Özgürlük

FIDESZ'İN ÜÇTE İKİSİ. Macaristan'da aşırı sağ

 
 
MARTINO COMELLI / VERA HORVÁTH
 
 
 
Macaristan'da aşırı sağ parti ezici bir zafer kazandı. Ve muhalefet lime lime oldu.
 
 
 
Budapeşte'de, son ulusal seçimlerin sonuçları birçok kişi için sürpriz oldu. Tarihsel olarak en yüksek katılımlı seçim(yüzde 68), 2010'dan beri Viktor Orbán’ın aşırı sağcı Fidesz partisi ile yönetilen Macaristan'da sonunda bir şeylerin değişip değişmeyeceği konusunda eleştirmenlerin spekülasyon yapmalarına yol açmıştı. Çoğu, yüksek seçmen katılımının muhalefeti desteklemesini bekliyordu.
 
Öyle olmadı. Fidesz, oyların yüzde 49'unu alarak ve Budapeşte'deki ve birkaç başka yerdeki seçim bölgeleri haricinde hepsinde başarılı olarak, kolayca kazandı. 
 
Budapeşte merkezli entelektüel kesimin şüpheciliği, ülkenin muhalefetinin ve başkent ve diğer yerlerdeki vatandaşlar arasında derinleşen bölünmenin durumu hakkında çok şey söylüyor. Aynı zamanda şoka uğramaları da şaşırtıcıydı: anketçiler sonuçları tam olarak tahmin etmişlerdi. Fidesz zafere taşındı. Birçoğu, özellikle de "taktik oy" hareketine katılan seçmenlerin büyük çoğunluğu göz önüne alındığında, partinin bu kadar bağıra bağıra kazanacağına kolayca inanmak istemiyordu. 
 
Ne yazık ki, çevrimiçi ve sosyal medya balonları 8 Nisan akşamı patladı ve oldukça çaresiz ve daha ziyade ironik olarak, "Biz çoğunluğuz!" diyen bir gösteri çağrısı yaptılar.
 
BALONUN OLUŞUMU
 
8 Nisan çekişmesine zemin hazırlayan haftalarda, 1990 seçimlerinden bu yana bir Fidesz kalesi olan Hódmezővásárhely'deki belediye seçimleri sonucu, aşırı sağ partinin sonunda geri püskürtüldüğü umutlarını arttırdı. İttifak yapan muhalefet partileri tarafından desteklenen bağımsız bir aday, yerel Fidesz yanlısı konseye karşı önemli bir farkla kazandı. Muhalefet liderleri, eğer rüzgar Hódmezővásárhely'de tersine döndüyse, her şey olabilir diye düşündüler.
 
Şimdi geriye dönüp bakıldığında, 50.000'den az nüfuslu bir şehirde zafer bir sapma idi. Bununla birlikte, umulmadık galibiyet, görünüşe göre artık kıpırdayamaz haldeki hükümeti devirmek için bir seçim stratejisini tetikledi: “rejim değişikliği” uğruna tüm muhalefet partileri, ideolojik geçmişlerinden bağımsız olarak birleşmeli ve her seçim bölgesinde en güçlü muhalefet adayı desteklenmelidir.
 
Plan bir süre için demlenmeye bırakıldı. "Tüm Hareketlerin Ülkesi" çatısı altında birleşen çeşitli politik ve sivil örgütler, en çekişmeli bölgelerdeki en güçlü Fidesz karşıtı adayları belirlemek için bir dizi çalışma başlattılar; zayıf adaylar böylece kenara çekildiler. 
 
Bu taktik oylama çağrısı, Orban rejiminin üstesinden gelmek için liberal muhalefetin, Fransa'da Marine Le Pen gibi imajını temizlemek ve kendini daha ılımlı sunmak için çalışan ırkçı-sağcı oluşum Jobbik partisi ile güçlerini birleştirmesini bile öne süren liberal gazeteci Cas Mudde gibiler ile birlikte hem ülke içinde hem de dışarıda çok tartışmaya yol açtı. 
 
Sonunda, yine de, "taktik oy" stratejisi muhalefeti seçmenlerle birbirine karıştırdı. Seçimlerden önceki son haftada, muhalefet partileri - Orbán’ın anlatımlarına meydan okumaktan veya Macaristan’a yeni bir vizyon önermekten ziyade, taktik oyların nasıl işleneceğini tartışmakla meşguldü. Birkaç aday güçlü olanları desteklemek için çekilmeye istekliydi ve yapanların çoğu bireysel olarak böyle yapmaya karar verdi. Partiler arasında belirgin bir işbirliği olmaksızın girişim bata çıka yürüdü.
 
Eötvös Loránd Üniversitesi'nden bir sosyolog olan Zoltán Kmetty tarafından yapılan karşıolgusal bir araştırmaya göre "taktik oy" stratejisi Fidesz'in daha da vahim bir zafer elde etmesini engelledi. Yine de aşırı sağ parti mecliste sandalye sayısının üçte ikisini kazandı.
 
ORBAN VE MUHALEFET
 
“Taktik oy” hareketi büyük ölçüde, teknoloji meraklısı, şehirli, eğitimli seçmenlerin egemen olduğu bir blok olan liberal muhalefetin çalışmasıydı. İyi niyetli olsalar da, sosyal medya vasıtasıyla eğitimli, şehirli insanlara rahat ulaşmaya çalışarak iletişim balonları dışında başka bir şeyi göze alamadılar ve program niteliğinde net bir alternatiften ziyade Fidesz'in yükselişine müdahale etmeye çalışan taktik manevralar kullandılar. Sonuç olarak, liberal muhalefet basitçe tepki verirken Orbán gündemi belirledi.
 
Yolsuzlukla mücadele söyleminin yanı sıra, muhalefet partileri seçmenlere yeni bir şey sunmadılar. Liberal yan ürünü Demokratik Koalisyon'un yanı sıra, görünürdeki sosyalist partinin seçim programı çok az ilerici içerik barındırıyordu. Geçmişteki ihanetlere bağlı olarak, partizan kalıpların ötesine geçme stratejisine sahip olmayan bu partiler, seçmenlere güvenilir bir sol alternatif sunamadılar. Muhalefetleri gerçeklikten ziyade biçimsel idi.
 
Bunun nedeni kısmen, liberal kesimde Orbán’ın politikalarının oldukça yanlış anlaşılmasıdır. Bundan bahseden çoğu liberal eleştirmenlere göre Orban, Avrupa politik sınıflandırması içinde bilinmeyen bir yaratık, liberal olmayan bir ihlaldir. 
 
Yine de Macar sosyolog József Böröcz'ün iddia ettiği gibi, Orbán hükümetini "liberal olmayan" olarak tarif etme Doğu Avrupa dışında onun benzerlerini gözden kaçırmaktır. "Orban'ın rejimi ve sadece, mesela, Rusya ve Türkiye'deki politik durumlar(çok sık yapılan karşılaştırmalar) değil aynı zamanda ABD, Fransa, Avusturya, İtalya, Almanya ve diğerlerindeki en son siyasi gelişmeler arasındaki şaşırtıcı benzerliklere işaret etmek bunu imkansız kılar," diye Böröcz not ediyor. 
 
Orban, üzeri bazı renkli milliyetçilik ve ırkçılık ile süslenmiş bir liberaldir. Aynı şekilde İtalya’nın Berlusconi'si ya da Fransa’nın Sarkozy'sinden ya da daha yakın zamanda Avusturya’daki Sebastian Kurz’tan da söz edilebilir. Batı Avrupa, İtalya’nın göçmen karşıtı Bossi Fini yasasını ya da Fransa’nın çarşaf yasağını (Kurz'un şu an uygulamaya koymayı düşünüyor) çoktan unuttu mu? Çok korkmuş liberallere, İsviçre'nin minare inşasını yasaklamak için aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi tarafından önerilen anayasa değişikliği için oy kullandığını gerçekten hatırlatmak zorunda mıyız?
 
Bazı batılı eleştirmenler, Orban'ı kendilerinden dışlamak için, Berlusconi’nin Forza Italia'sının, Sarkozy’nin Les Republicains'ının, Kurz’ın ÖVP'sinin ve Merkel’in CDU'sunun ev sahipliği yaptığı ve yapan çatı oluşum Avrupa Halk Partisi'ne(EPP) çağrıda bulunuyorlar. Ancak EPP Orban için mükemmel bir yer ve Orban'ın Macaristan'ı AB'nin liberal projesine mükemmel uyan bir yer. Orban, "Brüksel'i durdurmak" için ülke içinde niyetini ilan etse de, onun ekonomik programı Brüksel seçkinleri için bir hayalin gerçekleşmesidir.
 
Macaristan, AB’nin en düşük ticari vergileri, daralan bir refah devleti, güçlü mali disiplini, istikrarlı bir siyasi durumu, ucuz işgücü bolluğu ve gürültücü olmayan sendikaları ile böbürlenir. Macaristan'daki aylık ortalama net ücret 635 avro, medyan ücret daha da düşüktür.
 
Bu koşullar düşünüldüğünde, Brüksel'in veya EPP'nin güçlü ifadeler içeren açıklamaların ötesinde ne yapması bekleniyor? Ailenin yüz karası aynı zamanda altın yumurtlayan tavuk. 
 
Aslında, eğer Orban'ın rejimi yürüyorsa, bu kısmen de olsa, Avrupa'nın, özellikle de Macaristan'a yatırım yapan ve yatırımlarının güvende olduğunu görmek isteyen merkez ülkelerin gönül rahatlığı sayesindedir. Pek çok merkez Avrupa ülkesinin Macaristan gibi ülkelerde arzu ettiği şey "stabilokrasi"dir: "gayri resmi, kayırma ağları yoluyla yöneten ve bölgede Batı yanlısı istikrar sağlama iddiasında olan otoriter zihniyetli liderlerin olduğu zayıf demokrasiler." Bunlar, ne de olsa, Yunan çöküşünü bir insanlık felaketine çeviren ve Altın Şafak partisinin[Yunanistan'da aşırı sağ bir parti] yükselişine cesaret veren aynı insanlardır. Macar demokrasisinin durumunu umursamaları beklenemez. 
 
NE YAPILMALI?
 
Resmi İngilizce sitesinde Orban gündemini dört ana başlığa dayanarak açıklıyor: rekabet gücü, workfare society [sosyal yardım görenlerden çalışabilecek durumda olanları eğitim veya kamu görevlerinde çalıştırmayı öngören hükümet planı], demografik politika ve kimlik temelli politikalar. “Bu hükümet tarafından verilen tüm kararlar bu kategorilere girer,” diyor.
 
Rekabet gücü ile Orban, ücretleri düşük tutmayı ve sendikaları ezmeyi kastediyor. Fakat "workfare society" ile uyguladığı kitlesel kamu çalışmalarına atıfta bulunuyor. Aşağılık bir iş için 150 avroluk sadaka verseler bile, program yine de yoksullar için bir nimettir. 
 
Orbán, Macaristan'ın siyasi havasını tespit etmede oldukça başarılı olmuştur, belki de partisinin ülke genelinde, özellikle kırsal kesimde köklü olması nedeniyle. Bu arada muhalefet partileri, temsil etmeleri gereken seçim bölgeleriyle çok az bağlantı kuruyorlar. 
 
Fidesz’in politikaları çoğunlukla orta ve üst sınıflara fayda sağlarken, kamu çalışmaları programları en alttaki seçmenler arasında popülerdir. Liberal muhalefet, yoksulluğu ele almada kendi ciddi eksikliklerinin gerçekten farkına varmaksızın, saf bir kayırmacılık değilse de, iltimas olarak tanımlayarak böyle programlara karşı çıkmayı sever. Hükümette iken, sözüm ona sol kanat partilerin sundukları çok daha azdı. 
 
Muhalefetin müthiş durumu göz önüne alındığında, Orban'ın ekonomik ve sosyal politikaları çoğunlukla onlara karşı olsa da, fakir Macarların sevgisini ve güvenini nasıl kazandığını daha kolay görebiliriz. Chantal Mouffe bunu güzel açıklıyor:
 
"Baskın söylemin, mevcut neoliberal küreselleşme biçiminin alternatifi olmadığını ve kendi diktatörlüklerine boyun eğmemiz gerektiğini ileri sürdüğü bir ortamda, çok daha fazla işçinin alternatiflerin olduğunu ve iktidara karar verme yetkisini halka geri vereceklerini iddia edenleri dinlemeye hevesli olmaları hiç şaşılacak bir şey değildir."
 
Muhalefet oradan yeniden başlatılmalıdır. Fidesz'e oy verenleri aşağılayarak Budapeşte civarlarına kendilerini hapsetmeden ama dışarı çıkıp Orban'ın en iyi neyi yaptığına bakarak: onlara kulak vererek. Basın, Fidesz nitelikli çoğunluğunun doğurduğu demokrasi riski konusunda endişe duyuyor ve haklı da. Fakat demokrasi elitler artık kulak asmadıkları zaman da tehlikededir. 
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
ÖZGÜRLÜK

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde