Özgürlük

"TARİHİN SONU"NUN SONU

 
 
ELI FRIEDMAN / ANDI KAO
 
 
 
Çin'de ve ötesinde, liberalleşmiş piyasalar demokrasiyi teşvik etmiyorlar - onu baltalıyorlar.
 
 
Foxconn Teknoloji Grubu'nun kurucusu ve CEO'su Terry Gou, Aralık 2017'de Guangzhou, Çin'deki Fortune Global Forumu'nda konuştu. FORTUNE Global Forum / Flickr
 
1990'ların sonunda, Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle birlikte, kapitalizm yanlısı coşku patlaması ve Amerikan imparatorluğunun Soğuk Savaş sonrası böbürlenmesi olan Bill Clinton, vatandaşları piyasa özgürlüğünün tadını alır almaz Çin'in demokratikleşeceğine söz verdi. 2000 yılında ülkenin lehinde Kalıcı Normal Ticaret İlişkileri'ni onaylattırmak için Kongre'ye baskı yapmada bu tezgahı kullandı. 
 
Yaklaşık 20 yıl sonra, Çinli lider Xi Jinping kendini ömür boyu liderliğe oturturken, en romantik neoliberal iyimserler bile, Çin'in, kapitalizm ve otoriterliğin mükemmelen uyumlu, hatta tamamlayıcı olduğunu gösterdiğini kabul etmek zorunda kalırlar. Halkın katılımını teşvik etmek için gerekli olan demokratik düzenlemeleri unutun. Çin'de ve dünya çapında sayısız diğer ülkelerde, seçim demokrasisi ve temel sivil özgürlükler için mütevazı talepler kabul edilemez. 
 
Bir şey varsa, Çin devleti yirmi yıl öncesine göre önemli ölçüde daha az demokratik - ve kesinlikle daha güçlü ve kendinden emin. Çeşitli araçlar vasıtasıyla, egemen Komünist Parti(ÇKP), işçilerin, köylülerin, liberal ve radikal muhaliflerin ve etnik azınlıkların toplumsal direnişini parçaladı, bastırdı ve asimile etti.Birkaç yıl önce ortaya çıkan ümit verici işçi eylemleri dalgası artık bir rüya gibi görünüyor. Bu arada Çin kapitalizmi, etkileyici yükselişi boyunca devam etti. Ve çok ülkeli “Tek Kemer Tek Yol” altyapı girişimi gibi iddialı projelerde, Çin devleti, yurtdışında daha büyük ekonomik ve politik bir gücü yansıtıyor.
 
Bugün dünyanın en büyük ülkesine-ve yakında en büyük ekonomisine- baktığımızda Francis Fukuyama'nın ünlü “tarihin sonu” tezini makul bir şekilde tersine çevirebiliriz: piyasa etkin bir şekilde demokrasi imkanlarını baltalamaktadır. 1989 Tiananmen katliamından bu yana, kapitalizm, o zamanlar kırılgan görünen Çin devletinin gücüne net bir şekilde payanda vurur. Küresel sermaye, herhangi bir demokratik mücadele ile karşılaşırsa ÇKP'nin arkasında açık bir biçimde hizaya girecektir - ve yabancı hükumetlere aynı şeyi yapması için baskıda bulunması da olasıdır. 
 
Çin toprakları herhangi bir demokratik kıpırtıdan ya da isyancı hareketlerden yoksun görünüyor. Sadece periferdeki sıradan insanlar daha büyük politik ve ekonomik demokrasi talep etmek için yeterli solunum odasına sahipler.
 
TİCARETE AÇIK DEMOKRASİYE KAPALI
 
Çin lideri Deng Xiaoping, 1992 yılında ünlü “Güney Turu” na başladığında, net bir mesaj göndermeyi planladı:Tiananmen'deki yok etme post-Mao piyasalaştırmadan bir geri çekilme değildir. Çin hala ticarete çok açık. On yıldan kısa bir süre sonra, Çin, Dünya Ticaret Örgütü'ne katılarak, küresel kapitalizme olan bozulmaz taahhüdünü kanıtladı. Sosyalist ekonomiye geri dönüş yoktu.
 
2011 yılına gelindiğinde, Çin, dünyanın en büyük doğrudan yabancı yatırım alıcısı haline gelmişti. Bu, neredeyse otuz yıl öncesine kadar hiçbir yabancı yatırım almayan bir ülke için hayret verici bir başarıydı.(ABD sonradan unvanı tekrardan ele geçirdi.) Bir dizi faktör bu yatırım sağnağını tahrik ederken, demokratik hakların yoksunluğu belirleyici olmuştur. Yabancı sermaye, köylülerin topraklarını kullanmada söz sahibi olmadıkları ve işçilerin özgürce biraraya gelme, pazarlık ve grev haklarının reddedildiği bir yönetim şekline doğru hızla aktı. Olumlu bir yatırım ortamını sürdürmek, alış için ucuz işçilik ve arsa sunulduğu için, büyümeye takıntılı yetkililer için en öncelikli konu haline geldi. 
 
Çokuluslu şirketler -Clintonvari fantaziler içinde demokratik değişim temsilcileri- zevkle bu serbest bölge haklarından hoşlanmaya başladılar. Walmart ve Apple gibi Amerikalı dev yaratıklar, daha önce hayal bile edilemeyen bir ölçekte büyümelerine olanak veren, Çin merkezli tedarikçilere dışarıdan destek sağladılar. Başka hiçbir ülke, Çin gibi doğru kalitede, bu hacimde ve bu kadar hızlı ve güvenilir üretemezdi. Tüm haklardan mahrum işgücü başka hiçbir yerde bu şekilde disiplin altına alınamazken, üretim hacminin, kitlesel toprak mülksüzleştirmesi tarafından finansmanı üstlenildi (yüzbinlerce işçinin çalıştığı bir Foxconn tesisi için yeterli alan başka nasıl elde edilir?).
 
Kısacası, serbest piyasa girişimciliğinin standart taşıyıcıları olarak kabul edilen sayısız Amerikalı ve Avrupalı marka, sadece yüksek karların değil Çin'de demokrasinin yokluğunun da keyfini sürmüştür. Şirketler tedarik zincirlerinde insan hakları ihlallerini ve berbat iş koşulları ortaya çıkarıldığı her defasında utanç ve şaşkınlığı çaresizce dışa vururken, bunun üzerine şimdiye dek kaydettikleri en iyi şey, acımasız bir üretim rejimine rağmen ince ayar çekmekten ibarettir.  Demokratik haklara ilişkin derin sorular ortaya koymak düşünülemez - şirket yöneticileri olarak çıkarlarına ters düşer.
 
Yabancı şirketler giderek Çin'e sadece üretici olarak değil, tüketici olarak da bağımlı oluyorlar. Çinli seçkinler, sahip oldukları üstünlük bilinciyle, piyasaya dayalı baskı gücünü politik iradelerini öne sürmek için kullandılar. Son birkaç örnek bu dinamiği resmeder. 
 
Ocak ayında hükümet, Tayvan'ı çevrimiçi formlarında ayrı bir ülke olarak listeleyen yabancı şirketlere müsamaha etmeyip sert davranmaya karar verdi. Marriott, şirket, Tayvan, Hong Kong ve Macau'ya “ülkeler” olarak atıfta bulunan müşterilerine anket formu gönderdikten ve ABD merkezli bir çalışan sosyal medyada Tibet'in bağımsızlığını savunan bir yazıyı beğendikten sonra devletin ilgi merkezine ilk giren oldu. Hükümet daha sonra Marriot’un web sitesini ve uygulamalarını Çin'de bir haftalığına kapattı ve bir özür talep etti.
 
Marriott derhal, şirketin CEO'sunun “Çin'in egemenliğini ve toprak bütünlüğüne saygı duyduğunu ve onu desteklediğini” onaylayan bir açıklama yayınladı. Elbette oldukça kötülüğe alamet bir şekilde, mektubu, "bu işe karışan bireylere karşı, işten atma da dahil olmak üzere gerekli disiplin tedbirlerini alıyor olacağız," diye belirtti. Bundan kısa bir süre sonra da CEO tehdidinin peşinden gitti ve destek tweetini beğenmekten suçlu bulunan Nebraska'daki talihsiz çalışan Roy Jones'i işten attı.
 
Sadece birkaç hafta sonra, Mercedes Çin pazarına girişi korumak için kendi kendini cezalandıran bir sonraki şirket oldu. Suçu mu? Dalai Lama'ya atfedilen Instagram'da(Çin'de yasaklanan bir site) düpedüz banal bir özdeyiş yayınlamak: “Her açıdan vaziyeti gözden geçirin ve daha açık olacaksınız.” Şirket iletiyi bulur bulmaz, Almanya'nın Çin Büyükelçisi'ne yazarak, pişmanlık belirtti: “Daimler, kayıtsız ve duyarsız hatanın Çin halkına yol açtığı acı ve kederden dolayı büyük üzüntü duyar."
 
Aşağılık şirketlerin bu olayları kesinlikle içler acısıdır. Fakat şaşırtıcı değildir - Çin devletinin iradesine eğilmek, sadece iş anlamında mantıklıdır. Çin'in aşırı büyüme oranları, yüksek tüketime sahip bireylerden oluşan geniş bir nüfusu da üretti - bu sayının yüzde 1'i bile 14 milyon insana işaret ediyor. Geçen yıl, en önde gelen lüks otomobil üreticilerinden dokuzunun küresel satışlarındaki artışın neredeyse yüzde doksanı Çin'de kaydedildi. Mercedes ve diğer lüks markaların Çin pazarına erişimleri olmadan krize gireceklerini söylemek abartı olmaz.
 
Çin liderliği yabancı sermayenin bağımlılığının çok iyi farkındadır ve yön değiştirici politik turnusol testlerini şirketlerin geçmesini rahatlıkla talep edebilirler. Masum bir Dalai Lama özdeyişini önemsemelerine gerek yoktur - alttan gelen gerçek bir ayaklanma durumunda düzen ve  otoritenin yanında yer almaları için basitçe şirketleri terbiye ediyorlar. Ve Mercedes, Nazilerle mutlu bir şekilde işbirliği yaptıysa, aşırı karları sürdürmek için Tibet halkının onuruna gölge düşürmenin lafı bile olmaz.
 
AYÇİÇEKLERİ VE ŞEMSİYELER
 
1980'lerden beri, Tayvanlı yatırımcılar Çin ile daha derin bir ekonomik entegrasyondan büyük ölçüde faydalanmışlardır. Tayvan, New Taipei'de merkezi olan elektronik devi Foxconn en kayda değer örnektir. Ülkenin işçi sınıfının geleceği daha az umut vericidir. Tayvanlı sermayenin Çin'e doğru toplu yer değiştirmesi 1990'lı yıllardan başlayarak büyük çapta sanayisizleşmeye ve iş kaybına yol açtı. Daha yakın zamanlarda, Tayvan, yeni ve mevcut iş gücü piyasasının parçalara ayrılma süreçlerinin bir sonucu olarak yüksek düzeyde genç işsizliği, artan konut maliyetleri ve kısmi satın alma gücü ile sarılmıştır. Ekonomik sıkıntılar gittikçe daha da kendinden emin olan bir Çin'in “yeniden birleşme” taahhüdünün ezici varlığıyla bir araya geldiğinde, özellikle bir yığın Tayvanlı genci endişeye sürükledi. 
 
2014 yılında, bu hoşnutsuzluk “Ayçiçeği Hareketi” olarak bilinen şeyde protestolara dönüştü. O yılın başlarında, Kuomintang - Anakaraya karşı milliyetçi ve tarihi olarak düşman bir parti-, Çin'in Tayvan hizmet sektörüne yatırım yapma serbestliği taşıyan bir yasa tasarısını alelacele yürürlüğe koydu. Başkan Ma Ying-jeou, Çin'le olan daha derin ekonomik bağların Tayvan ekonomisini güçlendireceğini ve bu durumun yıllarca süren durgun büyüme ve durgun maaşlarla boğuşan bir ülkede cazip bir olasılık olduğunu savundu.
 
Ancak o yıl Mart ayında protestocular, Kuomintang diktatörlüğünün beyaz terör günlerini hatırlatan şeffaf olmayan politik sürece karşı muhalefet için bir gösteri çağrısında bulundular. Yüzlerce genç eylemci, derin bir siyasi kriz başlatarak, birkaç hafta boyunca Yuan Meclisi'ne girdiler ve sonra işgal ettiler. Yuan dışında yapılan kitlesel protestolar ve hükümet ile eylemciler arasındaki görüşmeler sonrasında tasarı masaya yatırıldı.
 
O yıl daha sonra, kitlesel isyanın daha da şaşırtıcı bir hareketi Hong Kong’un politik temellerini sarstı. 1997 yılından itibaren Çin'in yetki sınırları içine tekrar giren Hong Kong “bir ülke, iki sistem” ilkesi altında yönetildi - şehir kendi yasal, politik ve ekonomik kurumlarını sürdürmekte idi. Artan eşitsizlik, korkunç konut maliyetleri ve gençlere yönelik iş beklentileri de dahil olmak üzere bir dizi sosyal ve ekonomik sorunla boğuşan kent sakinleri, genel oy kullanma hakkı ve kendi yöneticilerinin doğrudan seçimini talep etmeye başladılar.
 
Pek çoğu, seçim demokrasisinin 1984 tarihli Ortak Deklarasyonun bir parçası olarak vaat edildiğini, İngiltere'den Çin egemenliğine geçişe yol gösteren bir belgeye işaret ettiğini belirtti. Ama Pekin'in farklı bir yorumu vardı: planları, az sayıda yönetici adaylarını önceden seçmek idi, daha sonra seçmenler serbestçe oy kullanabilirdi. 
 
Demokrasi yanlısı kampın eski nizamı, yeni nesil aktivistlerin genel oy hakkı ve doğrudan seçimleri talep etmek için doğrudan eylem dalgası başlattığı Eylül 2014'te bir kenara itildi. Sonbahar boyunca, aktivistler kentin yoğun şekilde ticareti yapılan noktalarında üç kitlesel işgal gerçekleştirdiler. Polis ve çete şiddetine direndiler ve düzenli olarak on binlerce insanı kitlesel mitinglerde seferber ederek ve "Şemsiye Hareketi" ismini alarak, yerel ve Pekin hükümetlerinden gelen tehditleri ortadan kaldırdılar.
 
Hong Kong’da ise, sonuç Tayvan’dan çok daha az ilham vericiydi. Giderek diktatörleşen ÇKP herhangi bir taviz vermeyi reddetti ve Aralık ayında tüm işgalleri tamamen ortadan kaldırdı. Birkaç yıl sonra, sivil toplum, akademi ve medyasınyal birlikte Pekin'in artan baskısı altında, Hong Kong'ta demokrasi beklentileri umutsuz görünüyor. 
 
Ne yazık ki, Çin içindeki demokratik değişim beklentileri daha da sönük. 1989'dan beri etrafı kuşatılmış olan Çin'in liberalleri son yıllarda geleceklerinin daha da kötüleştiğini gördüler. Rekabete dayalı seçimlerin herhangi bir fısıltısı ya da özgür basın dahi yeraltına sürüklendi.
 
Rejim, Marksistlere ve diğer solculara karşı da aynı derecede acımasızdı. Kasım 2017'de, Guangzhou'daki radikal bir okuma grubundan bir dizi aktivist öğrenci düzmece suçlamalarla tutuklandı. Bazı tutuklulardan gelen mektuplar gözaltında maruz kaldıkları şiddet muamelesini ortaya koyuyor(ayrıca karşı çıkmalarını). Benzer dinamikler, işçi aktivizmi adına sivil toplumda etkili olarak çok az yer tutan Guangzhou'daki işçi örgütleri üzerinde  Aralık 2015'te sahnelendi. 
 
ÇKP'nin, soldan veya sağdan gelen tehditleri bastırma konusunda hiçbir vicdan rahatsızlığı yoktur - basitçe partinin siyaset üzerindeki tekelini sorgulama, eleştirinin doğasına bakılmaksızın, afaroz edilmedir. Çift politik dışlama ve işçi sınıfı ve köylülüğün ekonomik sömürüsü/mülksüzleştirilmesi ile kolaylaştırılan dört başı mamur kapitalist dönüşüm giderek güçlünen ve kendine güvenen bir devlet yarattı. Xi Jinping'in, Guangdong'daki işçiler, Hong Kong'daki idealist öğrenciler ya da Daimler'in CEO'su rencide olacak diye düşmanlarıyla uzlaşacak bir ruh hali yok. Ve gittikçe yaptığı yanına kar kalıyor.
 
2014 SONRASI POLİTİKALAR
 
2014 hareketinden bu yana, Hong Kong'daki siyaset oldukça kırılgan hale geldi. Pekin'in inatçılığının talihsiz bir sonucu, açıkça Çin karşıtı olan ve Hong Kong’un bağımsızlığını savunan “yerelciler” in güçlendirilmesi olmuştur. Bu tür bir nativizm[göçü ve göçmen girişini engelleyerek yerel halkın etkilenmesini engelleme temeline dayanan siyasal akım], özgürleştirici beklentileri olan herkes için bir çıkmazdır.
 
Neyse ki, Hong Kong'da ve benzer şekilde Tayvan'da, Çin'den özerklik isteyen, siyasi demokratikleşmeyi ve geniş anlamda sosyal-demokratik ekonomik amaçları savunan,    yerleşik demokrasi yanlısı neoliberal partilere karşı bir meydan okumaya işaret eden ve nativizmin yerine koyacak alternatif sunan harekete dayalı politik partiler ortaya çıktı. 
 
Şemsiye Hareketi'nden çıkacak en önemli siyasi parti, önde gelen aktivistler Joshua Wong, Nathan Law ve Agnes Chow tarafından oluşturulan Demosistö'dir. Parti, hedefleri hakkında oldukça açık: “Demosist”ö, Hong Kong'da demokratik kendi kaderini kendi tayin etmeyi hedefliyor. Doğrudan eylem, halk referandumu ve şiddet içermeyen yollar vasıtasıyla, ÇKP ve kapitalist hegemonyanın baskısından ötürü şehrin politik ve ekonomik özerkliğini şiddetle talep eder." Bu tür bir dil, yeni partiyi, taktiklerden bahsetmeden, ekonomik ve toplumsal sorunlar üzerine eski nizam pan-demokratların soluna önemli ölçüde yerleştirir. Ve tesadüfen olmadan, adaylarını birbiri ardına diskalifiye etmek için inanılmaz girişimlerde bulunan Çin devletinin öfkesini yükseltir. 
 
Şimdiye kadar, devlet baskısı Demosisto'nun seçimle ilgili ilerleme kaydetmesini engelledi. Eğer parti ve demokrasi hareketi geniş kapsamlı olarak politik olarak ilerleme kaydederse, meclis ve mahkemeler dışında ve giderek artan bir şekilde onlara karşı olmak zorunda olacaklar. Zor bir halde, politik güç kullanma şansına sahip olmak istedikleri takdirde, diğer toplumsal hareketler ve işçi sınıfı ile bağlantı kurma çabalarını da tekrarlamak zorunda kalacaklar.
 
Çin’in doğrudan kontrolünden bağımsız Tayvan, işleyen bir seçim demokrasisini sürdürüyor. 2016'da Kuomintang seçimi kazanamadı ve Tsai Ing-wen'in başkanlığı devralmasıyla birlikte tarihsel olarak bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi(DPP) iktidarı üstlendi.
 
Hükümeti ele geçiren kökten neoliberal DPP'den daha umut verici olanı, Yeni Güç Partisi'nin (NPP) kuruluşudur. Hong Kong’da Demosistō’de olduğu gibi, 2014’teki dalgalanmanın arasından NPP ortaya çıktı ve sadece Çin'den özerklik talepleri etrafında değil aynı zamanda Taiwan'ın politik sürecinin daha çok demokratikleşmesi için örgütlendi. “Tüm kaynakların ve ekonomik kalkınmanın sonuçlarının tüm insanlar tarafından paylaşılması gerektiğini” savunan platformunda tartışarak, NPP ekonomik sorunlar üzerine DPP'nin solunda kendisini konumlandırdı ve eğer kanunlaşırsa Asya'da türünün ilk örneği olacak olan eşcinsel evlilik yasasını destekledi. Pekin'in hayalkırıklığı karşısında, parti ilk denemesinde mecliste beş koltuğu ele geçirerek şaşırtıcı bir seçim başarısının keyfini çıkardı.
 
DEMOKRASİ BEKLENTİLERİ
 
Hem Tayvan hem de Hong Kong'da demokrasi aktivistleri, ABD ve Çin emperyal güçleri arasında sıkışıp kalan istikrarsız bir konumda bulunuyorlar. Joshua Wong, Nobel Barış Ödülü için Alex Chow ve Nathan Law ile birlikte onu aday gösteren Florida senatörü Cumhuriyetçi Marco Rubio ile bir araya geldi. Donald Trump’ın Aralık 2016’da Cumhurbaşkanı Tsai Ing-wen’in tebrik telefonunu kabul etme kararı, ABD'nin davalarına büyük bağlılık gösterdiği beklentisi içinde olan Tayvan’daki demokrasi aktivistlerinde sevinç uyandırdı. 
 
Ancak Rubio ve Trump'ın demokrasi umurlarında değildi ve bu hareketler ve ABD'deki sağcı güçler arasındaki herhangi bir ittifak onların uzun vadeli çıkarlarını muhtemelen tehlikeye atacaktı. Güya meseleyi vurgularmışcasına Trump kısa bir süre önce dönem sınırlamasını[başkanlıkta] kaldırmaya yöneldiği için  Xi Jinping'i övdü. Ne yazık ki, Hong Kong ve Tayvan'daki pek çok eylemci, Çin'in varlıklarına daha büyük bir tehdit yarattığını ileri sürerek, mali ve askeri ABD desteği peşinde koşmayı savundu.
 
Bir açıdan bu oldukça anlaşılabilir. Küresel olarak zinde ve ilkeli emperyalizm karşıtı hareketlerin yokluğunda bu gibi yerlerdeki demokrasi eylemcilerinin Çin İmparatorluğu karşısında ABD ile ittifak yapmalarından başka seçenek yok gibi görünür. Ancak ABD, Tayvan ya da Hong Kong'a karşı doğrudan bir tehdit oluşturmasa bile, yine de barış, gerçek demokrasi ve sosyalist politikalara karşı küresel olarak en büyük tehdittir; bu, Çinli otoriter kapitalizm ile mücadele edenlerin hesaba katmak zorunda olduğu bir gerçekliktir. Liberal demokratik hükümetlerin kayda değer sessizliği ve ÇKP'nin dayandığı otoriterliğe rağmen Avrupa-Amerika sermayesinin yaltakçılığı net bir uyarı olmalıdır. 
 
Tayvan ve Hong Kong'dan gelen umudun bu kıvılcımları Çin topraklarına yayılabilir mi? Kısa ve orta vadede, cevap hemen hemen hayır. ÇKP, periferdeki demokrasi aktivistlerini “Çince karşıtı” olarak tasvir etmekte oldukça ustadır. Ve aslında bu hareketlerdeki Çin karşıtı ya da anti-komünist olan marjinal ama zehirli sesler, Anakaradakileri buna inandırmak için bu gülünç savı yeterince haklı çıkartır.
 
Aynı zamanda, otoriterliğin ve yerel ve yabancı sermayenin aynı şekilde acımasız sömürüsünün zehirli birleşiminden en çok acı çeken Çin halkıdır. Xi'nin siyasi rejimi ekonominin vatandaşlarının büyük çoğunluğunun yararına çalışmasını sağlayamaz. Bu çok açıktır. Bununla birlikte bu henüz telaffuz edilemez.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
ÖZGÜRLÜK

FACEBOOK SAYFAMIZ