Özgürlük

Tekel Dosyası

TEKEL DOSYASI

Son Kale: TEKEL

Neredeyse işçi sınıfı, direniş, gibi kelimelerin lugatlardan silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde Kamu İktisadi Teşekküllerinin son kalelerinden biri olan TEKEL'in “son kale”metaforuna uygun olarak tarih sahnesinden destansı çekilişine tanık olduk. Direniş henüz sonuçlanmamış olsa da gündemimizde yer ediş şekli, boyutu ve deneyim hanemize kattıklarıyla kayde değer bir önem içeriyor.

Tekel Direnişi, işçi sınıfının gücünü, sınıfın birleştiriciliğini, toplumsal muhalefetin gelmiş olduğu seviyeyi göstermek açısından önemli anektodlar içermesinin yanı sıra, 30 küsür yıllık özelleştirme politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından da önemli bir noktaya temas etmektedir.

Bu bağlamda; böylesi bir tarihsel kesitte, Tekel'i ve Tekel işçilerini özel kılan sebepleri ve Tekel direnişinin seyrini incelerken bir yandan da süreci hazırlayan özelleştirme politikalarına kısa bir göz atmak da kaçınılmazlaşıyor.

***

Kamu iktisadı teşekkülleri ile kamu hizmetlerinin özel sermayeye peşkeş çekilmesinin tarihi 1930'lara kadar uzanıyor. Fakat 1970'lerde ortaya çıkan “yapısal kriz”nedeniyle kitlesel bir çöküşü önlemesi amacıyla ”alternatifler”ve uyarı sistemlerinin yaratılması için “özelleştirme”bir “model”olarak dünya halklarına yönelik en kapsamlı ekonomik ve ideolojik saldırılardan biri olarak uygulamaya konuldu. İşte Tekel İşçisinin direnişiyle sonuçlanan “Tekel'in özelleştirilmesi”hikayesi de tam burada başladı.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme “devlet ile özel arasında yer alan karmaşık ve girift bir yapılaşma da olsa, aralarındaki farkı ortaya koyan çizginin devlet aleyhine oynatılması yönündeki tüm politikaları içermektedir. özelleştirme en geniş boyutuyla devletin dolaysız ekonomik girişimciliğini olduğu kadar tüm hizmet üretim ve birimlerini de kapsayan şekilde kamu mülkiyetinin ve/veya yönetiminin kısmen veya tamamen özel sermayeye devredilmesidir”

özelleştirme, kamu işletmelerinin özel sermayeye devredilmesi yanında kamu işçileri tarfından yerine getirilen kamu hizmetlerinin de özel sektör tarafından yerine getirilmesine kadar çok geniş bir anlam içermektedir. örneğin, bir Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT)'in yabancı bir firmaya  devredilmesi, diğer taraftan önceleri kamu kuruluşlarınca yerine getirilen, temizlik işlerinin taşeronlara devredilmesi, özelleştirme kapsamı içindedir. Ayrıca “gayri millileştirme”* ise özelleştirme kavramının içinde yer alan bir alt biçimdir.

Bir KİT'in tamamı değil de bir kısmının özel kesime devredilmesi durumunda, gene özelleştirme yapılmış olunur. çünkü; devir oranının küçük yada büyük olması özelleştirme eyleminin olmadığı anlamına gelmez ve esasen Tekel'in özelleştirilmeside tam olarak böyle başlamıştır.

Türkiye'de özelleştirmelerin Tarihine Kısa Bir Bakış **

Türkiye'de özelleştirme 1930'larda KİT'lerin yaygınlaştırılmaya başlanması ile birlikte “devlet eliyle özel sermaye oluşturmak”biçiminde ortaya çıktı. Bu metod uyarınca başlangıçta devlet eliyle kurulan işletmelerin zamanla özel sektöre devredilecekti. Nitekim 1933'te kurulan Sümerbank'ın özel sermayeye katılacağı ilgili yasanın 2. maddesinde yer almış olmasına rağmen özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle o yıllarda özelleştirme gerçekleştirilemedi. 1940'lar boyunca ise yine kara borsa ve rantiye sermaye, sanayiye yönelecek birikime sahip değildi. 1950'lerde Demokrat Parti, özelleştirmeyi programına almış olmasına karşın KİT'ler özelleştirilemediği gibi aksine KİT'lere yenileri eklenmişti.

1964 yılında yürürlüğe giren 440 sayılı yasanın 1. maddesine göre İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni (İDT) “Yeniden Düzenleme Komisyonu”kuruldu. Görevleri içinde İDT'nin iştiraklerini inceleyerek ve bunların tasfiyesi yada özel sektöre devri için öneriler sunacak olan komisyon, özelleştirmeye ilişkin bazı sonuçlar ortaya koysa da bunlar kağıt üzerinde kaldı. 1967'de yükselen halk muhalefeti, özelleştirmeye karşı yaygın bir tepki oluşturdu. Bu yıllarda, özelleştirmelerin son tahlilde “yabancılaştırma”olduğu bilinciyle gösterilen muhalefet özelleştirme savunucularının vatan hainliği damgasını yemelerini sağlamıştır.

24 Ocak 1980 “Ekonomik İstikrar Tedbirleri”ile başlatılan yeni ekonomik politikalar çerçevesinde KİT'lerin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre işletileceği KİT reformu yapılarak karsız KİT'lerin tasfiye edileceği, ürettiği mallardan sübvansiyonun azaltılacağı ve kamu harcamalarının kısıtlanacağı öngörülmekteydi. İşte tam bu noktada özelleştirmeler açısından günümüze kadar uzanan süreç başka bir ivme kazanmış oldu.

Ancak ideolojik ve politik çerçevesini neo-liberalizm'in çizdiği özelleştirme, tüm halk kesimleri susturulmadan yapılamazdı. Nitekim 12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe sendikaları (Türk-İş hariç), derneklerin çoğunu, siyasi partileri kapatarak toplumun hemen hemen tamamını asker postalları altında çiğneyerek bu susturma operasyonunu da başlatmış oldu. 12 Eylül askeri faşist darbesinin Bülent Ulusu Hükümeti tarafından Danışma Meclisindeki Bütçe Mali Plan Komisyonu'na hazırlattırılan rapor, KİT'lerin özelleştirilmesine olanak sunan, şirketleşme ve holdingleşmeler biçiminde örgütlendirilmelerini öngörüyordu.

Kasım 1983 seçimleri 24 Ocak Kararlarıyla başlayan sürecin katmerlendiği bir dönemi başlatıyordu. Seçimler sonucunda kurulan özal Hükümeti, özelleştirme politikasını açıkladı. özal, bırakalım KİT'leri, köprü, baraj ve yolları dahi özelleştireceğini televizyondan açıkça dile getiriyordu. Nitekim köprü ve baraj gelir ortaklığı senetlerinin satışıyla Türkiye'de özelleştirme süreci başlatıldı.

özelleştirmenin ilk adımı olan bu hazırlık İDT ve KİK olan KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılabilmesi yada işletme haklarının devredilmesine yasal dayanak olan “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında”ki 17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı yasa yürürlüğe konularak bir üst aşamaya yükseltildi. Yasa, KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılması veya işletme hakkının devredilmesine ilişkin çalışmaları yapmak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi (TKKOİ) kurulmasını öngördü. TKKOİ'nin temel işlevi KİT'lere ilişkin gelir ortaklığı ve hissi senetleri çıkarmak KİT'leri özelleştirmeye hazırlamak ve özelleştirmeyi gerçekleştirmekti.

Peşpeşe çıkartılan yasa ve düzenlemelerle özelleştirme yöntemlerinden biri olan Gelir Ortaklığı Senedi ile gerçek ve tüzel kişilerin kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu vb. altyapı tesislerinin gelirlerine ortak olunması için senetler çıkarıldı. Bu yöntem hem daha kolay gerçekleşebiliyordu hem de iç borçlanmanın bir biçimi oluyordu. Böylece özal iktidarı hedeflerini gerçekleştiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki gelir ortaklığı senedi uygulaması özelleştirme uygulanmasında, propaganda malzemesi olarak kullanılan bir yöntem olurken, pay senetleri satışı içinde bir ön hazırlık aşaması durumundaydı. Yani gelir ortaklığı senetleri özelleştirme işlevinin yanı sıra devlet tahvilleri gibi devletin borçlanmasına yönelik bir başka işlevi de gerçekleştirmiş oluyordu. Böylece iktidar bir taşla iki kuş vuruyordu.

Bu süreçte çıkartılan yasalar uyarınca bir başka özelleştirme yöntemi ise İşletme Devir Hakkı'dır. Bu yöntemle KİT'lerin mülkiyeti değil işletmeleri ürünlerinin pazarlanması, dağıtımı gerçek ve tüzel kişilere belirli bir bedel karşılığında devredilecektir. üçüncü bir yöntem ise, KİT'ler ve bağlı tesislerin mülkiyetine ortak olunacak hisse senetleri satışıdır. Bu yöntem özelleştirmenin tartışmasız tam olarak gerçekleştirilmesini getirmektedir.

Doğrudan özelleştirmeyi gerçekleştirmeye yönelik atılan önemli adımlarından biri de 31 Haziran 1986 tarihli ve 3291 ve 2983 sayılı yasaların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ile atılmıştır. KİT'lerin özelleştirmesini düzenlenen yasa ile TC Merkez Bankası Yasası'nda, Bankalar Yasası'nda, Tasarrufların Teşvik ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki yasada, Toplu Konut Yasası'nda ve Sermaye Piyasası Yasası'nda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Tütün Tekeli Yasası'nın bazı maddeleri yürürlükten kaldırılarak özelleştirme yolundaki yasal engeller bir bir temizlenmeye başlanmıştır.

80 sonrası yapılan düzenlemelerin asıl kaynağını görmek açısından Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un raporu dikkate şayandır. özelleştirme ilgi yapılan düzenlemeler Türkiye'de özelleştirme politikalarını belirlemek için görevlendirilen Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un verdiği raporun hemen ardından yürürlüğe konulmaya başlanmıştır. üstelik, Morgan Guaranty'nin önerdiği yasal düzenlemeler, bir dönem “gece yarısı yasaları”olarak adlandırılan yöntemle halktan gizli olarak çıkartılmıştır.

***

Türkiye'de özelleştirmeye ilişkin hazırlık çalışmaları tüm bu zaman zarfında Dünya Bankası'nın doğrudan desteği ve finansmanı ile “Morgan Guaranty Trust Company of New York”tarafından yürütüldü. Morgan Guaranty ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)'nin özelleştirme ana planı hazırlamaya dönük anlaşması 05.08.1985 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma sonucu Morgan Guaranty, ana plan çalışmalarının Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım ve Finansman AŞ ve Price Waterhouse/MUHAS ile birlikte yapmıştır.

Morgan Guaranty ve diğer kuruluşların katılımı ile iki ana plan Nisan 1986'da, “özelleştirme Ana Planı”Mayıs 1986'da hükümete sunuldu. Ana plan iktidarın karşılaştığı durum ve engellere göre durum ve değişikliklere uğradı. Burada belirtmek gerekir ki özelleştirmeye karşı oluşan tepki köklü olmasa da bu planda bazı değişiklilere yol açtı.

özelleştirmeye resmen başlama tarihi olan 1985 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerden başlanmıştır. 08 06 1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile KİK ve bağlı birimlerin özelleştirmeleri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na verilmiştir. Kurul, Ocak 1985'te Sümerbank'a ait yarım kalmış üç işletmenin Türkiye Süt Endüstrisi ve Yem-San ortaklığına ait Bingöl Yem ve Besicilik AŞ'nin özel sektöre devrini kararlaştırmıştır. 1986'da ise Kars Süt ve Mamulleri İşletmesi müessesesinin “işletme hakkı”dokuz yıllığına özel sektöre devredilmiştir. 1985-1988 yılları arasında yarım kalmış tesislerden on birinin mülkiyeti birinin de “işletme hakkı”devredilmiştir.

Ayrıca 1984'te KİT'lere bütçeden transfer ve Merkez Bankası dolaysız kredileri kesildi. Böylece KİT'ler yerli ve yabancı özel finans kurumlarına borçlandırılmaya zorlandı.

Sabit fiyatlarla KİT'lerin faiz giderleri 1982'de 100 olarak kabul edilirse 1984'te 35'e düşerken 1985'te 102,9'a sıçramıştır. Daha sonra bu yükseliş devam ederek 1993'te 573 olmuş, özel sektör ise 200'lerde kalmıştır. Dolayısıyla katma değeri paylaşım oranları açısından yapılan bu hesaplama KİT'lerin nasıl bir borç ve faiz batağına düşürüldüğünü açıkça gösterimektedir.

1987'de “yabancı danışmanlık”ve “muhasebe”kuruluşlarının raporları ile satışa sunulan KİT'lere umulan düzeyde rağbet olmayınca KİT'ler verimsizdir, zarar ediyor denilerek sermayeye peşkeş çekilmeye başlanmıştır. Bazılar ise kapatılmak istenmiştir. öyle ki KİT'i karlı duruma getiren yöneticilerin pek çoğu işlerinden olmuştur.

öte yandan KİT'leri olduğundan daha fazla zarar eden kurumlar olarak göstermek için muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Bu muhasebe hileleri dışarıdan ve gene yasaya uygun olmayan bir biçimde dünya bankası tarafından yönlendirilmektedir. Yani devlet ve KİT yöneticileri muhasebenin temel ilkeleri ve mevzuata aykırı olarak muhasebe hilesi yapmışlardır.

KİT'ler önce Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak, yönetim ve denetim bakımından Anonim Ortaklık statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Ocak kararları ile başlatılan bu uygulama bu çerçevede hükümetin KİT mal ve hizmetlerinin fiyatlarını belirleme yetkisi ellerinden alınmıştır. İç ve dış kredi sağlamada özel ortaklarla aynı konuma getirilmiştir.

Daha sonrada Türkiye'de özelleştirme Morgan Guaranty'nin 1985 sonunda hazırladığı ve hükümete sunduğu özelleştirme Ana Planı çerçevesinde yürütülmüş ve muhasebe hileleri de tam bu noktada başlamıştır.

özal hükümetine hızlı özelleştirme talimatları yağdıran Dünya Bankası, “ancak bunların değerlendirme ve satışa esas olan hesaplarını Türkiye'de yapacak muhasebeci standardı yoktur. Bu nedenle değerlendirme dış muhasebe firmalarına yaptırılmalıdır”diyerek özelleştirmelerin yabancıların liderliğinde yapılmasını açıkça önermiştir. Bu arada ülkemizde “özelleştirme çalışmaların yürüten danışman yada muhasebeci firmaların özelleştirme üzerine yaptıkları çalışmalarının bir kısım masrafları Dünya Bankasınca finanse edilmektedir.”Diğer taraftan Dünya Bankası'nın bu önerisine özal hükümetince ülkenin on milyonlarca dolarını “yabancılara izin vermesi nedeniyle”sus payı olarak yerli firmalara bol keseden dağıtılmıştır.

“KİT zararlarının olduğundan daha yüksek gösterme”maksadıyla icat edilen söz konusu değerlendirme ile hükümet ve sermaye halka yanlış bilgiler empoze etmeye başlamıştır.

KİT'lerin verimsiz oluduğu söylemleri bilimsel değildir. öyle ki; (özelleştirme Yüksek Kurulu) öYK “verimsiz”olduğu iddiasıyla SEKA Akdeniz müessesini de özelleştirmek istemiştir. Ancak, verimsiz olduğu belirtilen işletmenin “İSO 9000”belgeli olduğu ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki Türkiye'de kâğıt sanayiinde yatarım ve planlamalar yapan kamu kuruluşu olan SEKA 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürülmüş sonrasında da 2005 yılında kapatılmıştır.

1982 yılında sağlanan verimlilik yüzde olarak; kamu sektöründe özele göre 1993 itibarıyla 243,9'a karşı 261,4 gibi bir üstünlük göstermektedir. Aynı endeksle 1998'de 231'5'e karşı 404,8 ile kamu iki kata yakın daha yüksektir.

Ayrıca KİT'ler “açık vererek hazineye yük oluyor”suçlamasını tespit etmek için hazinenin KİT'lere yaptığı ödemeler ile KİT'in hazineye yaptığı katkının karşılaştırılması gerekmektedir. Buna göre 1971-1987 yılları arasındaki verilere göre KİT'lerin Hazineye katkısı, Hazine'nin KİT'lere katkısından tam 6.6 kat fazla olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla “KİT'ler açık vererek Hazine'ye yük oluyor şeklindeki açıklamalar maksatlı ve KİT'leri peşkeş çekmeye niyetli bir kafa yapısının ürünüdür.

Ayrıca özelleştirme çalışmalarının danışmanlarla birlikte yürütülmesini belirten Ana Plan'a göre “piyasanın içinde bulunmaksızın ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlet memurlarıyla bu görevleri tatminkar bir şekilde yerine getirmek imkansızdır”deniliyor. Devlet memurların bu “işin”dışında tutmanın tek mantığı ise halktan gerçeklerin gizlenmesidir.

çünkü uluslararası sermaye kendine yeni alanlar açarken aynı zamanda özelleştirme politikasında belirgin olarak ortaya çıkan sonuç şu ki, “yabancıların”özelleştirme çalışmalarına katılımı ve denetimi sağlamaları istenmektedir. “Yabancı danışmanlık kuruluşu KİT'in “satış değerini”belirleyecek en uygun sermaye yapısını saptayacak, olası alıcıların listesini saptayacak , farklı alıcıların tekliflerinin değerlendirilmesini yapacak ve çok daha önemlisi alıcılarla satış görüşmelerini yürütecektir.

Kısacası, yapılan özelleştirmelerin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl birer yağma ve talan hareketine dönüştürüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yabancı sermayenin özelleştirme ihalelerine daha rahat ve daha güvenlikli girmesi için bir dizi yasal düzenlemelere de gidilmiştir. Bunların içinde en öneli düzenleme Türkiye'nin “Uluslararası Tahkim Kurulu”'nu kendi içi hukukunun üstünde kabul etmesidir. Morgan Guaranty'in hazırladığı “Ana Plan”da “yerli”sermayeye ilişkin özelleştirme açısından açık ifadeler kullanmamaktadır. Ancak “Türkiye'de en iyi özelleştirme yabancılara satıştır”diyen Ana Plan'da “Yurtdışından sermaye, yönetim tekniği ve teknoloji akışı teşvik”edildiği taktirde “dünya çapında”rekabete girebilecek teknolojiye sahiplik ve/veya yönetim ile Türk mal ve hizmetlerine dış pazarların açılabileceği hallerde iyi sonuçlar doğuracağı belirtilmektedir.

“Yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik politik bağları güçlendirmek”gerektiği vurgulandıktan sonra, “bu ilerde ticaret hacminin genişlemesine yol açacak ve AB, Ortadoğu ve diğer ülkelerde olan ekonomik/politik bağları güçlendirecektir”deniyor. Ancak ilerleyen tarihlerde görülecektir ki belirtilen bu noktalar tamamen uluslararası sermaye lehine olacaktır.

En iyi özelleştirmenin yabancılara satış olduğunu vurgulayan Ana Plan'da bunun sebepleri açık bir dille şöyle açıklanıyor.

“Yabancı sermaye özellikle Türkiye gibi sermayenin yetersiz kaldığı ülkelerde gelişme açısından can alıcı önemdedir. Kamu teşebbüslerinin satışı yoluyla, yabancı sermaye bir çok ülkeye gelmiştir. Türkiye'de KİT'lerin özelleştirilmesi; çok fazla ihtiyaç duyulan yabancı yatırımların Türkiye'ye getirilmesi için önemli bir adımdır.”

***

1980 sonrası bir çok KİT, Böl-Parçala-Sat modeline göre sermayeye peşkeş çekilmiştir. özelleştirilmesi düşünülen kurum önce bölünüyor, sonra bölünen her parçaya “şirket”statüsü sağlanarak hisse senetleri aracılığıyla satılıyor. Zamanla da bu hisse senetleri belirli ellerde toplanmaya başlıyor.

örneğin Tekel, bu şekilde sermayeye peşkeş çekilmiştir. Tekel'in sigara, yaprak, alkollü içkiler, pazarlama ve dağıtım gibi ayrı yarı bölümleri birbirinden ayrılarak her bölümün “Anonim Şirket”statüsüne sokulmasının nedeni budur.

“Tekel'in günlük cirosu Böl-Parçala-Sat modeline göre parçalanmadan önce 6,5 trilyon olarak belirtilmektedir. Karı göz kamaştıran bu kuruluşu 1999 yılı sonunda 1,5 katrilyon lira ciro yapmış ve devletin kasasına 100 trilyon lira kar girmiştir.”

Toplumun büyük kesiminde özelleştirmelere karşı sempati yaratmak adına bilinç saptırmaya dönük propagandif faaliyetler buraya kadar anlatılan sürecin önemli bir kısmını oluşturuyordu elbette. Kitle iletişim araçları, basit muhasebe hileleri vb. Yöntemlerle sürdürülen bu ideolojik bombardımanın bir ayağını da KİT'lerin sendikalara satılması için değişik yol ve yöntemler oluşturuyordu. Bu minvalde önceleri özelleştirmelere karşı olduğunu söyleyen bazı sendikalar Karabük Demir-çelik ve Et-Balık Kurumu ve benzerlerine sembolik talip oldular.

“İşçi sayısı 5850 olan, Kardemir'in yüzde 35'i işçilere kalanın yüzde 30'u Karabük Sanayi ve Ticaret Odalarına, yüzde 10'u Esnaf Odalarına ve kalan yüzde 25'inin ise halka satılması kararı alınırken 4 bin işçinin çalıştığı Et-Balık Kurumu ise önceleri tamamen Hak-İş'e satıldı ancak sonradan bu satıştan vazgeçildi.”

KİT'leri satın alma sevdasına giren sendikaların yönetimleri işçi sınıfı düşmanlığını bir kez daha sergilemiş oldular. çünkü bu şekilde sermayenin eline birden fazla koz verilmiştir. Bunlardan birincisi; sendikaların işçi sınıfı örgütü olma kimliklerini yitirme tehlikesi, ikincisi; sendikalara yönelik var olan güven bunalımının daha da derinleşmesine katkıda bulunurken, üçüncü; olarak da bu tehlikeli girişimler kapitalizmin ve özellikle de özelleştirme propagandası için bulunmaz bir fırsat yaratılmıştır.

Bu girişimlerle hem özelleştirmelere katkı sunuluyor. Hem diğer sendikaların karşı duruşlarının önü tıkanmak isteniyordu, hem de sendikalar üyeleri ve halk nezrinde güven yitimine uğratılıyordu.

***

KİT'lerin özelleştirilmesi ile ilgili temel argüman KİT'lerin zarar eden, 80'ler ve 90'lar boyunca söyleniş şekliyle devletin sırtında bir “kambur”olduğu idi. Ancak KİT'ler uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturdu. Ta ki bilinçli ve sistematik biçimde zarar ettirilmeye başlanıncaya kadar.

özelleştirmeler bir ihtiyaç neticesinde değil, “ideolojik”bir “tercih”olarak ülke gündemine girdi. özelleştirme kavramının halkın lugatına girip, KİT'lerin talan edilmesine kadar geçen süreç tamamen neo-liberalizm'in çizdiği bir yörüngede seyretti ve bizzat emperyalizmin kurum, kuruluş ve ülkedeki yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi. Gelinen noktada arkasında, üzerinden çekirge sürüsü geçmiş bir tarlanın harap manzarasını bıraktı. Bu bağlamda, tam da R. Tayyip Erdoğanın belirttiği gibi mesele tamammen ideolojikti ve bu ideolojik saldırının türevi olan Tekel Direnişi de kaçınılmaz olarak ideolojiktir.

Tekelin özelleştirilmesi

Tekel karlılığı ve baş döndüren üretim hacmi nedeniyle kurulduğu yıllardan bu yana (1862 yılında İnhisar adı ile kurulmuştur) uluslar arası sermayenin hedefinde olmuştur. Osmanlı döneminde Duyun-u Umumiye eliyle Osmanlının borçlarını ödemek adına emperyalizme peşkeş çekilirken bu gün ise uygulanan neo liberal politikaların sonucu olarak Tekel parçalanmış, parçalanmadan arda kalan bölümler satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Ardında 150 yılı bulan bir tarih bırakmış olan Tekel yok edilmiştir.

Tekel ve muadili işletmelerin özelleştirilmesi ülkemizdeki özelleştirme süreçlerinin son ve en önemli halkasıdır. Bu anlamda Tekelin özelleştirilmesi esnasında geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var.

Tekel, 2001 yılında özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (öYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. öYK'nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. Tekel'in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve  ihale edileceği ilan edildi.

Tekel'in bağlı ortaklığı Alkollü İçkiler San. ve Tic. AŞ 23.12.2003 tarih ve 25325 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/85 sayılı öYK Kararıyla Nurol-Limak-özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu üyelerinin ihale şartnamesi çerçevesinde kuracağı anonim şirkete 292 milyon dolar bedelle satıldı. Bu kapsamda kurulan MEY AŞ'ye hisse devir işlemleri de 24.02.2004 tarihinde gerçekleştirildi. Devir işleminin üzerinden sadece 2 yıl kadar sonra MEY AŞ bu kez bir Amerikan yatırım şirketi olan Texas Pasific firmasına %90 hissesini 810 milyon dolar bedelle sattı.

Tekel'in alkollü içkiler bölümünün özelleştirilmesi sonucunda MEY AŞ'ye 17 fabrika devredildi. 2009 yılına geldiğimizde ise bu fabrikalardan sadece 9 adeti çalışmaktadır.

İhale öncesinde alkollü içkiler bölümünde 3.631 işçi çalışmaktaydı. Hisse devri sırasında MEY AŞ bünyesine 1.700 işçi geçti. 2009 yılında MEY AŞ bünyesinde çalışan işçi sayısı 323'e kadar geriledi.

öYK'nun 2001/06 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Tekel'in sigara bölümünün özelleştirilmesi için de 07.06.2003 tarihinde ihale gerçekleştirildi. Hisselerinin %65'i Japon devletine ait olan Japan Tobacco International (JTI) tarafından verilen 1 milyar 150 milyon dolarlık teklif yetersiz bulunarak ihale 11.11.2003 tarihinde iptal edildi. 2005 yılında yapılan ikinci ihalede ise hiçbir firma teklif vermedi.

AKP hükümeti Tekel'in sigara üretim biriminin özelleştirilmesi sürecini 26 Ekim 2007 tarihinde üçüncü kez başlattı. Tekel'in sigara bölümüyle ilgili olarak 22.02.2008 tarihinde gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.

Tekel'in özelleştirme kapsamına alındığı 2001 yılında 477.829*** tütün üreticisi varken, Tütün Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2002 yılında üretici sayısı 402.899'a geriledi. Sözleşmeli üretim yapan üretici sayısının 2008 yılında 194.282 kişiye gerilediği Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinden anlaşılmaktadır. özelleştirme, tütün üreticileri sayısı yanında tütün alımını da olumsuz etkiledi. 2002 yılında 159.521 ton olan tütün alımı 2008 yılında 74.584 tona geriledi.

Tekel'in özelleştirilmesi üretici sayısındaki gerilemenin yanında Tekel'in istihdam yapısını da son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. Tekel bünyesinde 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken, önce alkollü içkiler ardından da sigara biriminin özelleştirilmesi sonucunda çalışan işçi sayısı 12 bin civarına geriledi.

özelleştirme programına alındığında 110 yaprak tütün işyeri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir sung ipek, viskoz fabrikası olan Tekel, 2009 yılına gelindiğinde 57 yaprak tütün işyeri, 2 tuz işletmesi ve bir ambalaj fabrikası olan işletmeye döndü.

Tekel'in sigara bölümünü alan şirket zaten Tokat ve Ballıca'daki fabrikaları açık tutacağını beyan etmiş ve üretimini bu iki fabrika ile sağlamıştı. Bunlardan yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığı Tokat Sigara Fabrikası da kapandı.

Tekel'in özelleştirilmesi parçalanmış bu birimlerin satışından ibaret değil elbette. Tekel ham maddesini tarım üreticisinden elde eden bir kurum olması itibarı ile üretim hacminin düşmesi direkt olarak tarımsal üretimi de etkilemektedir. Veya tam tersi durumda izlenen tarım politikaları tekelin özelleştirilmesinde yaratılan çarpıtılmış bilinci oluşturmakta önemli bir rol oynamış, sanayide üretim veren Tekel bitirilirken tütün üzüm vs. gibi Tekel işletmesinin hammadde kaynağını oluşturan tarımsal üretim de mahfedilmiştir.

Son Kale Tekel

Tekel; Tüpraş gibi, Telekom gibi Türkiyede üretimin ve milli gelirin önemli parçalarını oluşturan işletmelerden olup diğer benzer kurumlarla birlikte özelleştirme süreçlerinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Nitekim bu işletmelerin satışları, bu satışlar esnasında uygulanan metodlardan, satış sonunda elde edilen “gelir”lere varana kadar bir çok spekülasyon da vuku bulmuştur. Ayrıca bu işletmeler ciddi gelirler elde eden kuruluşlar olmakla birlikte, çok sayıda işçiye iş sağlayan kurumlar iken satışlarının hemen akabinde işçi çıkarmalar ve yeni alımların durdurulmasıyla çalışan sayısını hızla azaltmıştır. Bu işletmelere dair bir diğer özel durum ise kurum çalışanlarının Türkiyedeki muadili diğer işçilere göre gelir ve refah durumlarının daha iyi olmasıdır ki Tekel işçisini özel kılan ve işsizlik neticesinde ortaya çıkan kayıplarının seviyesini arttıran da bir durumdur.

Elbette; gelir rekortmeni, onbinlerce insana iş sağlayan, ülkede milli gelirin önemli bir kısmını sağlayan ve işletmelerin sendikal ve siyasal örgütlenmeye uygun bir şekilde çok sayıda işçiyi bir arada çalıştırdığı kurumların satışı Ya da tasfiyesi esnasında bir direnişin patlak vermesi olasıydı. Ancak bu durum neden Tüpraşta ya da Telekomda değilde Tekelde bu direnişin patladığına cevap vermez.

Az öncede belirttiğimiz gibi Tekel özelleştirilmesi esnasında bir direnişe sahne olması potansiyelini oldukça yoğun taşıyan bir kurumdu. çalışanlarının sosyal, ekonomik ve kültürel durumu böylesi bir direniş için gerekli şartları hazırlar nitelikte idi. Diğer taraftan yaşanan ekonomik krizin etkileri uç noktalara ulaşmışken binlerce işçiyi -ülkenin en saygın işletmelerinden birini yok ettikten sonra- işsiz bırakmak ta direnişin itici güçlerinden olsa gerek.

çalışanlarının içinde eski siyasi mahkumlar, yetimhanede büyüyen “hayatlarının ilk gerçek sosyal yaşam tecrübesini”çalıştıkları Tekel'de yaşamış ve işletmeyle duygusal bağları olan işçiler kurum içinde azımsanmayacak sayıda idi. öte yandan kadın çalışanların yoğunluğu (Ki direniş esnasında kadın işçilerin yarattığı psikolojik direnç asla azımsanamaz) nedeniyle kurum içinde çocuk bakımı için kreşler mevcuttu. Yani işçilerin çocukları da Tekelde büyüyor orada tanışıyordu.  özelleştirmeler ve başkaca gerekçelerle işçilerin kuruma ait başkaca fabrikalarda bir rotasyona uğraması dolayısıyla kurumum çalışanlarının önemli bir kısmının birbirleriyle ilişki kurma şansı yakalamış olması da tekel işçisinin direnişteki dayanışmasının ve bu kadar uzun süre dayanabilmesinin önemli nedenlerindendir.

Bütün bunlardan öte Tekel Türkiye ekonomisinin taşıyıcı direği olma özelliği taşıyan Uluslar arası sermayenin ağzını sulandıracak oranda karlı ve yapısı gereği tarımsal üretimle ciddi bağları ve etkileyiciliği olan bu nedenle de ülke ekonomisinde belirleyi karaktere sahip nadir işletmleredendi. Bu nedenle özelleştirme politikaları ve bu politikaların yarattığı yıkıma direnişin “son kalesi”idi. Ve tüm muharebelerdeki son direniş hatıındaki çatımanın çetinliğini korkusuzluğunu ve direncini taşıyordu.

Sonuç Yerine

Kapitalizmin krizi gün geçtikçe derinleşiyor. Derinleşen krizin Türkiye siyasetindeki yansımaları da krizin yıkıcılığı kadar sert ve kırılgan bir alana tekabül ediyor. Böylesi kırılgan bir zemin üzerinde Türkiye'nin en büyük işletmelerinden birinin tarih sahnesinden çekilişinin son perdesinde  işçi sınıfının kendi gücünü hissettirmesi devrimci hareket açısından bir sarsıntıyı, bir motivasyonu beraberinde getirdi. Tekel direnişinin ardından peşpeşe -çapı Tekel direnişene ulaşmaktan çok uzakta olsa- birçok işçi direnişi başgösterdi.

Tarih düz bir çizgi şeklinde ilerlemediği gibi herhangi bir tarihsel dönemi de net olarak şu anda başlamıştır diye betimlemek mümkün olmayabilir. Ancak tekel direnişi gibi bir nirengi noktası böylesi belirlemeler için uygun anları oluşturabilir. Yaklaşık 30 yıllık özelleştirme politikalarının gelmiş olduğu nokta sürecin tamamına erdiği bir yerdedir. özelleştirme programları kapsamında gelir getirecek**** işletmelerin tamamı satılmış. özelleştirme politikalarının sosyal ve siyasal sonuçları dolayımsız olarak günlük yaşama aksetmiş vesselam deniz bitmiştir. ülke toplumsal muhalefeti açısından özelleştirme karşıtlığı başarılı bir politik hat etrafında örgütlenememiş ve süreç bu bağlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ancak bir dönemin bitişi diğer taraftan başka bir dönemin başlngıcını da ifade eder. Neo-liberal özelleştirme politikalarının fikri düzeyde yarattığı kafa karışıklığı da özelleştirme politikalarının sonuçları alındıkça yavaş yavaş ortadan kalmaktadır. özelleştirmelerin ekonomiye can vereceği, istihdamı arttıracağı, KİT'lerin devletin sırtında birer kambur olduğu gibi özelleştirme argümanları bir bir çürümüştür. özelleştirmenin tamamen ideolojik gerekçelerle yapıldığı ve mülkiyetin tamamen sermayeye devredilmesi sürecinin kaçınılmaz ayağı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tüm bu teşhir olmuşluğa binaen bu gün devrimciler açısından sorun bir muhalefet yaratmak değil var olan muhalefeti örgütlü alanlara kanalize etmektir. Zira 30 küsur yıllık neo-liberal saldırının açmış olduğu yaralar artık dikiş tutmamakta direnişlerin ve hedef gözeten muhalif eylemlerin önünü açmaktadır. Bu anlamda Tekel Direnişi kaybedilen bir savaşın son kalesi olmasının yanında yeni bir sürecin de müjdecisidir.

* Yazı içerisinde verilen rakamsal değerler, ilgili yıllarda Türk Lirası'nın değeri üzerinden verilmiştir. Bu nedenle yeni Türk Lirası ve sonrasında paranın adının başından yeni ibaresi kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan değerle karıştırılmamalıdır.

** özelleştirme ile ilgili ilk karşı duruşların başında “vatanın satılması” argümanı ile beslenen ulusalcı bir yaklaşım olsa da milliyetçiliğin sol bir ambalajla kaplanmış halinden öte gitmediği ve özelleştirme politikalarıyla temelden bir problemi olmadığı da ortadadır. Buradan hareketle “gayri millileştirme” meselesine vurgu yapmamız; bu milliyetçi argümandan bağımsız olarak uluslararası sermayenin özelleştirme politikalarının temel aktörü olması ile alakalıdır.

*** Verilen sayı tütün üretimi ile gelir sağlayan tüm çalışanları kapsamaktadır.

****özelleştirme politikalarının sebebi gelir getirecek olması ya da bu gelirlere olan ihtiyaç değildir. Kaldı ki satılan bir çok kamu işletmesi gelirleri itibarı ile satış bedelini 1-2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde amorti edebilecek işletmelerdir.

317 GÜN ZULÜMDÜR ZULME ORTAK OLMAYIN

317 GÜN ZULÜMDÜR  ZULME ORTAK OLMAYIN

317 GÜN ZULÜMDÜR ZULME ORTAK OLMAYIN AÇLIĞA ALIŞMAYIN NURİYE VE SEMİH'in TALEPLERİ KABUL EDİLSİN! OHAL KOMİSYONU NURİYE VE SEMİH'in DOSYASININ KARARINI DERHAL AÇIKLASIN! Nuriye ve Semih'in OHAL rejimine ve KHK uygulamalarına karşı başlattığı, Yüksel direnişinin 437. ,açlık grevinin 317. günü. Öğretmen Esra Özakça açlık grevinin 242. , Mehmet Güvel 203. ,Feridun Osmanağaoğlu ise 161. gününde. Siyasi iktidarın direnişi kriminalize etme ve itibarsızlaştırma çabaları; saldırı, işkence, gözaltı, tutuklama ve tecrit politikasıyla birlikte amacına ulaşamamıştır . Nuriye ve Semih'in direnişi tüm toplumun vicdanında yer bulmuştur. Nuriye ve Semih'in talepleri için mücadele eden 200'e yakın direniş dostu, 12 Eylül 'de ve devamında yapılan 6 farklı operasyon ile ezilenlerin, emekçilerin, halkların ve direnişin 21 avukatı gözaltına alınıp ,121 gündür tutuklu. Komplonun 121. gününde devrimci avukatlık geleneğinin teslim olmayacağını bir kez daha haykırıyoruz. 49 haftadır alanlarda KHK ve O... Read more

Afrin'e "Zeytin Dalı Harekatı" başladı

Afrin'e "Zeytin Dalı Harekatı" başladı

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin'e operasyona başladığı açıklandı.  Başbakan Binali Yıldırım, TSK'nın Afrin'de "PYD/PKK ve DEAŞ unsurlarını yok etmek için havadan harekata başlamıştır" açıklamasında bulundu. Yıldırım, "Bizim kimseye düşmanlığımız yok. Bizim hiç kimseyle alıp veremediğimiz, herhangi bir sorunumuz yok. Biz bu topraklarda barış hakim olsun diyoruz, kardeşlik hakim olsun diyoruz" dedi. Operasyonun adı: Zeytin Dalı Harekatı TSK tarafından yapılan açıklamada da, "Suriye'nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere, 20 Ocak 2018 saat 17:00'dan itibaren 'Zeytin Dalı Harekatı' başlatıldığı" belirtildi. Açıklamada, operasyonun hedefinin Türkiye'nin hudutlarında ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak olduğu kaydedildi. Harekâtın, Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları ile Birleşmiş Millet... Read more

Hrant Dink Hamburg'da anıldı

Hrant Dink Hamburg'da anıldı

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, ölümünün 11'inci yılında Almanya'nın Hamburg kentinde anıldı. Hamburg ve çevresindeki Alevi dernekleri, Rosa Lüksemburg Vakfı, Uluslararası Af Örgütü Hamburg Birimi, Denkfabrik Hamburg tarafından St. Petri Kilisesi'nde düzenlenen anma töreninde Hrant Dink cinayetenin hala aydınlatılmadığına dikkat çekildi. Davanının aynızamanda Türkiye'nin demokratikleşmesinin anahtarlarından biri olduğu vurgulandı. İLGİLİ HABER: HRANT'IN ARKADAŞLARI 11. KEZ 'BURADAYIZ AHPARİG' DEDİ Erhan Erdoğan'ın moderatörlüğünde gerçekleşen anma töreninde St. Petri Kilisesi'nden pastör Annette Reimers-Avenarius, Hamburg eyaletinin Yeşiller Partili Başbakan Yardımcısı Katharina Fegebank, Kuzey Almanya Alevi Toplumu Başkanı Canan Canlı, AGOS gazetesinde bir dönem görev yapan ve Brüksel'de yaşayan Hrant Dink'in yakın arkadaşı Aris Nalcı, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Grubu'ndan Amke Dietert birer konuşma yaptı. Konuşmalarda Hrant Dink'in Türkler ile Ermenilerin ort... Read more

Cumhurbaşkanı'ndan taşeron işçilere: Kaç kere konuştuk, anla…

Cumhurbaşkanı'ndan taşeron işçilere: Kaç kere konuştuk, anlamıyorsunuz

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kütahaya'da partisinin il kongresi öncesi AKP'lilere hitap etti. Türkiye'nin dünyada büyüme sıralamasında 1 nurama olduğunu ileri süren Erdoğan, "Kılıçdaroğlu Rabiamızı anlamıyor. PKK'lı teröristlerle el ele, kol kola. Varsın öyle yürüsün. İstanbul'a getirdiği il başkanıyla belli oluyor zaten ne olduğu" dedi.TAŞERON İŞÇİSİ KADRO TALEP ETTİ, ERDOĞAN TEPKİ GÖSTERDİErdoğan kendisini protesto eden ve kadro talep eden taşeron işçilerine de tepki göstererek, "Bu zamana kadar size ne anlatıldığını duymuyorsunuz, bilmiyorsunuz, anlamıyorsunuz. Kaç kere bunları söyledik, anlattık. Sen Karayolllarında kimin elemanısın. Devletin değil. İhale almış olan bir şirketin elemanı mısın? Bu bir. Eğer taşeron elemanıysan, şu anda taşeron kalkıyor" diye yanıt verdi. "ABD'NİN NE DEDİĞİ ARTIK BİZİ HİÇ İLGİLENDİRMİYOR" Erdoğan, kongre salonunun önündeki konuşmasını bitirdikten sonra içeri de de konuştu. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada "ABD'nin ne... Read more

Erdoğan: Afrin operasyonu sahada fiilen başlamıştır

Erdoğan: Afrin operasyonu sahada fiilen başlamıştır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kütahya'da Adalet ve Kalkınma Partisi 6'ncı Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada Afrin'e ilişkin açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Afrin operasyonu sahada fiilen başlamıştır. Bunu Münbiç takip edecek" dedi. Erdoğan konuşmasında isim vermeden ABD'ye de tepki gösterdi. Erdoğan, "Suriye'de kendilerince bir oyun kurgulayanlar, terör örgütünün adını değiştirerek kurnazlık yaptıklarını sanıyorlar. Bizim gözümüzde adı ne olursa olsun teröristlerden müteşekkil her türlü organizasyonun adı terör örgütüdür. Yok Suriye Demokratik Güçleri'ymiş, yok sınır ordusuymuş, yok sınır muhafızlarıymış, yok iç güvenlik oluşumuymuş, siz kimi kandırıyorsunuz ya. Bu örgütün adı PKK'dır, bu örgütün adı PYD'dir, bu örgütün adı YPG'dir" şeklinde konuştu. TSK: Taciz ve saldırılara karşılık verildi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından bugün yapılan açıklamada ise Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinden yapılan taciz ve saldırılara meşru müdaafa kap... Read more

Spiegel: Berlin Türk tanklarının modernizasyonunu onaylayaca…

Spiegel: Berlin Türk tanklarının modernizasyonunu onaylayacak

Haftalık Der Spiegel dergisi Alman Federal Hükümeti'nin savunma sanayii şirketi Rheinmetall'e Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait Leopard tanklarının modernizasyonu için onay vereceğini iddia etti. Derginin bu haftaki sayısındaki haberde, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in Türk mevkîdaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile iki hafta önce Goslar'da yaptığı görüşmenin ardından konuyla ilgili talimat verdiği belirtildi. Buna göre, Gabriel'in silah ihracaatına ilişkin olarak müsteşarlar düzeyinde yapılacak ilk toplantıda Leopard tanklarının modernizasyonu konusunun gündeme alınması ve incelenmesi talimatı verdiği ifade edildi. Haberde, Türkiye'nin Leopard tanklarının modernizasyonu için ilk kez geçen yıl mart ayında talepte bulunduğu kaydedildi. Ancak Almanya Dışişleri Bakanlığı, Der Spiegel'deki habere ilişkin henüz açıklama yapmadı. Rheinmetall ile projelere onay verilmemişti Ankara ile Berlin arasında yaşanan gerilim nedeniyle son aylarda Almanya'dan Türkiye'ye yapılan silah ihracaatı askıya alı... Read more

Tek tip kıyafetler Diyarbakır Cezaevine gönderildi!

Tek tip kıyafetler Diyarbakır Cezaevine gönderildi!

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Erkut Güre, “KHK kapsamında çıkarılan tek tip kıyafetler Diyarbakır Cezaevine gönderildi. Uygulama için yönetmelik bekleniyor” dedi. Darbe girişimi sonrası 20 Temmuz 2016'da ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) kapsamında çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunanlara, duruşmaya sevk nedeniyle ceza infaz kurumu dışına çıkarılmaları durumunda, ceza infaz kurumu idaresince verilen giysileri giyme zorunluluğu getirilmişti. 'Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs' ile 'Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs' suçunu işleyenler veya bu suç iddiası ile tutuklu bulunanlar badem kurusu renginde tu... Read more

Hrant Dink, ölümünün 11'inci yılında katledildiği yerde anıl…

Hrant Dink, ölümünün 11'inci yılında katledildiği yerde anıldı: O gün devlet buradaydı!..

19 Ocak 2007'de uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 11'inci yılında vurulduğu yerde anıldı. Binlerce kişinin katıldığı anma etkinliğinde konuşan Dink ailesinin avukatı Fethiye Çetin, “O gün devlet buradaydı. Polisiyle, jandarmasıyla, istihbaratçısıyla devlet buradaydı. Ama Hrant Dink’in can güvenliğini sağlamak ve yaşama hakkını korumak için değil, tetikçilerin işini yaptığından emin olmak için buradaydı" dedi. Çetin, sözlerine "Gelin Hrant Dink olalım. Çünkü biz adalet, özgürlük ve eşitlik isteyenlerin soyundanız" diye devam etti.  İstanbul'da Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde bulunan eski gazete binası önünde düzenlenen etkinlikte "Buradayız Ahparig", "Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz",  “Hrant için adalet için” dövizleri açıldı; "Faşizme inat, kardeşimsin Hrant", "Katil devlet hesap verecek", "Katilleri koruyan, cinayete ortaktır" sloganları atıldı.  "Burada bizimle olması gereken, amacezaevine kon... Read more

Meşale Tolu'nun eşi yeniden gözaltına alındı

Meşale Tolu'nun eşi yeniden gözaltına alındı

Türkiye'de sekiz ay tutuklu kalmasının ardından Aralık ayı ortasında serbest bırakılan Alman vatandaşı gazeteci ve çevirmen Meşale Tolu'nun kendisi gibi daha önce tutuklanan eşi Suat Çorlu, perşembe günü yeniden gözaltına alındı. Çorlu'nun üyesi olduğu Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) tarafından yapılan açıklamada, perşembe günü dört ilde ESP ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin evlerine polis baskını düzenlendiği ve Çorlu da dahil olmak üzere toplamda 5 kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Çorlu'nun gözaltına alınma gerekçesininse henüz açıklanmadığı kaydedildi. Polisin Çorlu'nun evini aradığı ve bir laptop ve bir cep telefonuna el koyduğu bildirildi. Nisan 2017'de gözaltına alınan Çorlu, Kasım ayı sonunda tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti. 6 Mayıs'ta tutuklanarak Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'ne gönderilen Alman vatandaşı Meşale Tolu'nun üç yaşındaki oğlu da kendisiyle beraber bir süre cezaevinde kalmıştı. Tolu, çıktığı ikinci duruşmada ... Read more

ABD’den Türkiye’ye Afrin uyarısı

ABD’den Türkiye’ye Afrin uyarısı

Son günlerde Türkiye'nin Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin'e başlatabileceğini söylediği operasyonla ilgili ABD'den çağrı geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Afrin'e askeri bir harekat yapmaması için Türkiye'ye çağrıda bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü  Heather Nauert, Perşembe günkü günlük basın toplantısında konuyla ilgili gelen bir soruyu, "Türklere bu tip eylemlere kalkışmama çağrısında bulunuyoruz... Şiddete bulaşmamalarını ama IŞİD'e odaklı kalmalarını istiyoruz” diyerek yanıtladı. Türkiye ile ABD ilişkileri, ABD öncülüğündeki IŞİD ile mücadele koalisyonunun Suriye'de Halk Savunma Birlikleri (YPG) militanlarından oluşan 30 bin kişilik bir "sınır koruma gücü" oluşturmak için çalışma yürüttüğünü açıklaması üzerine gerildi. Türkiye tarafından sert tepkilerle karşılanan bu açıklama sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bize düşen de bu terör ordusunu daha doğmadan boğmaktır" dedi. Türkiye, YPG'yi PKK'nin Suriye'deki uzantısı ve terörist bir grup olarak değerlendiriy... Read more

115 hamile çocuğun polise bildirilmemesini ihbar eden person…

115 hamile çocuğun polise bildirilmemesini ihbar eden personel: Yılda 450-500 hamile çocuk geliyor!

İstanbul Küçükçekmece'deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 2017 yılında 5 ayda yaşları 18'in altında 39'u Suriyeli 115 çocuğun hamile olduğunun saptanmasını ve durumun polise bildirilmemesini sağlayan  hastane personeli İclal N.  yılda 450-500 arası hamile çocuğun hastaneye geldiğini söyledi. Cinsel istismar mağduru çok sayıda çocuk ile birebir görüştüğünü söyleyen İclal N.: “16 yaşındaki hamile bir kız doğum için bizim hastaneye geldi. O sırada doğumhaneye ben de indim. O gün korkudan çığlık çığlığa ağlayan o kızın sesi hâlâ kulaklarımda. O çocukları düşündükçe bu işin peşini bırakmamaya karar verdim.” ifadesini kullandı. Bakanlıkların yanı sıra kadın dernekleri başta olmak üzere birçok kesim açıklama yaptı. İstanbul Küçükçekmece’deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandığı iddia edilen korkunç olayın ortaya çıkmasını sağlayan isim ise hastanede soysal hizmet uzmanı olarak çalışan İclal N. (32). Astsubay bir baba ve ev kadını bir... Read more

Ankara Tabip Odası: Nuriye 33, Semih 45 kiloya düştü

Ankara Tabip Odası: Nuriye 33, Semih 45 kiloya düştü

Ankara Tabip Odası, ihraç edildikleri işlerini geri alabilmek için açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen, öğretmen Semih Özakça ve Esra Özakça ile Mehmet Güvel’in sağlık durumu ile ilgili açıklama yaptı. Eğitimcilerin uyku bozukluğu, özellikle ayak ve bacaklarda ağrı ve yanma hissi, denge kaybı, kas-iskelet sistemine ait problemler, tansiyon düzensizlikleri, sindirim sistemi rahatsızlıkları çektiklerini belirten hekimler, açlık grevinin 241. gününde olan Esra Özakça’nın 57 kilodan 37 kiloya, 316 gündür açlık grevi yapan Semih Özakça’nın 86 kilodan 45 kiloya, Nuriye Gülmen’in ise 59 kilodan 33 kiloya düştüğü bilgisini verdi. Üç eğitimcinin de sıvı alımını engelleyen ağız içi yaraları olduğunu son bir haftadır sıvı alımında ciddi azalma olduğunu aktaran hekimler, “Sağlık durumlarının kritikliği ve anlık değişimlere açık olması nedeniyle; açlık grevcilerini her gün farklı uzmanlık alanlarından, en az iki hekim muayene etmektedir. Derin kaygılar çerçevesinde, bireylerin özerkliğine... Read more

OHAL altıncı kez uzatıldı

OHAL altıncı kez uzatıldı

15 Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişimi sonrasında 20 Temmuz 2016’da ilan edilen olağanüstü hal (OHAL), Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) yapılan oylama sonrasında altıncı kez uzatıldı. TBMM Genel Kurulu'nda, OHAL'in 3 ay daha uzatılmasına ilişkin Başbakanlık tezkeresi Perşembe günü kabul edildi. Çarşamba günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında 4,5 saat süren Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) OHAL’ın uzatılması yönünde tavsiye kararı alınmıştı. MGK sonrası toplanan Bakanlar Kurulu’nun ardından açıklama yapan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ da MGK’nın tavsiye kararı doğrultusunda OHAL uygulamasının 3 ay daha uzatılması hususunda anlaştıklarını ifade etmişti. Bozdağ, "19 Ocak 2018 tarihinden geçerli olmak üzere olağanüstü halin 3 ay daha uzatılması benimsenmiş ve bu konuda hazırlanan tezkere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanılığı'na gönderilmiştir” demişti. OHAL'in uzatılmasını Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partis... Read more

Ne darbe, ne OHAL, ne KHK!

Ne darbe, ne OHAL, ne KHK!

Roboskili aileler her hafta olduğu gibi bu hafta da kaybettikleri yakınlarının mezarlarını ziyaret ettikten sonra yaptıkları basın açıklamasında adalet istedi. Aileler adına basın açıklamasını okuyan Veli Encü, “Bizler 316 haftadir ilk günkü acıyla ilk günkü öfkeyle katliam da yitirdilerimizin huzurun da yetkililere seslenmeye, kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz. Ne darbe, ne OHAL, ne KHK! Hukuk istiyoruz ! Adalet istiyoruz. Demokrasi istiyoruz! Roboski ve diğer bütün katliamlar aydınlatsın sorumluları bir an önce cezalandırılsın diyoruz .OHAL’den Roboski’ye değişmeyen bu zihniyet, bu baskıcı politikalar artık değişsin diyoruz.OHAL dönemi boyunca milletvekillerinden gazetecilere akademisyenlerden öğretmenlere binlerce kişi tutuklandı. Binlerce kişi ihraç edildi.Roboski Derneği başta olmak üzere binlerce kurum, dernek ve STK’ nin faliyetleri durduruldu, kapılarına mühür vurularak kapatıldı. Tüm bunları yapmakta geri durmayan yetkililere şunu sormak istiyoruz. FETÖ’cü askerle... Read more

Sakarya'da metal işçilerinden tabutlu protesto

Sakarya'da metal işçilerinden tabutlu protesto

Türk Metal Sendikası üyesi işçiler, Adapazarı Demokrasi Meydanı'nda toplanarak Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası'nın zam teklifini protesto etti. İşçiler ellerinde, 'MESS şaşırma sabrımızı taşırma' sloganları atarken, üzerinde 'Bu mevta çok çalıştı, açlıktan öldü' yazılı tabut başında gıyabı cenaze namazı kıldı. Türk Metal Sendikası Sakarya Şube Başkanı Olcay Meriç, metal işçisinin açlığa terk edildiğini belirterek, "Bugün burada MESS tarafından açlığa mahkum edilen bir metal emekçisinin cenaze töreni için toplandık. Şimdi size, 'Merhumu nasıl bilirdiniz?' diye sorsam, 'İşinin ustasıydı, ailesinden, ülkesinden ve emeğinden başka derdi yoktu' dersiniz. 'İş yerini evi, işini namusu bilirdi' dersiniz. 'Üretti, kazandırdı ama maalesef kendi kazanamadan mevta oldu' dersiniz. Bu onurlu metal emekçisini toprağa vereceğiz. O kalp krizinden, kanserden, ya da trafik kazasında ölmedi. Neden öldü biliyor musunuz? Açlıktan öldü. MESS tarafından açlığa terk edildi" ifadelerini kullandı.  (ÖZGÜRL... Read more

115 hamile çocuğun polise bildirilmemesiyle ilgili savcılıkt…

115 hamile çocuğun polise bildirilmemesiyle ilgili savcılıktan açıklama

İstanbul Küçükçekmece'deki Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 2017 yılında 5 ayda yaşları 18'in altında 39'u Suriyeli 115 çocuğun hamile olduğunun saptanmasına ve durumun polise bildirilmemesi iddialarına ilişkin Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı açıklama yaptı.  TCK'nın 103. Maddesi uyarınca 'Çocuğun cinsel istismarı' suçu kapsamında ayrı bir soruşturma yürütüldüğü belirtilen açıklamada "Çocuğun cinsel istismarı suçunu işleyenlerin tespitine yönelik olarak yapılan çalışmalar çerçevesinde mağdurların tümü ifadeye çağrılmıştır" denildi.  Skandalla ilgili olarak Sağlık Bakanı Ahmet Demircan ise "Hata ve ihmal kimdeyse ortaya çıkarılacak" dedi. Demircan, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Bu sosyal yönü, sağlık yönü, hukuk yönü olan bir mesele. Böyle bir olayın yaşanması bütün toplumu ilgilendirir. Diğer yandan sağlık tarafı var, bedenen olgunluğa ulaşmamış insanların bu durumla karşı karşıya kalmış olmaları kabul edilebilir değil. Bizim için bize müracaa... Read more

KATLEDİLİŞİNİN 11. YILINDA HRANT'I ÖZLEMLE ANIYORUZ

KATLEDİLİŞİNİN 11. YILINDA HRANT'I ÖZLEMLE ANIYORUZ

8.01.2018   "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim..." Katledilişinin on birinci yılında Hrant Dink'i sevgi ve özlemle anıyoruz.  (ÖZGÜRLÜK) Read more

AKP, OLAĞANÜSTÜ HALİ SAVAŞ HALİNE ÇEVİRMEK İSTİYOR!

AKP, OLAĞANÜSTÜ HALİ SAVAŞ HALİNE ÇEVİRMEK İSTİYOR!

18.01.2018   20 Temmuz 2016 tarihinde 3 aylığına ilan edilen OHAL'in, 6. kez uzatılması üzerine TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz 18 Ocak 2018 tarihinde basın açıklaması gerçekleştirdi.   AKP, OLAĞANÜSTÜ HALİ SAVAŞ HALİNE ÇEVİRMEK İSTİYOR! Tam 18 aydır devam eden Olağanüstü Hal bugün bir kez daha uzatıldı. AKP, 3 ay daha hiçbir hukuki sorumluluk üstlenmeden, hiçbir denetim olmadan, anayasal ilkelere bağlı kalmaksızın ülkeyi yönetecek. OHAL’in amacının darbecilerle hesaplaşmak, Gülen Cemaati üyelerini tasfiye etmek olmadığı konusunda artık kimsenin şüphesi kalmamıştır. OHAL’in amacı, AKP’nin iktidar olanaklarını sınırsız ve sorumsuz biçimde kullanabileceği bir korku rejimini sürekli kılmaktır. OHAL rejiminin ekonomide, siyasette ve toplumsal yaşamda yarattığı tahribat, ülkeyi büyük bir karanlığa doğru sürüklemektedir. Kapsamı ve içeriği öngörülemeyen Kanun Hükmünde Kararnamelerin yarattığı istikrarsızlık ve endişe, sadece siyasal krizi... Read more

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal'ın uğurlama töreni'nin,Gültepe Nihat Aydın Kültür ve Dayanışma Derneği önünde gerçekleşen bölümünde,ailemiz adına yaptığım konuşmayı bütün dostlarımızla bu biçimde de paylaşmak istiyorum.''Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreni'nin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnislerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardesimin cenazesinde olacakmış:Bu tarihin -bana karşı -garip bir cilvesidir.  Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın 11 çocuğundan 10.dur.5 kız ve 6 erkek kardeşten birisidir.Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okudu.Lise'yi okumak için Esrefpada L... Read more

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKA DAĞITILACAK

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKA DAĞITILACAK

EMPERYALİST FAŞİST ABLUKA DAĞITILACAK Ankara'daki bombalı saldırı ve kitle katliamı emperyalizmin Ortadoğu da sürdürdüğü savaş politikasının bir parçası olarak dün yine, yeni bir katliamla emekçi halklarımıza saldırmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, kaos yaratarak,korku salarak,ve sindirerak insanlığı katledilerek Ortadoğuyu yeniden inşa etmeye (savaş baronlarının kapitalist kan emicilerin istem ve talepleri doğrultusunda)ve ortadogu coğrafyasının dogal ve yeraltı zenginliklerinin paylaşım savaşının bir parçası olarak halka ve halklara yönelik katliamlarla sürdürülmektedir. ülkemizi ve halklarımızı da bu paylaşım savaşımının içine çekmeye çalışan kapilalizm ve yerli işbirlikçileri, istikrar adı altında ülkeyi kaosa sürüklemektedirler.kaos ve kandan beslenen iktidar gerek kürt halkına yönelik,saldırı ve katliamlarla gerekse devrimcilerin bulundugu mahallere saldırarak katliamlar yapmaktadır. Katiamlar yaparak, kaos yaratarak kendi iktidarını güçlendirmek adına korku imparatorluğu... Read more

FACEBOOK SAYFAMIZ