Özgürlük

Tekel Dosyası

TEKEL DOSYASI

Son Kale: TEKEL

Neredeyse işçi sınıfı, direniş, gibi kelimelerin lugatlardan silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde Kamu İktisadi Teşekküllerinin son kalelerinden biri olan TEKEL'in “son kale”metaforuna uygun olarak tarih sahnesinden destansı çekilişine tanık olduk. Direniş henüz sonuçlanmamış olsa da gündemimizde yer ediş şekli, boyutu ve deneyim hanemize kattıklarıyla kayde değer bir önem içeriyor.

Tekel Direnişi, işçi sınıfının gücünü, sınıfın birleştiriciliğini, toplumsal muhalefetin gelmiş olduğu seviyeyi göstermek açısından önemli anektodlar içermesinin yanı sıra, 30 küsür yıllık özelleştirme politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından da önemli bir noktaya temas etmektedir.

Bu bağlamda; böylesi bir tarihsel kesitte, Tekel'i ve Tekel işçilerini özel kılan sebepleri ve Tekel direnişinin seyrini incelerken bir yandan da süreci hazırlayan özelleştirme politikalarına kısa bir göz atmak da kaçınılmazlaşıyor.

***

Kamu iktisadı teşekkülleri ile kamu hizmetlerinin özel sermayeye peşkeş çekilmesinin tarihi 1930'lara kadar uzanıyor. Fakat 1970'lerde ortaya çıkan “yapısal kriz”nedeniyle kitlesel bir çöküşü önlemesi amacıyla ”alternatifler”ve uyarı sistemlerinin yaratılması için “özelleştirme”bir “model”olarak dünya halklarına yönelik en kapsamlı ekonomik ve ideolojik saldırılardan biri olarak uygulamaya konuldu. İşte Tekel İşçisinin direnişiyle sonuçlanan “Tekel'in özelleştirilmesi”hikayesi de tam burada başladı.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme “devlet ile özel arasında yer alan karmaşık ve girift bir yapılaşma da olsa, aralarındaki farkı ortaya koyan çizginin devlet aleyhine oynatılması yönündeki tüm politikaları içermektedir. özelleştirme en geniş boyutuyla devletin dolaysız ekonomik girişimciliğini olduğu kadar tüm hizmet üretim ve birimlerini de kapsayan şekilde kamu mülkiyetinin ve/veya yönetiminin kısmen veya tamamen özel sermayeye devredilmesidir”

özelleştirme, kamu işletmelerinin özel sermayeye devredilmesi yanında kamu işçileri tarfından yerine getirilen kamu hizmetlerinin de özel sektör tarafından yerine getirilmesine kadar çok geniş bir anlam içermektedir. örneğin, bir Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT)'in yabancı bir firmaya  devredilmesi, diğer taraftan önceleri kamu kuruluşlarınca yerine getirilen, temizlik işlerinin taşeronlara devredilmesi, özelleştirme kapsamı içindedir. Ayrıca “gayri millileştirme”* ise özelleştirme kavramının içinde yer alan bir alt biçimdir.

Bir KİT'in tamamı değil de bir kısmının özel kesime devredilmesi durumunda, gene özelleştirme yapılmış olunur. çünkü; devir oranının küçük yada büyük olması özelleştirme eyleminin olmadığı anlamına gelmez ve esasen Tekel'in özelleştirilmeside tam olarak böyle başlamıştır.

Türkiye'de özelleştirmelerin Tarihine Kısa Bir Bakış **

Türkiye'de özelleştirme 1930'larda KİT'lerin yaygınlaştırılmaya başlanması ile birlikte “devlet eliyle özel sermaye oluşturmak”biçiminde ortaya çıktı. Bu metod uyarınca başlangıçta devlet eliyle kurulan işletmelerin zamanla özel sektöre devredilecekti. Nitekim 1933'te kurulan Sümerbank'ın özel sermayeye katılacağı ilgili yasanın 2. maddesinde yer almış olmasına rağmen özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle o yıllarda özelleştirme gerçekleştirilemedi. 1940'lar boyunca ise yine kara borsa ve rantiye sermaye, sanayiye yönelecek birikime sahip değildi. 1950'lerde Demokrat Parti, özelleştirmeyi programına almış olmasına karşın KİT'ler özelleştirilemediği gibi aksine KİT'lere yenileri eklenmişti.

1964 yılında yürürlüğe giren 440 sayılı yasanın 1. maddesine göre İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni (İDT) “Yeniden Düzenleme Komisyonu”kuruldu. Görevleri içinde İDT'nin iştiraklerini inceleyerek ve bunların tasfiyesi yada özel sektöre devri için öneriler sunacak olan komisyon, özelleştirmeye ilişkin bazı sonuçlar ortaya koysa da bunlar kağıt üzerinde kaldı. 1967'de yükselen halk muhalefeti, özelleştirmeye karşı yaygın bir tepki oluşturdu. Bu yıllarda, özelleştirmelerin son tahlilde “yabancılaştırma”olduğu bilinciyle gösterilen muhalefet özelleştirme savunucularının vatan hainliği damgasını yemelerini sağlamıştır.

24 Ocak 1980 “Ekonomik İstikrar Tedbirleri”ile başlatılan yeni ekonomik politikalar çerçevesinde KİT'lerin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre işletileceği KİT reformu yapılarak karsız KİT'lerin tasfiye edileceği, ürettiği mallardan sübvansiyonun azaltılacağı ve kamu harcamalarının kısıtlanacağı öngörülmekteydi. İşte tam bu noktada özelleştirmeler açısından günümüze kadar uzanan süreç başka bir ivme kazanmış oldu.

Ancak ideolojik ve politik çerçevesini neo-liberalizm'in çizdiği özelleştirme, tüm halk kesimleri susturulmadan yapılamazdı. Nitekim 12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe sendikaları (Türk-İş hariç), derneklerin çoğunu, siyasi partileri kapatarak toplumun hemen hemen tamamını asker postalları altında çiğneyerek bu susturma operasyonunu da başlatmış oldu. 12 Eylül askeri faşist darbesinin Bülent Ulusu Hükümeti tarafından Danışma Meclisindeki Bütçe Mali Plan Komisyonu'na hazırlattırılan rapor, KİT'lerin özelleştirilmesine olanak sunan, şirketleşme ve holdingleşmeler biçiminde örgütlendirilmelerini öngörüyordu.

Kasım 1983 seçimleri 24 Ocak Kararlarıyla başlayan sürecin katmerlendiği bir dönemi başlatıyordu. Seçimler sonucunda kurulan özal Hükümeti, özelleştirme politikasını açıkladı. özal, bırakalım KİT'leri, köprü, baraj ve yolları dahi özelleştireceğini televizyondan açıkça dile getiriyordu. Nitekim köprü ve baraj gelir ortaklığı senetlerinin satışıyla Türkiye'de özelleştirme süreci başlatıldı.

özelleştirmenin ilk adımı olan bu hazırlık İDT ve KİK olan KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılabilmesi yada işletme haklarının devredilmesine yasal dayanak olan “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında”ki 17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı yasa yürürlüğe konularak bir üst aşamaya yükseltildi. Yasa, KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılması veya işletme hakkının devredilmesine ilişkin çalışmaları yapmak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi (TKKOİ) kurulmasını öngördü. TKKOİ'nin temel işlevi KİT'lere ilişkin gelir ortaklığı ve hissi senetleri çıkarmak KİT'leri özelleştirmeye hazırlamak ve özelleştirmeyi gerçekleştirmekti.

Peşpeşe çıkartılan yasa ve düzenlemelerle özelleştirme yöntemlerinden biri olan Gelir Ortaklığı Senedi ile gerçek ve tüzel kişilerin kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu vb. altyapı tesislerinin gelirlerine ortak olunması için senetler çıkarıldı. Bu yöntem hem daha kolay gerçekleşebiliyordu hem de iç borçlanmanın bir biçimi oluyordu. Böylece özal iktidarı hedeflerini gerçekleştiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki gelir ortaklığı senedi uygulaması özelleştirme uygulanmasında, propaganda malzemesi olarak kullanılan bir yöntem olurken, pay senetleri satışı içinde bir ön hazırlık aşaması durumundaydı. Yani gelir ortaklığı senetleri özelleştirme işlevinin yanı sıra devlet tahvilleri gibi devletin borçlanmasına yönelik bir başka işlevi de gerçekleştirmiş oluyordu. Böylece iktidar bir taşla iki kuş vuruyordu.

Bu süreçte çıkartılan yasalar uyarınca bir başka özelleştirme yöntemi ise İşletme Devir Hakkı'dır. Bu yöntemle KİT'lerin mülkiyeti değil işletmeleri ürünlerinin pazarlanması, dağıtımı gerçek ve tüzel kişilere belirli bir bedel karşılığında devredilecektir. üçüncü bir yöntem ise, KİT'ler ve bağlı tesislerin mülkiyetine ortak olunacak hisse senetleri satışıdır. Bu yöntem özelleştirmenin tartışmasız tam olarak gerçekleştirilmesini getirmektedir.

Doğrudan özelleştirmeyi gerçekleştirmeye yönelik atılan önemli adımlarından biri de 31 Haziran 1986 tarihli ve 3291 ve 2983 sayılı yasaların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ile atılmıştır. KİT'lerin özelleştirmesini düzenlenen yasa ile TC Merkez Bankası Yasası'nda, Bankalar Yasası'nda, Tasarrufların Teşvik ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki yasada, Toplu Konut Yasası'nda ve Sermaye Piyasası Yasası'nda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Tütün Tekeli Yasası'nın bazı maddeleri yürürlükten kaldırılarak özelleştirme yolundaki yasal engeller bir bir temizlenmeye başlanmıştır.

80 sonrası yapılan düzenlemelerin asıl kaynağını görmek açısından Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un raporu dikkate şayandır. özelleştirme ilgi yapılan düzenlemeler Türkiye'de özelleştirme politikalarını belirlemek için görevlendirilen Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un verdiği raporun hemen ardından yürürlüğe konulmaya başlanmıştır. üstelik, Morgan Guaranty'nin önerdiği yasal düzenlemeler, bir dönem “gece yarısı yasaları”olarak adlandırılan yöntemle halktan gizli olarak çıkartılmıştır.

***

Türkiye'de özelleştirmeye ilişkin hazırlık çalışmaları tüm bu zaman zarfında Dünya Bankası'nın doğrudan desteği ve finansmanı ile “Morgan Guaranty Trust Company of New York”tarafından yürütüldü. Morgan Guaranty ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)'nin özelleştirme ana planı hazırlamaya dönük anlaşması 05.08.1985 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma sonucu Morgan Guaranty, ana plan çalışmalarının Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım ve Finansman AŞ ve Price Waterhouse/MUHAS ile birlikte yapmıştır.

Morgan Guaranty ve diğer kuruluşların katılımı ile iki ana plan Nisan 1986'da, “özelleştirme Ana Planı”Mayıs 1986'da hükümete sunuldu. Ana plan iktidarın karşılaştığı durum ve engellere göre durum ve değişikliklere uğradı. Burada belirtmek gerekir ki özelleştirmeye karşı oluşan tepki köklü olmasa da bu planda bazı değişiklilere yol açtı.

özelleştirmeye resmen başlama tarihi olan 1985 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerden başlanmıştır. 08 06 1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile KİK ve bağlı birimlerin özelleştirmeleri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na verilmiştir. Kurul, Ocak 1985'te Sümerbank'a ait yarım kalmış üç işletmenin Türkiye Süt Endüstrisi ve Yem-San ortaklığına ait Bingöl Yem ve Besicilik AŞ'nin özel sektöre devrini kararlaştırmıştır. 1986'da ise Kars Süt ve Mamulleri İşletmesi müessesesinin “işletme hakkı”dokuz yıllığına özel sektöre devredilmiştir. 1985-1988 yılları arasında yarım kalmış tesislerden on birinin mülkiyeti birinin de “işletme hakkı”devredilmiştir.

Ayrıca 1984'te KİT'lere bütçeden transfer ve Merkez Bankası dolaysız kredileri kesildi. Böylece KİT'ler yerli ve yabancı özel finans kurumlarına borçlandırılmaya zorlandı.

Sabit fiyatlarla KİT'lerin faiz giderleri 1982'de 100 olarak kabul edilirse 1984'te 35'e düşerken 1985'te 102,9'a sıçramıştır. Daha sonra bu yükseliş devam ederek 1993'te 573 olmuş, özel sektör ise 200'lerde kalmıştır. Dolayısıyla katma değeri paylaşım oranları açısından yapılan bu hesaplama KİT'lerin nasıl bir borç ve faiz batağına düşürüldüğünü açıkça gösterimektedir.

1987'de “yabancı danışmanlık”ve “muhasebe”kuruluşlarının raporları ile satışa sunulan KİT'lere umulan düzeyde rağbet olmayınca KİT'ler verimsizdir, zarar ediyor denilerek sermayeye peşkeş çekilmeye başlanmıştır. Bazılar ise kapatılmak istenmiştir. öyle ki KİT'i karlı duruma getiren yöneticilerin pek çoğu işlerinden olmuştur.

öte yandan KİT'leri olduğundan daha fazla zarar eden kurumlar olarak göstermek için muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Bu muhasebe hileleri dışarıdan ve gene yasaya uygun olmayan bir biçimde dünya bankası tarafından yönlendirilmektedir. Yani devlet ve KİT yöneticileri muhasebenin temel ilkeleri ve mevzuata aykırı olarak muhasebe hilesi yapmışlardır.

KİT'ler önce Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak, yönetim ve denetim bakımından Anonim Ortaklık statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Ocak kararları ile başlatılan bu uygulama bu çerçevede hükümetin KİT mal ve hizmetlerinin fiyatlarını belirleme yetkisi ellerinden alınmıştır. İç ve dış kredi sağlamada özel ortaklarla aynı konuma getirilmiştir.

Daha sonrada Türkiye'de özelleştirme Morgan Guaranty'nin 1985 sonunda hazırladığı ve hükümete sunduğu özelleştirme Ana Planı çerçevesinde yürütülmüş ve muhasebe hileleri de tam bu noktada başlamıştır.

özal hükümetine hızlı özelleştirme talimatları yağdıran Dünya Bankası, “ancak bunların değerlendirme ve satışa esas olan hesaplarını Türkiye'de yapacak muhasebeci standardı yoktur. Bu nedenle değerlendirme dış muhasebe firmalarına yaptırılmalıdır”diyerek özelleştirmelerin yabancıların liderliğinde yapılmasını açıkça önermiştir. Bu arada ülkemizde “özelleştirme çalışmaların yürüten danışman yada muhasebeci firmaların özelleştirme üzerine yaptıkları çalışmalarının bir kısım masrafları Dünya Bankasınca finanse edilmektedir.”Diğer taraftan Dünya Bankası'nın bu önerisine özal hükümetince ülkenin on milyonlarca dolarını “yabancılara izin vermesi nedeniyle”sus payı olarak yerli firmalara bol keseden dağıtılmıştır.

“KİT zararlarının olduğundan daha yüksek gösterme”maksadıyla icat edilen söz konusu değerlendirme ile hükümet ve sermaye halka yanlış bilgiler empoze etmeye başlamıştır.

KİT'lerin verimsiz oluduğu söylemleri bilimsel değildir. öyle ki; (özelleştirme Yüksek Kurulu) öYK “verimsiz”olduğu iddiasıyla SEKA Akdeniz müessesini de özelleştirmek istemiştir. Ancak, verimsiz olduğu belirtilen işletmenin “İSO 9000”belgeli olduğu ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki Türkiye'de kâğıt sanayiinde yatarım ve planlamalar yapan kamu kuruluşu olan SEKA 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürülmüş sonrasında da 2005 yılında kapatılmıştır.

1982 yılında sağlanan verimlilik yüzde olarak; kamu sektöründe özele göre 1993 itibarıyla 243,9'a karşı 261,4 gibi bir üstünlük göstermektedir. Aynı endeksle 1998'de 231'5'e karşı 404,8 ile kamu iki kata yakın daha yüksektir.

Ayrıca KİT'ler “açık vererek hazineye yük oluyor”suçlamasını tespit etmek için hazinenin KİT'lere yaptığı ödemeler ile KİT'in hazineye yaptığı katkının karşılaştırılması gerekmektedir. Buna göre 1971-1987 yılları arasındaki verilere göre KİT'lerin Hazineye katkısı, Hazine'nin KİT'lere katkısından tam 6.6 kat fazla olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla “KİT'ler açık vererek Hazine'ye yük oluyor şeklindeki açıklamalar maksatlı ve KİT'leri peşkeş çekmeye niyetli bir kafa yapısının ürünüdür.

Ayrıca özelleştirme çalışmalarının danışmanlarla birlikte yürütülmesini belirten Ana Plan'a göre “piyasanın içinde bulunmaksızın ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlet memurlarıyla bu görevleri tatminkar bir şekilde yerine getirmek imkansızdır”deniliyor. Devlet memurların bu “işin”dışında tutmanın tek mantığı ise halktan gerçeklerin gizlenmesidir.

çünkü uluslararası sermaye kendine yeni alanlar açarken aynı zamanda özelleştirme politikasında belirgin olarak ortaya çıkan sonuç şu ki, “yabancıların”özelleştirme çalışmalarına katılımı ve denetimi sağlamaları istenmektedir. “Yabancı danışmanlık kuruluşu KİT'in “satış değerini”belirleyecek en uygun sermaye yapısını saptayacak, olası alıcıların listesini saptayacak , farklı alıcıların tekliflerinin değerlendirilmesini yapacak ve çok daha önemlisi alıcılarla satış görüşmelerini yürütecektir.

Kısacası, yapılan özelleştirmelerin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl birer yağma ve talan hareketine dönüştürüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yabancı sermayenin özelleştirme ihalelerine daha rahat ve daha güvenlikli girmesi için bir dizi yasal düzenlemelere de gidilmiştir. Bunların içinde en öneli düzenleme Türkiye'nin “Uluslararası Tahkim Kurulu”'nu kendi içi hukukunun üstünde kabul etmesidir. Morgan Guaranty'in hazırladığı “Ana Plan”da “yerli”sermayeye ilişkin özelleştirme açısından açık ifadeler kullanmamaktadır. Ancak “Türkiye'de en iyi özelleştirme yabancılara satıştır”diyen Ana Plan'da “Yurtdışından sermaye, yönetim tekniği ve teknoloji akışı teşvik”edildiği taktirde “dünya çapında”rekabete girebilecek teknolojiye sahiplik ve/veya yönetim ile Türk mal ve hizmetlerine dış pazarların açılabileceği hallerde iyi sonuçlar doğuracağı belirtilmektedir.

“Yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik politik bağları güçlendirmek”gerektiği vurgulandıktan sonra, “bu ilerde ticaret hacminin genişlemesine yol açacak ve AB, Ortadoğu ve diğer ülkelerde olan ekonomik/politik bağları güçlendirecektir”deniyor. Ancak ilerleyen tarihlerde görülecektir ki belirtilen bu noktalar tamamen uluslararası sermaye lehine olacaktır.

En iyi özelleştirmenin yabancılara satış olduğunu vurgulayan Ana Plan'da bunun sebepleri açık bir dille şöyle açıklanıyor.

“Yabancı sermaye özellikle Türkiye gibi sermayenin yetersiz kaldığı ülkelerde gelişme açısından can alıcı önemdedir. Kamu teşebbüslerinin satışı yoluyla, yabancı sermaye bir çok ülkeye gelmiştir. Türkiye'de KİT'lerin özelleştirilmesi; çok fazla ihtiyaç duyulan yabancı yatırımların Türkiye'ye getirilmesi için önemli bir adımdır.”

***

1980 sonrası bir çok KİT, Böl-Parçala-Sat modeline göre sermayeye peşkeş çekilmiştir. özelleştirilmesi düşünülen kurum önce bölünüyor, sonra bölünen her parçaya “şirket”statüsü sağlanarak hisse senetleri aracılığıyla satılıyor. Zamanla da bu hisse senetleri belirli ellerde toplanmaya başlıyor.

örneğin Tekel, bu şekilde sermayeye peşkeş çekilmiştir. Tekel'in sigara, yaprak, alkollü içkiler, pazarlama ve dağıtım gibi ayrı yarı bölümleri birbirinden ayrılarak her bölümün “Anonim Şirket”statüsüne sokulmasının nedeni budur.

“Tekel'in günlük cirosu Böl-Parçala-Sat modeline göre parçalanmadan önce 6,5 trilyon olarak belirtilmektedir. Karı göz kamaştıran bu kuruluşu 1999 yılı sonunda 1,5 katrilyon lira ciro yapmış ve devletin kasasına 100 trilyon lira kar girmiştir.”

Toplumun büyük kesiminde özelleştirmelere karşı sempati yaratmak adına bilinç saptırmaya dönük propagandif faaliyetler buraya kadar anlatılan sürecin önemli bir kısmını oluşturuyordu elbette. Kitle iletişim araçları, basit muhasebe hileleri vb. Yöntemlerle sürdürülen bu ideolojik bombardımanın bir ayağını da KİT'lerin sendikalara satılması için değişik yol ve yöntemler oluşturuyordu. Bu minvalde önceleri özelleştirmelere karşı olduğunu söyleyen bazı sendikalar Karabük Demir-çelik ve Et-Balık Kurumu ve benzerlerine sembolik talip oldular.

“İşçi sayısı 5850 olan, Kardemir'in yüzde 35'i işçilere kalanın yüzde 30'u Karabük Sanayi ve Ticaret Odalarına, yüzde 10'u Esnaf Odalarına ve kalan yüzde 25'inin ise halka satılması kararı alınırken 4 bin işçinin çalıştığı Et-Balık Kurumu ise önceleri tamamen Hak-İş'e satıldı ancak sonradan bu satıştan vazgeçildi.”

KİT'leri satın alma sevdasına giren sendikaların yönetimleri işçi sınıfı düşmanlığını bir kez daha sergilemiş oldular. çünkü bu şekilde sermayenin eline birden fazla koz verilmiştir. Bunlardan birincisi; sendikaların işçi sınıfı örgütü olma kimliklerini yitirme tehlikesi, ikincisi; sendikalara yönelik var olan güven bunalımının daha da derinleşmesine katkıda bulunurken, üçüncü; olarak da bu tehlikeli girişimler kapitalizmin ve özellikle de özelleştirme propagandası için bulunmaz bir fırsat yaratılmıştır.

Bu girişimlerle hem özelleştirmelere katkı sunuluyor. Hem diğer sendikaların karşı duruşlarının önü tıkanmak isteniyordu, hem de sendikalar üyeleri ve halk nezrinde güven yitimine uğratılıyordu.

***

KİT'lerin özelleştirilmesi ile ilgili temel argüman KİT'lerin zarar eden, 80'ler ve 90'lar boyunca söyleniş şekliyle devletin sırtında bir “kambur”olduğu idi. Ancak KİT'ler uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturdu. Ta ki bilinçli ve sistematik biçimde zarar ettirilmeye başlanıncaya kadar.

özelleştirmeler bir ihtiyaç neticesinde değil, “ideolojik”bir “tercih”olarak ülke gündemine girdi. özelleştirme kavramının halkın lugatına girip, KİT'lerin talan edilmesine kadar geçen süreç tamamen neo-liberalizm'in çizdiği bir yörüngede seyretti ve bizzat emperyalizmin kurum, kuruluş ve ülkedeki yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi. Gelinen noktada arkasında, üzerinden çekirge sürüsü geçmiş bir tarlanın harap manzarasını bıraktı. Bu bağlamda, tam da R. Tayyip Erdoğanın belirttiği gibi mesele tamammen ideolojikti ve bu ideolojik saldırının türevi olan Tekel Direnişi de kaçınılmaz olarak ideolojiktir.

Tekelin özelleştirilmesi

Tekel karlılığı ve baş döndüren üretim hacmi nedeniyle kurulduğu yıllardan bu yana (1862 yılında İnhisar adı ile kurulmuştur) uluslar arası sermayenin hedefinde olmuştur. Osmanlı döneminde Duyun-u Umumiye eliyle Osmanlının borçlarını ödemek adına emperyalizme peşkeş çekilirken bu gün ise uygulanan neo liberal politikaların sonucu olarak Tekel parçalanmış, parçalanmadan arda kalan bölümler satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Ardında 150 yılı bulan bir tarih bırakmış olan Tekel yok edilmiştir.

Tekel ve muadili işletmelerin özelleştirilmesi ülkemizdeki özelleştirme süreçlerinin son ve en önemli halkasıdır. Bu anlamda Tekelin özelleştirilmesi esnasında geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var.

Tekel, 2001 yılında özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (öYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. öYK'nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. Tekel'in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve  ihale edileceği ilan edildi.

Tekel'in bağlı ortaklığı Alkollü İçkiler San. ve Tic. AŞ 23.12.2003 tarih ve 25325 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/85 sayılı öYK Kararıyla Nurol-Limak-özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu üyelerinin ihale şartnamesi çerçevesinde kuracağı anonim şirkete 292 milyon dolar bedelle satıldı. Bu kapsamda kurulan MEY AŞ'ye hisse devir işlemleri de 24.02.2004 tarihinde gerçekleştirildi. Devir işleminin üzerinden sadece 2 yıl kadar sonra MEY AŞ bu kez bir Amerikan yatırım şirketi olan Texas Pasific firmasına %90 hissesini 810 milyon dolar bedelle sattı.

Tekel'in alkollü içkiler bölümünün özelleştirilmesi sonucunda MEY AŞ'ye 17 fabrika devredildi. 2009 yılına geldiğimizde ise bu fabrikalardan sadece 9 adeti çalışmaktadır.

İhale öncesinde alkollü içkiler bölümünde 3.631 işçi çalışmaktaydı. Hisse devri sırasında MEY AŞ bünyesine 1.700 işçi geçti. 2009 yılında MEY AŞ bünyesinde çalışan işçi sayısı 323'e kadar geriledi.

öYK'nun 2001/06 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Tekel'in sigara bölümünün özelleştirilmesi için de 07.06.2003 tarihinde ihale gerçekleştirildi. Hisselerinin %65'i Japon devletine ait olan Japan Tobacco International (JTI) tarafından verilen 1 milyar 150 milyon dolarlık teklif yetersiz bulunarak ihale 11.11.2003 tarihinde iptal edildi. 2005 yılında yapılan ikinci ihalede ise hiçbir firma teklif vermedi.

AKP hükümeti Tekel'in sigara üretim biriminin özelleştirilmesi sürecini 26 Ekim 2007 tarihinde üçüncü kez başlattı. Tekel'in sigara bölümüyle ilgili olarak 22.02.2008 tarihinde gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.

Tekel'in özelleştirme kapsamına alındığı 2001 yılında 477.829*** tütün üreticisi varken, Tütün Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2002 yılında üretici sayısı 402.899'a geriledi. Sözleşmeli üretim yapan üretici sayısının 2008 yılında 194.282 kişiye gerilediği Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinden anlaşılmaktadır. özelleştirme, tütün üreticileri sayısı yanında tütün alımını da olumsuz etkiledi. 2002 yılında 159.521 ton olan tütün alımı 2008 yılında 74.584 tona geriledi.

Tekel'in özelleştirilmesi üretici sayısındaki gerilemenin yanında Tekel'in istihdam yapısını da son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. Tekel bünyesinde 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken, önce alkollü içkiler ardından da sigara biriminin özelleştirilmesi sonucunda çalışan işçi sayısı 12 bin civarına geriledi.

özelleştirme programına alındığında 110 yaprak tütün işyeri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir sung ipek, viskoz fabrikası olan Tekel, 2009 yılına gelindiğinde 57 yaprak tütün işyeri, 2 tuz işletmesi ve bir ambalaj fabrikası olan işletmeye döndü.

Tekel'in sigara bölümünü alan şirket zaten Tokat ve Ballıca'daki fabrikaları açık tutacağını beyan etmiş ve üretimini bu iki fabrika ile sağlamıştı. Bunlardan yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığı Tokat Sigara Fabrikası da kapandı.

Tekel'in özelleştirilmesi parçalanmış bu birimlerin satışından ibaret değil elbette. Tekel ham maddesini tarım üreticisinden elde eden bir kurum olması itibarı ile üretim hacminin düşmesi direkt olarak tarımsal üretimi de etkilemektedir. Veya tam tersi durumda izlenen tarım politikaları tekelin özelleştirilmesinde yaratılan çarpıtılmış bilinci oluşturmakta önemli bir rol oynamış, sanayide üretim veren Tekel bitirilirken tütün üzüm vs. gibi Tekel işletmesinin hammadde kaynağını oluşturan tarımsal üretim de mahfedilmiştir.

Son Kale Tekel

Tekel; Tüpraş gibi, Telekom gibi Türkiyede üretimin ve milli gelirin önemli parçalarını oluşturan işletmelerden olup diğer benzer kurumlarla birlikte özelleştirme süreçlerinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Nitekim bu işletmelerin satışları, bu satışlar esnasında uygulanan metodlardan, satış sonunda elde edilen “gelir”lere varana kadar bir çok spekülasyon da vuku bulmuştur. Ayrıca bu işletmeler ciddi gelirler elde eden kuruluşlar olmakla birlikte, çok sayıda işçiye iş sağlayan kurumlar iken satışlarının hemen akabinde işçi çıkarmalar ve yeni alımların durdurulmasıyla çalışan sayısını hızla azaltmıştır. Bu işletmelere dair bir diğer özel durum ise kurum çalışanlarının Türkiyedeki muadili diğer işçilere göre gelir ve refah durumlarının daha iyi olmasıdır ki Tekel işçisini özel kılan ve işsizlik neticesinde ortaya çıkan kayıplarının seviyesini arttıran da bir durumdur.

Elbette; gelir rekortmeni, onbinlerce insana iş sağlayan, ülkede milli gelirin önemli bir kısmını sağlayan ve işletmelerin sendikal ve siyasal örgütlenmeye uygun bir şekilde çok sayıda işçiyi bir arada çalıştırdığı kurumların satışı Ya da tasfiyesi esnasında bir direnişin patlak vermesi olasıydı. Ancak bu durum neden Tüpraşta ya da Telekomda değilde Tekelde bu direnişin patladığına cevap vermez.

Az öncede belirttiğimiz gibi Tekel özelleştirilmesi esnasında bir direnişe sahne olması potansiyelini oldukça yoğun taşıyan bir kurumdu. çalışanlarının sosyal, ekonomik ve kültürel durumu böylesi bir direniş için gerekli şartları hazırlar nitelikte idi. Diğer taraftan yaşanan ekonomik krizin etkileri uç noktalara ulaşmışken binlerce işçiyi -ülkenin en saygın işletmelerinden birini yok ettikten sonra- işsiz bırakmak ta direnişin itici güçlerinden olsa gerek.

çalışanlarının içinde eski siyasi mahkumlar, yetimhanede büyüyen “hayatlarının ilk gerçek sosyal yaşam tecrübesini”çalıştıkları Tekel'de yaşamış ve işletmeyle duygusal bağları olan işçiler kurum içinde azımsanmayacak sayıda idi. öte yandan kadın çalışanların yoğunluğu (Ki direniş esnasında kadın işçilerin yarattığı psikolojik direnç asla azımsanamaz) nedeniyle kurum içinde çocuk bakımı için kreşler mevcuttu. Yani işçilerin çocukları da Tekelde büyüyor orada tanışıyordu.  özelleştirmeler ve başkaca gerekçelerle işçilerin kuruma ait başkaca fabrikalarda bir rotasyona uğraması dolayısıyla kurumum çalışanlarının önemli bir kısmının birbirleriyle ilişki kurma şansı yakalamış olması da tekel işçisinin direnişteki dayanışmasının ve bu kadar uzun süre dayanabilmesinin önemli nedenlerindendir.

Bütün bunlardan öte Tekel Türkiye ekonomisinin taşıyıcı direği olma özelliği taşıyan Uluslar arası sermayenin ağzını sulandıracak oranda karlı ve yapısı gereği tarımsal üretimle ciddi bağları ve etkileyiciliği olan bu nedenle de ülke ekonomisinde belirleyi karaktere sahip nadir işletmleredendi. Bu nedenle özelleştirme politikaları ve bu politikaların yarattığı yıkıma direnişin “son kalesi”idi. Ve tüm muharebelerdeki son direniş hatıındaki çatımanın çetinliğini korkusuzluğunu ve direncini taşıyordu.

Sonuç Yerine

Kapitalizmin krizi gün geçtikçe derinleşiyor. Derinleşen krizin Türkiye siyasetindeki yansımaları da krizin yıkıcılığı kadar sert ve kırılgan bir alana tekabül ediyor. Böylesi kırılgan bir zemin üzerinde Türkiye'nin en büyük işletmelerinden birinin tarih sahnesinden çekilişinin son perdesinde  işçi sınıfının kendi gücünü hissettirmesi devrimci hareket açısından bir sarsıntıyı, bir motivasyonu beraberinde getirdi. Tekel direnişinin ardından peşpeşe -çapı Tekel direnişene ulaşmaktan çok uzakta olsa- birçok işçi direnişi başgösterdi.

Tarih düz bir çizgi şeklinde ilerlemediği gibi herhangi bir tarihsel dönemi de net olarak şu anda başlamıştır diye betimlemek mümkün olmayabilir. Ancak tekel direnişi gibi bir nirengi noktası böylesi belirlemeler için uygun anları oluşturabilir. Yaklaşık 30 yıllık özelleştirme politikalarının gelmiş olduğu nokta sürecin tamamına erdiği bir yerdedir. özelleştirme programları kapsamında gelir getirecek**** işletmelerin tamamı satılmış. özelleştirme politikalarının sosyal ve siyasal sonuçları dolayımsız olarak günlük yaşama aksetmiş vesselam deniz bitmiştir. ülke toplumsal muhalefeti açısından özelleştirme karşıtlığı başarılı bir politik hat etrafında örgütlenememiş ve süreç bu bağlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ancak bir dönemin bitişi diğer taraftan başka bir dönemin başlngıcını da ifade eder. Neo-liberal özelleştirme politikalarının fikri düzeyde yarattığı kafa karışıklığı da özelleştirme politikalarının sonuçları alındıkça yavaş yavaş ortadan kalmaktadır. özelleştirmelerin ekonomiye can vereceği, istihdamı arttıracağı, KİT'lerin devletin sırtında birer kambur olduğu gibi özelleştirme argümanları bir bir çürümüştür. özelleştirmenin tamamen ideolojik gerekçelerle yapıldığı ve mülkiyetin tamamen sermayeye devredilmesi sürecinin kaçınılmaz ayağı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tüm bu teşhir olmuşluğa binaen bu gün devrimciler açısından sorun bir muhalefet yaratmak değil var olan muhalefeti örgütlü alanlara kanalize etmektir. Zira 30 küsur yıllık neo-liberal saldırının açmış olduğu yaralar artık dikiş tutmamakta direnişlerin ve hedef gözeten muhalif eylemlerin önünü açmaktadır. Bu anlamda Tekel Direnişi kaybedilen bir savaşın son kalesi olmasının yanında yeni bir sürecin de müjdecisidir.

* Yazı içerisinde verilen rakamsal değerler, ilgili yıllarda Türk Lirası'nın değeri üzerinden verilmiştir. Bu nedenle yeni Türk Lirası ve sonrasında paranın adının başından yeni ibaresi kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan değerle karıştırılmamalıdır.

** özelleştirme ile ilgili ilk karşı duruşların başında “vatanın satılması” argümanı ile beslenen ulusalcı bir yaklaşım olsa da milliyetçiliğin sol bir ambalajla kaplanmış halinden öte gitmediği ve özelleştirme politikalarıyla temelden bir problemi olmadığı da ortadadır. Buradan hareketle “gayri millileştirme” meselesine vurgu yapmamız; bu milliyetçi argümandan bağımsız olarak uluslararası sermayenin özelleştirme politikalarının temel aktörü olması ile alakalıdır.

*** Verilen sayı tütün üretimi ile gelir sağlayan tüm çalışanları kapsamaktadır.

****özelleştirme politikalarının sebebi gelir getirecek olması ya da bu gelirlere olan ihtiyaç değildir. Kaldı ki satılan bir çok kamu işletmesi gelirleri itibarı ile satış bedelini 1-2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde amorti edebilecek işletmelerdir.

Sezai Temelli: Demirtaş'ın yöntemi yanlış

Sezai Temelli: Demirtaş'ın yöntemi yanlış

HDP’nin önceki dönem Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın partisine yönelik eleştirilerine Eş Genel Başkan Sezai Temelli’den yanıt geldi. Temelli söz konusu eleştirilere yönelik, “Eğer Selahattin Demirtaş bir eleştiri yapıyorsa bunun kıymetlidir, fakat yöntem yanlış. Bu tarz yazılar kurullarımızda değerlendirilir, eğer ortakça kamuoyuna açıklanması gerektiği düşünülürse o zaman açıklanır. Özeleştiri vermeyi düşünmüyoruz” yanıtını verdi. Edirne F Tipi Cezaevi’nde 4 Kasım 2016’dan bu yana tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın 10 Ağustos’ta ANF’de yayınlanan makalesinde “HDP tatil havasından çıkıp sahaya inmeli” dedi. Makalesinde “Halka öncülük etmesi beklenen kesimler daha cesur ve kararlı bir duruş sergilemeli” diyen Demirtaş, “Kendine karşı korumacı yaklaşımlarla, faşizm ile örtülü uzlaşma arayışıyla halka öncülük yapılamaz” ifadesini kullandı. Dün akşam katıldığı bir televizyon programında Demirtaş’ın eleştirilerine yönelik açıklamada bulunan Temelli, Demirtaş’ın part... Read more

İŞSİZLİKTE KRİZİN AYAK SESLERİ

İŞSİZLİKTE KRİZİN AYAK SESLERİ

MEVSİM ETKİLERİNDEN ARINDIRILMIŞİŞSİZLİK ARTTI, İSTİHDAM DÜŞTÜ İŞKUR’a GÖRE İŞSİZLİK ARTIYOR GERÇEK İŞSİZ SAYISI 5,7 MİLYON GERÇEK İŞSİZLİK ORANI YÜZDE 16,6 MEVSİM ETKİLERİNDEN ARINDIRILMIŞ İŞSİZLİK YÜKSELDİ HEM TÜİK HEM İŞKUR VERİLERİNE GÖRE İŞSİZLİK ARTIYOR İŞKUR’UN İŞ BULMA KAPASİTESİ DÜŞÜYOR KAYITLI İŞSİZ SAYISI 130 BİN ARTTI GENÇ NÜFUSTA İŞSİZLİK YÜZDE 18,4 GENÇ KADIN İŞSİZLİĞİ YÜZDE 23,2 Özet Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR) Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK’in 15 Ağustos 2018 günü açıkladığı Mayıs 2018 dönemi İşgücü İstatistikleri ile İŞKUR tarafından açıklanan Temmuz 2018 dönemi verilerini değerlendirdi. DİSK-AR’ın işsizlik ve istihdama ilişkin değerlendirmeleri aşağıda yer almaktadır. Dar tanımlı standart işsizlik yüzde 9,7 olarak gerçekleşti. Bu oran bir önceki yılın aynı dönemine göre düşmüş olmasına rağmen bir önceki aya göre arttı. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik ise bir ... Read more

Taner Kılıç hakkında tahliye kararı

Taner Kılıç hakkında tahliye kararı

İnsan hakları savunucularının yargılandığı "Büyükada davasının" tek tutuklu sanığı Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç hakkında tahliye kararı verildi. "Terör örgütüne üye olma" suçundan yargılanan Kılıç yaklaşık 15 aydır cezaevindeydi. Daha önce, 31 Ocak'ta hakkında tahliye kararı verilen Kılıç, savcının itirazı üzerine cezaevinden çıkmadan yeniden tutuklanmıştı. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Kumi Naidoo, mahkemenin Kılıç hakkında verdiği kararla ilgili "Bu habere çok sevindik. Bu noktaya gelmemiz bir yıldan fazla bir mücadele gerektirdi, ancak görünüşe göre Taner sonunda serbest bırakılıyor" diye konuştu. Amerikan St. Lawrence Üniversitesi öğretim üyelerinden Türkiye uzmanı Howard Eissenstat, Yunan askerlerinin ardından Taner Kılıç'ın da serbest bırakılmasının Türkiye'nin ABD ile kriz yaşadığı bir dönemde Avrupa ile yakınlaşma çabasının bir parçası olduğunu savundu. Dosyası birleştirilmişti İnsan hakları gönüllüsü sekiz sanık İstanbul Büy... Read more

Tutuklu Yunan Askerleri Serbest Bırakıldı

Tutuklu Yunan Askerleri Serbest Bırakıldı

Edirne 2'inci Sulh Ceza Hakimliği, 1 Mart’ta Edirne Pazarkule Sınır Kapısı'nda yakalanarak tutuklanan Yunan ordusu mensubu Teğmen Angelos Mitretodis ile Astsubay Çavuş Dimitris Kouklazis hakkındaki kararını açıkladı. Duruşmada, iki Yunan askerinin tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verdi. Edirne'deki Pazarkule Sınır Kapısı'nın karşısındaki Yunanistan'ın Kastanies sınır karakolunda görev yapan Teğmen Angelos Mitretodis ile Astsubay Çavuş Dimitris Kouklazis, 1 Mart'ta birinci derece askeri yasak bölgeden 253 metre Türk tarafına geçmişti. Sınır askerlerince gözaltına alınan Mitretodis ve Kouklazis, "askeri casusluğa teşebbüs” ve "askeri yasak bölgeye girmek” suçlarından tutuklanmıştı. Askerler savcılık ve mahkemedeki ifadelerinde casusluk suçlamasını reddetmiş ve Meriç Nehri yakınlarında kötü hava koşulları nedeniyle yollarını kaybederek sınırı yanlışlıkla geçtiklerini savunmuştu. Tsipras’tan açıklama İki Yunan askerinin Türkiye’de tutuklanması, Ankara ile Atina arasında ge... Read more

Cenova’da otoban köprüsü çöktü

Cenova’da otoban köprüsü çöktü

İtalya'nın kuzeyindeki liman kenti Cenova'da yerel saatle 11.30 civarında bir otoban köprüsü çöktü. Yaşanan olayla ilgili bilgi veren İtalya İçişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Maalesef yaklaşık 30 ölü var. Çok sayıda yaralının durumu da ciddi" dedi. Cenova Belediye Başkanı Marco Bucci ise can kaybının 25'ten fazla olduğunu, 11 kişinin de enkaz altından çıkarıldığını söyledi. Bucci, "Hâlen enkaz altında insanlar olduğunu tahmin ediyoruz" diye ekledi. Devlet televizyonu RAI'ye konuşan itfaiye yetkilisi Amalia Tedeschi, çöken köprü nedeniyle 20 aracın zarar gördüğünü söyledi. Sky Italia televizyonuna konuşan bir görgü tanığı, olay sırasında köprüde sekiz ya da dokuz araç gördüğünü ifade etmişti. Yüksekliği yaklaşık 50 metre, uzunluğu ise 1,2 kilometre olan Morandi Köprüsü'nün altında nehir, tren yolu ve bazı yerleşim yerleri bulunuyor. İtalyan medyası, köprünün yaklaşık 200 metrelik bölümünün çöktüğünü bildirdi. Temel güçlendirme ... Read more

KRİZİN SORUMLUSU AKP’NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKALARIDIR!

KRİZİN SORUMLUSU AKP’NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKALARIDIR!

14.08.2018   İçinden geçtiğimiz ekonomik kriz ve acil olarak alınması gereken önlemlere ilişkin TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından 14 Ağustos 2018 tarihinde bir basın açıklaması gerçekleştirildi.   KRİZİN SORUMLUSU AKP’NİN YANLIŞ EKONOMİ POLİTİKALARIDIR! Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşıyoruz. Yaşadığımız büyük krizi basitçe kur artışı olarak adlandırmak ve sebebini de dış güçlere bağlamak doğru değildir. Enflasyondan işsizliğe, yoksullaşmadan ekonomik durgunluğa kadar hayatlarımızı her alanda kâbusa çeviren kapsamlı bir ekonomik krizle karşı karşıya bulunuyoruz. Bu krizin asıl nedeni 1980’li yıllardan itibaren küresel sermaye güçlerinin güdümünde kesintisiz bir şekilde uygulanan özelleştirmeye, piyasalaştırmaya, kuralsızlaştırmaya dayalı neoliberal politikalardır. 16 yıldır bu politikaları ısrarla uygulayan AKP iktidarı ise yaşanan krizin baş sorumlusudur. Pervasızca yapılan özelleştirmelerle üretk... Read more

Tanju Er sonsuzluğa uğurlandı.

Tanju Er sonsuzluğa uğurlandı.

Tanju Er sonsuzluğa uğurlandı.5 Ağustos Pazar gecesi Dersim’de çatışmada öldürülen 6 Tikko'cudan biri olan Tanju Er İstanbul Sarıgazi’de sonsuzluğa uğurlandı.Malatya Adli Kurumu’ndan alınarak sabah saatlerinde Sarıgazi Cem Evi’ne getirilen Samet’i, ailesi, yoldaşları ve dostları slogan ve zılgıtlarla karşıladı. Cemevi’nden mezarlığa götürülmek istenilen cenaze yürüyüşüne polis saldırdı. Kitle ile cenaze aracı arasına zırhlı araçla giren polis cenazeyi kaçırmak istedi. Cenaze aracından ayrılmayan kitleyle polis arasında arbede yaşandı. Cenaze aracının peşinden koşarak bırakmayan kitle cenaze aracının ardından mezarlığa ulaştı.Mezarlığa ulaşıldığında cenaze aracından zılgıtlarla alınan Samet’i kitle sloganlarla defnedileceği mezara getirdi. Cenazeye ESP, HC, Halkevleri, SMF katılarak destek verdi.Zalimlerin zulmü sürdüğü müddetçe bu mücadele devam edeceğinin vurgulandığı konuşmaların ardından kitlenin toplu şekilde cemevine geçmesiyle cenaze töreni sona erdi. ... Read more

Almanya Başbakanı Merkel, ekonomik olarak istikrarsız bir Tü…

Almanya Başbakanı Merkel, ekonomik olarak istikrarsız bir Türkiye'nin kimsenin çıkarına olmadığını söyledi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye'nin ekonomik olarak istikrarsızlaşmasının kimsenin çıkarına olmadığını söyledi. Merkel, Berlin'de Bosna-Hersek Bakanlar Konseyi Başkanı Denis Zvizdic ile yaptığı görüşmeden sonra düzenlenen basın toplantısında Türk ekonomisindeki son gelişmelere dair bir soruya yanıt verdi. Almanya'nın ekonomik olarak müreffeh bir Türkiye görmek istediğini belirten Merkel, "Ancak Merkez Bankası'nın bağımsızlığını sağlayan tedbirler alınmalıdır. Bu konuları yakında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşme fırsatımız olacak. Avrupa Birliği'nin çevresinde ekonomik istikrarın olması yararımızadır ve herkesin buna katkı yapması gerekir" diye konuştu. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 28-29 Eylül tarihlerinde Almanya'ya bir devlet ziyareti gerçekleştirmesi planlanıyor. Merkel'den önce Almanya Hükümet Sözcüsü Steffan Seibert de Türkiye'deki ekonomik gelişmelere dair bir açıklama yapmış, "Pek tabii ki istikrarlı bir Türkiye ekonomisi Almanya'nın da çıkarınadır... Read more

İŞÇİ SINIFI BORÇLU DEĞİL ALACAKLIDIR! KRİZİ YÜZDE 1 YARATTI…

İŞÇİ SINIFI BORÇLU DEĞİL ALACAKLIDIR!  KRİZİ YÜZDE 1 YARATTI,  BEDELİNİ YÜZDE 99 ÖDEMEYECEK!

ŞÇİ SINIFI BORÇLU DEĞİL ALACAKLIDIR! KRİZİ YÜZDE 1 YARATTI, BEDELİNİ YÜZDE 99 ÖDEMEYECEK! DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun ekonomideki son gelişmelere dair değerlendirmesi Türkiye ekonomisi, tehlikeli bir “döviz krizi” ve “borç krizi” ile karşı karşıyadır. Ancak döviz ve borç krizi olarak başlayan kriz kısa sürede ekonominin diğer alanlarına enflasyon, durgunluk, işsizlik ve yoksulluk olarak yansıyacaktır.  Büyük oranda dövizle borçlanmış şirketlerin iflas haberleri bir süredir gelmeye başlamıştı. Sene başından itibaren ciddi oranda değersizleşen Türk Lirasının son dönemde çok daha hızlı bir biçimde değer yitirmesi, bu borç krizinin yayılmasını hızlandırmakta ve etkisini şiddetlendirmektedir. Şirketlerin borçlarını ödeyememesi bankacılık sistemini de tehdit etmektedir. Krizin ekonominin diğer alanlarında da bir domino etkisi yaratması tehlikesi her geçen gün büyüyor. Bu krizi, sadece “dolar krizi” ve bununla bağlantılı olarak “rahip krizi” olarak tanıml... Read more

Romanya’da gösteriler sürüyor

Romanya’da gösteriler sürüyor

Romanya'da başta Bükreş olmak üzere ülkenin çeşitli kentlerinde düzenlenen hükümet karşıtı gösteriler ikinci gününde de devam etti. Ülkedeki yolsuzluklara karşı Cuma günü düzenlenen ve polis müdahalesi sonucunda yüzlerce göstericinin yaralandığı eylemlerden sonra binlerce kişi Cumartesi gecesi de sokaklardaydı. Başkent Bükreş'te 40 bin kadar gösterici hükümet binalarının önünde toplanarak yolsuzlukla suçladıkları Sosyal Demokrat Parti (PSD) hükümetini istifaya çağırdı. Avrupa'nın diğer ülkelerinde yaşayan ancak PSD hükümetine tepkilerini göstermek için eylemlere katılan çok sayıda Rumen'in de aralarında bulunduğu protestocular, gösterilerde Romanya ve Avrupa Birliği (AB) bayrağı sallayıp vuvuzela çaldı. Başkent dışında Romanya’nın Kaloşvar, Sibin, Braşov ve Temeşvar kentlerinde de binlerce insan Cuma gününün ardından Cumartesi günü de protesto gösterileri düzenledi. Bükreş’te Cuma günü yapılan yolsuzluk karşıtı protestolarda polisin biber gazı ve tazyikli su ile müdahalesi sonrası ... Read more

698 haftadır, her Cumartesi, eylem sonunda kayıp fotoğrafını…

698 haftadır, her Cumartesi, eylem sonunda kayıp fotoğrafının üzerine atılan kırmızı karanfiller "Unutmayacağız Affetmeyeceğiz Uzlaşmayacağız" sloganını güvercinlerin kanadına yükleyip sessizce gökyüzüne yükseltir...

İbrahim Kartay için adalet istiyoruz! 698 kez Galatasaray'dayız.698 haftadır Galatasaray'dan devletin tüm ilgili kişi ve kurumlarına soruyoruz:Guvenlik guçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan insanlarımıza ne oldu? Onların akıbetleriyle ilgili olarak açıklama yapma görevinizi neden yerine getirmiyorsunuz?Gozaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetini açığa çıkartacak etkili ve bağımsız soruşturma yapma görevini neden yerine getirmiyorsunuz? AİHM'de mahkumiyetle sonuçlanan davalarda bile iç hukukta neden sonuç alamıyoruz?Bu sorularımız 698 haftadır karşılıksız bırakılıyor. Çünkü devleti yönetenler Turkiye'nin bir hukuk devleti olmasını istemiyor.' haftamızda bütün bu sorularımızın cevapsız bırakıldığı İbrahim Kartay dosyasıyla kamuoyu önündeyiz.15 Ağustos 1994 günü askerler Diyarbakır Hani İlçesi'nin koylerine operasyon düzenledi. Sabah erken saatlerde etrafı sarılan köylerden biri de Hani'ye 19 km mesafede olan Gomeç Koyüydü. Göme... Read more

Batman’da kayıp yakınları yasağı dinlemeyecek!

Batman’da kayıp yakınları yasağı dinlemeyecek!

OHAL’den sonra da kayıp yakınlarının eylemine izin vermeyen Batman Valiliğinin kararına tepki gösteren İHD’li Fahrettin Asutay, bayramdan sonra her hafta Gülistan Caddesi’nde kayıpların akıbetini sormaya devam edeceklerini söyledi.    Batman’da kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak amacıyla kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) üyelerinin yıllardır her hafta Cumartesi günü Gülistan Caddesi’nde düzenlediği oturma eylemine, 29 Ekim 2016 tarihinden bu yana OHAL gerekçe gösterilerek izin verilmiyor. İHD Batman Şubesi, OHAL'in kaldırılmasının ardından eylemlerini yeniden Gülistan Caddesi’nde yapmak amacıyla Batman Valiliği’ne bildirimde bulundu. Valilik, İHD’nin bildirimine olumsuz yanıt verdi.    Valiliğin İHD’ye verdiği yanıt şöyle: "Her Cumartesi saat 12.00’da yapılması planlanan etkinlik ile ilgili olarak, vatandaşların toplu olarak bir arada olması terör örgütlerine eylemsellik açısından kolay hedef haline gelmesine neden olabileceği, Gülistan Caddesi'nin ha... Read more

Romanya'da hükümet karşıtı protestolarda yüzlerce yaralı

Romanya'da hükümet karşıtı protestolarda yüzlerce yaralı

Romanya'da başkent Bükreş başta olmak üzere birçok kentte düzenlenen hükümet karşıtı protestolara polisin müdahalesi sonrası 400'den fazla insan yaralandı. Genel olarak barışçıl bir havanın hâkim olduğu gösterilere Rumen yetkililerin ifadesiyle bazı noktalarda şiddetin karışmasıyla birlikte başlayan olaylarda taraflar birbirlerini suçladı. Tazyikli su ve göz yaşartıcı bomba ile yapılan müdahaleler sırasında en az 24 polis memuru da yaralanırken, hükümet binalarının bulunduğu bölgede birçok kişi gözaltına alındı. Resmi polis kayıtlarına göre Sosyal Demokrat Parti (PSD) hükümetini yolsuzlukla eleştiren yaklaşık 20 bin protestocu Bükreş'te gösteri yaptı. Başkent dışında Kaloşvar, Sibin, Braşov ve Temeşvar kentlerinde de protesto gösterileri düzenlendi. Cumhurbaşkanı'ndan tepki Ağırlıklı olarak yurtdışında yaşayan Rumenler tarafından organize edilen gösterilere müdahaleyi sert bulduğunu açıklayan Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Lohannis, "Çevik kuvvetin meydandaki insanların çoğuna karş... Read more

AKP'den erken yerel seçim açıklaması

AKP'den erken yerel seçim açıklaması

AKP Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Sorgun erken yerel seçim iddialarına yönelik olarak açıklamada bulundu. Sorgun, "Her gittiğim yerde bana soruluyor, 'yerel seçimler erkene alınacak mı?' diye hayır alınmayacak. İnşallah 31 Mart 2019 mahalli seçimlerinin de hazırlıklarını gözden geçireceğiz, hazırlıklarına başlayacağız, onun üzerine değerlendirmelerde bulanacağız” dedi. AKP 81 il başkanı ve İl Seçim Koordinasyon Merkezi (SKM) başkanı ile yardımcıları Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde seçim kampına girdi. Sorgun, 24 Haziran Seçimleri Değerlendirme ve 2019 Yerel Seçimlerine Hazırlık Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, toplantıda yaklaşık 1.5 ay önce yapılan 24 Haziran seçimlerini değerlendireceklerini belirterek, "Haziran seçimlerini herkes değerlendirdi ama burada 81 ilimizin seçim işleri başkanları var. 81 ilimizin SKM başkanları var. Olayın sıcaklığı geçti. Daha gerçekçi daha reel ve daha içeriden bir değerlendirme şansını elde etmiş olacağız. Bunun... Read more

IMF: Türkiye'den herhangi bir işaret almadık

IMF: Türkiye'den herhangi bir işaret almadık

Uluslararası Para Fonu (IMF), Türk Lirası'nın Dolar ve Euro karşısında tarihinin en düşük seviyelerine indiği şu günlerde Türkiye'nin bu kurumdan herhangi bir finansal destek isteyip istemediğine dair soruya yanıt verdi. IMF sözcüsü Randa Elnagar, Reuters haber ajansına e-posta aracılığıyla verdiği cevapta, "Türk makamlarından, finansal destek için talepte bulunmayı düşündüklerine dair herhangi bir işaret almadık" dedi. Elnagar ayrıca IMF'nin, Türk Lirası'nın değerindeki hızlı düşüş konusunda yorum yapmayacağını belirtti. Elnagar, "IMF günlük döviz hareketleri konusunda yorum yapmaz" ifadesini kullandı. Türkiye ekonomisindeki kötü gidişatı yorumlayan birçok yerli ve yabancı ekonomist, Türk hükümetinin kredi desteği için IMF'ye başvurmak zorunda kalabileceğini savunmuştu. Türk Lirası Cuma günü içinde Dolar karşısında yüzde 18 değer kaybetmişti. Bu, Türkiye'de 2001 yılındaki finansal krizden bu yana bir gün içinde yaşanan en büyük değer kaybı olmuştu.      (ÖZGÜRLÜK) Read more

İMO: SEL SADECE ORDU`YU DEĞİL,TÜM KENTLERİMİZİ VURUYOR!

İMO: SEL SADECE ORDU`YU DEĞİL,TÜM KENTLERİMİZİ VURUYOR!

10.08.2018   TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası son günlerde yaşanan sel ve su taşkınları nedeniyle 9 Ağustos 2018 tarihinde bir basın açıklaması yaptı.   SEL SADECE ORDU`YU DEĞİL,TÜM KENTLERİMİZİ VURUYOR! Ordu`yu sel aldı! Birkaç gün önce de Rize`yi sel almıştı! Bunların yanına Samsun, Antalya, Ankara ve İstanbul `u da ekleyelim!Çok mu yağmur yağıyor? Yağacak tabi! Dağlarla oynuyoruz erozyon oluşuyor. Taş, kaya ve toprak aşağılara sürükleniyor. Bunlar "nereden geldi" diye yakınıyoruz! Oysa bir insan, yaşamı boyunca en az 4-5 defa, daha önce yaşamadığı doğa olaylarına tanık oluyor! Rize Belediye Başkanı, taşkının dere yatağını aşıp kente doğru yol alması üzerine, "Allahım yardım et" diye bağırarak koşuyor! İyi güzel de, dere yataklarına inşaatların yapılması evresinde, dağların tepelerin oyulması evresinde, bugün yaşanan olay ve korku düşünülseydi, emin olun ki bu kadar büyük zararlar olmayacaktı! Doğanın uzun yıllar içinde oluşan dengesini "aç ... Read more

Türk Lirası Avrupa piyasalarını da sarstı

Türk Lirası Avrupa piyasalarını da sarstı

Türk Lirası'nın hızla değer kaybetmesi Avrupa ekonomi çevrelerinde de huzursuzluk yarattı. Türkiye'nin moratoryum ilan etmek zorunda kalıp dış borçlarını ödeyemez duruma düşmesinin kreditör durumundaki Avrupa bankalarının durumunu sarsmasından endişe ediliyor. Financial Times gazetesinde yayımlanan, Avrupa Merkez Bankası'nın Türkiye'deki kur krizi nedeniyle Avrupalı bankaların durumunu mercek altına aldığı, özellikle de krizin İspanyol BBVA, İtalyan UniCredit ve Fransız BNP Paribas'a olası etkilerine odaklanıldığı yönündeki haberi bugün Avrupa borsalarına da yansıdı. Hisselerde düşüş Haberde adı geçen bankaların hisseleri yüzde 3'ü aşan oranlarda değer kaybederken Alman Deutsche Bank ve Commerzbank hisselerinde de sırasıyla yüzde 3.3 ve 2.1'lik düşüş kaydedildi. Deutsche Bank'ın borsa değerinin yüzde 3,3 oranında azalmasında kredi notunun düşürülme riskinin de rol oynadığı belirtilirken Commerzbank hisselerinin yüzde 2,1 oranında ucuzlamasında Türkiye'deki ekonomik kriz etkili old... Read more

Nuriye Gülmen Serbest Bırakıldı

Nuriye Gülmen Serbest Bırakıldı

Dün gece saatlerinde Bodrum'da gözaltına alındığı öğrenilen Nuriye Gülmen ve Mehmet Dersulu serbest bırakıldı. GÜLMEN TWITTER'DAN DUYURDU Nuriye Gülmen, yaptığı paylaşımda gözaltından çıktıklarını duyurdu. Gülmen'in açıklaması şu şekilde: "Gözaltından çıktık. Hastaneye gidiyoruz.Bacağımı hareket ettiremiyorum.Bu haldeyken adliyede yerde sürüklediler. Mehmet’in kafası da dahil olmak üzere her yerine tekme attılar. İşkenceyle de irademzi teslim alamadılar. İşte bu yüzden ve mutlaka biz kazanacağız. #KahrolsunFaşizm"  (ÖZGÜRLÜK) Read more

DİSK-KESK-TMMOB-TTB: SAĞLIK BAKANLIĞI ANAYASAL YETKİLERİNİ A…

DİSK-KESK-TMMOB-TTB: SAĞLIK BAKANLIĞI ANAYASAL YETKİLERİNİ AŞIYOR!

09.08.2018   DİSK, KESK, TMMOB ve TTB 9 Ağustos 2018 tarihinde TMMOB'de bir araya gelerek TTB Merkez Konsey üyelerinin cezalandırırcasına görevlerinden uzaklaştırılmalarına istinaden ortak bir basın açıklaması yaparak Sağlık Bakanlığı’nı TTB’ye yönelik demokratik olmayan tutumundan vazgeçmeye çağırdı.   SAĞLIK BAKANLIĞI ANAYASAL YETKİLERİNİ AŞIYOR! TTB Merkez Konsey Üyelerini yaptıkları basın açıklaması nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya çalışmak, demokratik kurumlara gözdağı vermektir. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi (TTB MK) 24 Ocak 2018 tarihinde “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” konulu bir basın açıklaması yapmış ve ardından hedef gösterilen Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve TTB MK üyeleri hakkında adli işlemler başlatılmıştı. TTB MK üyeleri uzun bir gözaltı sürecinden sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmışlardı. Aynı dönemde Sağlık Bakanlığı tarafından TTB MK üyelerinin, merkez konsey üyeliklerinin düşürülmesi talebiyle açıl... Read more

DOĞU KARADENİZ’DE YAŞANAN FELAKETİN NEDENİ YAĞIŞLAR DEĞİL, Y…

DOĞU KARADENİZ’DE YAŞANAN FELAKETİN NEDENİ YAĞIŞLAR DEĞİL, YANLIŞ KENTLEŞME VE ULAŞIM POLİTİKALARIDIR!

09.08.2018   Doğu Karadeniz Bölgesi'nde birbiri ardına yaşanan sel felaketlerine ilişkin TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından 9 Ağustos 2018 tarihinde basın açıklaması yapıldı.   DOĞU KARADENİZ’DE YAŞANAN FELAKETİN NEDENİ YAĞIŞLAR DEĞİL, YANLIŞ KENTLEŞME VE ULAŞIM POLİTİKALARIDIR! Doğu Karadeniz’de etkili olan mevsim yağışları nedeniyle her gün farklı bir ilimizde sel ve taşkınlar yaşanıyor. Geçtiğimiz günlerde Rize ve Ordu’da yaşanan sel, taşkın ve heyelan nedeniyle zarar gören tüm halkımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. 8 Ağustos 2018 tarihinde Ordu ve ilçelerinde yaşanan yağışlar deneniyle bölgede bulunan dereler taşmış, dere yatağında bulunan ev, iş yeri ve sanayi bölgeleri sular altında kalmış, dereler üzerinde kurulan köprüler kullanılamaz hale gelmiş ve Karadeniz Sahil Yolu üzerinde bulunan Cevizdere Köprüsü yıkılmıştır. Doğu Karadeniz bölgemizde yılın aynı dönemlerinde yaşanan yağışlarda hep aynı manzaralarla k... Read more

Diyarbakır'da Kürtçe komutlu tomografi cihazı

Diyarbakır'da Kürtçe komutlu tomografi cihazı

Diyarbakır’da Merkez Bağlar ilçesinde, 2008 yılından beri hizmet verilen özel hastanedeki bilgisayarlı tomografi cihazına, Kürtçe yazılım yüklendi. Türkçe bilmeyen ve Kürtçe konuşan hastalarla yazılım sayesinde 2011’den beri kolay iletişim sağlanabildiğini belirten hastane yetkilileri, özellikle Kürdistan bölgesi'nden gelen hastaların uygulamadan memnun olduğunu söyledi. Tomografi cihazına giren hastalarla tercümansız iletişim kurulabildiği belirtildi. Radyoloji ve Radyodiagnostik Uzmanı Dr. Oğuz Kırpık, komutların hepsinin ayarlanabilir olduğunu, Türkçe ve Kürtçe olarak seçim yapılabildiğini belirtti. Dr. Kırpık, “Hasta bir sıkıntı yaşamıyor. Özellikle Kürdistan Bölgesi'nden (kuzey Irak) ve Arap ülkelerinden hastalarımız geliyor. Bunların arasında en çok bizi tercih edenler, Kürdistan Bölgesi'nden gelenler. Personelimiz de Kürtçe’ye hakim olduğunu için kolay iletişim sağlanıyor. Başka hastanelerde de bulundum; ama anlaşamıyorduk. Tercüman gerekiyordu; ama burada tercümansız bir şek... Read more

BAŞKANLIĞIN 100 GÜNLÜK PROGRAMINDA EMEK YOK, KRİZE ÇÖZÜM YOK

BAŞKANLIĞIN 100 GÜNLÜK PROGRAMINDA EMEK YOK, KRİZE ÇÖZÜM YOK

BAŞKANLIĞIN 100 GÜNLÜK PROGRAMINDA EMEK YOK, KRİZE ÇÖZÜM YOK DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı 100 Günlük İcraat Porgramı”na dair değerlendirmeleri Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan 100 günlük icraat programını 3 Ağustos 2018 tarihinde açıkladı. Yeni başkanlık rejiminde artık bir hükümet ve hükümet programı olmadığı için bu eylem programı hükümet programı anlamına geliyor. Türkiye’nin ciddi bir ekonomik kriz ile yüz yüze olduğu bugünlerde programda krize karşı hiçbir ciddi önlem yer almıyor. Programda tırmanan enflasyon ve döviz kuru karşısında ne yapılacağına dair tek satır, dahası tek kelime yok. Kanal İstanbul ve Millet Bahçeleri gibi fantastik rant projelerinin yer aldığı programda, milyonların iş ve aş derdiyle ilgili ciddi hiçbir öneri yok. Çeşitli bakanlıkların 100 günlük icraat hedefleri programda yer alıyor. Programda yeni oluşturulan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 100 günlük programı da var. Ancak 100 ... Read more

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal'ın uğurlama töreni'nin,Gültepe Nihat Aydın Kültür ve Dayanışma Derneği önünde gerçekleşen bölümünde,ailemiz adına yaptığım konuşmayı bütün dostlarımızla bu biçimde de paylaşmak istiyorum.''Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreni'nin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnislerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardesimin cenazesinde olacakmış:Bu tarihin -bana karşı -garip bir cilvesidir.  Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın 11 çocuğundan 10.dur.5 kız ve 6 erkek kardeşten birisidir.Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okudu.Lise'yi okumak için Esrefpada L... Read more

FACEBOOK SAYFAMIZ