Özgürlük

SEÇİMLER, YALAN İLE BLÖF ARASI!

SEÇİMLER

YALAN İLE BLÖF ARASI! 

                          

 Bu kelimelerin algılanması ve ele alınması dünya görüşün doğrultusunda belirlenir. Yalanın bir biçimi denilebilecek blöf, kimine göre elindeki kartlar doğrultusunda oynanan kumar, kimine göre de elindeki güce bakarak uyguladığın taktiktir vb. Örneğin Hitler, elindeki güce göre oynamaya kalktığı kumarın sonucunda gerçek gücün kim olduğunu anlamak zorunda kalanlardandır. Güçler dünyasında en güçlülerin son tahlilde belirleyiciliğinden kaçış yoktur. Sistem budur… Ya elinde güç olmadan varmış gibi sanıp blöf yapanlar? Örneğin SYRIZA, Kaddafi, Saddam ve benzerleri? Troyka, Grexit derken yapılan tüm çaba ve blöflere rağmen  bu sistemin işleyişine teslim olan SYRIZA! Ya bizimkiler? Neye güvenerek saldırgan blöf içindeler? Siyasetle bu sistem belirlenebilir mi? En azından görece bağımsızlığın son kullanım tarihine kadar. Örneğin, AKP başına daha kötüsünün gelmesinden kurtulacak! Ya da razı edecek! HDP kilit parti olup pazarlık gücünü arttıracak! Aday gösteremeyenler pazarlık gücünü baştan kaybetmenin hesaplaşmasını mı yaşayacak? Bütün bu boş laf ve beklentilerin ötesinde her seferinde acımasızca ortaya çıkan doğasal gerçeklerdir yaşanan… Doğanın hareketiyle insanlar aleminin kendine yaratığı dünyaların hareketinin uymaması! Doğasal gerçekler kaçınılmaz olarak hep açığa çıkacağından, saklayıp gizlenemeyen bir durum. Yalan! Bu bağlamda söylenilenler ile yapılanların tutmaması. Tutarsızlık. Kapitalizmin düşünceyi meta haline getirmesiyle tüm toplumsal kesimleri sarmış durumda. Tüm ilişkilere yansıyan kendi düşünce ve çıkarlarına yönelen bir yozlaşma ve yabancılaşma. Adlar ve biçimler değişse de öz aynı. Gerisi boş laf ve tutarsızlık… ‘‘IMF ye olan bağımlılığı bitirdik’’ de bu dış borcu Katar’daki bakkal amcadan mı edindik? Cari açık ödenemez hale geldi. Afrin'den sonra Münbiç'e gidiyordunuz ve karşı çıkan vatan haini idi! Neden gidilmiyor? Ya Kandil neredeydi?

 

Ne istediler de vermedi bu millet? Bu neyin beklentisi? İstisnasız tüm muhalifler saldırı ve baskı altında ya da hapislerde. İstedikleri kanunu çıkarıyorlar. OHAL uygulamalarıyla işçiler gık çıkaramıyor. Tüm muhalifler  baskıyla ve hapisle susturulmaya çalışılmış durumda. ‘‘Dünya kimseye kalmadı,‘‘ deyip kendine kalacağı hırsında olanlar ahirete çalışıyor görünüp dünya nimetlerine doyamıyorlar! Beklentileri ne? Onlar ahirete inanmıyor! Ahiretleri yeryüzünde ve dünya nimetleri. “Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz” diyerek dünya malına doyamayan haramzadelere kendi lisanında anlatmaya çalışalım. Bu cümlede eksik olanı kavrayamadıklarından, dünya malına doymayan hırs ve saldırıları bitmiyor! Haramzade sistemlerinde en üsttekiler haram sınırını da belirlerler. Kendi sistemleri olduğundan. Haram yeme sınırı da onların belirlediği yere kadardır. Sistemi ve işlerliğini riske sokmayacak sınıra kadar serbestsiniz. Haramiliğin sınırı sistemin bekasını rahatsız etmeyeceğiniz noktaya kadardır.

 

Neden hiç bir konu kendi düzleminde kalınarak tartışılamaz? Hep başka konular ve düzlemlere ait olanlar karıştırılır? Bir konu kendi çerçevesi ve özü içerisinde tartışılıp çözüldükten sonra diğerlerine geçilemez? Eğriye eğri, doğruya doğru denilemez? Herkesin kendine ve algılarına ve çıkar hesaplarına göre değişen eğrisi ve doğrusu ile biter tartışmalar? Karma karışık tartışma sonucu herkesin ağırlığını verdiği yer ayrı olduğundan, ayakkabısı başka yerden sıktığından bir sonuçta çıkmaz? Örneğin, zulüm bizdense doğrudur! Çünkü, Tanrı adınadır! İşçi sınıfının yüce çıkarları adınadır! Daha acımasız biçimi ile; bilim adamı kılıklı insanların bugün bilebildiklerini mutlak doğru sanmaları adınadır vb. Ve başkasından gelen hep haksızdır... Doğadaki şiddetin rolü bile, hamile kadına kendi acısı yetmezmiş gibi karnına baskı ve şiddet uygulamaktır.  Çocukların gelişimindeki oyuncaklarını parçalama dönemindeyiz. Atomu parçalıyoruz lakin yapıp üretemiyoruz...  

 

Manevi ve moral değerler denilenin doğal gerçeklerden daha önde olduğu bir kültüre sahip olunduğundan mı? Rüyaların, inançların, umudun, cüretin, dua ve muskaların, sadakanın, dedikoduların en ciddi kaynak ve gazeteden daha fazla önem arz ettiği bir kültürden gelindiğinden mi?

Hiç bir insan kendine uydurduğu şeyleri gerçeklik yerine koyma özgürlüğüne sahip değildir… Doğabilimsel zorunluluklarını unutmak, doğasal adaletin yerine gelmesine neden olur ve bedeli ağırdır...

 

 

 

Bu yasallaştırılmaya çalışılan biçimi ile başkanlık sistemi diktatörlüktür... Bunu laftan öte değiştireceğim diyen aday var mı? #TAMAM da bu sistemle CB'ye gelince diktatörlük sana gelince demokrasi mi olacak?!   Bu kadar anti demokratik bir ortamda, muhalif olan herkesime saldırıldığı çeşitli bahanelerle tutuklandığı  OHAL uygulamalarıyla toplumun tüm nefes borularının tıkanmaya çalışıldığı bir ortamda neden seçimlere katılmayı tercih ettiler? İşleyen bir sistem varmış gibi göstermek için mi ? Avrupa bile seçimleri erteleyin, OHAL'i kaldırın yoksa demokratik seçim olmaz derken sanki normal bir sistem ve bekasından bahsediliyor! Elbette bir bildikleri vardır! #Tamam da, bu meşruiyetin yaratılmasına değer mi? Sorumluluğu kendilerini bağlar..! Erken seçime gidiliyor. Demokratik bir ortamdan uzak olduğundan meşruluğu bile şaibeli bir seçime. Üstelik sonları olacağını bilerek kaybetmemek için her yolu mübah saydıkları ve deneyecekleri bir ortamda. Bari oy çalarak seçim kazanmanın önüne geçilebilse. YSK  gibi şaibeli bir kuruma bırakmadan kendi seçim sonuç merkezi oluşturulsa ve bütün bilgiler onların dışında bu merkezde toplansa ve değerlendirilse. Son seçimlerdeki gibi oy hırsızlığıyla seçim kazanıldı oldu bittisi yaşanılmasa. Onlar kaybederlerse sonları olduğunu biliyorlar. Biz kaybedersek bir soluk alıp, yaraları sarıp doğabilimsel doğrular için tekrar mücadeleye başlarız.

Neden yönetememe krizine düştüler?

Ekonomi ve uzmanları üstelik sorumluları uyarıyor son dönemeçteyiz. Dönecek yer kalmadı. İşi yıkılmadık ayaktayız gazıyla manipüle etmeye çalışıyorlar. Cari açık kapatılamaz, IMF atmasyonuna rağmen ’‘IMF hariç‘‘ alınan dış borçlar ödenmez duruma geldi. Satılacak şey de kalmadı. Arazi satıp Katar’dan para bulmaya çalışıyorlar. ‘‘Hamdolsun IMF ye borcumuz yok!‘‘  Acı gerçekle karşılaşma zamanı kapıda. Hala senin sandığın bu ülke uluslar arası tekelere satılanlarla artık senin olmaktan çıktı. Onlara bağımlı bir sömürgeyken onlara satıldın. Artık senin direk patronun onlar. Üretiğin elinde var sandığın herşey onların. Sen sadece ne kadar ücret ve yüzde kaç vereceklerine bağlısın. Bu ülkenin senin olup olmadığını anlama zamanın kapıya geldi dayandı. Vatan hainleri çemkirmeleriyle, düşman yaratmayla, vatan elden gitti  ve uyanma zamanı geldi... Bu yıkım gelmeden erken ve baskın seçimle hükümette kalmanın yollarını arıyorlar. Kendilerine göre Afrin ‘‘prestiji‘‘ ve şimdiki kötünün iyisi durumu avantaj olarak kullanabilmenin yolunu arıyorlar. Her şeyin ve yaşanılan olumsuzlukların çok çabuk unutulduğu bir ortamı avantaj olacağını düşünüyorlar. Münbiç’e gidiliyorlardı? ABD petrol bölgesi olmadığından olur da vermişti, ne oldu? Afrin ve geri dönecek mülteciler ne oldu? Kürt sorunu mu bitti? Ya da unutuldu mu?

Yönetememe krizlerinden tek çıkma yöntemi açık diktatörlük ve baskı. Ekonomik ve siyasal açmaz çözümsüzlük ortada. Tek çıkış yolu baskıyla muhalefeti susturmak. Düzenin bekasını sağlamak. Bunu deniyorlar. Ya tutarsa! Bu baskı zulüm düzeninin adaletsizliğiyle toplumun nefes borularının tümünü sırayla tıkamaya çabalanıyor. Bıçak kemiğe dayanmış durumda.

Sol olarak diktatörlüğün biçimleri beni ilgilendirmez diyemezsin. Yakın geçmiş deneylerini tazele. Açık askeri faşist diktatörlüğe ilerlenirken Ecevit‘e kabul ettirilen sivil faşizm bir müddet sonra onlara yetmez olmuştu. Bizler de gelmekte olan açık faşizme karşı yeterli hazırlanamamıştık. Tek yolun devrim olması onların sistemlerindeki en ufak değişikliklerin bile seni etkilemeyeceği dolayısıyla ilgilendirmeyeceği sonucunu çıkartmanı getiremez. Mutlaka temel olanı, kendi devrimci görevlerini ertelemeden. Geçmiş devrimci ders ve deneylerin üzerinde yeniden teorik- ideolojik ve mücadele birliğinin devrimci yolda oluşturulması dönemindesin. Siyasal gelişim ve değişim çok hızlı. Gelişimi değiştiremesende, yapabileceklerin ortada ve azımsanmayacak durumda. Temel görevini unutmadan toplumun nefes almasını sağlayacak gelişimlerin önünü açmalısın... Bu tarihsel gelişimin senin dışındaki senden beklentisi...

Neden hiç bir konu kendi düzleminde kalınarak tartışılamaz? Hep başka konular ve düzlemlere ait olanlar karıştırılır? Eğriye eğri doğruya doğru denilemez? Herkesin kendine ve algılarına ve çıkar hesaplarına göre değişen eğrisi ve doğrusu ile biten sonuçsuz tartışmalar yaşanır?

Bütün mücadele düzlemlerinin sisyasal mücadeleye bağımlı ele alınması diğer alanların küçümsenme ya da tamamen inkarına dönüşebilmektedir. Ekonomik demokratik mücadele alanına ait bir mücadele sendikal, parlamenter vb. sisyasal mücadele dururken ne işe yarayacak türü abesle iştigal edilebilmektedir. Bu anlayışla her seçimi boykot, her grevi işlevsiz ilan etmek gibi bir keskin görüntüde sapmaya neden olabilmektedir. Geçmişte boykot yaptığında vurduğun yerden ses getirebilen bir örgütlenmen vardı. Şimdi gelişimin gidiş yönünü etkileme durumunda bile değilsin. Ve siyaset kendini kanıtlamak, ispat etmek ve kendi tatminin için yapılmıyor. Ezilen sınıfların bir adım daha refah ve demokrasiye doğru gelişen biçimde yaşamalarını sağlamak, burjuva demokratik devrimini devrimci çabalarla tamamlanacak oluşu espirisinin inkarı. Bu sapmaların da aşılması bir zorunluluktur...

Devrimci düşünce müneccimlik değildir. Ne yapacağını bilmektir. Doğruya gelişim ve doğru tahlildir.  Devrimci dünya görüşü içerisinde bulunulan maddi şartlar tarafından belirlenemez maddi şartları doğabilimsel doğrular yönünde değiştirme mücadelesidir. Beklenti: Çevresi, yaşadığı koşullar, zamana karşı mücadelesiyle onları devrimci yönde değiştirme mücadelesinde olmalarıdır. Beklenilen günümüz ve görevlerimiz karşısında geçmişin devrimci ders ve deneyleri üzerinde yükselen bir siyasi tutarlılıktır. Aslında işin özü ve daha basit ifadesi, olduğu gibi gözükmek ve gözüktüğü gibi olamak mücadelesidir. Bir yenilgi dönemi sonrası beklentilerin şekillenmesi de dönemin özellikleriyle bütünlüklü şekillenmektedir. Burjuva demokratik devrimini kendi iç dinamikleriyle yaşamış ülkelerdeki gibi şekilenememektedir. Üst yapı kurumları bu devrimin sonucu şekillenmediğinden tavır ve davranışlar eski kültürün baskısı ve şekillendirmesi ile oluşmaktadır. Toplumsal gelenek ve anlayışların etkisinde, olmadığı gibi gözükmek görece olarak diğer toplumlardan daha belirgin ve yaygın haldedir. Toplumsal muhalefetin gelişim yönünün gösterdiği üretenlerin yönetimi yolunda mücadele kesintiye uğramış bu yukarıda sayılanların da etkisinde insanlar aleminin zaafı kendine kurtarıcı arama eğilimi güçlenmiştir. Özünde herşeye isyan durumunda bir şekilenmeyi de ifade eden bu arayışlar siyasal denge ve tutarlı tavır alışları çarpıtmıştır.

Beklentileri oluşturan dünya görüşü ve düşünceler aynı biçimiyle farklılıklarıda farklı beklentiler sonucu farklı tavırları da gündeme getirmiştir. Beklenti farkları anlaşmazlıkları ve çatışmaların zeminini de oluşturmaktadır.

Göstermelik burjuva temsili sistemi anlamında bile tutarlılığını yitirmiş bir yapıyı devletin bekası benzeri algı manipüleleriyle işletmeye kalkanlar, bu anlayışsızlıklarıyla 12 Mart ve 12 Eylülde bu ülkenin gençleri kanunsuz işkencelerden ve adaletsiz infazlardan geçirilirken hayırhah tavır alanlar aynı kanunsuz adaletsizlik kendilerine dönünce anlamaya başladılar. ‘‘Ülkenin en büyük değişimlerinden biri yaşanmaya başladı!‘‘ Kanunsuzluğa kendi yöntemiyle cevap verme. Sistem içi ayak oyunlarıyla derde deva arayışı ! Biri de kalkmış bunu ciddiye alıp falan  küçük partilere de milletvekili transferi istiyor. Sizin de gününüz gelecek! Bir gün mutlaka gelecek! Lakin şimdinin projesi değilsiniz. Dünyanın diğer ülkelerinde başarıya ulaştırdıkları SIRYZA benzeri ve bir çok ülkede ‘‘sistemin bekasının son noktalarının projeleri‘‘ olarak. Lakin bu gün beklemede kalarak. Fakat bir hatırlatma yapmadan geçmeyelim. ‘’İktidar bozar. Mutlak iktidar mutlaka bozar.’’

Bu cepheleşme demokratik gelişimler isteğiyle, dikta ve otoriter rejim yanlılarının saflaşmasına dönüşmektedir. Diktatörlük yanlıları kendi aralarında açık biçim ve sivil biçimi doğrultusunda birbirlerine girmiş şimdilik sivil biçimin kazandığı bir hesaplaşmayı yaşamışlardır. Sonuçta aynı projenin farklı biçimlerinin işçileri üretenleri susturma ve belirledikleri sömürü şartlarına muhalefet edemedikleri SÖMÜRÜ BARIŞI ORTAMINI yaratmaktır. Demokrasi mücadelesi safları diye gözüken tarafta da, demokrasi mücadelesini düzenin ve sistemin bekası doğrultusunda sübap göreviyle sistemin içerisinde tutma göreviyle, gününün ve sırasının gelmesini bekleyenlere karşı da mücadele etme zorunluluğu yaşanmaktadır...

Bunun gibi klasik burjuva demokrasisinin bugünün ilkelliği haline gelmiş kuralları laiklik gibi serbest rekabet gibi kuralları çerçevesinde oluşan yıpranma ve aşırı dejenerasyonun tamiri gerekmektedir. Uluslar arası tekeller otokrasiye ve faşizme yönelip sorunlarını çözebileceklerini bilerek zorlarken bir yandanda kaz gelecek yerin kaybı hesabınıda yapmaktadırlar. Bu toplumun nefes borularının açılması ve bu düzeyiyle biriken potansiyel enerjinin dışarı salınması patlamanın önüne geçilmesi hesabıdır! Bu doğrultuda çeşitli plan ve projeleri tezgahlamak onların sınıf bilinci ve seviyesi tecrübeleriyle paralel yürütülmektedir. Bu doğrultuda herkesin bir günü vardır ve gelecektir...

 Aynı şekilde sol da kendi arasında demokrasi anlayış ve mücadelelerine göre ve yukarıda bahsi geçen gelişmelere tavırları bağlamında ayrışma ve saflaşma yaşamaktadır. Demokrasi anlayışı temsili sistemle kurtarıcılık, güç, merkezi demokratiklikten kurtarıcısının sesine dönüşen reis, önder, lider ağırlıklı olanlar saflaşmaktadır. Sorun demokrasi olmasa mutlaka’’herkesle de, herşey de değişir’’. Lakin kendi örf adetlerini demokrasi sanan, burjuva demokrasisini savunmayı demokrasi mücadelesi sanan bu sınırları aşamayanlarla aynı demokrasiyi savunmadığımız açık. Demokrasi anlayışı temsili kurtarıcılık, güç, demokratik merkeziyetçilikten kurtarıcısının sesine dönüşen reis, önder, lider ağırlıklı olanlar da bile değişimler yaşanmaya başlanmıştır! Demokrasi savunuculuğu cumhuriyetin bekasıyla sınırlı ya da işçi sınıfı adına kendi kurtarıcı temsilci partisinin devleti ve cumhuriyeti ile sınırlı çözümsüzlüğün demokrasi mücadelesi vermesi de mümkün değildir. Senelerdir uygulamalı kratokrasiyi sosyalizm ve kurtuşunuz diye  sunan doğabilimsel zorunluluklarla bağları kopan onun çıkarı, bunun çıkarı derken kendi çıkarına dönüşen sistemlerin demokrasiyi geliştirmedikleri açıktır. AKP ile çıkarlar doğrultusunda yapılan işbirliği sınavları ve süregiden tekrarı kafalarda sorun olarak dururken, bu günün; kilit parti biz olacağız beklentisi yapılacak çıkar pazarlığı hesaplarının sonucu kurulan cümledir.  Kürt partisi olup, Türkiye partisi olmak lafda kaldığından, geriye söylenecek çok söz kalmamaktadır. Aynı dünya görüşünden güç ve kurtarıcılık anlayışına yönelik çıkarcılıkla temsili cumhuriyetçi olanların ve bu doğrultuda her yolu mübah sayanların AKP ile aralarına çizebilecekleri demokrasi anlayışı sınırlarıda belirsizleşmektedir. Aslında bir anlamda Türkiye’de burjuva demokrasisi özlemleri sınıfsal mücadelenin hep önüne geçmiştir. Onu gölgelemiş ve unutturmuştur. Bir karar verilmelidir. Devrim diye burjuva demokratik devrimi mi savunulmaktadır? Yoksa işçi sınıfı ve üretenlerin devrimi mi? Uzun zamandır ‘’sol’’ ya da eski dostluğa ve yoldaşlığa bakılmaksızın; burjuva demokrasisinin kendi çıkarına gelen yönlerini ve temsili sistemleri savunmakla, işçi sınıfının kendi yönetimi doğrudan demokrasisiyi hedefleyen devrim yolunda saflaşmakta ve kararını vermiş durumdadır... Bütün bu çelişkilerin bütünlüğünde’’sol’’ arasındaki çeşitliliklere ve farklara rağmen üç ana akım halinde saflaşma sürecindedir. Birincisi klasik kurtarıcılık anlayışıyla kratokrasi savunucuları. Kratokratlar. İkincisi emperyalizm çağında liberalizm keşifleriyle sistem içi çözüm ağırlıklı liberal sol. Liberaller. Üçüncüsü devrimci teorik- ideolojik ve mücadele birliğini yeniden, üretenlerin doğrudan yönetimi doğrultusunda oluşturmaya çabalayanlar...

YENİ SÖMÜRGECİLİK METODLARINDAKİ DEĞİŞİMLERLE DÜŞÜNCENİN META HALİNE GELİŞİNİN ÜST YAPI ANLAYIŞ VE KURUMLARINDA  ORTAYA ÇIKARDIĞI YABANCILAŞMA, TAHRİBAT VE YOZLAŞMAYA KARŞI VERİLECEK POLİTİK MÜCADELEDE YENİDEN YERLİ YERİNE OTURTULMALIDIR. BU BAĞLAMDA GÜNÜMÜZ VE GÖREVLERIMIZ DOĞRULTUSUNDA VERDİĞİMİZ MÜCADELENİN DOĞABİLİMSEL ADALET, ÜRETİM, PAYLAŞIM VE EŞİTLİK VB. DOĞRULTUSUNDA BU TAHRİBATI ORTADAN KALDIRMAYA YÖNELİK OLMASI DA GEREKMEKTEDİR. SİSTEM İÇİ ÇIKAR İLİŞKİLERİ DOĞRULTUSUNDA KURULAN İLİŞKİLERDEN ARINMIŞ BİR KADRO VE PARTİLEŞME SÜRECİ ÖNEMLİ GÖREVLERİMİZ ARASINDADIR.  YAŞAM BEKLENTİ DEĞİLDİR. ALIŞ, VERİŞ VE KAR ZARAR HESABI HİÇ DEĞİL ! SENİN ÜRETİMİN VE YENİDEN ÜRETİMİN İÇİN DOĞADAN ALDIKLARINA KATTIKLARINLA ÜRETTİKLERİNDİR. REAKTÖR GİBİ ÜRETİM VE KATKI DEMEKTİR. VE KAPİTALİZM VERİLENLERİ TÜKETMEK DEMEK OLDUĞUNDAN DOĞAYA AYKIRI VE YOK OLMAYA MAHKUMDUR.

DEMOKRASİ DOĞANIN ÜRETİM VE KATKILARIYLA OLUŞTURDUĞUNU VERİLENLERİ KENDİ ÜRETİM VE KATKILARINLA DOĞABİLİMSELE GELİŞTİRME MÜCADELESİ SERÜVENİDİR. DEMOKRASİ DOĞABİLİMSEL ZORUNLULUKLARIMIZIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YAŞAMAKTIR.

 Önümüzdeki dönem, nasıl bir demokrasi anlayışı ve mücadelesi ile belirlenecektir ve hiçbir kesim bu gelişimin dışında kalamayacaktır tespitimizin gelişimini yaşıyoruz. Ülkemizin kendi özgülüne göre burjuva demokrasisi mücadelesinin geldiği seviye ve demokrasi mücadelesinin düşünce genişliğine göre şekiller alan bir seyri izlenmektedir. Tüm kesimleri kapsayan bir saflaşma ve ayrışmalar yaşanmaktadır. Sistem içi mücadele ve bekası ağırlıklı kesimlerde boş lafların ötesinde kabaca diktatörlük yanlıları ve bunu yasalaştırmak isteyenlerle, burjuva demokrasisi yönünde toplumun nefes borularının hepsinin tıkanmasına karşı çıkanlar saflaşma durumundadır.     

 

Bu anlamda demokrasi mücadelesinin gelişimi yönünde ortaya çıkan mücadelenin özünü belirleyip değiştirmese de olumlu yönlere vurgu yapılmalı geliştirmeye çabalanmalıdır. Başlangıçtaki tespitimiz önümüzdeki dönem nasıl bir demokrasi mücadelesi belirleyecektir ve kimse bundan muaf olamayacaktırdan hareketle doğru gelişimler bilince taşınmalıdır. Örneğin kendi muhalefetini aday gösterebilen burjuva demokrasilerinde olağan bizde lüks kaçan tavır. HDP nin çıkarları doğrultusunda iktidarla olan yalpalamaları ve güven vermez tavırları ve de demokratik işlerlikten uzak güç önderlik ve çıkar üçgeninde yasal partiyi bile yukarıdan belirleme ve de demokratik -merkeziyetçiliğin yanlış yorumlarına rağmen aday olabilen Demirtaş örneği gibi geliştirilmesi ve desteklenmesi gereken yönlerdir. Muharem İnce ve CHP nin bunun gibi ÖDP nin Demirtaş serbest bırakılsın tavrı geliştirilmesi gereken tavır alışlardır.

Kötünün iyisini seçmek. Ya da gelişimin doğru yönüne ağırlık vermek. Bu da bir dünya görüşü farkı. Bugün subjektif şartlarımızın boykot yapıp belirleyici olabilecek düzeyde olmadığı koşullarda kötülerden birini seçmek değil gelişimin demokrasi mücadelesini geliştirebilecek doğrultusuna çaba sarfetmek geliştirmeye çabalamak zorunluluğumuz vardır. Bu mücadele bir tarafta tarihin çarkını geri döndürmeye çabalayan gerici diktatörlük ve faşizme karşı mücadele iken bir yandan da demokrasi bilinç ve mücadelesinin gelişimi yönünde çabaları içermektedir.Düşüncenin metalaşmasıyla ideolojik, teorik düşüncenin yozlaşması sonucu ortaya çıkan tahribat, tahrifatın ve yozlaşmanın giderilebilmesi için verilecek mücadele dönemin önemli görevlerinden birisi olacaktır. Sistem içi çıkar ilişkileri doğrultusunda kurulan ilişkilerden arınmış bir kadro ve partileşme süreci önemli görevlerimiz arasındadır. Düşüncenin metalaşması sonucu yaratılan bu yozlaşma  ve tahribatın ortadan kaldırmaya yönelik bir mücadele içerisinde olabilmeliyiz… Bu saflaşmada mutlaka eski yoldaşlığa bakılmaksızın herkes kendi dünya görüşünün çapı kadar tavırlar almakta ve  alacaktır. Bu tavrı partilerin durumu ortada, bir adayı desteklemek ya da desteklememek noktasından da öte demokrasi mücadelesinin geliştirilmesi olduğu açıktır. Aynı biçimiyle önüne gelen her seçimi boykot etmeyi siyasal tavır sanan bir aymazlığında kendi dünya görüşü ve siyasal sorumluluğu kendine münhasırdır. Tüm bunlara rağmen mücadele doğrudan demokrasi ve toplumun tıkanan nefes borularının  açılabilmesi ve temel olarak devrim mücadelesi yönünde ilerleyecektir… Seçim sürecinde de üretenlerin yönetimi doğrudan demokrasi doğrultusunda devrimciler görev başına…

 

TEK YOL DEVRİM.

ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde