Özgürlük

NORVEÇLİ TRUMP'IN DÜŞÜŞÜ

ELLEN ENGELSTAD
 
Radikal bir sol parti tarafından harekete geçirilen Norveç parlamentosu, ülkenin en önde gelen göçmen karşıtı politikacısını hükümetten kovdu.
Sylvi Listhaug seçim kampanyası resmi, 2008. Bård Gudim / Wikimedia
 
Norveç en son, Donald Trump Norveç gibi ülkelerden daha çok ve "b.ktan" yerlerden daha az göçmenin ABD'ye gelmesi gerektiğini belirttiği için uluslararası medyanın ilgisini çekmişti. Bu, ırkçı bir başkan için mükemmel bir fantezi yeri olan dünyadaki en beyaz ülke olarak Norveç ile dalga geçilmesine ve alay edilmesine de yol açtı. 
 
Norveç'in ne kadar beyaz olduğu sizin onu nasıl tanımladığınıza bağlıdır, ancak ırkçılık, göçmenlik ve "kültürel koruma" bu küçük ülkede gerçekten ortalığı karıştırdı. Geçen ay, hem destekçilerinin hem de aleyhtarlarının Trump ile kıyasladıkları Adalet Bakanı Sylvi Listhaug'un görevden alınması ile sona erdi.
 
Fakat gerçekte ne oldu? Ve bu sağ kanat popülizmine ne kadar büyük bir darbe oldu?
 
NORVEÇ SAĞ'I
 
Listhaug, muhafazakar sağcı parti Høyre ile 2013'ten beri hükümette bulunan, köpek gibi hırlayan bariz ırkçı tarihi ile birlikte sağcı bir oluşum olan İlerici Parti'ye(FrP) mensuptur. 
 
Uzun süre boyunca Norveç egemen çevreleri çok aşırılıkçı gördüğü FrP ile işbirliği yapmayı reddetti. Seçim çıkarlarından dolayı fikirlerini değiştirdiler. Çoğunluğu güvence altına almak için oya ihtiyaç duyan sağ partiler, FrP'yi merkeze davet ettiler ve işbirliklerini hoş karşıladılar. O zamandan beri merkez sağ partiler, popülist Norveç sağı, Avrupa'daki benzerleri gibi olmadığına, daha ılımlı ve yumuşak, tarihsel olarak daha az zararlı olduğuna dair halka güvence veriyordu. İsveç Demokratları tam bir Nazi geçmişine sahipken, Frp'nin kökleri vergi karşıtı liberal bir partiye uzanıyordu.
 
Yine de, yoksa kıtadaki en temiz petrole, en güzel fiyortlara ve en tatlı aşırı sağcı politikacılara sahibiz diye kendimizi kandırıyor muyuz acaba diye sormak makul olabilir. O zamanlar FrP'nin lideri olan Carl I Hagen'in Norveç'te yaşayan bir Müslüman adına sahte bir mektup düzenlemesinin ve bunu İslam ülkeyi ele geçirdi diye öne sürerek kullanmasının üzerinden sadece otuz yıl geçti. O yıllardan bu yana göçmen karşıtı politikalar yürütmek ve Müslüman karşıtı korkuyu kışkırtmak Frp'nin geçim kapısı oldu. Bu yıllar boyunca iki liderin, Hagen ve Siv Jensen'in geri kafalı beyanları biliniyordu.
 
Ve daha sonra Sylvia Listhaug ortaya çıktı.
 
Listhaug, hükümete daha fazla rekabet ve özel sektör katılımı için baskı yaptığı Oslo'da, 2006'da refah ve sosyal hizmetler şehir komisyonu yetkilisi(byråd) oldu. Bir danışmanlık firması için çalıştıktan sonra, 2013 yılında sağcı koalisyon hükümetine tarım ve gıda bakanı olarak girdi. Şimdiki kadar tanınmıyor olduğu halde, 2010'daki açıklamalarından dolayı çiftçiler arasında münakaşa ve korku yarattı ve Norveç'in tarım politikasının “komünist bir sistem” olduğunu söyledi.  
 
Gitgide partinin politik yıldızı ve ülkenin en lafını sakınmaz göçmen karşıtı politikacısı haline geldi. 2015'te Avrupa "göçmen krizi" sırasında "iyilik tiranlığına" hiddetlendi: sadece daha katı göçmen politikaları isteyen makul insanlar, göçmenliğin sonuçları hakkındaki tartışmaya kapatmak için ahlak bekçileri olarak kendinden menkul konumlarını kullanan "iyilik tiranları"tarafından kalpsiz ve ırkçı olarak yaftalandılar.
 
Daha sonra o Aralık ayında Listhaug yeni oluşturulan kabineye atandı: göçmenlik ve entegrasyon bakanı. Hem şok edici hem de beklenilen idi. Şok ediciydi çünkü ılımlı olduğunu iddia eden muhafazakar sağ, göçmen karşıtı en önde gelen sesi göçmenlik bakanı olarak seçmişti. Ve beklenilendi çünkü oyların yüzde 16'sını kazanan FrP koalisyona katılmıştı.İstediklerini elde etmek için yeterince güçlüydüler ve Listhaug'ın göçmenlik işlerinde olmasını ve partinin görüşünü yayacak bir platform istediler. Listhaug çabucak en iyisini yaptı. Yeni görevine başladıktan kısa bir süre sonra, 2015 Aralık sonunda, Listhaug Norveç'in iltica politikasını "Avrupa'nın en katısı" yapmaya söz verdi. 
 
O zamandan beri Listhaug Norveç aşırı sağının kahramanı, Sol ve liberal medyayı trollemekte becerikli bir provokatördür. Uluslararası dikkat çeken ve "belki de gelmiş geçmiş en Norveçli görünen insan" olarak onu etiketlemeye Jonh Oliver'ı sevkeden bir maharet gösterisinde Listhaug, Akdeniz'de ıslak bir elbise ile yüzerek "göçmen olmanın nasıl bir şey olduğunu" teste tabi tuttu. Geçen yılki seçim kampanyası sırasında, Hristiyan Demokratların lideri olan Knut Arild Hareide ve diğer politikacıların Müslüman din adamlarının k.çlarını yaladıklarını iddia etti.
 
Sağ seçimi kazandı ve yeni kabinede yeni bir görev aldı: adalet, kamu güvenliği ve göçmenlik bakanı. Seçim gecesinde, parlamento temsilciliğini ilk kez kazanan aşırı sol parti Rødt, onu görevden alacakları sözü verdi.
 
GÖNDERİ
 
Listhaug, 9 Mart'ta, büyük olasılıkla Ortadoğu'daki korkutucu görünüşlü bir grubun resmini altyazı ile postaladı: "İşçi Partisi teröristlerin haklarının ulusal güvenlikten daha önemli olduğunu düşünüyor. Beğen ve paylaş." Gönderiyi harekete geçiren güdü, mahkeme kararı olmaksızın yabancı savaşçı ve teröristlerin vatandaşlıklarını iptal etmek için adalet bakanlığına izin verecek bir yasa tasarısı idi. Kanun teklifi parlamentoda düştü. Ana muhalefet partisi olan İşçi Partisi, bilindik yabancı savaşçıların ancak dava hakim önüne geldikten sonra vatandaşlıktan yoksun kalmaları gerektiği konusunda hem fikir oldu. Anlaşmazlık dolayısıyla çok ufaktı ve vatandaşlığın kaldırılmasının tüm büyük partiler tarafından hafife alınması belki de asıl skandaldı. Demek ki, Kuzey Suriye'de Kürt özgürlük mücadelesini destekleyen çifte vatandaşlığı olan Norveçlilere de mi bu uygulanacak?
 
Gerçi Listhaug için bu tür sorular elbetteki söz konusu değildi - bu, İşçi Partisine saldırmak ve düşmanlık yaratmak için bir başka şanstı. Bu tür bir husumet, ara yol bulmaya ve fikir birliğine varmaya çalışan daha çok ılımlı sosyal demokratlardan oluşturulan İşçi Partisi göz önüne alındığında, sol bakış açısından tuhaf görünebilir. Örneğin, 2015 yılında parti muhafazakar hükümetle bir iltica anlaşması imzaladı.
 
Bununla birlikte, aşırı sağın hastalıklı hayalgücünde İşçi Partisi sınırların açılmasını destekleyen ve vatana ihanet edendir. Bu paranoya, sağcı terörist Anders Behring Breivik bir hükümet binasını bombaladığı ve İşçi Partisi gençlik kampında seri cinayetlere giriştiği 2011 yılında en tehlikeli seviyeye ulaştı. Yetmiş yedi kişi hayatını kaybetti. Saldırıdan sonra ulus bir araya geldi ve İşçi Partisi hükümeti sevgi, dostluk ve demokrasi mesajı yayınladı. Mesaj çok sıcak ve belirsizdi, ancak sonrasında Breivik'in tabuya dönüşen eylemlerini besleyen sağcı aşırıcılığa gerçekten saldıran siyasi bir iklim de yarattı. Belirtmek isterim ki, saldırının ardında yatan sebep olan sağcı nefret, deliye dönmüş yalnız bir kurdun destekçileri olarak muhaliflerin alnına leke çalma ve "22 Temmuz[katliamın gerçekleştiği tarih] kartına oynama" suçlamalarına kendini maruz bıraktı. Bu arada, Breivik'i on yıldır üye olarak sayan İlerici Parti daha da güçlendi ve hem İşçi Partisi'ne hem de göçmenlere karşı nefret yayarak aşırılıkçı websiteleri hızla çoğaldı. 
 
LISTHAUG DÜŞÜŞÜ
 
Listhaug’un 9 Mart'taki Facebook gönderisi siyasi ortamı sarstı. 2011 saldırılar hakkındaki filmin ilk açılış gününde yayınlanan yazı, Listhaug’un koalisyon ortakları da dahil olmak üzere tüm ana akım partilerin eleştirilerini tetikledi. 12 Mart Pazartesi günü, Hıristiyan Demokratların lideri, Listhaug'ın tek bir seçeneğe sahip olduğu konusunda ısrar etti: mesajı silmek ve özür dilemek. Ancak, "sil ve özür dile" Listhaug'un hareket tarzı değildi ve birkaç gün boyunca rencide edici mesajı kaldırmayı reddetti. Sonunda merhamete geldiğinde, geri adım atışının sebebi olarak telif hakları sorunlarını gösterdi. 
 
Listhaug, ertesi gün parlamento önüne çıktığında öfkeli muhalefetle karşılaştı. Dört kez özür dilemek zorunda kaldı. Oturumdan sonra İşçi Partisi, beklenmedik bir şekilde, güvensizlik oyu istedi ve Yeşiller, Sosyalist Sol ve Merkez Parti aynı şeyi yaptı. Şimdi tek gerekli olan Hristiyan Demokratlardı ve önerge çoğunluğa sahip olacaktı. Norveç parlamenter geleneğinde böyle bir hareket, Listhaug çekilmediği ya da başbakan tarafından görevden alınmadığı sürece, tüm hükümetin istifasını tetikleyecekti. Başbakan Erna Solberg, çoğunluğu korumak niyetiyle, böyle bir şey yapamayacağını söyledi. Eğer parlamento güvensizliği oylarsa, FrP ile beraber kalmaya ve hükümetin tamamını düşürmeye hazırdı.
 
19 Mart Pazartesi günü, Hıristiyan Demokratların ulusal komitesi, acil bir oturumda, Listhaug'a güvenmediğini ve başbakandan “durumu çözmek için önlemler almasını” istedi. Ertesi gün Listhaug, bakan olarak görevden alındığını ve parlamentonun düzenli bir üyesi görevine geri döndüğünü duyurdu. Basın toplantısında, bir cadı avının kurbanı olduğunu ve onun tahmininde "Norveç için bir felaket olacak" olan İşçi Partisi hükümetinden ülkeyi kurtarmak için geri adım attığını iddia etti.
 
ÇOĞUNLUK BİZİMLE
 
Tüm bunları nasıl yorumlamalıyız?
 
 
İlk olarak, Sol için bir zafer olarak görülmelidir. Norveç'in en başta gelen aşırı sağcı politikacısı hükümetten kovuldu ve 169 milletvekilinden sadece biri olarak çalışmaya sevk edildi. Bakanlık makamı olmaksızın Listhaug medyada daha az yer bulacak ve kesinlikle iktidarı ustalıkla kullanamayacak. İkinci olarak, ülkeyi sözde sadık vatandaşlar ve varsayıldığına göre hain terörist ve göçmen destekçileri olarak bölmek için tasarlanmış sağcı korku tellallığına karşı kesin bir çizgi çekti. Son ve en önemlisi olarak, ülke ve değerlerinin göçmenlerin saldırısı altında olduğuna dair sağcı hikayelere inanmayan ülke çoğunluğu için bir zaferdir.
 
2015'te Listhaug, siyasi iklimin "gerçeği konuşmayı" imkansız hale getirdiğini, mültecileri hoş karşılamanın iyi bir politika olup olmadığını sorgulamanın imkansız olduğunu iddia etti. Ve aksi yönde sonuç verdi: Avrupa çapında Sağ güçlendikçe, onlarla hem fikir olmayanları saf ve bilgisiz olarak yaftalayarak ve sessiz kalmaları için korkutarak ulusal tartışmalara gittikçe hakim oldular. Kendilerini gerçeklikte hiçbir dayanağı olmayan toplumun refahına ve sosyal reformlara adayan insanlar oldukları için daha insancıl göçmenlik politikasını destekleyen doğuştan Norveçlilere çenelerini kapamaları söylenirken, göçmenlere susmaları, minnettar olmaları ya da daha iyisi ayrılmaları söylendi. 
 
Son haftalar hikayenin değişebileceğini gösterdi. Genç bir kadın, Camilla Ahamath, onun güvensizlik hareketini saygıyla selamlayarak Rødt lideri Bjørnar Moxnes adına Sınır Tanımayan Doktorlar için bağış toplamaya yönelik bir sosyal etkinlik başlattı. Üç gün içinde kampanyada yaklaşık 80.000 kişiden 17 milyon kron(hemen hemen 2,2 milyon dolar) toplandı. Ta başından bilmemiz gerekiyordu: Listhaug'un aşırı sağcı destekçilerinin, özellikle de çevrimiçi, sesleri çok fazla çıkabilir, ancak onlar sadece azınlık. Norveçlilerin çoğunluğu zehirli konuşma ve korku tellallığından usandı. Yüz kızartıcı Facebook gönderisinden sonra ve Listhaug'un istifasından önce yapılan bir ankette, nüfusun net bir çoğunluğu, sağcı politikacıların kötü izlenim bıraktıklarını söyledi ve sadece yüzde 22'si iyi olduklarını belirtti. Listhaug istifa ettiğinde, ankete katılanların yüzde 84'ü bunun iyi bir karar olduğunu söyledi. Ve geçen yıl yapılan bir ankette, gençlerin yüzde 70'inden fazlası “ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla savaşmayı” en önemli politik sorun olarak belirtirken, “göçmenliğin sınırlandırılması” son sırada yer aldı.
 
Bu her şeyin iyi olduğu ve kazanıldığı anlamına gelmez. İlerici Parti bu olaydan sonra anketlerde hem üye sayısını hem de desteğini arttırdı ve Norveç'in daha çok bölündüğünü ve artık daha çok sol eğilimli olmadığını söylemek doğru olur. Sözde ılımlı sağ, iktidarda kalmak için aşırı sağı korumaya oldukça istekli olduğunu gösterdi. Başbakan Erna Solberg, Listhaug'a hizmetinden dolayı teşekkür etti, ileride hükümette tekrar beklediklerini söyledi ve aşırı retoriklerin “her tarafta” yer aldığını iddia ederek Listhaug'un sorumluluğunu azaltmaya çalıştı.
 
Yine de, Listhaug'un ekarte edilmesinden Norveç solunun alması gereken ders, geri basarak ya da değerlerimiz adına üzüntülerimizi sunarak değil aşırı sağa karşı dik durarak güç kazanmaktır. Sağ ne kadar başka türlü iddia etse de, çoğunluk bizimledir.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 (ÖZGÜRLÜK)

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde