ve orta sınıf itifakları bir çok değişik biçimle ve yaklaşık aynı özde ortaya çıkanlar, bu geçiş dönemide mutlaka kendi özgülüyle, daha uzun süreleri kapsayacak gelişmelere ilerliyor. Bu yeni gelişmeler arasında Rusya’nın nüfuz alanları mücadelesinde çıkar ve imtiyazlarını savunmada diğerlerinden pekte geri kalmadığını en gerici diktatörlükleri ve dinci faşist gericileri çıkarları için desteklemekte beis görmediği ortadadır. Son PYD satışı bu yolda hızla ilerlediğinin göstergesidir. Bu geçiş sürecinin kendi özgülünde ortaya çıkan yeni durumu yeni bir değimle ifade etmek doğru olur KRATOKRASİ°. Devlet kapitalizmi ya da asker sivil bürokrat ve oligark ların ortak yönetimi. Bu bağlamda çıkarların hangi çıkarlar olduğunu tartışmak sosyal şöven sosyal demokratların işidir. Devrimci görevimiz bu yeni saldırganlığa doğru tavrı ve tepkiyi gösterebilmektir...

 Bu geçiş sürecinin yaratığı görece özerklikleri kullanma ya da patronun en iyi ortağı olduğunu ispatlama yarışı zaman zaman kontrolden çıkan, rolerini abartan durumları da geliştirebiliyor. Örneğin bu rolünü abartan sadece PKK değil CB/TC de bu rolünü abartmaya çabalıyor.  Görece bağımsızlığı, eski sömürgecilik metodunda yerel işbirliğiyle yatırımların  pazarlığını yapmaya kalkarken, neo sömürgecilik metodunda muatabın direk uluslararası tekeler haline geldiğinin farkında değil. Tokatın nereden geldiğinin şaşkınlığını yaşıyor. Alacaklının borçluya bağlılığı, satıcının alıcıya bağlılığından daha sıkıdır. Delikten süpürülmeme zamanı hızla yaklaşıyor. Görece bağımsızlığı zorlayanlar maddi gerçeklik duvarına toslamak üzere hızla yol alıyor. 

Şimdi, insanın başına ne gelirse düşüncesinden gelir diyerek! Şimdi, hep birlikte doğru dünya görüşü, dolayısıyla teori olmadan devrimci pratik olmaz diyerek, doğabilimsel kolektif mücadeleyi yükselteme zamanıdır ! Şimdi sen ve hepimizin toplumsal ve sınıfsal mücadele tarihinin, tüm çelişkilerin bileşkesinden damıtarak ortaya çıkardığı son gelişim Devrimci Yol’daki devrimci dünya görüşünün ve devrimci deney birikimlerinin üzerinde yükselip, gelişme zamanımızdır. Eski sistemleri, temsili demokrasileri, cumhuriyet ve laikliği geliştirip, aşıp doğrudan demokrasi yolunda gelişme zamanıdır.

ÜRETENLER YÖNETEN OLACAK, DOĞRUDAN DEMOKRASİ MUTLAKA KAZANACAKTIR.

KURTULUŞA KADAR SAVAŞ.

° Kratos/ Devlet. Kratokrasi/ Devlet sistemi.

 

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

Error: No articles to display

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde