Özgürlük

SEÇİMLERE GİDERKEN

İster baskın ister darbe isterse "demokratik" olsun seçimlerin ezilenler açısından pek farkı yoktur. Ezilenler ezilmeye devam ederler. Kimi diktatörlükle ezer, kimi biçimsel demokrasi ile ezer. Belki de tek farkı en mizahi şekilde Charle Bukowski ifade etmiştir: "Demokrasi ve diktatörlük arasındaki fark şudur: Demokraside önce oy verir sonra emirler alırsınız. Diktatörlükte oy vermekle zaman kaybetmezsiniz."

 

Türkiye koşar adım sürüklendiği ekonomik çöküş ve siyasi karmaşa ortamında  24 Haziran'da sandık başına gidiyor. Ve diktatör eğer bu seçimi kazanırsa, büyük ihtimalle bir daha sandık başına gidilmesine gerek kalmayacak.

 

Bu seçime yaklaşım şöyle olmalı; mevcut siyasal ortamı ne abartmalıyız ne de küçümsemeliyiz. Bu seçim aynı zamanda "tarihin tekerini geriye doğru götürmek isteyen gerici iktidar" ve ileriye doğru götürmek isteyen ezilenler arasındaki çatışmaya da sahne olacaktır. İktidar kazanırsa toplumsal muhalefet ve ezilenler muhtemelen moral bozukluğu, travma ve karmaşa yaşayacaktır. Belki de uzun bir süre ayağa kalkmada zorlanacaktır. Bu anlamda bu seçimi sadece boykot, sandığa gitmek ya da gitmemek gibi saiklerle tartışırsak büyük bir yanlgıya düşmüş oluruz. Burada seçimlerin ne olduğunu ve nasıl olacağı tartışmalarına girmek istemiyoruz. Bugün için bunun pek de kıymetı harbiyesinin olmadığını düşünüyoruz. Daha önce de belirttiğimiz gibi, "OHAL uygulamalarıyla tutuklanan milletvekilleriyle gidilecek seçimlerin demokratik olmadığı ortadadır. Bütün bu anti-demokratik ortamda bile son seçimleri kaybettikleri ve sahte oylarla yönetmeye devam etmeye kalktıkları ortadadır. Bu gerçeğin farkında olduklarından ittifaklarıyla kaybetme riskini minimuma indirmeyi amaçlamaktadırlar. Yolsuzluk yapmalarının önüne geçilebilirse seçimler her şeye rağmen değişik bir seyir izleyebilir. Daha sonra arkasındaki adımlar tartışılmalıdır. Önce seçimin güvenliğini sağlamak üzere bir araya gelinmelidir. Çünkü seçim yolsuzluğu sonucu hükümette kalmaya çabaladıkları ortadadır.  Böylece kim katılabilir gibi saçmalıklar da aşılabilir. Seçimin güvenli olmasını sağlamak isteyen herkes katılabilir(ÖZGÜRLÜK )".

 

Türkiye bu koşullarda seçime gitmektedir. Bunun için bugün çok büyük stratejik, politik tartışmalar yapmak yerine seçimin güvenliğini sağlamak üzere genel bir birlikteliği sağlamak gerekiyor. Bu noktada seçimin güvenliğini sağlama kaygısı içinde olan toplumun her kesiminden herkes bu harekete katılabilir.

 

Bu gün seçimlere giderken şu durumu gözden kaçırmamak gerekiyor: Seçim ve referandum oylamaları, egemenlerin halkın tercihlerini ve yönelimlerini ölçmek için ideal araçları olmasının yanı sıra yükselen muhalefetin bertaraf edilmesinin de aracıdırlar. Bize göre şu aşamada sessiz bir toplumsal muhalefet yükselişi söz konusu; bunda AKP diktatörlüğünün yönetememe krizi, ekonomik sıkıntı ve Ortadoğu'da girilen bataklık gibi bir çok sorun etkilidir. Tüm bu gelişmeleri gördüğümüz için bu seçim ve sandık güvenliğini önemsiyoruz. Yoksa  halkın umutlarını düzenin sandıklarına sığdırma gibi bir niyetimiz yok. Tahrisel gelişmelere baktığımızda, bazen bir takım fırsatlar ve koşullar doğar ve bunu iyi değerlendirmek ve yerinde müdahale önem taşır. Gün geçtikçe aşırı sağın yükseldiği dünyamızda bir umut devrimci mücadeleyi yükseltmekten geçiyor. Artık ezilen işçilerin karar verme zamanı geliyor: Paris Komünü'nde, Şubat 1917'de olduğu gibi "tarihin lokomotifi" mi olacaklar yoksa 1968 Fransa'sında olduğu gibi "tarihin imdat freni" mi olacaklar? Artık lokomotifi ele geçirmenin zamanı geldi. İmdat frenleri bizi geçici olarak kurtarabilir. Biz bugünkü durum ve seçimleri devrimci mücadelenin gelişimi aynı zamanda yükselen toplumsal muhalefetin bir nefes borusu olarak değerlendiriyoruz. Seçimler bu yaklaşımla ele alınmalıdır. Halkın ihtiyaçlarının ve taleplerinin yüksek sesle dillendirildiği bir araca dönüştürülmelidir.

 

"Bir şey degişmez, onlar kazanır" yanılgısı ve umutsuzluğu büyük bir yanılsamadır. Hatırlamakta fayda var: umutsuzluğun dip noktasında boğulan milyonların bir nefes alma çaba ve mücadelesi olan Gezi, Haziran ve Kobane direnişleri bizlerin hazinesidir. Bu birikimler  sonrasında ortaya çıkan kalkışmalar, seçim ve referandum dönemlerinde açığa çıkan güçlü itirazlar AKP iktidarı tarafından klasik şiddet, hile ve demagoji yöntemleriyle bastırıldı. Bu yöntemler bir daha denenecektir, ama birleşik bir davranış, tavır ve muhalefet özellikle de düzen partileri dışında AKP ve diktatörün gitmelerinin yolunu açacaktır. Bu baskın seçimin önemi, AKP iktidarının devamı ve diktatör Erdoğan liderliğinin pekiştirilmesi anlamına geliyor.

 

Bu günden başlayarak 2013 Haziran'ından beri dinamik olan kitleyle bağlar kurulmalı ve bu kitlenin harekete geçmesi sağlanmaldır. Kitlenin dinamizmini koruduğu ortadadır. Kitlesel bir karşı çıkış ve itirazın gelişimde büyük bir etkisi olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, diktatörler sandıkla gelir ancak tabutla giderler.

Bu yüzden, DİKTATÖRLÜĞE HAYIR!

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

Error: No articles to display

FACEBOOK SAYFAMIZ