Özgürlük

Tekel Dosyası

TEKEL DOSYASI

Son Kale: TEKEL

Neredeyse işçi sınıfı, direniş, gibi kelimelerin lugatlardan silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde Kamu İktisadi Teşekküllerinin son kalelerinden biri olan TEKEL'in “son kale”metaforuna uygun olarak tarih sahnesinden destansı çekilişine tanık olduk. Direniş henüz sonuçlanmamış olsa da gündemimizde yer ediş şekli, boyutu ve deneyim hanemize kattıklarıyla kayde değer bir önem içeriyor.

Tekel Direnişi, işçi sınıfının gücünü, sınıfın birleştiriciliğini, toplumsal muhalefetin gelmiş olduğu seviyeyi göstermek açısından önemli anektodlar içermesinin yanı sıra, 30 küsür yıllık özelleştirme politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından da önemli bir noktaya temas etmektedir.

Bu bağlamda; böylesi bir tarihsel kesitte, Tekel'i ve Tekel işçilerini özel kılan sebepleri ve Tekel direnişinin seyrini incelerken bir yandan da süreci hazırlayan özelleştirme politikalarına kısa bir göz atmak da kaçınılmazlaşıyor.

***

Kamu iktisadı teşekkülleri ile kamu hizmetlerinin özel sermayeye peşkeş çekilmesinin tarihi 1930'lara kadar uzanıyor. Fakat 1970'lerde ortaya çıkan “yapısal kriz”nedeniyle kitlesel bir çöküşü önlemesi amacıyla ”alternatifler”ve uyarı sistemlerinin yaratılması için “özelleştirme”bir “model”olarak dünya halklarına yönelik en kapsamlı ekonomik ve ideolojik saldırılardan biri olarak uygulamaya konuldu. İşte Tekel İşçisinin direnişiyle sonuçlanan “Tekel'in özelleştirilmesi”hikayesi de tam burada başladı.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme “devlet ile özel arasında yer alan karmaşık ve girift bir yapılaşma da olsa, aralarındaki farkı ortaya koyan çizginin devlet aleyhine oynatılması yönündeki tüm politikaları içermektedir. özelleştirme en geniş boyutuyla devletin dolaysız ekonomik girişimciliğini olduğu kadar tüm hizmet üretim ve birimlerini de kapsayan şekilde kamu mülkiyetinin ve/veya yönetiminin kısmen veya tamamen özel sermayeye devredilmesidir”

özelleştirme, kamu işletmelerinin özel sermayeye devredilmesi yanında kamu işçileri tarfından yerine getirilen kamu hizmetlerinin de özel sektör tarafından yerine getirilmesine kadar çok geniş bir anlam içermektedir. örneğin, bir Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT)'in yabancı bir firmaya  devredilmesi, diğer taraftan önceleri kamu kuruluşlarınca yerine getirilen, temizlik işlerinin taşeronlara devredilmesi, özelleştirme kapsamı içindedir. Ayrıca “gayri millileştirme”* ise özelleştirme kavramının içinde yer alan bir alt biçimdir.

Bir KİT'in tamamı değil de bir kısmının özel kesime devredilmesi durumunda, gene özelleştirme yapılmış olunur. çünkü; devir oranının küçük yada büyük olması özelleştirme eyleminin olmadığı anlamına gelmez ve esasen Tekel'in özelleştirilmeside tam olarak böyle başlamıştır.

Türkiye'de özelleştirmelerin Tarihine Kısa Bir Bakış **

Türkiye'de özelleştirme 1930'larda KİT'lerin yaygınlaştırılmaya başlanması ile birlikte “devlet eliyle özel sermaye oluşturmak”biçiminde ortaya çıktı. Bu metod uyarınca başlangıçta devlet eliyle kurulan işletmelerin zamanla özel sektöre devredilecekti. Nitekim 1933'te kurulan Sümerbank'ın özel sermayeye katılacağı ilgili yasanın 2. maddesinde yer almış olmasına rağmen özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle o yıllarda özelleştirme gerçekleştirilemedi. 1940'lar boyunca ise yine kara borsa ve rantiye sermaye, sanayiye yönelecek birikime sahip değildi. 1950'lerde Demokrat Parti, özelleştirmeyi programına almış olmasına karşın KİT'ler özelleştirilemediği gibi aksine KİT'lere yenileri eklenmişti.

1964 yılında yürürlüğe giren 440 sayılı yasanın 1. maddesine göre İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni (İDT) “Yeniden Düzenleme Komisyonu”kuruldu. Görevleri içinde İDT'nin iştiraklerini inceleyerek ve bunların tasfiyesi yada özel sektöre devri için öneriler sunacak olan komisyon, özelleştirmeye ilişkin bazı sonuçlar ortaya koysa da bunlar kağıt üzerinde kaldı. 1967'de yükselen halk muhalefeti, özelleştirmeye karşı yaygın bir tepki oluşturdu. Bu yıllarda, özelleştirmelerin son tahlilde “yabancılaştırma”olduğu bilinciyle gösterilen muhalefet özelleştirme savunucularının vatan hainliği damgasını yemelerini sağlamıştır.

24 Ocak 1980 “Ekonomik İstikrar Tedbirleri”ile başlatılan yeni ekonomik politikalar çerçevesinde KİT'lerin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre işletileceği KİT reformu yapılarak karsız KİT'lerin tasfiye edileceği, ürettiği mallardan sübvansiyonun azaltılacağı ve kamu harcamalarının kısıtlanacağı öngörülmekteydi. İşte tam bu noktada özelleştirmeler açısından günümüze kadar uzanan süreç başka bir ivme kazanmış oldu.

Ancak ideolojik ve politik çerçevesini neo-liberalizm'in çizdiği özelleştirme, tüm halk kesimleri susturulmadan yapılamazdı. Nitekim 12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe sendikaları (Türk-İş hariç), derneklerin çoğunu, siyasi partileri kapatarak toplumun hemen hemen tamamını asker postalları altında çiğneyerek bu susturma operasyonunu da başlatmış oldu. 12 Eylül askeri faşist darbesinin Bülent Ulusu Hükümeti tarafından Danışma Meclisindeki Bütçe Mali Plan Komisyonu'na hazırlattırılan rapor, KİT'lerin özelleştirilmesine olanak sunan, şirketleşme ve holdingleşmeler biçiminde örgütlendirilmelerini öngörüyordu.

Kasım 1983 seçimleri 24 Ocak Kararlarıyla başlayan sürecin katmerlendiği bir dönemi başlatıyordu. Seçimler sonucunda kurulan özal Hükümeti, özelleştirme politikasını açıkladı. özal, bırakalım KİT'leri, köprü, baraj ve yolları dahi özelleştireceğini televizyondan açıkça dile getiriyordu. Nitekim köprü ve baraj gelir ortaklığı senetlerinin satışıyla Türkiye'de özelleştirme süreci başlatıldı.

özelleştirmenin ilk adımı olan bu hazırlık İDT ve KİK olan KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılabilmesi yada işletme haklarının devredilmesine yasal dayanak olan “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında”ki 17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı yasa yürürlüğe konularak bir üst aşamaya yükseltildi. Yasa, KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılması veya işletme hakkının devredilmesine ilişkin çalışmaları yapmak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi (TKKOİ) kurulmasını öngördü. TKKOİ'nin temel işlevi KİT'lere ilişkin gelir ortaklığı ve hissi senetleri çıkarmak KİT'leri özelleştirmeye hazırlamak ve özelleştirmeyi gerçekleştirmekti.

Peşpeşe çıkartılan yasa ve düzenlemelerle özelleştirme yöntemlerinden biri olan Gelir Ortaklığı Senedi ile gerçek ve tüzel kişilerin kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu vb. altyapı tesislerinin gelirlerine ortak olunması için senetler çıkarıldı. Bu yöntem hem daha kolay gerçekleşebiliyordu hem de iç borçlanmanın bir biçimi oluyordu. Böylece özal iktidarı hedeflerini gerçekleştiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki gelir ortaklığı senedi uygulaması özelleştirme uygulanmasında, propaganda malzemesi olarak kullanılan bir yöntem olurken, pay senetleri satışı içinde bir ön hazırlık aşaması durumundaydı. Yani gelir ortaklığı senetleri özelleştirme işlevinin yanı sıra devlet tahvilleri gibi devletin borçlanmasına yönelik bir başka işlevi de gerçekleştirmiş oluyordu. Böylece iktidar bir taşla iki kuş vuruyordu.

Bu süreçte çıkartılan yasalar uyarınca bir başka özelleştirme yöntemi ise İşletme Devir Hakkı'dır. Bu yöntemle KİT'lerin mülkiyeti değil işletmeleri ürünlerinin pazarlanması, dağıtımı gerçek ve tüzel kişilere belirli bir bedel karşılığında devredilecektir. üçüncü bir yöntem ise, KİT'ler ve bağlı tesislerin mülkiyetine ortak olunacak hisse senetleri satışıdır. Bu yöntem özelleştirmenin tartışmasız tam olarak gerçekleştirilmesini getirmektedir.

Doğrudan özelleştirmeyi gerçekleştirmeye yönelik atılan önemli adımlarından biri de 31 Haziran 1986 tarihli ve 3291 ve 2983 sayılı yasaların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ile atılmıştır. KİT'lerin özelleştirmesini düzenlenen yasa ile TC Merkez Bankası Yasası'nda, Bankalar Yasası'nda, Tasarrufların Teşvik ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki yasada, Toplu Konut Yasası'nda ve Sermaye Piyasası Yasası'nda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Tütün Tekeli Yasası'nın bazı maddeleri yürürlükten kaldırılarak özelleştirme yolundaki yasal engeller bir bir temizlenmeye başlanmıştır.

80 sonrası yapılan düzenlemelerin asıl kaynağını görmek açısından Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un raporu dikkate şayandır. özelleştirme ilgi yapılan düzenlemeler Türkiye'de özelleştirme politikalarını belirlemek için görevlendirilen Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un verdiği raporun hemen ardından yürürlüğe konulmaya başlanmıştır. üstelik, Morgan Guaranty'nin önerdiği yasal düzenlemeler, bir dönem “gece yarısı yasaları”olarak adlandırılan yöntemle halktan gizli olarak çıkartılmıştır.

***

Türkiye'de özelleştirmeye ilişkin hazırlık çalışmaları tüm bu zaman zarfında Dünya Bankası'nın doğrudan desteği ve finansmanı ile “Morgan Guaranty Trust Company of New York”tarafından yürütüldü. Morgan Guaranty ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)'nin özelleştirme ana planı hazırlamaya dönük anlaşması 05.08.1985 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma sonucu Morgan Guaranty, ana plan çalışmalarının Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım ve Finansman AŞ ve Price Waterhouse/MUHAS ile birlikte yapmıştır.

Morgan Guaranty ve diğer kuruluşların katılımı ile iki ana plan Nisan 1986'da, “özelleştirme Ana Planı”Mayıs 1986'da hükümete sunuldu. Ana plan iktidarın karşılaştığı durum ve engellere göre durum ve değişikliklere uğradı. Burada belirtmek gerekir ki özelleştirmeye karşı oluşan tepki köklü olmasa da bu planda bazı değişiklilere yol açtı.

özelleştirmeye resmen başlama tarihi olan 1985 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerden başlanmıştır. 08 06 1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile KİK ve bağlı birimlerin özelleştirmeleri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na verilmiştir. Kurul, Ocak 1985'te Sümerbank'a ait yarım kalmış üç işletmenin Türkiye Süt Endüstrisi ve Yem-San ortaklığına ait Bingöl Yem ve Besicilik AŞ'nin özel sektöre devrini kararlaştırmıştır. 1986'da ise Kars Süt ve Mamulleri İşletmesi müessesesinin “işletme hakkı”dokuz yıllığına özel sektöre devredilmiştir. 1985-1988 yılları arasında yarım kalmış tesislerden on birinin mülkiyeti birinin de “işletme hakkı”devredilmiştir.

Ayrıca 1984'te KİT'lere bütçeden transfer ve Merkez Bankası dolaysız kredileri kesildi. Böylece KİT'ler yerli ve yabancı özel finans kurumlarına borçlandırılmaya zorlandı.

Sabit fiyatlarla KİT'lerin faiz giderleri 1982'de 100 olarak kabul edilirse 1984'te 35'e düşerken 1985'te 102,9'a sıçramıştır. Daha sonra bu yükseliş devam ederek 1993'te 573 olmuş, özel sektör ise 200'lerde kalmıştır. Dolayısıyla katma değeri paylaşım oranları açısından yapılan bu hesaplama KİT'lerin nasıl bir borç ve faiz batağına düşürüldüğünü açıkça gösterimektedir.

1987'de “yabancı danışmanlık”ve “muhasebe”kuruluşlarının raporları ile satışa sunulan KİT'lere umulan düzeyde rağbet olmayınca KİT'ler verimsizdir, zarar ediyor denilerek sermayeye peşkeş çekilmeye başlanmıştır. Bazılar ise kapatılmak istenmiştir. öyle ki KİT'i karlı duruma getiren yöneticilerin pek çoğu işlerinden olmuştur.

öte yandan KİT'leri olduğundan daha fazla zarar eden kurumlar olarak göstermek için muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Bu muhasebe hileleri dışarıdan ve gene yasaya uygun olmayan bir biçimde dünya bankası tarafından yönlendirilmektedir. Yani devlet ve KİT yöneticileri muhasebenin temel ilkeleri ve mevzuata aykırı olarak muhasebe hilesi yapmışlardır.

KİT'ler önce Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak, yönetim ve denetim bakımından Anonim Ortaklık statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Ocak kararları ile başlatılan bu uygulama bu çerçevede hükümetin KİT mal ve hizmetlerinin fiyatlarını belirleme yetkisi ellerinden alınmıştır. İç ve dış kredi sağlamada özel ortaklarla aynı konuma getirilmiştir.

Daha sonrada Türkiye'de özelleştirme Morgan Guaranty'nin 1985 sonunda hazırladığı ve hükümete sunduğu özelleştirme Ana Planı çerçevesinde yürütülmüş ve muhasebe hileleri de tam bu noktada başlamıştır.

özal hükümetine hızlı özelleştirme talimatları yağdıran Dünya Bankası, “ancak bunların değerlendirme ve satışa esas olan hesaplarını Türkiye'de yapacak muhasebeci standardı yoktur. Bu nedenle değerlendirme dış muhasebe firmalarına yaptırılmalıdır”diyerek özelleştirmelerin yabancıların liderliğinde yapılmasını açıkça önermiştir. Bu arada ülkemizde “özelleştirme çalışmaların yürüten danışman yada muhasebeci firmaların özelleştirme üzerine yaptıkları çalışmalarının bir kısım masrafları Dünya Bankasınca finanse edilmektedir.”Diğer taraftan Dünya Bankası'nın bu önerisine özal hükümetince ülkenin on milyonlarca dolarını “yabancılara izin vermesi nedeniyle”sus payı olarak yerli firmalara bol keseden dağıtılmıştır.

“KİT zararlarının olduğundan daha yüksek gösterme”maksadıyla icat edilen söz konusu değerlendirme ile hükümet ve sermaye halka yanlış bilgiler empoze etmeye başlamıştır.

KİT'lerin verimsiz oluduğu söylemleri bilimsel değildir. öyle ki; (özelleştirme Yüksek Kurulu) öYK “verimsiz”olduğu iddiasıyla SEKA Akdeniz müessesini de özelleştirmek istemiştir. Ancak, verimsiz olduğu belirtilen işletmenin “İSO 9000”belgeli olduğu ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki Türkiye'de kâğıt sanayiinde yatarım ve planlamalar yapan kamu kuruluşu olan SEKA 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürülmüş sonrasında da 2005 yılında kapatılmıştır.

1982 yılında sağlanan verimlilik yüzde olarak; kamu sektöründe özele göre 1993 itibarıyla 243,9'a karşı 261,4 gibi bir üstünlük göstermektedir. Aynı endeksle 1998'de 231'5'e karşı 404,8 ile kamu iki kata yakın daha yüksektir.

Ayrıca KİT'ler “açık vererek hazineye yük oluyor”suçlamasını tespit etmek için hazinenin KİT'lere yaptığı ödemeler ile KİT'in hazineye yaptığı katkının karşılaştırılması gerekmektedir. Buna göre 1971-1987 yılları arasındaki verilere göre KİT'lerin Hazineye katkısı, Hazine'nin KİT'lere katkısından tam 6.6 kat fazla olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla “KİT'ler açık vererek Hazine'ye yük oluyor şeklindeki açıklamalar maksatlı ve KİT'leri peşkeş çekmeye niyetli bir kafa yapısının ürünüdür.

Ayrıca özelleştirme çalışmalarının danışmanlarla birlikte yürütülmesini belirten Ana Plan'a göre “piyasanın içinde bulunmaksızın ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlet memurlarıyla bu görevleri tatminkar bir şekilde yerine getirmek imkansızdır”deniliyor. Devlet memurların bu “işin”dışında tutmanın tek mantığı ise halktan gerçeklerin gizlenmesidir.

çünkü uluslararası sermaye kendine yeni alanlar açarken aynı zamanda özelleştirme politikasında belirgin olarak ortaya çıkan sonuç şu ki, “yabancıların”özelleştirme çalışmalarına katılımı ve denetimi sağlamaları istenmektedir. “Yabancı danışmanlık kuruluşu KİT'in “satış değerini”belirleyecek en uygun sermaye yapısını saptayacak, olası alıcıların listesini saptayacak , farklı alıcıların tekliflerinin değerlendirilmesini yapacak ve çok daha önemlisi alıcılarla satış görüşmelerini yürütecektir.

Kısacası, yapılan özelleştirmelerin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl birer yağma ve talan hareketine dönüştürüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yabancı sermayenin özelleştirme ihalelerine daha rahat ve daha güvenlikli girmesi için bir dizi yasal düzenlemelere de gidilmiştir. Bunların içinde en öneli düzenleme Türkiye'nin “Uluslararası Tahkim Kurulu”'nu kendi içi hukukunun üstünde kabul etmesidir. Morgan Guaranty'in hazırladığı “Ana Plan”da “yerli”sermayeye ilişkin özelleştirme açısından açık ifadeler kullanmamaktadır. Ancak “Türkiye'de en iyi özelleştirme yabancılara satıştır”diyen Ana Plan'da “Yurtdışından sermaye, yönetim tekniği ve teknoloji akışı teşvik”edildiği taktirde “dünya çapında”rekabete girebilecek teknolojiye sahiplik ve/veya yönetim ile Türk mal ve hizmetlerine dış pazarların açılabileceği hallerde iyi sonuçlar doğuracağı belirtilmektedir.

“Yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik politik bağları güçlendirmek”gerektiği vurgulandıktan sonra, “bu ilerde ticaret hacminin genişlemesine yol açacak ve AB, Ortadoğu ve diğer ülkelerde olan ekonomik/politik bağları güçlendirecektir”deniyor. Ancak ilerleyen tarihlerde görülecektir ki belirtilen bu noktalar tamamen uluslararası sermaye lehine olacaktır.

En iyi özelleştirmenin yabancılara satış olduğunu vurgulayan Ana Plan'da bunun sebepleri açık bir dille şöyle açıklanıyor.

“Yabancı sermaye özellikle Türkiye gibi sermayenin yetersiz kaldığı ülkelerde gelişme açısından can alıcı önemdedir. Kamu teşebbüslerinin satışı yoluyla, yabancı sermaye bir çok ülkeye gelmiştir. Türkiye'de KİT'lerin özelleştirilmesi; çok fazla ihtiyaç duyulan yabancı yatırımların Türkiye'ye getirilmesi için önemli bir adımdır.”

***

1980 sonrası bir çok KİT, Böl-Parçala-Sat modeline göre sermayeye peşkeş çekilmiştir. özelleştirilmesi düşünülen kurum önce bölünüyor, sonra bölünen her parçaya “şirket”statüsü sağlanarak hisse senetleri aracılığıyla satılıyor. Zamanla da bu hisse senetleri belirli ellerde toplanmaya başlıyor.

örneğin Tekel, bu şekilde sermayeye peşkeş çekilmiştir. Tekel'in sigara, yaprak, alkollü içkiler, pazarlama ve dağıtım gibi ayrı yarı bölümleri birbirinden ayrılarak her bölümün “Anonim Şirket”statüsüne sokulmasının nedeni budur.

“Tekel'in günlük cirosu Böl-Parçala-Sat modeline göre parçalanmadan önce 6,5 trilyon olarak belirtilmektedir. Karı göz kamaştıran bu kuruluşu 1999 yılı sonunda 1,5 katrilyon lira ciro yapmış ve devletin kasasına 100 trilyon lira kar girmiştir.”

Toplumun büyük kesiminde özelleştirmelere karşı sempati yaratmak adına bilinç saptırmaya dönük propagandif faaliyetler buraya kadar anlatılan sürecin önemli bir kısmını oluşturuyordu elbette. Kitle iletişim araçları, basit muhasebe hileleri vb. Yöntemlerle sürdürülen bu ideolojik bombardımanın bir ayağını da KİT'lerin sendikalara satılması için değişik yol ve yöntemler oluşturuyordu. Bu minvalde önceleri özelleştirmelere karşı olduğunu söyleyen bazı sendikalar Karabük Demir-çelik ve Et-Balık Kurumu ve benzerlerine sembolik talip oldular.

“İşçi sayısı 5850 olan, Kardemir'in yüzde 35'i işçilere kalanın yüzde 30'u Karabük Sanayi ve Ticaret Odalarına, yüzde 10'u Esnaf Odalarına ve kalan yüzde 25'inin ise halka satılması kararı alınırken 4 bin işçinin çalıştığı Et-Balık Kurumu ise önceleri tamamen Hak-İş'e satıldı ancak sonradan bu satıştan vazgeçildi.”

KİT'leri satın alma sevdasına giren sendikaların yönetimleri işçi sınıfı düşmanlığını bir kez daha sergilemiş oldular. çünkü bu şekilde sermayenin eline birden fazla koz verilmiştir. Bunlardan birincisi; sendikaların işçi sınıfı örgütü olma kimliklerini yitirme tehlikesi, ikincisi; sendikalara yönelik var olan güven bunalımının daha da derinleşmesine katkıda bulunurken, üçüncü; olarak da bu tehlikeli girişimler kapitalizmin ve özellikle de özelleştirme propagandası için bulunmaz bir fırsat yaratılmıştır.

Bu girişimlerle hem özelleştirmelere katkı sunuluyor. Hem diğer sendikaların karşı duruşlarının önü tıkanmak isteniyordu, hem de sendikalar üyeleri ve halk nezrinde güven yitimine uğratılıyordu.

***

KİT'lerin özelleştirilmesi ile ilgili temel argüman KİT'lerin zarar eden, 80'ler ve 90'lar boyunca söyleniş şekliyle devletin sırtında bir “kambur”olduğu idi. Ancak KİT'ler uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturdu. Ta ki bilinçli ve sistematik biçimde zarar ettirilmeye başlanıncaya kadar.

özelleştirmeler bir ihtiyaç neticesinde değil, “ideolojik”bir “tercih”olarak ülke gündemine girdi. özelleştirme kavramının halkın lugatına girip, KİT'lerin talan edilmesine kadar geçen süreç tamamen neo-liberalizm'in çizdiği bir yörüngede seyretti ve bizzat emperyalizmin kurum, kuruluş ve ülkedeki yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi. Gelinen noktada arkasında, üzerinden çekirge sürüsü geçmiş bir tarlanın harap manzarasını bıraktı. Bu bağlamda, tam da R. Tayyip Erdoğanın belirttiği gibi mesele tamammen ideolojikti ve bu ideolojik saldırının türevi olan Tekel Direnişi de kaçınılmaz olarak ideolojiktir.

Tekelin özelleştirilmesi

Tekel karlılığı ve baş döndüren üretim hacmi nedeniyle kurulduğu yıllardan bu yana (1862 yılında İnhisar adı ile kurulmuştur) uluslar arası sermayenin hedefinde olmuştur. Osmanlı döneminde Duyun-u Umumiye eliyle Osmanlının borçlarını ödemek adına emperyalizme peşkeş çekilirken bu gün ise uygulanan neo liberal politikaların sonucu olarak Tekel parçalanmış, parçalanmadan arda kalan bölümler satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Ardında 150 yılı bulan bir tarih bırakmış olan Tekel yok edilmiştir.

Tekel ve muadili işletmelerin özelleştirilmesi ülkemizdeki özelleştirme süreçlerinin son ve en önemli halkasıdır. Bu anlamda Tekelin özelleştirilmesi esnasında geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var.

Tekel, 2001 yılında özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (öYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. öYK'nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. Tekel'in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve  ihale edileceği ilan edildi.

Tekel'in bağlı ortaklığı Alkollü İçkiler San. ve Tic. AŞ 23.12.2003 tarih ve 25325 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/85 sayılı öYK Kararıyla Nurol-Limak-özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu üyelerinin ihale şartnamesi çerçevesinde kuracağı anonim şirkete 292 milyon dolar bedelle satıldı. Bu kapsamda kurulan MEY AŞ'ye hisse devir işlemleri de 24.02.2004 tarihinde gerçekleştirildi. Devir işleminin üzerinden sadece 2 yıl kadar sonra MEY AŞ bu kez bir Amerikan yatırım şirketi olan Texas Pasific firmasına %90 hissesini 810 milyon dolar bedelle sattı.

Tekel'in alkollü içkiler bölümünün özelleştirilmesi sonucunda MEY AŞ'ye 17 fabrika devredildi. 2009 yılına geldiğimizde ise bu fabrikalardan sadece 9 adeti çalışmaktadır.

İhale öncesinde alkollü içkiler bölümünde 3.631 işçi çalışmaktaydı. Hisse devri sırasında MEY AŞ bünyesine 1.700 işçi geçti. 2009 yılında MEY AŞ bünyesinde çalışan işçi sayısı 323'e kadar geriledi.

öYK'nun 2001/06 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Tekel'in sigara bölümünün özelleştirilmesi için de 07.06.2003 tarihinde ihale gerçekleştirildi. Hisselerinin %65'i Japon devletine ait olan Japan Tobacco International (JTI) tarafından verilen 1 milyar 150 milyon dolarlık teklif yetersiz bulunarak ihale 11.11.2003 tarihinde iptal edildi. 2005 yılında yapılan ikinci ihalede ise hiçbir firma teklif vermedi.

AKP hükümeti Tekel'in sigara üretim biriminin özelleştirilmesi sürecini 26 Ekim 2007 tarihinde üçüncü kez başlattı. Tekel'in sigara bölümüyle ilgili olarak 22.02.2008 tarihinde gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.

Tekel'in özelleştirme kapsamına alındığı 2001 yılında 477.829*** tütün üreticisi varken, Tütün Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2002 yılında üretici sayısı 402.899'a geriledi. Sözleşmeli üretim yapan üretici sayısının 2008 yılında 194.282 kişiye gerilediği Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinden anlaşılmaktadır. özelleştirme, tütün üreticileri sayısı yanında tütün alımını da olumsuz etkiledi. 2002 yılında 159.521 ton olan tütün alımı 2008 yılında 74.584 tona geriledi.

Tekel'in özelleştirilmesi üretici sayısındaki gerilemenin yanında Tekel'in istihdam yapısını da son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. Tekel bünyesinde 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken, önce alkollü içkiler ardından da sigara biriminin özelleştirilmesi sonucunda çalışan işçi sayısı 12 bin civarına geriledi.

özelleştirme programına alındığında 110 yaprak tütün işyeri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir sung ipek, viskoz fabrikası olan Tekel, 2009 yılına gelindiğinde 57 yaprak tütün işyeri, 2 tuz işletmesi ve bir ambalaj fabrikası olan işletmeye döndü.

Tekel'in sigara bölümünü alan şirket zaten Tokat ve Ballıca'daki fabrikaları açık tutacağını beyan etmiş ve üretimini bu iki fabrika ile sağlamıştı. Bunlardan yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığı Tokat Sigara Fabrikası da kapandı.

Tekel'in özelleştirilmesi parçalanmış bu birimlerin satışından ibaret değil elbette. Tekel ham maddesini tarım üreticisinden elde eden bir kurum olması itibarı ile üretim hacminin düşmesi direkt olarak tarımsal üretimi de etkilemektedir. Veya tam tersi durumda izlenen tarım politikaları tekelin özelleştirilmesinde yaratılan çarpıtılmış bilinci oluşturmakta önemli bir rol oynamış, sanayide üretim veren Tekel bitirilirken tütün üzüm vs. gibi Tekel işletmesinin hammadde kaynağını oluşturan tarımsal üretim de mahfedilmiştir.

Son Kale Tekel

Tekel; Tüpraş gibi, Telekom gibi Türkiyede üretimin ve milli gelirin önemli parçalarını oluşturan işletmelerden olup diğer benzer kurumlarla birlikte özelleştirme süreçlerinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Nitekim bu işletmelerin satışları, bu satışlar esnasında uygulanan metodlardan, satış sonunda elde edilen “gelir”lere varana kadar bir çok spekülasyon da vuku bulmuştur. Ayrıca bu işletmeler ciddi gelirler elde eden kuruluşlar olmakla birlikte, çok sayıda işçiye iş sağlayan kurumlar iken satışlarının hemen akabinde işçi çıkarmalar ve yeni alımların durdurulmasıyla çalışan sayısını hızla azaltmıştır. Bu işletmelere dair bir diğer özel durum ise kurum çalışanlarının Türkiyedeki muadili diğer işçilere göre gelir ve refah durumlarının daha iyi olmasıdır ki Tekel işçisini özel kılan ve işsizlik neticesinde ortaya çıkan kayıplarının seviyesini arttıran da bir durumdur.

Elbette; gelir rekortmeni, onbinlerce insana iş sağlayan, ülkede milli gelirin önemli bir kısmını sağlayan ve işletmelerin sendikal ve siyasal örgütlenmeye uygun bir şekilde çok sayıda işçiyi bir arada çalıştırdığı kurumların satışı Ya da tasfiyesi esnasında bir direnişin patlak vermesi olasıydı. Ancak bu durum neden Tüpraşta ya da Telekomda değilde Tekelde bu direnişin patladığına cevap vermez.

Az öncede belirttiğimiz gibi Tekel özelleştirilmesi esnasında bir direnişe sahne olması potansiyelini oldukça yoğun taşıyan bir kurumdu. çalışanlarının sosyal, ekonomik ve kültürel durumu böylesi bir direniş için gerekli şartları hazırlar nitelikte idi. Diğer taraftan yaşanan ekonomik krizin etkileri uç noktalara ulaşmışken binlerce işçiyi -ülkenin en saygın işletmelerinden birini yok ettikten sonra- işsiz bırakmak ta direnişin itici güçlerinden olsa gerek.

çalışanlarının içinde eski siyasi mahkumlar, yetimhanede büyüyen “hayatlarının ilk gerçek sosyal yaşam tecrübesini”çalıştıkları Tekel'de yaşamış ve işletmeyle duygusal bağları olan işçiler kurum içinde azımsanmayacak sayıda idi. öte yandan kadın çalışanların yoğunluğu (Ki direniş esnasında kadın işçilerin yarattığı psikolojik direnç asla azımsanamaz) nedeniyle kurum içinde çocuk bakımı için kreşler mevcuttu. Yani işçilerin çocukları da Tekelde büyüyor orada tanışıyordu.  özelleştirmeler ve başkaca gerekçelerle işçilerin kuruma ait başkaca fabrikalarda bir rotasyona uğraması dolayısıyla kurumum çalışanlarının önemli bir kısmının birbirleriyle ilişki kurma şansı yakalamış olması da tekel işçisinin direnişteki dayanışmasının ve bu kadar uzun süre dayanabilmesinin önemli nedenlerindendir.

Bütün bunlardan öte Tekel Türkiye ekonomisinin taşıyıcı direği olma özelliği taşıyan Uluslar arası sermayenin ağzını sulandıracak oranda karlı ve yapısı gereği tarımsal üretimle ciddi bağları ve etkileyiciliği olan bu nedenle de ülke ekonomisinde belirleyi karaktere sahip nadir işletmleredendi. Bu nedenle özelleştirme politikaları ve bu politikaların yarattığı yıkıma direnişin “son kalesi”idi. Ve tüm muharebelerdeki son direniş hatıındaki çatımanın çetinliğini korkusuzluğunu ve direncini taşıyordu.

Sonuç Yerine

Kapitalizmin krizi gün geçtikçe derinleşiyor. Derinleşen krizin Türkiye siyasetindeki yansımaları da krizin yıkıcılığı kadar sert ve kırılgan bir alana tekabül ediyor. Böylesi kırılgan bir zemin üzerinde Türkiye'nin en büyük işletmelerinden birinin tarih sahnesinden çekilişinin son perdesinde  işçi sınıfının kendi gücünü hissettirmesi devrimci hareket açısından bir sarsıntıyı, bir motivasyonu beraberinde getirdi. Tekel direnişinin ardından peşpeşe -çapı Tekel direnişene ulaşmaktan çok uzakta olsa- birçok işçi direnişi başgösterdi.

Tarih düz bir çizgi şeklinde ilerlemediği gibi herhangi bir tarihsel dönemi de net olarak şu anda başlamıştır diye betimlemek mümkün olmayabilir. Ancak tekel direnişi gibi bir nirengi noktası böylesi belirlemeler için uygun anları oluşturabilir. Yaklaşık 30 yıllık özelleştirme politikalarının gelmiş olduğu nokta sürecin tamamına erdiği bir yerdedir. özelleştirme programları kapsamında gelir getirecek**** işletmelerin tamamı satılmış. özelleştirme politikalarının sosyal ve siyasal sonuçları dolayımsız olarak günlük yaşama aksetmiş vesselam deniz bitmiştir. ülke toplumsal muhalefeti açısından özelleştirme karşıtlığı başarılı bir politik hat etrafında örgütlenememiş ve süreç bu bağlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ancak bir dönemin bitişi diğer taraftan başka bir dönemin başlngıcını da ifade eder. Neo-liberal özelleştirme politikalarının fikri düzeyde yarattığı kafa karışıklığı da özelleştirme politikalarının sonuçları alındıkça yavaş yavaş ortadan kalmaktadır. özelleştirmelerin ekonomiye can vereceği, istihdamı arttıracağı, KİT'lerin devletin sırtında birer kambur olduğu gibi özelleştirme argümanları bir bir çürümüştür. özelleştirmenin tamamen ideolojik gerekçelerle yapıldığı ve mülkiyetin tamamen sermayeye devredilmesi sürecinin kaçınılmaz ayağı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tüm bu teşhir olmuşluğa binaen bu gün devrimciler açısından sorun bir muhalefet yaratmak değil var olan muhalefeti örgütlü alanlara kanalize etmektir. Zira 30 küsur yıllık neo-liberal saldırının açmış olduğu yaralar artık dikiş tutmamakta direnişlerin ve hedef gözeten muhalif eylemlerin önünü açmaktadır. Bu anlamda Tekel Direnişi kaybedilen bir savaşın son kalesi olmasının yanında yeni bir sürecin de müjdecisidir.

* Yazı içerisinde verilen rakamsal değerler, ilgili yıllarda Türk Lirası'nın değeri üzerinden verilmiştir. Bu nedenle yeni Türk Lirası ve sonrasında paranın adının başından yeni ibaresi kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan değerle karıştırılmamalıdır.

** özelleştirme ile ilgili ilk karşı duruşların başında “vatanın satılması” argümanı ile beslenen ulusalcı bir yaklaşım olsa da milliyetçiliğin sol bir ambalajla kaplanmış halinden öte gitmediği ve özelleştirme politikalarıyla temelden bir problemi olmadığı da ortadadır. Buradan hareketle “gayri millileştirme” meselesine vurgu yapmamız; bu milliyetçi argümandan bağımsız olarak uluslararası sermayenin özelleştirme politikalarının temel aktörü olması ile alakalıdır.

*** Verilen sayı tütün üretimi ile gelir sağlayan tüm çalışanları kapsamaktadır.

****özelleştirme politikalarının sebebi gelir getirecek olması ya da bu gelirlere olan ihtiyaç değildir. Kaldı ki satılan bir çok kamu işletmesi gelirleri itibarı ile satış bedelini 1-2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde amorti edebilecek işletmelerdir.

64 YILDIR MESLEĞİMİZİ, MESLEKTAŞLARIMIZI VE ÜLKEMİZİN ÇIKARL…

64 YILDIR MESLEĞİMİZİ, MESLEKTAŞLARIMIZI VE ÜLKEMİZİN ÇIKARLARINI SAVUNUYORUZ, SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ!

18.10.2018   18-21 Ekim 1954 tarihlerinde toplanan TMMOB'nin İlk Genel Kurulu'nun 64. yıldönümünde kutlanan Mühendislik-Mimarlık Haftası nedeniyle TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi.   64 YILDIR MESLEĞİMİZİ, MESLEKTAŞLARIMIZI VE ÜLKEMİZİN ÇIKARLARINI SAVUNUYORUZ, SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ! 4 Şubat 1954 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 6235 Sayılı Kanun’la kurulan TMMOB’nin ilk Genel Kurulu, 18-21 Ekim 1954 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Farklı mühendislik ve mimarlık disiplinlerinden temsilcilerin katılımıyla gerçekleştirilen ilk genel kurulumuzda, TMMOB tüzüğü kabul edilmiş ve birlik bünyesinde 10 meslek odası kurulmuştur. TMMOB’nin örgütsel hayatının fiilen başlangıcı olan ilk genel kurulumuzun yapıldığı 18-21 Ekim günleri her yıl Mühendislik-Mimarlık Haftası olarak kutlanmaktadır. 1954 yılından bu yana aradan geçen 64 yıl içerisinde Türkiye’nin teknik gücünü oluşturan mimar... Read more

Tekirdağ: “Krizin faturasını işçiler değil, krizi yaratanlar…

Tekirdağ: “Krizin faturasını işçiler değil, krizi yaratanlar ödesin”

DİSK Trakya Bölge Temsilciliği’nin Tekirdağ’da düzenlediği basın açıklamasına katılan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu “Krizin faturasını işçiler değil, krizi yaratanlar ödesin” dedi. 17 Ekim Çarşamba günü saat 12.30’da, Tekirdağ Bedesten Meydanı’nda gerçekleşen basın açıklamasında ilk olarak konuşan DİSK Trakya Bölge Temsilcisi Salim Şen, belediyelerdeki taşeron işçilerinin yaşadığı haksızlıklara dikkat çekerek, tüm işçilere kadro verilmesi gerektiğini ifade etti ve %4+4 olarak sabitlenen sözleşmelerin revize edilmesi gerektiğinin altını çizdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu krizin karşısında işçilerin acil taleplerini sıraladı: “Başta asgari ücret olmak üzere tüm ücretler derhal arttırılsın. Toplu işten çıkarmalar yasaklansın ve işsizlerin İşsizlik Sigortası’na erişimi kolaylaştırılsın. Vergide adalet sağlansın. Elektriğe, suya, doğalgaza, ulaşıma zam yapılmasın” Bu taleplerin krizde toplumun yüzde 99’unu, işçi sınıfını korumak için bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Genel... Read more

Tutuklanan sendikacı ve havalimanı işçileri için uluslararas…

Tutuklanan sendikacı ve havalimanı işçileri için uluslararası imza kampanyası devam ediyor

Tutuklanan Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut ve havalimanı inşaat işçilerinin serbest bırakılması için labourstartcampaigns‘ta 11 Ekim’de başlatılan uluslararası imza kampanyası sürüyor 12 Ekim’de Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ITUC ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ETUC ile Almanya’dan IG BAU Sendikası, Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut ve tüm tutuklu inşaat işçilerinin serbest bırakılması için bir çağrıda bulundu. 13 Ekim’de ise bir araya gelen DİSK, KESK, TMMOB ve TTB başkan ve yöneticileri, DİSK/Dev Yapı-İş’in tutuklu genel başkanı Özgür Karabulut’un eşi Ayla Karabulut ile İnşaat-iş yönetiminden Özkan Özkanlı’nın eşi Sema Özkanlı’ya bir dayanışma ziyareti gerçekleştirdi. 15 Ekim’de Pazartesi günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nda gerçekleşen Üçlü Danışma Kurulu toplantısında ise DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu başkanlığındaki DİSK heyeti aralarında tutuklanan DİSK Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut’un da olduğu 35 işçi ve sendi... Read more

Kosova ordu kurmak için harekete geçti

Kosova ordu kurmak için harekete geçti

Kosova'da meclis, 5 bin kişilik ulusal bir ordu kurulması için ilk adımı attı. Kosova Güvenlik Gücünün orduya dönüştürülmesini de içeren üç tasarı parlamentodan onay aldı. 120 sandalyeli parlamentoda 98 milletvekili tasarıya destek verirken, 11 Sırp kökenli vekil oylamayı boykot etti. Tasarının meclisten geçebilmesi için önümüzdeki günlerde yapılacak ikinci oturumda da onaylanması gerekiyor. Oylama öncesi yaptığı konuşmada Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj, "Bu üç yasanın tek bir görevi var, Kosova'nın toprak bütünlüğünü ve Kosova'daki tüm halk gruplarından vatandaşları korumak" dedi. Kosova'nın kendi ordusunu kurması daha önce de gündeme gelmişti. Ancak Sırp milletvekilleri, böyle bir hamlenin anayasal değişiklik gerektireceğini öne sürerek bu adıma karşı çıkmıştı. Yeni tasarı, Kosova Güvenlik Gücünün bir orduya dönüştürülmesi için yetkilerinin artırılmasını öngörüyor. Bu nedenle Kosova hükümeti, anayasal değişikliğe ihtiyaç olmadığını savunuyor. NATO tarafından eğitilen 2 bin 500 ... Read more

Tutuklanan havalimanı işçilerinden 3'ü tahliye edildi

Tutuklanan havalimanı işçilerinden 3'ü tahliye edildi

Gaziosmanpaşa 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından yapılan tutukluluk incelemesinde, 18 Eylül'den beri tutuklu olan 3. havalimanı işçilerinden Selami Sarıboğa, Birkan ve Bilal Topçu tahliye edildi. NE OLMUŞTU? 2013 yılında ihalesi yapılan ve “Cumhuriyet tarihinin en büyük ihalesi” olarak tanıtılan 3. havalimanında 14 Eylül'de kötü çalışma koşullarını, ücretlerin düzenli ödenmemesini, barınma ve servis sorununu "Köle değiliz" diyerek protesto ettikleri için gözaltına alınan ve 18 Eylül'de savcılık işlemlerinin ardından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen 28 işçiden 24'ü tutuklanmıştı. Read more

Üçlü Danışma Kurulu’nda DİSK’in görüş ve önerileri dile geti…

Üçlü Danışma Kurulu’nda DİSK’in görüş ve önerileri dile getirildi

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu toplantıda ilk olarak İstanbul’daki yeni havalimanında yaşanan sürece dair değerlendirmelerde bulundu. İşçilerin her biri birer suç duyurusu niteliğindeki taleplerini değerlendirmek yerine devletin yanıtının kitlesel gözaltı ve tutuklamalar olduğunu hatırlatan Arzu Çerkezoğlu, “Haklı talepleri dinlemek ve gereğini yapmak yerine, yüzlerce işçi gözaltına alındı, aralarında DİSK Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut’un da olduğu 35 işçi ve sendika yöneticisi tutuklandı” dedi. Özgür Karabulut’un ertesi gün ifade vermeye gideceğinin bilinmesine rağmen DİSK Genel Merkezi önünden gözaltına alınarak hızla tutuklandığını ifade eden Arzu Çerkezoğlu, tüm tutukluların serbest bırakılmasını, yeni havalimanındaki çalışma koşullarının değerlendirilmesi için bir heyet kurularak işçilerin insanca çalışma taleplerinin yerine getirilmesini istedi, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ve Uluslararası Çalışma Örgütünün de benzeri ... Read more

Kaşıkçı olayında yeni iddialar

Kaşıkçı olayında yeni iddialar

New York Times gazetesi, Türkiye'nin Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın ortadan kaybolmasıyla ilgili olarak 15 şüphelinin kimliklerini tespit ettiğini ve bunlardan en az beşinin Suudi yönetimi ile alakalarının olduğunu iddia etti. Gazetenin Salı günkü haberinde, şüphelilerden birisinin Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a yakın olan bir kişi olduğu belirtildi. Haberde kimliği tespit edilen diğer üç şüphelinin Prens'in özel güvenlik ekibinden olduğu, beşinci şüphelinin ise bir adli tabip olduğu belirtildi. Şüphelilerden birinin 2007'de Suudi Arabistan Londra Büyükelçiliği'ne atanmış olan diplomat Maher Abdulaziz Mutreb olduğunu belirten gazete, Mutreb'in Prens Muhammed ile Madrid ve Paris seyahatlerinde uçaktan inerken fotoğraflandığını ve kendisinin prensin koruması olabileceğini belirtti. Gazete, diğer şüphelilerden üçünün ise Prens'e seyahatlerinde eşlik eden güvenlik ekibinden olduğunu söyledi. NYT, beşinci şüphelininse otopsi uzmanı adli tabip olduğunu ifade etti. Yeni Şafak: Kaş... Read more

Katliam ve keyif

Katliam ve keyif

Bayrampaşa Cezaevi’nde 17 yıl önce Hayata Dönüş Operasyonu’nda 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin de yaralanmasına ilişkin görev sınırlarını aştığı iddia edilen dönemin jandarma görevlisi 196 sanığın yargılandığı davanın 33. duruşması dün görüldü. Sanık Fuat Polat, “Operasyondan sonra bir hafta izin verildi. Boğaz keyfi yaptık. Gezdik” ifadesi duruşmaya damga vurdu. Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya tutuksuz sanıklar katılmazken, tarafları avukatları temsil etti. Kimlik tespitinin ardından sanık ifadelerine geçildi. Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katılan sanık Harun Ateş, “O dönem jandarma uzman çavuştum. Operasyona katıldım ama içeriye girmedim. Cezaevi bünyesinde çalışmıyordum” dedi. Avukat Güçlü Sevimli’nin aralarında komutanının kim olduğuna dair sorularına sanık Ateş, “Detayları hatırlamıyorum” diye cevapladı. ‘Nasıl keyif yaptınız?’ Arama kurtarma ekibinde görev yapan sanık Fuat Polat ise olay sırasında tahliye edilen mahkûmları araçlara b... Read more

TMMOB, CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDADIR

TMMOB, CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDADIR

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz ve Emek, Meslek Örgütleri başkanlarının da katıldığı Cumartesi Anneleri'nin 707. Hafta eylemi, Galatasaray Meydanına yürüyüşe izin verilmediği için İnsan Hakları Derneği (İHD) önünde 13 Ekim 2018'de gerçekleştirildi.   Gözaltında kaybedilen yakınları için 23 yıldır adalet mücadelesini sürdüren Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yapmaları 700. haftasında Beyoğlu Kaymakamı tarafından yasaklanmış; yasağın ardından her hafta İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde toplanıp Galatasaray Meydanı’na yürümeye çalışan kayıp yakınları polis şiddetine maruz kalmıştı. Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’na çıkmasına izin vermeyen polis, 13 Ekim 2018 tarihinde ise dernek önünde açıklama yapılmasına izin verdi. TMMOB, KESK, DİSK, ve CHP ile HDP Milletvekilleriyle avukat gruplarının destek verdiği 707. hafta basın açıklamasını zorla kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. “Hak... Read more

Can Dündar ve İlhan Tanır hakkında kırmızı bülten kararı

Can Dündar ve İlhan Tanır hakkında kırmızı bülten kararı

Cumhuriyet gazetesi davasında dosyaları ayrılan gazeteciler Can Dündar ve İlhan Tanır hakkındaki davaya bugün İstanbul 27'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi.  Duruşmada, savcı firari oldukları gerekçesiyle ifadeleri alınamayan Can Dündar ve İlhan Tanır hakkında kırmızı bülten çıkarılmasını talep etti. Bu talebi değerlendiren mahkeme heyeti gazeteciler hakkında yakalama kararı bulunduğunu hatırlatarak, Dündar ve Tanır’ın ifadeleri alınamadığı gerekçesiyle kırmızı bülten çıkarılmasına hükmetti ve duruşmayı erteledi. Can Dündar'ın avukatı Bülent Utku, Alman haber ajansı dpa'ya yaptığı açıklamada, mahkemenin kırmızı bülten hükmüyle ilgili kararı Adalet Bakanlığı'nın vereceğine dikkat çekti. Cumhuriyet gazetesinin yazar ve yöneticilerinin yargılandığı davada karar 25 Nisan'da açıklanmıştı. Yaklaşık 20 kişinin yargılandığı davada, üç kişi beraat etmiş, gazetenin diğer çalışanları ise 10 yıla varan hapis cezalarına çarptırılmıştı. Mahkeme heyeti, haklarında yakalama kararı bulunan... Read more

Meşale Tolu'nun eşinin yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

Meşale Tolu'nun eşinin yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

İstanbul'daki mahkeme Salı günü görülen duruşmada Alman gazeteci ve çevirmen Meşale Tolu'nun eşi Suat Çorlu hakkındaki yurt dışına çıkış yasağının kaldırılmasına hükmetti. Mahkeme kararına göre Çorlu, Türkiye'den ayrılabilecek. Tolu ve Çorlu hakkındaki terör suçlamalarına ilişkin dava ise 10 Ocak tarihine ertelendi. Tolu, İstanbul’daki Çağlayan Adliyesi'nde görülen duruşmaya bizzat katılabilmek için Türkiye'ye gitmişti. Rbb Inforadio'ya konuşan Tolu, "Beraatim için mücadele edeceğim. Ancak birçok kararın siyasi olarak alındığını biliyorum" demişti. Avukatları 15 yıl hapis cezası istemi ile yargılanan 33 yaşındaki Alman gazetecinin yeniden tutuklanmasını beklemediklerini ifade etse de Tolu, "Türkiye'de bir şeyler olma ihtimalinin hep olduğunu, yeniden tutuklanabileceğini ya da hapis cezasına çarptırılabileceğini, ancak bu riski göze aldığını" ifade etmişti.  Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP) üyeliği ve propagandası ile suçlanan Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanı Meşale Tolu, g... Read more

Ankara'da Halkevleri'ne Abluka

Ankara'da Halkevleri'ne Abluka

Ankara'da Tuzluçayır, Keçiören, Eryaman, İlker ve daha önce "izinsiz eğitim-öğretim faaliyeti yürütmek" bahanesiyle mühürlenen Mutlu Halkevi şubelerine baskın düzenleyen polis arama yaptı. Şubede yapılan aramalara Halkevleri Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin katılmasına ise izin verilmedi.   Polis ayrıca evlerinde arama yaptığı Mutlu, Tuzluçayır, Keçiören ve Eryaman Halkevi şube başkanlarını da gözaltına aldı.   Baskınlara ilişkin Halkevleri yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, "Ancak biliyoruz ki; Halkevleri'nin muhalif kimliğidir bu soruşturmanın nedeni. Bu soruşturmanın nedeni hukuksuz mühürlemelere rağmen halkın hakları mücadelesinin kesintisiz devam etmesidir. Krizin faturasının halka ödetilmek istenmesinin karşısında buna karşı çıkmamızdır. Bugün hesap vermeyip bundan rahatsız olanlar Halkevleri'ni susturmaya çalışmaktadır. Rahatsız etmeye devam edeceğiz. Halkevleri'ni susturamayacaksınız. Halkevleri'ni susturmayacaksınız! Halkevleri susmaz, memleket susmaz!" den... Read more

GIDAYA ERİŞİM HAKKI HER İNSANIN EN TEMEL HAKKIDIR! TARIMDA V…

GIDAYA ERİŞİM HAKKI HER İNSANIN EN TEMEL HAKKIDIR! TARIMDA VE GIDADA DIŞA BAĞIMLI POLİTİKALARA VE YÜKSEK GIDA FİYATLARINA SON VERİLMELİDİR!

15.10.2018   TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, 16 Ekim Dünya Gıda Günü etkinlikleri kapsamında bir basın açıklaması gerçekleştirerek, açlık ve yoksulluğun engellenmesi için tarımda ve gıdada dışa bağımlı politikalara ve yüksek gıda fiyatlarına son verilmesi çağrısında bulundu.   DÜNYA GIDA GÜNÜNDE BİR KEZ DAHA SESLENİYORUZ: GIDAYA ERİŞİM HAKKI HER İNSANIN EN TEMEL HAKKIDIR! TARIMDA VE GIDADA DIŞA BAĞIMLI POLİTİKALARA VE YÜKSEK GIDA FİYATLARINA SON VERİLMELİDİR! Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) kuruluş tarihi olan 16 Ekim, Dünya Gıda Günü olarak kutlanmaktadır. Dünya Gıda Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinliklerde, gıda üretimi, tüketimi ve gıda güvencesine ilişkin konular gündeme taşınarak küresel anlamda büyük önem arz eden açlık sorunuyla mücadeleye dikkat çekilmeye çalışılmaktadır. Her yıl Dünya Gıda Gününde, tüm dünyada yetkili kesimler tarafından açlık, açlıkla mücadele, yetersiz beslenme, kaynakların paylaş... Read more

İŞSİZLİK VE İSTİHDAM RAPORU- Ekim 2018 KRİZ İŞSİZ BIRAKIYOR …

İŞSİZLİK VE İSTİHDAM RAPORU- Ekim 2018 KRİZ İŞSİZ BIRAKIYOR İşsizlikte Patlama

Kayıtlı İşsiz Sayısı Son Bir Yılda 558 Bin, Son Bir Ayda 381 Bin Arttı Aktif Sigortalı Sayısı 270 Bin Azaldı İşsizlik Sigortası Başvuruları Patladı: 140 Bin Kadın İşsiz Sayısı Erkeklerden Fazla Özet Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR) Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in 15 Ekim 2018 günü açıkladığı Temmuz 2018 dönemi İşgücü İstatistikleri ile İŞKUR tarafından açıklanan Eylül 2018 dönemi verilerini ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından açıklanan Temmuz 2018 dönemi sigortalı istatistiklerini değerlendirdi. DİSK-AR’ın işsizlik ve istihdama ilişkin değerlendirmeleri aşağıda yer almaktadır. Krizin etkileri Temmuz 2018 dönemi TÜİK işgücü istatistiklerine henüz tam olarak yansımasa da İŞKUR ve SGK verileri işsizlikte krizin etkisiyle büyük patlama yaşandığını gösteriyor. TÜİK’e göre Haziran 2018 döneminde yüzde 10,2 olan dar tanımlı standart işsizlik 0,6 puan artarak yüzde 10,8 olarak gerçekleşti. Dar tanımlı işsiz say... Read more

Uluslararası sendikalar: Üçüncü havalimanı işçilerini serbes…

Uluslararası sendikalar: Üçüncü havalimanı işçilerini serbest bırakın!

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Cumhurbaşkanı ve Çalışma Bakanı’na mektup yazarak, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) bir açıklama yayınlayarak, tutuklanan üçüncü havalimanı işçilerinin serbest bırakılmasını istedi. ITUC Genel Sekreteri Sharan Burrow mektubunda “Söz konusu işçiler meşru örgütlenme ve itiraz etme haklarını kullanmak dışında hiçbir şey yapmadılar” derken, ETUC Genel Sekreteri Luca Visentini “Yaşanan sorunlar polis aracılığıyla çözülemez; çözüm yolu sendikaların, işverenlerin ve hükümetin katılacağı müzakerelerdir” dedi. ITUC’un Cumhurbaşkanı’na ve Çalışma Bakanı’na mektubu Sayın Cumhurbaşkanı, Size 163 ülkeden 207 milyon işçiyi temsil eden Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu adına yazıyorum. 2014 yılında İstanbul’da devasa üçüncü havalimanı inşaatı başladı. Şantiyede 32 bin işçi çalışıyor. IGA havalimanının ana yüklenicisidir. Projenin başladığı günden bu yana işçiler güvenlik, uzun çalışma süreleri, gıda ve barınma gibi konularda sorunları... Read more

Maltepe’de panel: “Krizin faturasını halk ödemeyecek”

Maltepe’de panel: “Krizin faturasını halk ödemeyecek”

İstanbul’da “Maltepe Emek ve Demokrasi Güçleri”nin düzenlediği “Krizin faturasını halk ödemeyecek”  başlıklı panele DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke katıldı. 14 Ekim 2018 Pazar günü Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleşen panelde ekonomik krizin nedenleri ve emek açısından sonuçları değerlendirildi. Panelde konuşan  CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke “Kriz AKP’nin yönetemezliğidir. Çözüm, krize karşı tüm emek ve demokrasi güçlerinin ortaklaşarak birlikte mücadele etmesidir. Ortak mücadelenin ete kemiğe bürünmesi gerekir” dedi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da krizin bahane edilerek işten atmaların ortaya çıktığını söyledi. Yüzde 24 enflasyon karşısında emekçilerin ücret ve maaşlarının güncellenmesi gerektiğini söyleyen Çerkezoğlu, “İşyerlerinden başlayarak bunun karşısında mücadele etmek gerekiyor. İşçi ve emekçilerin krizi yaratmadığını söylemek gerekiyor” dedi. Çerkezoğlu, DİSK’in taleplerini bir kez daha yinele... Read more

Amedspor Başkanı: Suç duyurusunda bulunacağız

Amedspor Başkanı: Suç duyurusunda bulunacağız

 Amedspor ile Sakaryaspor’un oynadığı maçta izletilen görüntüler ve çalınan marşlar, 90 dakikadan sonra fiziksel saldırıya dönüştü. Amedspor Başkanı Nurullah Edemen, görüntülerin provokasyon olduğunu belirterek, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.    Ligde elde ettiği başarılarından dolayı her deplasmanda ırkçı saldırılara uğrayan Amedspor sürekli hedef gösteriliyor. Amedspor, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) 2. Lig’inin 7’nci haftasında Yeni Sakarya Atatürk Stadı’nda Sakaryaspor ile karşılaştı. Amedspor, 2-0 mağlup olduğu karşılaşmada bir kez daha ırkçı saldırıya uğradı. Ancak bu kez ırkçı saldırının yanı sıra stadın iki skorboardında, bölgede ilan edilen sokağa çıkma yasakları sırasında yaşanan çatışma görüntüleri ve “Ölürüm Türkiyem” marşı seslendirildi. Galeyana gelen Sakaryaspor taraftarları maç esnasında Amedspor’un yedek kulübesine saldırdı. Saldırılar maç sonrası soyunma odasına kadar uzandı ve takımın Teknik Direktörü Sertaç Küçükbayrak sözlü ve fi... Read more

iyi Parti Bildiğimiz Gibi

iyi Parti Bildiğimiz Gibi

24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde CHP’yle birlikte ‘Millet İttifakı’ blokunda yer alan İYİ Parti , yerel seçimler öncesi direksiyonu AKP tabanına kırdı. Parti yönetiminde, partinin “ CHP ve HDP’yle yan yana anılmasının  İYİ Parti’ye zarar verdiği” belirtilirken, parti Meclis’te de AKP’ye ‘şartlı destek’ verecek. AKP’nin hazırladığı bir yasa teklifinin işçinin, memurun, emeklinin, esnafın veya Türkiye dış politikasının yararına olması halinde İYİ Parti, o düzenlemeleri Meclis’te destekleyecek. İYİ Parti ’nin, yerel seçimlerde “ CHP ile birlikte ittifak halinde olmaktansa, bazı iller için işbirliği içinde olmayı” tercih edeceği belirtiliyor. İYİ Parti ’nin İstanbul, Ankara ve İzmir’de “AKP ve MHP ittifakının oylarını düşüreceği” değerlendirmeleri de yapılıyor. Parti, 24 Haziran seçiminde il ve ilçelerde, ikinci ve üçüncü olan partilerin işbirliği yapmasıyla, yerel seçimin sonucunun değiştirilebileceğini de hesaplıyor. “AKP ile işbirliği yapılması” halinde, 2... Read more

Amedspor'a saldırı

Amedspor'a saldırı

Maç öncesinde ‘Ölürüm Türkiyem” şarkısı çalınan, skorbordda askeri operasyon görüntüler yayınlanan Yeni Sakarya Atatürk Stadı'nda maçın ardından çok sayıda güvenlik görevlisine rağmen Sakaryaspor taraftarı Amedspor kulübesine saldırdı. Taraftarlar bununla yetinmeyerek, Amedspor oyuncularının soyunma odasına giderek futbolculara ve teknik heyete de saldırdılar. Saldırı anına dair görüntüler Amedspor’un resmi Twitter hesabından ve taraftar gruplarının sayfalarından paylaşıldı. Görüntülerde Sakaryaspor ekibi ve taraftarları Amedspor soyunma odasına gelerek oyunculara ve teknik heyete saldırdıkları gözleniyor. 2-0 Sakaryaspor üstünlüğüyle sonuçlanan karşılaşma öncesinde Sakarya İl Spor Güvenlik Kurulu, Amedspor’un taraftarının maça alınmamasına karar verdi! Read more

Bitlis'te sokağa çıkma yasağı

Bitlis'te sokağa çıkma yasağı

Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Doyumlu köyünde, ‘eğitim-öğretim hakkının kısıtlanmaması kaydıyla’ 1 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bitlis Valiliği'nden yapılan açıklamada Doyumlu Köyü ve mezralarında PKK mensupları bulunduğu ve sığınakların tespit edildiği belirtildi. Açıklamada, "Bahse konu BTÖ mensuplarının yakalanmaları, halkımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması için 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C maddesi gereğince 14 Ekim 2018 Pazar günü saat: 05.00'dan 15 Ekim 2018 Pazartesi günü saat: 06.00'a kadar (öğrenim görmekte olan öğrencilerin eğitim ve öğretim hakkının kısıtlanmaması kaydıyla) sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir" denildi.  Read more

İşten çıkarılan işçilerden, Zeytinburnu Belediyesi önünde ‘K…

İşten çıkarılan işçilerden, Zeytinburnu Belediyesi önünde ‘KHK forumu’

Belediye önünde işten atmalara, ihraçlara ve ekonomik krizin faturasının işçi ve emekçilere ödettirilmek istenmesine karşı forum yapan Güngördü işçi ve emekçileri birleşik mücadeleye çağırdı. KESK İstanbul Şubeler Platformu’da OHAL ve ihraçlara karşı haftalık olarak çeşitli ilçelerde gerçekleştirdiği eylemi bu hafta Güngördü’ye destek amacıyla Zeytinburnu Belediyesi önünde yaptı. Bugün saat 17.30’da belediye önünde bir araya gelinen eylemde, “ KHK ’lar gidecek, biz kalacağız!”, “Direne direne kazanacağız!” sloganları atıldı, KESK İstanbul Şubeler Platformu’nun pankartı taşındı. Güngördü’den önce KESK İstanbul Şubeler Platformu adına yapılan açıklamada, öncelikle Güngördü’nün yalnız olmadığı belirtildi. Ardından ise işçi ve emekçilere dönük baskılar teşhir edildi. KHK zulmünün de anlatıldığı açıklamada “Haksız-hukuksuz bir şekilde ihraç edilen, açığa alınan kamu emekçileri olmak üzere; emekten, demokrasiden, barıştan, insanca bir yaşamdan yana olan herkesi OHAL- KHK ile örülen sar... Read more

İzmir'de içinde göçmenlerin bulunduğu kamyon devrildi: 19 ki…

İzmir'de içinde göçmenlerin bulunduğu kamyon devrildi: 19 kişi öldü

İzmir'in Menderes ilçesinde sığınmacıları taşıyan kamyonun devrilmesi sonucu ilk belirlemelere göre aralarında çocukların da bulunduğu 19 kişi öldü, 26 kişi de yaralandı. Alınan bilgiye göre, Aydın'dan İzmir yönüne ilerleyen kamyon, Menderes ilçesinde yoldan çıkarak Değirmençay'a devrildi. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Kazada ilk belirmelere göre aralarında çocukların da bulunduğu 19 kişi hayatını kaybetti. Kazada 26 kişi de yaralandı. Read more

Hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz!

Hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz!

Hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz!Tüm dünyada, yargının ve yargıçların görevi hak ihlaline uğrayan bireylerin hakkını teslim etmektir. Türkiye’de bağımsız, tarafsız ve verimli adalet dağıtan bir yargı sistemi olmadığı için hak ihlaline uğrayanların adalet talebi karşılıksız kalmaktadır. Haksızlığa uğrayanların hakkının teslim edilebilmesi ancak iktidarın hukuk kurallarıyla sınırlandığı durumlarda mümkündür. Türkiye bugün hukukun üstünlüğü ile bağlı olmayan iktidar ve yargı gücünün yarattığı bir hukuksuzluk felaketini yaşamaktadır. Bizim adalet talebimizin 8 haftadır polis baskısı ve şiddeti ile engellenmesi bu felaket ortamının sonucudur. 707. haftamızda hukuk ve adaletin bu topraklara ne kadar uzak olduğunu gösteren bir kaybedilme davasını hatırlatmak için buluştuk. 27 Ekim 1995 günü Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburuna bağlı askerler, Yüksekova’nın Ağaçlı Köyü'ne baskın yaptı. Baskın sırasında ... Read more

Berlin’de ırkçılığa karşı büyük gösteri

Berlin’de ırkçılığa karşı büyük gösteri

Almanya'nın başkenti Berlin'de bugün "Açık ve özgür bir toplum için – Dışlama yerine dayanışma” sloganıyla ırkçılığa, ayrımcılığa, Akdeniz’deki sığınmacı ölümlerine ve sosyal hakların budanmasına karşı bir gösteri düzenleniyor. "Parçalanamayız" sloganı ile düzenlenen gösteriye organizatörlerin verdiği bilgilere göre 150 binden fazla kişi katıldı. Gösteriye yaklaşık 40 bin kişinin katılması bekleniyordu.  Almanya saati ile saat 13:00'te Berlin Alexanderplatz'da biraraya gelen göstericiler, Leipzig Caddesi üzerinden Potsdam Meydanı’na oradan tarihi Brandenburg Kapısı'na ve ardından Zafer Sütunu’na yürüdü. Burada akşam saat 21.00'e kadar devam edecek olan gösteride, ünlü şarkıcı Herbert Grönemeyer ve Die Ärzte grubunun da sahne alacağı bir konser düzenlenecek. Gösteriye çok sayıda sivil toplum örgütü, sendika, parti ve kiliseler çağrıda bulundu. Maas: Biz parçalanamayız Gösteriye destek veren siyasetçiler arasında Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas da bulunuyor. Maas resmi Twitter h... Read more

Rahip Brunson Serbest

Rahip Brunson Serbest

Türkiye'de Aralık 2016'da tutuklanan ve 25 Temmuz'dan beri ev hapsinde tutulan ABD'li papaz Andrew Brunson, dördüncü kez hakim karşısına çıktı. Mahkeme, Brunson'ı 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı. Ayrıca Brunson'ın ev hapsinin ve hakkındaki yurt dışı yasağının da kaldırılmasına hükmedildi. Brunson, hapiste kaldığı süre göz önünde bulundurularak serbest bırakıldı. Reuters haber ajansı Brunson'ın ABD'ye dönmek üzere uçağa bindiğini duyurdu.  Brunson'ın avukatı İsmail Cem Halavurt, karara ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Brunson ABD'ye gider diye düşünüyorum" dedi. Halavut, kararı temyize götüreceklerini de belirtti.  ABD Başkanı Donald Trump, Brunson kararı ile bağlantılı iki tweet paylaştı. İlk tweetinde "Papaz Brunson için çok yoğun çalışıyoruz!" ifadesini kullanan Trump, ikinci tweetinde ise "Dualarım Papaz Brunson'ladır ve bir an önce güvenli bir şekilde eve dönmesini umuyoruz" dedi.  İzmir 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada savcı, Brunson üzerindeki adli ko... Read more

3. havalimanı işçileri ve sendikacılar serbest bırakılsın:4…

 3. havalimanı işçileri ve sendikacılar serbest bırakılsın:400 imza

Sendikalar, emek ve meslek örgütleri ile dernekler tutuklanan 3. Havalimanı işçileri ve sendikacıların serbest bırakılması için İstanbul Tabip Odasında basın toplantısı yaptı. Toplantıda 400'e yakın kurum ve kişinin imzasının yer aldığı ortak açıklama yapıldı. Kurumlardan adına ortak açıklamayı yapan Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan, tutuklu 3. Havalimanı işçileri ile sendikacıların serbest bırakılmasını istedi. Tutuklanan havalimanı işçilerinin insanca çalışma talebinin tüm işçi sınıfının talebi olduğunu vurgulayan Aslan şöyle konuştu: “Sürekli iş kazaları yaşayan, ağır çalışma koşulları altında çalışmak zorunda kalan, ücretleri düzenli ödenmeyen, insanlık dışı uygulamalarla yüz yüze bırakılan, balık istifi gibi tahtakurularıyla koğuşlarda yatırılan İstanbul 3. Havalimanı inşaat işçileri haklı talepleri için eyleme geçti. Taleplerinin karşılanması için meşru yollardan hak arayan binlerce işçinin taleplerini karşılamak yerine, işçileri suçlayan açıklamalar sonrası çağrılan kolluk ... Read more

GIDAMO: GIDA KONTROL GÖREVLİLERİNE YAPILAN SALDIRILARI KINIY…

GIDAMO: GIDA KONTROL GÖREVLİLERİNE YAPILAN SALDIRILARI KINIYORUZ

11.10.2018   Muğla`nın Seydikemer İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü`nde görevli olan Gıda Mühendislerinin Gıda Kontrol Görevi sırasında uğradığı saldırı üzerine Gıda Mühendisleri Odası11 Ekim  2018 tarihinde bir basın açıklaması gerçekleştirildi.   GIDA KONTROL GÖREVLİLERİNE YAPILAN SALDIRILARI KINIYORUZ Gıda denetim ve kontrol hizmetleri, 5996 sayılı Kanun`un EK-2 sayılı listesinde belirtildiği gibi en az lisans düzeyinde eğitim almış olacak şekilde, Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Gıda, Ziraat, Kimya ve Su Ürünleri Mühendisleri ile Veteriner Hekim gibi mesleklere mensup olan ve Gıda Kontrol Görevlisi unvanı almış personel ile yürütülmektedir. Sayısının az olduğunu birçok açıklamamızda ifade ettiğimiz Gıda Kontrol Görevlileri, bu görevlerini özveri ile yerine getirmektedir. Yaptıkları görev ile bir yandan toplumun güvenilir gıdaya erişim hakkını korurken diğer taraftan gıda gibi hepimizin yaşamını doğrudan ilgilendiren ürünün sağlığı, niteli... Read more

Almanya'da Ziraat Bankası soruşturması

Almanya'da Ziraat Bankası soruşturması

Almanya'da Ziraat Bankası'nın bir grup müşterisini hedef alan bir soruşturma başlatıldığı bildirildi. Aachen Savcılığı sözcüsünün Perşembe günü yaptığı açıklamaya göre savcılık tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Ziraat Bankası'nın Almanya'daki genel müdürlüğü ve şubelerinde arama yapıldı. Resmi verilere göre operasyonda 80 kişi görev yaptı. Savcılık sözcüsü, soruşturma kapsamında bankanın değil bankanın bir grup müşterisinin hedef alındığını belirtti. Sözcünün açıklaması öncesinde konuyla ilgili soruşturma haberini Salı günü yayınlayan kamu yayın kuruluşu Hessischer Rundfunk'a bir açıklama yapan Ziraat Bankası da soruşturmanın bir grup müşteriyi hedef aldığı bilgisini teyit etti. Kendilerine kara para aklama ve vergi suçu suçlamaları yöneltilen müşterilerin, vergilendirilmemiş kazanımlarını Türkiye'ye aktardıklarından şüpheleniliyor. Sözcü, soruşturmanın iki ila üç ay daha sürebileceğini söyledi. Read more

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal'ın uğurlama töreni'nin,Gültepe Nihat Aydın Kültür ve Dayanışma Derneği önünde gerçekleşen bölümünde,ailemiz adına yaptığım konuşmayı bütün dostlarımızla bu biçimde de paylaşmak istiyorum.''Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreni'nin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnislerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardesimin cenazesinde olacakmış:Bu tarihin -bana karşı -garip bir cilvesidir.  Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın 11 çocuğundan 10.dur.5 kız ve 6 erkek kardeşten birisidir.Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okudu.Lise'yi okumak için Esrefpada L... Read more

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde