Özgürlük

Tekel Dosyası

TEKEL DOSYASI

Son Kale: TEKEL

Neredeyse işçi sınıfı, direniş, gibi kelimelerin lugatlardan silinmeye yüz tuttuğu bir dönemde Kamu İktisadi Teşekküllerinin son kalelerinden biri olan TEKEL'in “son kale”metaforuna uygun olarak tarih sahnesinden destansı çekilişine tanık olduk. Direniş henüz sonuçlanmamış olsa da gündemimizde yer ediş şekli, boyutu ve deneyim hanemize kattıklarıyla kayde değer bir önem içeriyor.

Tekel Direnişi, işçi sınıfının gücünü, sınıfın birleştiriciliğini, toplumsal muhalefetin gelmiş olduğu seviyeyi göstermek açısından önemli anektodlar içermesinin yanı sıra, 30 küsür yıllık özelleştirme politikalarının sonuçlarını göstermesi açısından da önemli bir noktaya temas etmektedir.

Bu bağlamda; böylesi bir tarihsel kesitte, Tekel'i ve Tekel işçilerini özel kılan sebepleri ve Tekel direnişinin seyrini incelerken bir yandan da süreci hazırlayan özelleştirme politikalarına kısa bir göz atmak da kaçınılmazlaşıyor.

***

Kamu iktisadı teşekkülleri ile kamu hizmetlerinin özel sermayeye peşkeş çekilmesinin tarihi 1930'lara kadar uzanıyor. Fakat 1970'lerde ortaya çıkan “yapısal kriz”nedeniyle kitlesel bir çöküşü önlemesi amacıyla ”alternatifler”ve uyarı sistemlerinin yaratılması için “özelleştirme”bir “model”olarak dünya halklarına yönelik en kapsamlı ekonomik ve ideolojik saldırılardan biri olarak uygulamaya konuldu. İşte Tekel İşçisinin direnişiyle sonuçlanan “Tekel'in özelleştirilmesi”hikayesi de tam burada başladı.

Özelleştirme Nedir?

Özelleştirme “devlet ile özel arasında yer alan karmaşık ve girift bir yapılaşma da olsa, aralarındaki farkı ortaya koyan çizginin devlet aleyhine oynatılması yönündeki tüm politikaları içermektedir. özelleştirme en geniş boyutuyla devletin dolaysız ekonomik girişimciliğini olduğu kadar tüm hizmet üretim ve birimlerini de kapsayan şekilde kamu mülkiyetinin ve/veya yönetiminin kısmen veya tamamen özel sermayeye devredilmesidir”

özelleştirme, kamu işletmelerinin özel sermayeye devredilmesi yanında kamu işçileri tarfından yerine getirilen kamu hizmetlerinin de özel sektör tarafından yerine getirilmesine kadar çok geniş bir anlam içermektedir. örneğin, bir Kamu İktisadi Teşekkülü (KİT)'in yabancı bir firmaya  devredilmesi, diğer taraftan önceleri kamu kuruluşlarınca yerine getirilen, temizlik işlerinin taşeronlara devredilmesi, özelleştirme kapsamı içindedir. Ayrıca “gayri millileştirme”* ise özelleştirme kavramının içinde yer alan bir alt biçimdir.

Bir KİT'in tamamı değil de bir kısmının özel kesime devredilmesi durumunda, gene özelleştirme yapılmış olunur. çünkü; devir oranının küçük yada büyük olması özelleştirme eyleminin olmadığı anlamına gelmez ve esasen Tekel'in özelleştirilmeside tam olarak böyle başlamıştır.

Türkiye'de özelleştirmelerin Tarihine Kısa Bir Bakış **

Türkiye'de özelleştirme 1930'larda KİT'lerin yaygınlaştırılmaya başlanması ile birlikte “devlet eliyle özel sermaye oluşturmak”biçiminde ortaya çıktı. Bu metod uyarınca başlangıçta devlet eliyle kurulan işletmelerin zamanla özel sektöre devredilecekti. Nitekim 1933'te kurulan Sümerbank'ın özel sermayeye katılacağı ilgili yasanın 2. maddesinde yer almış olmasına rağmen özel sermaye birikiminin yetersizliği nedeniyle o yıllarda özelleştirme gerçekleştirilemedi. 1940'lar boyunca ise yine kara borsa ve rantiye sermaye, sanayiye yönelecek birikime sahip değildi. 1950'lerde Demokrat Parti, özelleştirmeyi programına almış olmasına karşın KİT'ler özelleştirilemediği gibi aksine KİT'lere yenileri eklenmişti.

1964 yılında yürürlüğe giren 440 sayılı yasanın 1. maddesine göre İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni (İDT) “Yeniden Düzenleme Komisyonu”kuruldu. Görevleri içinde İDT'nin iştiraklerini inceleyerek ve bunların tasfiyesi yada özel sektöre devri için öneriler sunacak olan komisyon, özelleştirmeye ilişkin bazı sonuçlar ortaya koysa da bunlar kağıt üzerinde kaldı. 1967'de yükselen halk muhalefeti, özelleştirmeye karşı yaygın bir tepki oluşturdu. Bu yıllarda, özelleştirmelerin son tahlilde “yabancılaştırma”olduğu bilinciyle gösterilen muhalefet özelleştirme savunucularının vatan hainliği damgasını yemelerini sağlamıştır.

24 Ocak 1980 “Ekonomik İstikrar Tedbirleri”ile başlatılan yeni ekonomik politikalar çerçevesinde KİT'lerin serbest piyasa ekonomisi kurallarına göre işletileceği KİT reformu yapılarak karsız KİT'lerin tasfiye edileceği, ürettiği mallardan sübvansiyonun azaltılacağı ve kamu harcamalarının kısıtlanacağı öngörülmekteydi. İşte tam bu noktada özelleştirmeler açısından günümüze kadar uzanan süreç başka bir ivme kazanmış oldu.

Ancak ideolojik ve politik çerçevesini neo-liberalizm'in çizdiği özelleştirme, tüm halk kesimleri susturulmadan yapılamazdı. Nitekim 12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe sendikaları (Türk-İş hariç), derneklerin çoğunu, siyasi partileri kapatarak toplumun hemen hemen tamamını asker postalları altında çiğneyerek bu susturma operasyonunu da başlatmış oldu. 12 Eylül askeri faşist darbesinin Bülent Ulusu Hükümeti tarafından Danışma Meclisindeki Bütçe Mali Plan Komisyonu'na hazırlattırılan rapor, KİT'lerin özelleştirilmesine olanak sunan, şirketleşme ve holdingleşmeler biçiminde örgütlendirilmelerini öngörüyordu.

Kasım 1983 seçimleri 24 Ocak Kararlarıyla başlayan sürecin katmerlendiği bir dönemi başlatıyordu. Seçimler sonucunda kurulan özal Hükümeti, özelleştirme politikasını açıkladı. özal, bırakalım KİT'leri, köprü, baraj ve yolları dahi özelleştireceğini televizyondan açıkça dile getiriyordu. Nitekim köprü ve baraj gelir ortaklığı senetlerinin satışıyla Türkiye'de özelleştirme süreci başlatıldı.

özelleştirmenin ilk adımı olan bu hazırlık İDT ve KİK olan KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılabilmesi yada işletme haklarının devredilmesine yasal dayanak olan “Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında”ki 17.03.1984 tarih ve 2983 sayılı yasa yürürlüğe konularak bir üst aşamaya yükseltildi. Yasa, KİT'lerin hisse senedi yoluyla satılması veya işletme hakkının devredilmesine ilişkin çalışmaları yapmak üzere Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi (TKKOİ) kurulmasını öngördü. TKKOİ'nin temel işlevi KİT'lere ilişkin gelir ortaklığı ve hissi senetleri çıkarmak KİT'leri özelleştirmeye hazırlamak ve özelleştirmeyi gerçekleştirmekti.

Peşpeşe çıkartılan yasa ve düzenlemelerle özelleştirme yöntemlerinden biri olan Gelir Ortaklığı Senedi ile gerçek ve tüzel kişilerin kamuya ait köprü, baraj, elektrik santrali, karayolu vb. altyapı tesislerinin gelirlerine ortak olunması için senetler çıkarıldı. Bu yöntem hem daha kolay gerçekleşebiliyordu hem de iç borçlanmanın bir biçimi oluyordu. Böylece özal iktidarı hedeflerini gerçekleştiriyordu. Ayrıca belirtmek gerekir ki gelir ortaklığı senedi uygulaması özelleştirme uygulanmasında, propaganda malzemesi olarak kullanılan bir yöntem olurken, pay senetleri satışı içinde bir ön hazırlık aşaması durumundaydı. Yani gelir ortaklığı senetleri özelleştirme işlevinin yanı sıra devlet tahvilleri gibi devletin borçlanmasına yönelik bir başka işlevi de gerçekleştirmiş oluyordu. Böylece iktidar bir taşla iki kuş vuruyordu.

Bu süreçte çıkartılan yasalar uyarınca bir başka özelleştirme yöntemi ise İşletme Devir Hakkı'dır. Bu yöntemle KİT'lerin mülkiyeti değil işletmeleri ürünlerinin pazarlanması, dağıtımı gerçek ve tüzel kişilere belirli bir bedel karşılığında devredilecektir. üçüncü bir yöntem ise, KİT'ler ve bağlı tesislerin mülkiyetine ortak olunacak hisse senetleri satışıdır. Bu yöntem özelleştirmenin tartışmasız tam olarak gerçekleştirilmesini getirmektedir.

Doğrudan özelleştirmeyi gerçekleştirmeye yönelik atılan önemli adımlarından biri de 31 Haziran 1986 tarihli ve 3291 ve 2983 sayılı yasaların bazı maddelerinin yürürlükten kaldırılması ile atılmıştır. KİT'lerin özelleştirmesini düzenlenen yasa ile TC Merkez Bankası Yasası'nda, Bankalar Yasası'nda, Tasarrufların Teşvik ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkındaki yasada, Toplu Konut Yasası'nda ve Sermaye Piyasası Yasası'nda çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Tütün Tekeli Yasası'nın bazı maddeleri yürürlükten kaldırılarak özelleştirme yolundaki yasal engeller bir bir temizlenmeye başlanmıştır.

80 sonrası yapılan düzenlemelerin asıl kaynağını görmek açısından Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un raporu dikkate şayandır. özelleştirme ilgi yapılan düzenlemeler Türkiye'de özelleştirme politikalarını belirlemek için görevlendirilen Morgan Guaranty Trust Conpany of New York'un verdiği raporun hemen ardından yürürlüğe konulmaya başlanmıştır. üstelik, Morgan Guaranty'nin önerdiği yasal düzenlemeler, bir dönem “gece yarısı yasaları”olarak adlandırılan yöntemle halktan gizli olarak çıkartılmıştır.

***

Türkiye'de özelleştirmeye ilişkin hazırlık çalışmaları tüm bu zaman zarfında Dünya Bankası'nın doğrudan desteği ve finansmanı ile “Morgan Guaranty Trust Company of New York”tarafından yürütüldü. Morgan Guaranty ile Devlet Planlama Teşkilatı (DPT)'nin özelleştirme ana planı hazırlamaya dönük anlaşması 05.08.1985 tarihinde imzalandı. Bu anlaşma sonucu Morgan Guaranty, ana plan çalışmalarının Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım ve Finansman AŞ ve Price Waterhouse/MUHAS ile birlikte yapmıştır.

Morgan Guaranty ve diğer kuruluşların katılımı ile iki ana plan Nisan 1986'da, “özelleştirme Ana Planı”Mayıs 1986'da hükümete sunuldu. Ana plan iktidarın karşılaştığı durum ve engellere göre durum ve değişikliklere uğradı. Burada belirtmek gerekir ki özelleştirmeye karşı oluşan tepki köklü olmasa da bu planda bazı değişiklilere yol açtı.

özelleştirmeye resmen başlama tarihi olan 1985 yılında kamuya ait yarım kalmış tesislerden başlanmıştır. 08 06 1984 tarih ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile KİK ve bağlı birimlerin özelleştirmeleri Ekonomik İşler Yüksek Koordinasyon Kurulu'na verilmiştir. Kurul, Ocak 1985'te Sümerbank'a ait yarım kalmış üç işletmenin Türkiye Süt Endüstrisi ve Yem-San ortaklığına ait Bingöl Yem ve Besicilik AŞ'nin özel sektöre devrini kararlaştırmıştır. 1986'da ise Kars Süt ve Mamulleri İşletmesi müessesesinin “işletme hakkı”dokuz yıllığına özel sektöre devredilmiştir. 1985-1988 yılları arasında yarım kalmış tesislerden on birinin mülkiyeti birinin de “işletme hakkı”devredilmiştir.

Ayrıca 1984'te KİT'lere bütçeden transfer ve Merkez Bankası dolaysız kredileri kesildi. Böylece KİT'ler yerli ve yabancı özel finans kurumlarına borçlandırılmaya zorlandı.

Sabit fiyatlarla KİT'lerin faiz giderleri 1982'de 100 olarak kabul edilirse 1984'te 35'e düşerken 1985'te 102,9'a sıçramıştır. Daha sonra bu yükseliş devam ederek 1993'te 573 olmuş, özel sektör ise 200'lerde kalmıştır. Dolayısıyla katma değeri paylaşım oranları açısından yapılan bu hesaplama KİT'lerin nasıl bir borç ve faiz batağına düşürüldüğünü açıkça gösterimektedir.

1987'de “yabancı danışmanlık”ve “muhasebe”kuruluşlarının raporları ile satışa sunulan KİT'lere umulan düzeyde rağbet olmayınca KİT'ler verimsizdir, zarar ediyor denilerek sermayeye peşkeş çekilmeye başlanmıştır. Bazılar ise kapatılmak istenmiştir. öyle ki KİT'i karlı duruma getiren yöneticilerin pek çoğu işlerinden olmuştur.

öte yandan KİT'leri olduğundan daha fazla zarar eden kurumlar olarak göstermek için muhasebe hilelerine başvurulmuştur. Bu muhasebe hileleri dışarıdan ve gene yasaya uygun olmayan bir biçimde dünya bankası tarafından yönlendirilmektedir. Yani devlet ve KİT yöneticileri muhasebenin temel ilkeleri ve mevzuata aykırı olarak muhasebe hilesi yapmışlardır.

KİT'ler önce Türk Ticaret Kanunu kapsamına alınarak, yönetim ve denetim bakımından Anonim Ortaklık statüsüne kavuşturulmuştur. 24 Ocak kararları ile başlatılan bu uygulama bu çerçevede hükümetin KİT mal ve hizmetlerinin fiyatlarını belirleme yetkisi ellerinden alınmıştır. İç ve dış kredi sağlamada özel ortaklarla aynı konuma getirilmiştir.

Daha sonrada Türkiye'de özelleştirme Morgan Guaranty'nin 1985 sonunda hazırladığı ve hükümete sunduğu özelleştirme Ana Planı çerçevesinde yürütülmüş ve muhasebe hileleri de tam bu noktada başlamıştır.

özal hükümetine hızlı özelleştirme talimatları yağdıran Dünya Bankası, “ancak bunların değerlendirme ve satışa esas olan hesaplarını Türkiye'de yapacak muhasebeci standardı yoktur. Bu nedenle değerlendirme dış muhasebe firmalarına yaptırılmalıdır”diyerek özelleştirmelerin yabancıların liderliğinde yapılmasını açıkça önermiştir. Bu arada ülkemizde “özelleştirme çalışmaların yürüten danışman yada muhasebeci firmaların özelleştirme üzerine yaptıkları çalışmalarının bir kısım masrafları Dünya Bankasınca finanse edilmektedir.”Diğer taraftan Dünya Bankası'nın bu önerisine özal hükümetince ülkenin on milyonlarca dolarını “yabancılara izin vermesi nedeniyle”sus payı olarak yerli firmalara bol keseden dağıtılmıştır.

“KİT zararlarının olduğundan daha yüksek gösterme”maksadıyla icat edilen söz konusu değerlendirme ile hükümet ve sermaye halka yanlış bilgiler empoze etmeye başlamıştır.

KİT'lerin verimsiz oluduğu söylemleri bilimsel değildir. öyle ki; (özelleştirme Yüksek Kurulu) öYK “verimsiz”olduğu iddiasıyla SEKA Akdeniz müessesini de özelleştirmek istemiştir. Ancak, verimsiz olduğu belirtilen işletmenin “İSO 9000”belgeli olduğu ortaya çıkmıştır. Ne acıdır ki Türkiye'de kâğıt sanayiinde yatarım ve planlamalar yapan kamu kuruluşu olan SEKA 1998 yılında özelleştirme kapsamına alınıp anonim şirkete dönüştürülmüş sonrasında da 2005 yılında kapatılmıştır.

1982 yılında sağlanan verimlilik yüzde olarak; kamu sektöründe özele göre 1993 itibarıyla 243,9'a karşı 261,4 gibi bir üstünlük göstermektedir. Aynı endeksle 1998'de 231'5'e karşı 404,8 ile kamu iki kata yakın daha yüksektir.

Ayrıca KİT'ler “açık vererek hazineye yük oluyor”suçlamasını tespit etmek için hazinenin KİT'lere yaptığı ödemeler ile KİT'in hazineye yaptığı katkının karşılaştırılması gerekmektedir. Buna göre 1971-1987 yılları arasındaki verilere göre KİT'lerin Hazineye katkısı, Hazine'nin KİT'lere katkısından tam 6.6 kat fazla olduğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla “KİT'ler açık vererek Hazine'ye yük oluyor şeklindeki açıklamalar maksatlı ve KİT'leri peşkeş çekmeye niyetli bir kafa yapısının ürünüdür.

Ayrıca özelleştirme çalışmalarının danışmanlarla birlikte yürütülmesini belirten Ana Plan'a göre “piyasanın içinde bulunmaksızın ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar devlet memurlarıyla bu görevleri tatminkar bir şekilde yerine getirmek imkansızdır”deniliyor. Devlet memurların bu “işin”dışında tutmanın tek mantığı ise halktan gerçeklerin gizlenmesidir.

çünkü uluslararası sermaye kendine yeni alanlar açarken aynı zamanda özelleştirme politikasında belirgin olarak ortaya çıkan sonuç şu ki, “yabancıların”özelleştirme çalışmalarına katılımı ve denetimi sağlamaları istenmektedir. “Yabancı danışmanlık kuruluşu KİT'in “satış değerini”belirleyecek en uygun sermaye yapısını saptayacak, olası alıcıların listesini saptayacak , farklı alıcıların tekliflerinin değerlendirilmesini yapacak ve çok daha önemlisi alıcılarla satış görüşmelerini yürütecektir.

Kısacası, yapılan özelleştirmelerin uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda nasıl birer yağma ve talan hareketine dönüştürüldüğü açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yabancı sermayenin özelleştirme ihalelerine daha rahat ve daha güvenlikli girmesi için bir dizi yasal düzenlemelere de gidilmiştir. Bunların içinde en öneli düzenleme Türkiye'nin “Uluslararası Tahkim Kurulu”'nu kendi içi hukukunun üstünde kabul etmesidir. Morgan Guaranty'in hazırladığı “Ana Plan”da “yerli”sermayeye ilişkin özelleştirme açısından açık ifadeler kullanmamaktadır. Ancak “Türkiye'de en iyi özelleştirme yabancılara satıştır”diyen Ana Plan'da “Yurtdışından sermaye, yönetim tekniği ve teknoloji akışı teşvik”edildiği taktirde “dünya çapında”rekabete girebilecek teknolojiye sahiplik ve/veya yönetim ile Türk mal ve hizmetlerine dış pazarların açılabileceği hallerde iyi sonuçlar doğuracağı belirtilmektedir.

“Yabancı yatırımlar sayesinde ekonomik politik bağları güçlendirmek”gerektiği vurgulandıktan sonra, “bu ilerde ticaret hacminin genişlemesine yol açacak ve AB, Ortadoğu ve diğer ülkelerde olan ekonomik/politik bağları güçlendirecektir”deniyor. Ancak ilerleyen tarihlerde görülecektir ki belirtilen bu noktalar tamamen uluslararası sermaye lehine olacaktır.

En iyi özelleştirmenin yabancılara satış olduğunu vurgulayan Ana Plan'da bunun sebepleri açık bir dille şöyle açıklanıyor.

“Yabancı sermaye özellikle Türkiye gibi sermayenin yetersiz kaldığı ülkelerde gelişme açısından can alıcı önemdedir. Kamu teşebbüslerinin satışı yoluyla, yabancı sermaye bir çok ülkeye gelmiştir. Türkiye'de KİT'lerin özelleştirilmesi; çok fazla ihtiyaç duyulan yabancı yatırımların Türkiye'ye getirilmesi için önemli bir adımdır.”

***

1980 sonrası bir çok KİT, Böl-Parçala-Sat modeline göre sermayeye peşkeş çekilmiştir. özelleştirilmesi düşünülen kurum önce bölünüyor, sonra bölünen her parçaya “şirket”statüsü sağlanarak hisse senetleri aracılığıyla satılıyor. Zamanla da bu hisse senetleri belirli ellerde toplanmaya başlıyor.

örneğin Tekel, bu şekilde sermayeye peşkeş çekilmiştir. Tekel'in sigara, yaprak, alkollü içkiler, pazarlama ve dağıtım gibi ayrı yarı bölümleri birbirinden ayrılarak her bölümün “Anonim Şirket”statüsüne sokulmasının nedeni budur.

“Tekel'in günlük cirosu Böl-Parçala-Sat modeline göre parçalanmadan önce 6,5 trilyon olarak belirtilmektedir. Karı göz kamaştıran bu kuruluşu 1999 yılı sonunda 1,5 katrilyon lira ciro yapmış ve devletin kasasına 100 trilyon lira kar girmiştir.”

Toplumun büyük kesiminde özelleştirmelere karşı sempati yaratmak adına bilinç saptırmaya dönük propagandif faaliyetler buraya kadar anlatılan sürecin önemli bir kısmını oluşturuyordu elbette. Kitle iletişim araçları, basit muhasebe hileleri vb. Yöntemlerle sürdürülen bu ideolojik bombardımanın bir ayağını da KİT'lerin sendikalara satılması için değişik yol ve yöntemler oluşturuyordu. Bu minvalde önceleri özelleştirmelere karşı olduğunu söyleyen bazı sendikalar Karabük Demir-çelik ve Et-Balık Kurumu ve benzerlerine sembolik talip oldular.

“İşçi sayısı 5850 olan, Kardemir'in yüzde 35'i işçilere kalanın yüzde 30'u Karabük Sanayi ve Ticaret Odalarına, yüzde 10'u Esnaf Odalarına ve kalan yüzde 25'inin ise halka satılması kararı alınırken 4 bin işçinin çalıştığı Et-Balık Kurumu ise önceleri tamamen Hak-İş'e satıldı ancak sonradan bu satıştan vazgeçildi.”

KİT'leri satın alma sevdasına giren sendikaların yönetimleri işçi sınıfı düşmanlığını bir kez daha sergilemiş oldular. çünkü bu şekilde sermayenin eline birden fazla koz verilmiştir. Bunlardan birincisi; sendikaların işçi sınıfı örgütü olma kimliklerini yitirme tehlikesi, ikincisi; sendikalara yönelik var olan güven bunalımının daha da derinleşmesine katkıda bulunurken, üçüncü; olarak da bu tehlikeli girişimler kapitalizmin ve özellikle de özelleştirme propagandası için bulunmaz bir fırsat yaratılmıştır.

Bu girişimlerle hem özelleştirmelere katkı sunuluyor. Hem diğer sendikaların karşı duruşlarının önü tıkanmak isteniyordu, hem de sendikalar üyeleri ve halk nezrinde güven yitimine uğratılıyordu.

***

KİT'lerin özelleştirilmesi ile ilgili temel argüman KİT'lerin zarar eden, 80'ler ve 90'lar boyunca söyleniş şekliyle devletin sırtında bir “kambur”olduğu idi. Ancak KİT'ler uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturdu. Ta ki bilinçli ve sistematik biçimde zarar ettirilmeye başlanıncaya kadar.

özelleştirmeler bir ihtiyaç neticesinde değil, “ideolojik”bir “tercih”olarak ülke gündemine girdi. özelleştirme kavramının halkın lugatına girip, KİT'lerin talan edilmesine kadar geçen süreç tamamen neo-liberalizm'in çizdiği bir yörüngede seyretti ve bizzat emperyalizmin kurum, kuruluş ve ülkedeki yerli işbirlikçileri eliyle gerçekleştirildi. Gelinen noktada arkasında, üzerinden çekirge sürüsü geçmiş bir tarlanın harap manzarasını bıraktı. Bu bağlamda, tam da R. Tayyip Erdoğanın belirttiği gibi mesele tamammen ideolojikti ve bu ideolojik saldırının türevi olan Tekel Direnişi de kaçınılmaz olarak ideolojiktir.

Tekelin özelleştirilmesi

Tekel karlılığı ve baş döndüren üretim hacmi nedeniyle kurulduğu yıllardan bu yana (1862 yılında İnhisar adı ile kurulmuştur) uluslar arası sermayenin hedefinde olmuştur. Osmanlı döneminde Duyun-u Umumiye eliyle Osmanlının borçlarını ödemek adına emperyalizme peşkeş çekilirken bu gün ise uygulanan neo liberal politikaların sonucu olarak Tekel parçalanmış, parçalanmadan arda kalan bölümler satılmış ya da tasfiye edilmiştir. Ardında 150 yılı bulan bir tarih bırakmış olan Tekel yok edilmiştir.

Tekel ve muadili işletmelerin özelleştirilmesi ülkemizdeki özelleştirme süreçlerinin son ve en önemli halkasıdır. Bu anlamda Tekelin özelleştirilmesi esnasında geçen sürece kısaca bir bakmakta yarar var.

Tekel, 2001 yılında özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (öYK) 2001/06 sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alındı. öYK'nun 05.02.2002 tarih ve 2002/06 sayılı Kararı ile özelleştirme stratejisi yeniden belirlendi. Tekel'in alkollü içkiler ve sigara bölümleri 05.06.2003 tarihinde anonim şirkete dönüştürüldü ve  ihale edileceği ilan edildi.

Tekel'in bağlı ortaklığı Alkollü İçkiler San. ve Tic. AŞ 23.12.2003 tarih ve 25325 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2003/85 sayılı öYK Kararıyla Nurol-Limak-özaltın-Tütsab Ortak Girişim Grubu üyelerinin ihale şartnamesi çerçevesinde kuracağı anonim şirkete 292 milyon dolar bedelle satıldı. Bu kapsamda kurulan MEY AŞ'ye hisse devir işlemleri de 24.02.2004 tarihinde gerçekleştirildi. Devir işleminin üzerinden sadece 2 yıl kadar sonra MEY AŞ bu kez bir Amerikan yatırım şirketi olan Texas Pasific firmasına %90 hissesini 810 milyon dolar bedelle sattı.

Tekel'in alkollü içkiler bölümünün özelleştirilmesi sonucunda MEY AŞ'ye 17 fabrika devredildi. 2009 yılına geldiğimizde ise bu fabrikalardan sadece 9 adeti çalışmaktadır.

İhale öncesinde alkollü içkiler bölümünde 3.631 işçi çalışmaktaydı. Hisse devri sırasında MEY AŞ bünyesine 1.700 işçi geçti. 2009 yılında MEY AŞ bünyesinde çalışan işçi sayısı 323'e kadar geriledi.

öYK'nun 2001/06 sayılı Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan Tekel'in sigara bölümünün özelleştirilmesi için de 07.06.2003 tarihinde ihale gerçekleştirildi. Hisselerinin %65'i Japon devletine ait olan Japan Tobacco International (JTI) tarafından verilen 1 milyar 150 milyon dolarlık teklif yetersiz bulunarak ihale 11.11.2003 tarihinde iptal edildi. 2005 yılında yapılan ikinci ihalede ise hiçbir firma teklif vermedi.

AKP hükümeti Tekel'in sigara üretim biriminin özelleştirilmesi sürecini 26 Ekim 2007 tarihinde üçüncü kez başlattı. Tekel'in sigara bölümüyle ilgili olarak 22.02.2008 tarihinde gerçekleştirilen ihalede en yüksek teklifi veren British American Tobacco (BAT) firmasına 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.

Tekel'in özelleştirme kapsamına alındığı 2001 yılında 477.829*** tütün üreticisi varken, Tütün Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 2002 yılında üretici sayısı 402.899'a geriledi. Sözleşmeli üretim yapan üretici sayısının 2008 yılında 194.282 kişiye gerilediği Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu verilerinden anlaşılmaktadır. özelleştirme, tütün üreticileri sayısı yanında tütün alımını da olumsuz etkiledi. 2002 yılında 159.521 ton olan tütün alımı 2008 yılında 74.584 tona geriledi.

Tekel'in özelleştirilmesi üretici sayısındaki gerilemenin yanında Tekel'in istihdam yapısını da son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. Tekel bünyesinde 2001 yılında 30.124 işçi çalışırken, önce alkollü içkiler ardından da sigara biriminin özelleştirilmesi sonucunda çalışan işçi sayısı 12 bin civarına geriledi.

özelleştirme programına alındığında 110 yaprak tütün işyeri, 6 sigara fabrikası, 19 alkollü içki üretim tesisi, 84 pazarlama müdürlüğü, 10 tuz işletmesi, bir kibrit fabrikası, bir ambalaj fabrikası ve bir sung ipek, viskoz fabrikası olan Tekel, 2009 yılına gelindiğinde 57 yaprak tütün işyeri, 2 tuz işletmesi ve bir ambalaj fabrikası olan işletmeye döndü.

Tekel'in sigara bölümünü alan şirket zaten Tokat ve Ballıca'daki fabrikaları açık tutacağını beyan etmiş ve üretimini bu iki fabrika ile sağlamıştı. Bunlardan yaklaşık 2 bin kişinin çalıştığı Tokat Sigara Fabrikası da kapandı.

Tekel'in özelleştirilmesi parçalanmış bu birimlerin satışından ibaret değil elbette. Tekel ham maddesini tarım üreticisinden elde eden bir kurum olması itibarı ile üretim hacminin düşmesi direkt olarak tarımsal üretimi de etkilemektedir. Veya tam tersi durumda izlenen tarım politikaları tekelin özelleştirilmesinde yaratılan çarpıtılmış bilinci oluşturmakta önemli bir rol oynamış, sanayide üretim veren Tekel bitirilirken tütün üzüm vs. gibi Tekel işletmesinin hammadde kaynağını oluşturan tarımsal üretim de mahfedilmiştir.

Son Kale Tekel

Tekel; Tüpraş gibi, Telekom gibi Türkiyede üretimin ve milli gelirin önemli parçalarını oluşturan işletmelerden olup diğer benzer kurumlarla birlikte özelleştirme süreçlerinin de en önemli halkalarından birini oluşturuyor. Nitekim bu işletmelerin satışları, bu satışlar esnasında uygulanan metodlardan, satış sonunda elde edilen “gelir”lere varana kadar bir çok spekülasyon da vuku bulmuştur. Ayrıca bu işletmeler ciddi gelirler elde eden kuruluşlar olmakla birlikte, çok sayıda işçiye iş sağlayan kurumlar iken satışlarının hemen akabinde işçi çıkarmalar ve yeni alımların durdurulmasıyla çalışan sayısını hızla azaltmıştır. Bu işletmelere dair bir diğer özel durum ise kurum çalışanlarının Türkiyedeki muadili diğer işçilere göre gelir ve refah durumlarının daha iyi olmasıdır ki Tekel işçisini özel kılan ve işsizlik neticesinde ortaya çıkan kayıplarının seviyesini arttıran da bir durumdur.

Elbette; gelir rekortmeni, onbinlerce insana iş sağlayan, ülkede milli gelirin önemli bir kısmını sağlayan ve işletmelerin sendikal ve siyasal örgütlenmeye uygun bir şekilde çok sayıda işçiyi bir arada çalıştırdığı kurumların satışı Ya da tasfiyesi esnasında bir direnişin patlak vermesi olasıydı. Ancak bu durum neden Tüpraşta ya da Telekomda değilde Tekelde bu direnişin patladığına cevap vermez.

Az öncede belirttiğimiz gibi Tekel özelleştirilmesi esnasında bir direnişe sahne olması potansiyelini oldukça yoğun taşıyan bir kurumdu. çalışanlarının sosyal, ekonomik ve kültürel durumu böylesi bir direniş için gerekli şartları hazırlar nitelikte idi. Diğer taraftan yaşanan ekonomik krizin etkileri uç noktalara ulaşmışken binlerce işçiyi -ülkenin en saygın işletmelerinden birini yok ettikten sonra- işsiz bırakmak ta direnişin itici güçlerinden olsa gerek.

çalışanlarının içinde eski siyasi mahkumlar, yetimhanede büyüyen “hayatlarının ilk gerçek sosyal yaşam tecrübesini”çalıştıkları Tekel'de yaşamış ve işletmeyle duygusal bağları olan işçiler kurum içinde azımsanmayacak sayıda idi. öte yandan kadın çalışanların yoğunluğu (Ki direniş esnasında kadın işçilerin yarattığı psikolojik direnç asla azımsanamaz) nedeniyle kurum içinde çocuk bakımı için kreşler mevcuttu. Yani işçilerin çocukları da Tekelde büyüyor orada tanışıyordu.  özelleştirmeler ve başkaca gerekçelerle işçilerin kuruma ait başkaca fabrikalarda bir rotasyona uğraması dolayısıyla kurumum çalışanlarının önemli bir kısmının birbirleriyle ilişki kurma şansı yakalamış olması da tekel işçisinin direnişteki dayanışmasının ve bu kadar uzun süre dayanabilmesinin önemli nedenlerindendir.

Bütün bunlardan öte Tekel Türkiye ekonomisinin taşıyıcı direği olma özelliği taşıyan Uluslar arası sermayenin ağzını sulandıracak oranda karlı ve yapısı gereği tarımsal üretimle ciddi bağları ve etkileyiciliği olan bu nedenle de ülke ekonomisinde belirleyi karaktere sahip nadir işletmleredendi. Bu nedenle özelleştirme politikaları ve bu politikaların yarattığı yıkıma direnişin “son kalesi”idi. Ve tüm muharebelerdeki son direniş hatıındaki çatımanın çetinliğini korkusuzluğunu ve direncini taşıyordu.

Sonuç Yerine

Kapitalizmin krizi gün geçtikçe derinleşiyor. Derinleşen krizin Türkiye siyasetindeki yansımaları da krizin yıkıcılığı kadar sert ve kırılgan bir alana tekabül ediyor. Böylesi kırılgan bir zemin üzerinde Türkiye'nin en büyük işletmelerinden birinin tarih sahnesinden çekilişinin son perdesinde  işçi sınıfının kendi gücünü hissettirmesi devrimci hareket açısından bir sarsıntıyı, bir motivasyonu beraberinde getirdi. Tekel direnişinin ardından peşpeşe -çapı Tekel direnişene ulaşmaktan çok uzakta olsa- birçok işçi direnişi başgösterdi.

Tarih düz bir çizgi şeklinde ilerlemediği gibi herhangi bir tarihsel dönemi de net olarak şu anda başlamıştır diye betimlemek mümkün olmayabilir. Ancak tekel direnişi gibi bir nirengi noktası böylesi belirlemeler için uygun anları oluşturabilir. Yaklaşık 30 yıllık özelleştirme politikalarının gelmiş olduğu nokta sürecin tamamına erdiği bir yerdedir. özelleştirme programları kapsamında gelir getirecek**** işletmelerin tamamı satılmış. özelleştirme politikalarının sosyal ve siyasal sonuçları dolayımsız olarak günlük yaşama aksetmiş vesselam deniz bitmiştir. ülke toplumsal muhalefeti açısından özelleştirme karşıtlığı başarılı bir politik hat etrafında örgütlenememiş ve süreç bu bağlamda yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Ancak bir dönemin bitişi diğer taraftan başka bir dönemin başlngıcını da ifade eder. Neo-liberal özelleştirme politikalarının fikri düzeyde yarattığı kafa karışıklığı da özelleştirme politikalarının sonuçları alındıkça yavaş yavaş ortadan kalmaktadır. özelleştirmelerin ekonomiye can vereceği, istihdamı arttıracağı, KİT'lerin devletin sırtında birer kambur olduğu gibi özelleştirme argümanları bir bir çürümüştür. özelleştirmenin tamamen ideolojik gerekçelerle yapıldığı ve mülkiyetin tamamen sermayeye devredilmesi sürecinin kaçınılmaz ayağı olduğu ayan beyan ortaya çıkmıştır.

Tüm bu teşhir olmuşluğa binaen bu gün devrimciler açısından sorun bir muhalefet yaratmak değil var olan muhalefeti örgütlü alanlara kanalize etmektir. Zira 30 küsur yıllık neo-liberal saldırının açmış olduğu yaralar artık dikiş tutmamakta direnişlerin ve hedef gözeten muhalif eylemlerin önünü açmaktadır. Bu anlamda Tekel Direnişi kaybedilen bir savaşın son kalesi olmasının yanında yeni bir sürecin de müjdecisidir.

* Yazı içerisinde verilen rakamsal değerler, ilgili yıllarda Türk Lirası'nın değeri üzerinden verilmiştir. Bu nedenle yeni Türk Lirası ve sonrasında paranın adının başından yeni ibaresi kaldırıldıktan sonra ortaya çıkan değerle karıştırılmamalıdır.

** özelleştirme ile ilgili ilk karşı duruşların başında “vatanın satılması” argümanı ile beslenen ulusalcı bir yaklaşım olsa da milliyetçiliğin sol bir ambalajla kaplanmış halinden öte gitmediği ve özelleştirme politikalarıyla temelden bir problemi olmadığı da ortadadır. Buradan hareketle “gayri millileştirme” meselesine vurgu yapmamız; bu milliyetçi argümandan bağımsız olarak uluslararası sermayenin özelleştirme politikalarının temel aktörü olması ile alakalıdır.

*** Verilen sayı tütün üretimi ile gelir sağlayan tüm çalışanları kapsamaktadır.

****özelleştirme politikalarının sebebi gelir getirecek olması ya da bu gelirlere olan ihtiyaç değildir. Kaldı ki satılan bir çok kamu işletmesi gelirleri itibarı ile satış bedelini 1-2 yıl gibi kısa bir zaman diliminde amorti edebilecek işletmelerdir.

Tutuklu-Hükümlü sağlığına dönük şikayet başvurularını yerind…

Tutuklu-Hükümlü sağlığına dönük şikayet başvurularını yerinde değerlendirildi.

İTO Yönetim Kurulu’ndan Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na ziyaret. Tutuklu-Hükümlü sağlığına dönük şikayet başvurularını yerinde değerlendirildi. Yönetim Kurulumuza Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kalan tüberküloz hastası bir hükümlü yurttaşımızın, tedavisinin aksatıldığı, hastalığı ağırlaşmasına karşın hastaneye sevkin geç yapıldığına dair başvurusunun ardından, yine aynı kurumda kalan 90 hükümlü/tutuklunun ortak imzasını taşıyan, sağlık Hakkına erişimlerinin engellendiği ve sevk edildikleri kurumlarda kelepçeli muayeneye zorlandıkları iddiasını içeren, başka bir başvuru yapıldı.İl İnsan Hakları Kurulu Kurulu’na temsilci veren, kamu sağlığını korumakla görevli bir kurum olarak İstanbul Tabip Odası, 12 Temmuz 2018 tarihli Yönetim Kurulu toplantısında başvuruları değerlendirdi ve bir ziyaret komitesi oluşturarak,  iddiaları yerinde değerlendirme kararı aldı.19 Haziran 2018 tarihinde Dr. Pınar Saip, Dr. Güray Kılıç  ve Dr. Murat Ekmez’den oluşan bir heyet, Bakırköy K... Read more

ZMO: ŞAŞIRMADIK!

ZMO: ŞAŞIRMADIK!

21.06.2018   Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Beykoz’da bulunan ‘‘Bitkisel Biyoçeşitlilik, Geofit Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü’’ sosyal tesis yapılmak üzere TBMM Milli Saraylara devredilmesi üzerine 21 Haziran 2018 tarihünde bi basın açıklaması gerçekleştirdi.   ARAŞTIRMA MERKEZİ MİLETVEKİLLERİNE SOSYAL TESİS OLUYOR!​ stanbul Beykoz’da bulunan ‘‘Bitkisel Biyoçeşitlilik, Geofit Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü’’ sosyal tesis yapılmak üzere TBMM Milli Saraylara devrediliyor. 16 Nisan 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuş olan Merkez, aralarında anıt ve korunmaya değer nitelikte ağaçlar ile egzotik bitki türleri olmak üzere çok sayıda farklı bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Dönemin Tarım Bakanı Mehdi Eker, Araştırma Merkezi`nin 12.09.2014 tarihindeki tanıtım toplantısında yumrulu ve soğanlı bitkilerinin (Geofit) endemik varlığın bir parçası olduğu bilgisini vererek, Türkiye`nin bütün bölgeler... Read more

Demirtaş: Edirne’den Hakkâri’ye güçlerimizi birleştirirsek g…

Demirtaş: Edirne’den Hakkâri’ye güçlerimizi birleştirirsek gidişatı değiştirebiliriz

HDP'nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, Twitter üzerinden e-miting yaptı. Seçmenlerine vaatlerini anlatan Demirtaş, hükümetin politikalarını da eleştirdi.   Halkların Demokratik Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, Twitter üzerinden e-miting yapıyor. Demirtaş, cezaevinde yaptığı propaganda konuşması için "Tutuklu bir cumhurbaşkanı adayı dünya demokrasi tarihinde ilk kez devlet televizyonunda konuşma imkanı bulacak" diyen Anadolu Ajansı'na "Dünyada ilk defa cezaevi hücresinden bir e-miting yapılıyor. Demokrasi tarihi açısından “tarihe geçiyoruz” şu an. Anadolu Ajansı flaş haber geçsin diye söylüyorum" sözleriyle tepki gösterdi.   Demirtaş'ın açıklamaları şöyle:   “Merhaba! Dünyanın dört bir yanından miting alanını dolduran herkesi yürekten selamlıyorum. Dünyada ilk defa c.evi hücresinden bir e-miting yapılıyor. Demokrasi tarihi açısından “tarihe geçiyoruz” şu an. Anadolu Ajansı flaş haber geçsin diye söylüyorum.   BASIN ONURUNU KORUYAN ÖZGÜR BASINA VE ... Read more

Büyükada davası: Taner Kılıç'a tahliye yok

Büyükada davası: Taner Kılıç'a tahliye yok

İnsan hakları savunucularının yargılandığı Büyükada davası, bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde görülmeye devam edildi. Davanın tek tutuklu sanığı Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç için tahliye talebi mahkeme tarafından reddedildi. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmayı çok sayıda yabancı misyon temsilcisi takip etti. Duruşmaya, tutuksuz sanıklardan Günal Kurşun ve Nejat Taştan katıldı. Taner Kılıç ise duruşmaya Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Duruşmada dinlenen tanık Ahmet Tunç Tunçten, toplantıda tercüman olarak görev aldığını belirterek, toplantıya katılanların şiddet alanında çalışmaları nedeniyle mesleki açıdan yorgun düştükleri için birbirlerine psikolojik destek verdiğini söyledi. "Birbirlerine sarılıp ağladıklarını hatırlıyorum” diyen Tunçten, toplantının "yasa dışı” ya da "gizli” olduğuna dair bir izlenime kapılmadığını dile getirdi. Toplantının ikinci kısmında dijital veri güvenliği üzerine ... Read more

Türkiye Sol Partili AGİT gözlemcisinin girişine izin vermedi

Türkiye Sol Partili AGİT gözlemcisinin girişine izin vermedi

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) seçim gözlemcisi ve Sol Parti milletvekili Andrej Hunko, Türkiye'nin kendisine giriş izni vermediğini söyledi. DW Türkçe’ye bir açıklama yapan Hunko, AGİT gözlemcisi olarak 24 Haziran seçimlerini izlemek için Ankara'ya gitmek üzere Viyana'da uçağa bindiğini, kendisine giriş izni verilmediği bilgisini alınca uçaktan indiğini söyledi. Türkiye'nin Viyana'daki AGİT Daimi Temsilcisi'nin AGİT'i konuyla ilgili bilgilendirdiğini belirten Hunko gerekçe olarak "terör destekçiliği suçlamasının" sunulduğunu ifade etti. "Türkiye'nin attığı adım hukuka aykırı" Hunko, Türkiye'nin attığı bu adımın hukuka aykırı olduğunu söyledi. "Seçim gözlemlerinin temel prensiplerinden biri şudur: Heyeti davet eden ülke delegasyonları belirleyemez" diyen Hunko, "AGİT bunu kabul edemez. Bu çok eleştirel, bunu istemiyoruz denemez. Bu hukuki değil. Tabii AGİT'in de bu konuda icrai araçları yok. Bu da her zaman bir sorun" şeklinde konuştu. Hunko konuyla ilgili Alman Dış... Read more

Seçim Süreci Meclisleri: Herkes öncelikle oy verdiği sandığı…

Seçim Süreci Meclisleri: Herkes öncelikle oy verdiği sandığı korumalı

 Sandık güvenliği için kolları sıvayan Seçim Süreci Meclisleri, riskli iller haritasını çıkartarak bu kentlere görevliler konumlandıracak. Meclis üyesi Eymen Demircan, "Sandık başlarında 7 Haziran, 1 Kasım ve referandumdan çok daha güçlüyüz ama öncelikle herkes oy kullandığı sandığı korumalıdır" dedi.   Türkiye'de seçimlerin adil ve güvenli bir ortamda yapılabilmesi amacıyla 20 Ocak'ta kuruluşunu ilan eden Seçim Süreci Meclisleri, baskın seçim kararıyla beraber çalışmalarına hız kazandırdı. Meclis, ilk elden İstanbul, Ankara, İzmir gibi birçok kentte örgütlenmeye gitti. 16 Nisan referandum öncesinde kendi kendiliğinden oluşan Hayır Meclisleri'nde yer alan insanların inisiyatifiyle oluşan Seçim Süreci Meclisleri, 24 Haziran seçimleri için sandık görevlisi ve müşahit çalışmalarını yürütüyor.    Seçim Süreci Meclisleri üyesi Eymen Demircan, inisiyatiflerinin kurulduğu günden bu yana seçim güvenliğini toplumun tüm kesimlerine anlatmaya çalıştıklarını ifade etti. Çok hızlı bir şekilde... Read more

Demirtaş miting yapacak: Bayraklarınızı, pankartlarınızı alı…

Demirtaş miting yapacak: Bayraklarınızı, pankartlarınızı alın gelin!

Seçim kampanyasını cezaevinden yürüten HDP Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, “Bu akşam saat 19.30-21.30 arasında buradan bir e-miting yapacağım. Hepinizi mitinge bekliyorum. Bayraklarınızı, pankartlarınızı alın gelin. Güzel olacak” dedi.    HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş, seçim kampanyasını Edirne F Tipi Cezaevi’nden yürütmeye devam ediyor. Demirtaş, Twitter hesabından bugün de seçime dair mesajlar paylaştı. Demirtaş’ın attığı mesajlar şöyle:    “Paylaşmak güzeldir. Ekmeği, sevinci, acıyı, dertleri paylaşmak yaşamı güzelleştirir. Yetkiyi, yönetmeyi, sorunları, çözümleri paylaşmak ülkeyi güzelleştirir. Her şey ille de benim olsun dersen hiçbir şey senin olmaz. Tek adama değil çok insana güvenin. Çünkü birlikte güzeliz.   16 yıllık AKP iktidarı 24 Haziran’da sona eriyor. Göreceksiniz, AKP’ye oy vermiş olanlar bile rahat bir nefes alacak. Kendilerini, partileri iktidardayken hissetmedikleri kadar huzur ve güven içinde hissedecekler. Adil, eşit ve özgür bir ... Read more

Mülteciliği Ortaya Çıkaran Koşullara Son Verilsin

Mülteciliği Ortaya Çıkaran Koşullara Son Verilsin

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 20 Haziran Dünya Mülteci Günü dolayısıyla bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni aşağıdadır: BASIN AÇIKLAMASI 20 Haziran 2018 MÜLTECİLİĞİ ORTAYA ÇIKARAN KOŞULLARA SON VERİLSİN;SAVAŞA HAYIR, BÜTÜN DÜNYADA BARIŞ! Bu yıl savaş, şiddet zulüm nedeniyle 43.1 milyon kişi ülke içinde yer değiştirirken, 25.4 milyon kişi ise başka ülkelere sığınarak mülteci konumunda yaşamaktadır. BM Genel Sekreteri “Sadece geçtiğimiz yıl her dört saniyede bir kişinin evini terk etmeye zorlandığını, mültecilerin yaklaşık yarısının 18 yaş altı bireylerden oluştuğunu, bu çocukların büyük bölümünün de tek başına kaçmak zorunda kaldığını” bildirmiştir. Mülteci konumuna düşenlerin yarısından fazlası sırasıyla Afganistan, Somali, Suriye, Irak, Sudan’dan gelmektedir. Ne yazık ki yerinden edilenlerin %81 gibi büyük bölümü daha çok yoksul, gelişmekte olan ülkelere göç etmekte ve yoksul mahallelere yerleşmektedir. Kıt olan kaynaklar, daha çok kişi tarafından paylaşıl... Read more

İŞÇİLERİN SESİ, DİSK’İN SESİ YASAKLANAMAZ!

İŞÇİLERİN SESİ, DİSK’İN SESİ YASAKLANAMAZ!

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK’in Sesi’nin özel sayısının dağıtımının yasaklanması üzerine bir açıklama yaptı. Açıklamanın tam metni şöyle: Konfederasyonumuzun hazırladığı DİSK’in Sesi dergisinin “16 yılda işçiler neler kaybetti?” başlıklı özel sayısının dağıtımı İzmir Konak İlçe Seçim Kurulu tarafından yasaklanmıştır. DİSK’in Sesi dergimizin özel sayısını “hükümet karşıtı” olarak değerlendiren ve dağıtılmasına yasak koyan İlçe Seçim Kurulunun aldığı karar siyasidir, hukuksuzdur ve antidemokratiktir. Öncelikle sendikalara siyasi faaliyet yasağı getiren anayasanın 52. Maddesi 1995’te yürürlükten kaldırılmıştır.  İlçe Seçim Kurulunun bu kararı, 12 Eylül ile getirilen yasağa dönüş anlamı taşımaktadır. Dağıtımı yasaklanan DİSK’in Sesi, yasal bir dergidir. Yüksek Seçim Kurulu’nun basın yayın organlarına yaptırım yetkisi kaldırılmışken, DİSK’in dergisine yönelik dağıtım yasağı hukuksuzdur. Dergimizin özel sayısında son 16 yılda işçilerin çalışma yaşam koşullarındaki olums... Read more

‘Sen de müşabir ol, sandığı koru, iradene sahip çık’

‘Sen de müşabir ol, sandığı koru, iradene sahip çık’

Adil Seçim Platformu, Adil Seçim Basın Merkezi aracılığıyla müşahit ve muhabir karışımı “muşabir” ağı oluşturuldu. Ağ kapsamında sandık başlarında görevli olanlar aynı zamanda yaşanacak haksızlıklar, hukuksuzluklar için basın görevi üstlenecek.   24 Haziran seçimlerine giderken sandık güvenliğini sağlamak, seçmenlerin iradesinin sandığa doğru yansımasını sağlamak için kurulan Adil Seçim Platformu, Adil Seçim Basın Merkezi aracılığıyla “müşabir” ağını oluşturdu. Platform, “muşabir” sözcüğünü alternatif medya ve sandık başında seferber görevli kişilere atıfta bulunarak, “muhabir” ile “müşahit” kelimelerinden üretti.    “Sen de müşabir ol, sandığı koru, iradene sahip çık!” şiarıyla kurulan ağa dair muşabir.com üzerinden açıklama yapıldı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Sandık güvenliğinin bir ayağı her ne kadar sandık başında olmak olsa da, bir diğer önemli ayağı ise medya ayağı. Seçim günü ekranlarda tek bir kaynaktan gelen seçim sonuçları yansıtılacak, sandıkların boşaldığına, s... Read more

Seçim atmosferi sorunlar (12)

Seçim atmosferi sorunlar (12)

SEÇİMLERE GİDERKEN ÇÖZÜM    Tarihte umutsuzluğun her yeri kapladığı bir anda ölü toprağı serpilmiş umudun üstünü aralayanlar her zaman ezilenler oldu. En umutsuz yerlerde umudun kapısını ardına kadar açanlar hep ezilenler oldu. Kimi zaman Paris'in sokaklarında, kimi zaman Chicago'nun Haymarket Meydanı'nda, kimi zaman 1917 Şubat'ının St. Petersburg'unda, kimi zaman Fatsa'nın çamurlu yollarında umut ışığını yakanlar hep onlar oldu.   Bu dünyada ezilenler var mı? Var. Bu dünyada sömürülenler var mı? Var. Bu dünyada sosyalistler var mı? Var. Kimin için, kimin yanında? Ezilenlerin ve sömürülenlerin yanında. Peki öyleyse tarihin her safhasında amip gibi bölünerek çoğalmak niye? Eğer aslolan işçi sınıfı mücadelesi ise, eğer hedef sınıfsız bir toplum ise, eğer amaç özgürlük ve eşitlik ise, eğer ortak amaç tüm bunlar ise, birbirini yemek niye?   Gelin bırakın artık kimin ne kadar sosyalist, kimin ne kadar devrimci, kimin ne kadar Marxist, Leninist, Maocu, kimin ne kadar şucu bucu olduğu... Read more

Seçim atmosferi Özgürlük (12)

Seçim atmosferi Özgürlük (12)

SEÇİMLERE GİDERKEN SEN    Tarihsel çizgisine baktığımızda kendisinden gelişmişlik beklenirken bir kişinin sultası altında her geçen gün faşizm bataklığına doğru yol alan, etnik, dini ve ulusal kimliklerin politik alan içine sıkıştırıldığı, böyle olduğu için de gerici bir milliyetçilik ve laiklikten uzaklaştığı oranda yobaz bir dincilik anlayışına saplanıp kalmış bir ülke Türkiye. Ve artık bu ülkede hangi ideolojiden, hangi inançtan olursa olsun ezilenlerin yanında olmak bir elzemdir.   Ne medeniyet, ne ideoloji, ne inanç, ne gelenek, ne kültür ne de diğer şeyler. Bu dünyada insanlığın tek göstergesi var: Dünyaya kimin penceresinden bakıyorsun? Ezenlerin mi, Ezilenlerin mi? Bu dünyada kimin yanında yer alıyorsun? Sömürenlerin mi, Sömürülenlerin mi? İşte bir insanı insan yapacak olan, bu sorularla yüzleştiği andır.   24 Haziran Genel Seçimleri'nde sadece muhalefet ve iktidar karşı karşıya gelmiyor. Ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen, soyan ve soyulan, zalim ve kimsesiz, zen... Read more

Seçim atmosferi Sendikalar (11)

Seçim atmosferi Sendikalar (11)

SEÇİMLERE GİDERKEN SENDİKALAR   Türkiye'nin şu anda içinden geçtiği en karanlık günlerde "muhalif" bir güç olarak sesine en çok ihtiyaç duyulanlardan biri olması gereken sendikalar nerede? Hiç seslerini duyan var mı? Ya da bugün, bu ortamda sesleri çıkmıyorsa ne zaman ses çıkartmayı düşünüyorlar? İşçi sınıfı topyekun yok olunca mı?   Emeğin en güçlü silahı nedir? Kapitalistlerin en çok korktuğu, kabuslarına giren silahı? Grevler'dir. Oysa günümüzde Türkiye'de grevler gittikçe düşük seviyelere inmiştir. İşçi sınıfının en etkin silahı etkisizleştirilmektedir. Ve bu etkisizleştirme de sendikaların liderliği aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Sendikalar bir avuç sendika bürokratı için zenginleşmenin ya da milletvekili adayı olmanın bir basamağı olmuştur. Ve işçilerin büyük bir çoğunluğu sendikalara güvenmemektedir. Bu yüzden de Türkiye'de grev ve sendika üyeliği yoğunluğu cumhuriyet tarihinin en düşük seviyelerinde seyretmektedir.   Türkiye'de grevler, dogrulukpayi.com'un analizi... Read more

Seçim atmosferi Sosyalistler( 10)

Seçim atmosferi Sosyalistler( 10)

SEÇİMLERE GİDERKEN SOSYALİSTLER     Dünyanın çoğu ülkesinde, özellikle de batılı ülkelerde liberalizmin(neo-liberalizmin) ve sosyal demokrasinin geleneksel partileri kan kaybederken neden radikal sol bu itibardan düşmeden yararlanamıyor? Neden toplumun en ezilen kesimleri içinde bulundukları çıkmaza bir alternatif olarak gördükleri aşırı gerici sağ partileri destekliyorlar? Oysa bu gibi aşırı sağ partilerin toplumsal bir proje yerine vaat ettikleri yegane şey, kendilerini destekleyenlere sunacakları kayırmacılık ekonomisi ve ezilmişlerin ezilmişliklerinin sorumlusu olarak gördükleri ya da onlara popülist ve gerici milliyetçi söylemler vasıtasıyla politika ve medya kanalıyla sorumlu olarak algılatılan kendinden olmayan kimlikleri dışlama ve yeri geldiğinde ülkeden def etmedir.    Dışlayıcılık ve kayırmacılık, ideolojik altyapısı ve buna uygun entelektüel düzeyi olmayan aşırı gerici sağ partilerin tarihin her döneminde kışkırtmanın ve egemen sınıfların çıkarına manipülasyonun hizm... Read more

Seçim atmosferi FENERBAHÇE (9)

Seçim atmosferi FENERBAHÇE (9)

SEÇİMLERE GİDERKEN FENERBAHÇE   Umutsuzluklar içinde olabileceğine bakılmaksızın umut aramak ezilen halkların kaderinde var. Bu kesinlikle "denize düşen yılana sarılır" durumu değildir, aksine insanların mücadele etme umutlarını kaybetmediklerinin, yeniden canlanmanın ya da belki yeniden ayaklanmanın bir göstergesidir. Umutsuzluk anlarında umut olanın rengine, görüntüsüne, konumuna, ideolojisine bakılmaz. o artık ezilenlerin o an için sembolüdür. O artık o an için tüm baskılara, tüm zulümlere, tüm despotluklara ve bir diktatöre karşı bir haykırışı büyütebilmenin, bir isyanı diriltebilmenin de sembolüdür. Umudun her zaman bir işaret fişeğine ihtiyacı vardır. Toplumsal patlamaların da bir umuda. Ve umut hiç beklenmedik bir anda bir yerden de doğabilir.   Ekonomik fakirleşmenin hemen her kesimden, her sınıftan insanı vurmaya hazırlandığı, gençler arasında işsizliğin ve gelecek kaygısının giderek tırmandığı, zengin ve fakir arasındaki uçurumun gün geçtikçe muazzam açıldığı ve bunlara... Read more

Seçim atmosferi MERKEZ BANKASI (8)

Seçim atmosferi  MERKEZ BANKASI (8)

SEÇİMLERE DOĞRU MERKEZ BANKASI   Ezilenleri aldatmak iktidar partilerin her daim işine gelir. Yaptıkları yolsuzlukların, çaldıkları paraların üstünü örtmeye yarar. Peki ya bunu görüp de sesini çıkartmayan muhalefet partilerine ne demeli?    Artık ezilenler açısından bir şeyin ayırdına varma vakti geldi de çattı bile: Burjuva parlamenter sistemi içinde mecliste politika yapan her parti -ki bu parti sosyalist parti bile olsa- burjuva medeniyetinin çıkarlarına maaşlı olarak hizmet eder.    Açın gazetelerde her gün yayınlanan vaatlere bir bakın! Hepsi ağız birliği etmişcesine Merkez Bankası'nın bağımsızlığından dem vurur. Oysa Merkez Bankaları kapitalizmin kaleleridir. Kapitalizmin can evleridir. Amaç, onları bağımsızlaştırmak değil yıkmak ve sonsuza kadar ortadan kaldırmak olmalıdır. 2008 krizinde karşılıksız olarak para basıp bankalara, finansçılara ve kısacası egemen sınıfa bedava trilyonlarca dolar akıttılar. Siz hiç bir bankanın, kredisini ödeyemeyecek duruma gelen bir işçiye,... Read more

Seçim atmosferi Partiler (7)

Seçim atmosferi Partiler (7)

SEÇİME GİDERKEN SEN, BEN, BİZLER     İnsanlar aynı hatalara defalarca neden düşerler? Neden yeniden başlamak kimsenin aklına gelmez? Belki de çözüm eskiyi olduğu gibi silmek... Ve yeniden başlamak... Geçmişten yeterince ders ve deneyim almış olsak gerek!   Başlangıç olarak istediğimiz tarihi alalım. Sağ partiler aynı. Sol partiler aynı. Sosyalist partiler de aynı. Sosyalist örgütler hep aynı. Peki yıllarca aynı olan şey, özünde değişmeyen şey nasıl olacak da değişimi getirecek. Çözüm ve kader aynı olduktan sonra geriye kalan aynı acılar ve ıstıraplar olacak! Devrimi ezilenler yapacak ve ezilenler adına devrimi ele geçirenler devrimi mahvedecekler! Çünkü değişmeyen tek şey değişim değil değişemeyenler. Ezilenler adına demokrasi ve özgürlük talep edip kendi örgütlerinde ya da partilerinde demokrasinin kırıntısını dahi görmeye tahammül edemeyenler. Tarihte yüzlerce örnek olmasına, en büyük devrimcilerin yazdıklarıyla yaptıkları tutmamasına ve hiçbir şey ve hiçbirinin semtine değişi... Read more

Seçim atmosferi iktidar (6)

Seçim atmosferi iktidar (6)

SEÇİMLERE DOĞRU ATEŞLE OYNAYAN BİR İKTİDAR   Artık eski grevler yok. Artık fabrika işgalleri yok. Artık öğrenci ayaklanmaları yok. Artık 68'in isyan ruhu yok.    Tüm dünyada sendikalar kan kaybediyor. Meydanlar, sokaklar ve caddeler göz yaşı dökerken dünya Sol'unun üzerine ölü toprağı seriliyor...    Modern toplumun kendi özüne yabancılaşan bireyi insanlıktan uzaklaştığı nispette kurtuluşu bencillik, egoistlik ve sınıf atlamada arıyor. Paylaşmak güzel olsa da hiç kimse hiçbir şeyi hiç kimseye bedava vermiyor. Bir zamanlar John Steinbeck'in Amerikalılar için, "Sanırım sorun şu ki, Amerika'da kendini proleter olarak gören yok. Fakirler kendilerini geçici olarak sıkıntı yaşayan milyonerler olarak görmektedir," dediği gibi, artık tüm dünya genelinde insanlar kendilerini işçi ve ezilen olarak değil, geleceğin sınıf atlayanı ve zengini olarak görmektedir. Kapitalizmin büyülü lüks dünyasında "belki bir gün sende olabilirsin" mitine kapılan milyonlar ekonomik eşitlik mücadelesinin peşi... Read more

Seçim atmosferi Muhalefet (5)

Seçim atmosferi Muhalefet (5)

MUHALEFET NEDEN KAPİTALİZM KELİMESİNİ HİÇ AĞZINA ALMAZ   Kapitalist modern toplum kendilerine yabancılaşmış ve birbirleriyle devamlı çatışma halinde olan işçiler ve patronlardan -ezenler ve ezilenler, sömüren ve sömürülenler- oluşur. Aralarında ikisinin de gayet bilincinde olduğu sonsuz bir savaş vardır. Ancak bu savaş görünmez. Görünmediği için de çıkarı olanın, yani sömürenin işine geldiği müddetçe gösterilmez. Görünmemesinin ve gösterilmemesinin nedeni sadece sömürü değil, aynı zamanda iktidarı da ele geçirmektir. Yaşadığımız toplumda iktidar burjuva sınıfının elindedir ve topluma egemen olan kültür burjuva sınıfı kültürüdür. Ve iktidar onun bekasına hizmet için vardır. Aynı politikacıların varlığı gibi. Nihayetinde meclisteki politikacıların hemen hemen hepsi -muhalefettekileri de dahil- burjuva sınıfının maaşlı çalışanlarıdır. En sol da görünenler bile. Bu yüzden de, bir gün olsun, işçilere hitap ederlerken ağızlarından "kapitalizm" kelimesinin çıktığını duyamazsınız.    Hiç... Read more

Seçim atmosferi Muhalefet (4)

Seçim atmosferi Muhalefet (4)

SEÇİME GİDERKEN MUHALEFETİN SARILDIĞI RETORİK, "GÜVEN ORTAMI"     Türkiye'nin içine düştüğü enflasyon-yüksek kur sarmalından çıkışın çözüm yolu faizleri değil sınıf bilincini arttırmaktır. Herkesin zengin olma peşinde koştuğu, en küçüğünden en tepedekine elinde bir makam olanların her türlü yolsuzluğu ve yağmalamayı yaptığı ve hırsızlığın herkesin bilincinde neredeyse kurumsallaşarak ahlaki bir zemin oluşturulup- "Çalıyor ama çalışıyor"- kutsandığı bir ülkede faiz arttırımları ülkenin emekçi kesimlerinin yeniden farklı bir yolla sömürülmesinden başka bir şey ifade etmez. Patron bile "yeniden yapılandırma" adı altında kendi şirketinin içini boşaltıp, soyup soğana çeviriyor. Sözü edilen böyle bir ülke Türkiye.   1929 Ekonomik Buhran'ından Keynesyen "refah devleti" ekonomi politikalarıyla, 1970'lerin ekonomik krizlerinden neo-liberal kuralsızlaştırma(deregulation) ve özelleştirme politikalarıyla çıkmakta çareyi bulan modern kapitalizm 2008 sonrası içine düştüğü kronik krizin dayand... Read more

Seçim atmosferi Ekonomi Dolar (3)

Seçim atmosferi Ekonomi Dolar (3)

SEÇİME GİDERKEN EKONOMİK GELİŞMELER   Dolardaki inanılmaz hızda artışlar ve yabancı yatırımcıların paralarını topluca çekmeye başlamaları sonrasında Merkez Bankası tüm siyasi baskılara rağmen borç verme faizini 3 puan artırmak zorunda kaldı. Merkez Bankası'nın bu müdahalesi sonrasında bile dolar kuru 4.50'ye inmiş değil.    Türkiye ile hemen hemen aynı ekonomik sorunlara sahip olan, ama cari açığı Türkiye'den daha az olan Arjantin'de manzara, 5 yıllık kemer sıkma politikaları sonrasında Cumhurbaşkanı Maurizo Macri hükümetinin küresel ekonomik kriz ile başının derde girmesi ve en son yansımalarıdır. Bir yıl önce Arjantin'in kurtarıcısı olarak alkışlandığı zaman, geçen yüzyılda Arjantin çeşitli borçlarını ödeyememesine rağmen, % 7’nin üzerinde bir faiz oranı sunan 100 yıllık bir tahvil çıkardı.    Fazla ilgi görmüştü ve kısa süre içinde yüksek bir katsayıya bile tekrar satılıyordu. Yabancı sermayenin bu ilgisi Arjantin'in son yirmi yılda başaramadığı şeydi. Bir müddet bu, Macri'y... Read more

Seçim atmosferi Ekonomi (2)

Seçim atmosferi Ekonomi (2)

SEÇİMLER GÖLGEDE KALABİLİR     Başkanlık seçimlerine bir ay kala tüm gözler, her geçen gün daha fazla, seçimlerden çok döviz kurlarındaki artışa çevriliyor. Ekonominin kendi dinamiklerindeki değişimler seçimleri gölgede bırakabilir çünkü parametrelerdeki değişimin bu hızla giderse beraberinde getireceği, sayıların bile yetişemeyeceği hızda artan toplumsal çürüme ile birlikte kaçınılmaz bir çöküş olacaktır. Bu defasında Türkiye toplumu sadece büyük bir krize doğru değil, aynı zamanda toplumsal yok oluşa doğru da koşar adım gidiyor. Artan sadece yoksulluk değil, beraberinde suç işleme oranları da roket hızıyla artıyor. Tetiklenecek bir toplumsal kaos ve endişe ortamında şu anda yaratılmak istenen ve belirli oranda yaratılan korku imparatorluğu bölgesel, yerel ve mahalli çeteleşmelerden tutun da yağmalamalara kadar evrilebilir. Bunun emareleri bugünden görülmektedir.   Uzun yıllardır içine düştüğü faiz-enflasyon sarmalından bir türlü kurtulamayan Türkiye, ekonomik iyileşme ve ekono... Read more

Seçim atmosferi devam ediyor (1)

Seçim atmosferi devam ediyor (1)

MİLLETVEKİLLERİ BELLİ OLDU   Kapitalizm ara ara rayından çıkarsa da dayandığı ideoloji olan liberalizm insana fikirleri özgürce ifade, toplanma, eğlenme, iş kurma, sivil haklar, oy kullanma vb. gibi bütün biçimsel hakları bahşeder, yalnız biri dışında: toplumu değiştirmeyi talep etme hakkı...   Bu yüzden burjuva politikacıları da -parlamento da ister sağ ister sol olsun tüm milletvekilleri- işçilere, köylülere, memurlara, yoksullara, yoksunlara her şeyi vaat ederler, yalnızca biri dışında: ekonomik eşitlik. Bizler de gider o vaatler için oy kullanırız ve bir sonraki vaatler gelene kadar da hüsrana uğrarız. Oy hakkımız ekonomik eşitlik üzerine değil vaatler üzerinedir, çünkü aksi olsa egemenler oy kullanma hakkımızı da elimizden alırlardı.   Ve önümüzde bir seçim daha var. Yeni milletvekili adayları ve yeni vaatlerle... Mecburen kötünün iyisini seçeceğiz. Hayatımızda bir değişim olacaksa da biçimsel olacak, gerçek eşitlik ise devrim umutlarına kalacak her zaman olduğu gibi... Bi... Read more

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal

Kardeşimiz Musa Erdal'ın uğurlama töreni'nin,Gültepe Nihat Aydın Kültür ve Dayanışma Derneği önünde gerçekleşen bölümünde,ailemiz adına yaptığım konuşmayı bütün dostlarımızla bu biçimde de paylaşmak istiyorum.''Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreni'nin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnislerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardesimin cenazesinde olacakmış:Bu tarihin -bana karşı -garip bir cilvesidir.  Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın 11 çocuğundan 10.dur.5 kız ve 6 erkek kardeşten birisidir.Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulu'nda okudu.Lise'yi okumak için Esrefpada L... Read more

FACEBOOK SAYFAMIZ