Özgürlük

HAFTASONUNUN İCADI

 
 
BENJAMIN Y. FONG
 
Kapitalizmin ortaya çıkışı sadece çalışma hayatımızı düzene sokmadı. Boş zamanın anlamını da değiştirdi.

Marco Verch / Flickr
 
Her ne kadar "Dirilişi kutlama," ilk Hristiyanların Cumartesi yerine Pazar'ı dinlenme günü olarak kutlamaya başlamaları resmi neden olsa da, aynı zamanda kendilerini Yahudilerden ayırmaya da hevesliydiler ve dördüncü yüzyılda bu heves, kilise ve halka ait düzenlemeler içerisinde Pazar Şabat Günü'nün kanunlaştırılmasına dönüştü. 
 
1500 yıl sonra, Dini tatil günü hareketi, Hristiyanların Şabat günü olarak Cumartesi'ni yeniden tesis etmek amacıyla, ilk Hristiyanlar arasındaki pagan güneşe tapmanın etkisini kötüye kullanma ile birlikte, bu antisemitizme işaret etti. Geçici, politik kaygılar gerçek tatil gününe riayet etmeyi etkilememelidir, böylece tartışmaları devam etti.
 
Ondokuzuncu yüzyılda Cumartesi'nin yeniden kutsanmasının bir diğer sebebi, Pazar'ın değil ancak Pazartesi'nin "kanuna aykırılığı" ile ilgiliydi. Sanayi öncesi İngiltere'sinde, George Davis’in bir şiirine göre, "her sınıftan halk, o zamanlar, bu şen günün neşeli cümbüşüne itaat eder[di]". Sadece vasıflı işçiler değil aynı zamanda tüm işçi sınıfları, işten bir izin olarak, çokça yeni doğmakta olan girişimcilerin hüsranına, "Aziz Pazartesi"ni kutladılar. Pek çok işçinin Aziz Pazartesi'ni birahanelerde ve köpek ya da horoz dövüşlerinde geçirdiği doğru olsa da, bu aynı zamanda sosyalleşme ve rahatlama günüydü, halk bahçelerinin "kelimenin tam anlamıyla işçi sınıflarının iyi giyimli, mutlu ve usturuplu görüntüleriyle dolup taştığı" bir gündü. 
 
Pazartesi'nin bir tatil günü olarak sıklıkla kabul edildiği gerçeği, işçilerin bir takım belirli görevleri tamamlamak için toplandıkları, bu görevler tamamlanana kadar birkaç gün yoğun çalıştıkları ve daha sonra haftanın yarısında oyunda oldukları sanayi öncesinin alışılmış ritminin sonucuydu. E.P. Thompson'ın[ç.n.:meşhur Marksist tarihçi-sosyolog(bu arada, aslında Marxizm aynı zamanda gerçek-bilimsel sosyoloji de demek, burjuva sınıfının uydurduğu ise bir görüntü sosyolojisinden başka bir şey değildir ve amacı sosyolojinin gerçek özünün üzerini örtmektir ve nihayetinde işçi sınıfı mücadelesinin unutturmak; uzun bir mesele olduğu için kısaca belirtmekle yetiniyoruz); en başta gelenlerinden biri]  betimlemesinde, "iş modeli, insanların kendi çalışma hayatlarını kontrol ettiği her yerde, yoğun emeğin ve aylaklığın dönüşümlü nöbetlerinden biriydi," diye yer alır. İşin düzenli olarak belirlenmiş bir zaman diliminde yapılması gerektiği, "boş vakte" bayağı sınır çeken bir zaman düşüncesi insanlara hala oldukça yabancıydı. 1806'da, Avam Kamarası tarafından İngiltere'deki yünlü üretimin durumunu değerlendirmek için görevlendirilen bir komite, "insanların düzenli çalışma saatlerine ya da düzenli alışkanlıklara karşı had safhadaki hoşnutsuzluğunu" ortaya koydu. Çalışma bir dizi görevlerdi ve ne vakit bu görevler yerine getirildi ardından oyun başladı.
 
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde efendiler, "adamlarını Pazartesileri çalıştırmanın büyük güçlüğü"nde ve onların davranışlarını değiştirmek için parasal teşviklerin etkisizliğinde sayısız hayal kırıklığını dile getirdiler. Bir raporda, "yoksulluk onları harekete geçirmeden bir adım dahi atmayacaklar," diye şikayette bulunuldu. Bu sorun buhar gücünün doğuşuyla birlikte giderek daha akut hale geldi. Üretim araçlarına yatırıma mecbur kalan kapitalistler bir günde mümkün olduğu kadar çok saat için makinelerinde insan kollarına ihtiyaç duydular; yoluna taş koyan Aziz Pazartesi tarafından engellenen bir ihtiyaç.
 
Daha dolambaçsız taktiklere ilaveten -Pazartesi işte olmayanları Salı günü işten atma ile tehdit- iki gelişme on dokuzuncu yüzyılın ortalarında Aziz Pazartesi kurumunu zayıflattı. İlki, Viktorya döneminin ahlaki şiddetiydi.  İlk alkol karşıtı hareketler on dokuzuncu yüzyılın başlarında ortaya çıktığında, özellikle işçi sınıfının sözde dejenere alışkanlıklarını gidermeye yönelmiş olmaları tesadüf değildi. Buhar makinesinin ritmi Aziz Pazartesi'nin aşınımını gerektiriyordu ve alkol karşıtı hareket, barbarca neşeyi yeniden biçime sokmanın işaretini verdi. (Kuşkusuz, damıtma teknikleri ve on sekizinci yüzyılda damıtma tekniklerindeki gelişmeler ve damıtılmış likör tüketiminin ortaya çıkmasıyla damıtılmış likör tüketiminin büyümesinin sonuçları -yabancılaşmanın ilk ve en keskin ölçüsü- Aziz Pazartesi'nde sarhoşluğun yeni boyutlara ulaşması anlamına geliyordu.)
 
İkincisi, cumartesi “yarım gün tatil” hareketi oldu. Her zaman patırtılı şekilde kendi kendilerini alkışlarla ilan eden işverenler, işçilerini birkaç saat erken Cumartesi öğleden sonraları işe almaya başladılar, böylece “işçi sınıflarını daha istikrarlı hale getirmek için…” ve onlara yasal eğlence imkanı sağlamak için ”. Basın bunun üzerine atladı ve işverenlerin ihsanı için minnettar olduklarına ilişkin hikayeler yayınladı. Kısa süre sonra özellikle düzenlenen konserler ve futbol gibi "akılcı eğlenceler" olan etkinlikler, 1867 Fabrika Yasası ile kadınlar için mecburi hale getirilen ve daha sonra 1871-72 Dokuz Saat Hareketi tarafından her şeye karşın kazanılan bu tasdik edilmiş tatiller için tasarlandı. Cumartesi yarım gün tatilinin norm haline gelmesiyle birlikte, Aziz Pazartesi giderek daha fazla bohem hayatı ve sarhoşluk ile ilişkilendirildi. Tarihçi Douglas Reid'e göre, "Cumartesi yarım gün tatili, uskumru yakalamak için çaça balığı olarak kullanıldı; Pazartesi'nin on ya da onbir saatlik emeğine karşılık Cumartesi günü üç saatlik(genelde) bir azaltma."
 
Fakat Aziz Pazartesi'nin ortadan kaldırılması haftalık çalışma süresinin yedi sekiz saat uzatılmasından çok daha fazlasıydı: daha önce de belirtildiği gibi, işçilerin Pazartesi günleri devamlı olarak boy göstermelerini sağlamak, görev yönelimli çalışmanın zamanlanmış emeğe dönüşümünün bir parçasıydı. Thompson'ın “Zaman, İş-Disiplin ve Endüstriyel Kapitalizm” başlıklı klasik makalesinde de belirttiği gibi, bu dönüşüm çalışma hayatının kavram karmaşasına giderek yol açmıştır. Birinin yerine getirmek için bir görevi olduğunda, ne kadar sıradan olsa da, emek belirli bir anlaşılabilirliğe dayanır: Bir başlangıcı ve bir sonu vardır (görev tamamlanır) ve birinin çalışmasının meyvesi pazarlanabilir bir nesnedir. Thompson’ın sözleriyle “köylü ya da emekçi, gözlemlenen bir gereksinim üzerine iştirak eder görünür". 
 
Zamanlanmış emekte ise öyle değildir: biri, ona iştirak edenler için daha büyük anlaşılmaz bir sürecin sadece parçaları olan herhangi bir nihai üründen sökülmüş görünen görevlerin orta yerinde güne başlar ve günü bitirir. Bu nedenle Aziz Pazartesi'nin ortadan kaldırılması, yalnızca işin niceliksel genişlemesiyle değil, aynı zamanda anlamsızlığa doğru olan niteliksel kaymasıyla da çakıştı - Marks'ın "emeğin ürünü"ne ve "üretilen faaliyet"e yabancılaşması dediği şey.
 
Bu arada on dokuzuncu yüzyılın okulları, -Owen'in onları tanımladığı gibi, "ahlaki dünyanın buhar makineleri"- bir "zaman-tasarruf" etiği olarak bu yerleşimi yabancılaştırma için yeniden tasarlamakla görevlendirildi. Bir noktada kapitalist toplumdaki tüm öğrenciler, eğitimin, anlamsız faaliyetleri hoş görmeyi öğrenme ve yabancılaşmiş bir emeğin yaşamı için bir koşullanma şekli olarak katı bir program üzerine bağlamından arındırılmış bir içselleştirme ile ilgili olduğunu anlarlar. Ancak, okulların kapitalist ideolojiye karşı kültürel uyum alanları haline dönüşmesi yalnızca on dokuzuncu yüzyıldaydı.
 
Erken yaşta müdahaleye ihtiyaç duyulmasının yanı sıra, Aziz Pazartesi'nin ortadan kaldırılması da “boş zaman” olarak nitelendirilen şeyde büyük bir değişiklik gerektirdi. Ondokuzuncu yüzyılın başlarında, John Foster gibi orta sınıf reformcular, mevcut eğlence kalıplarına öfkelenmişti:
 
"Hangi anlamda . . . bu değerli zaman akli kültürü olmayanlar tarafından tüketiliyor?... Sık sık onları bu zaman dilimlerini sadece kolay bir şekilde mahvederken göreceğiz. Bir saat ya da saatlerce birlikte olacaklar ... bankta oturacaklar ya da göl kıyısında veya tepelerde uzanacaklar ... işsizliğe ve uyuşukluğa teslim olacaklar ... ya da yol kenarında gruplar halinde toplanacaklar..."
 
İşçi sınıfı tarafından meydan okunmanın acısını defetmek için, yapılandırılmış faaliyetler (yukarıda bahsedilen “rasyonel eğlenceler”), ondan yoksun olanlara bir amaç ve "kültür" vermek için teşhir edilmiştir. Dahası, boş zamanın oldukça iyi sınırlandırılmış biçimlerinin, "iş" ve "hayat"ı daha etkili bir tanıma dönüştürecek şekilde, nihayetinde bizlere üç dakikalık pop şarkısı ve yirmi dakikalık televizyon şovlarını getirecek olan bir kültürel gidişata doğru geliştirilmesi elzem idi. 1870'lerde, "Cumartesi geceleri tiyatrolarda 'üst balkon tanrılarının" toplandığını ve zeminin Futbol Federasyonunun büyümesi için hazırlandığını söylemek gereksizdir."
 
Thompson'un öne sürdüğü gibi, post-kapitalist bir dünyada "boş zamanın tüm bu ilave zamanlarını nasıl tüketeceğimizi" kendimize sormak yanlış olacaktır, çünkü soru, Cumartesi yarım gün tatili savunucuları tarafından işlenen sosyalizme düşman bir boş zaman tanımını var sayar. Asıl soru ve şu anki öznelliklerimizin kökleriyle ters düşen daha çok: "Yaşamak için bu güdümsüz zamana sahip olan insanların deneyim kapasiteleri ne olacaktır?"
 
Reid, "Aziz Pazartesi'nin ortadan kaldırılmasının işçi sınıfı yaşamının fiili ve olası kalitesine gerçek zarar verdi"ği sonucuna ulaşır. Yarım günün, endüstriyel kapitalizmin kaybolan iş ve boş zaman arasında düzenli bir denge düşüncesinin kurallarına boyun eğmede bir bütün gün karşılığında verildi. Fakat Aziz Pazartesi'nin anısı, işin daha anlamlı olduğu, işin ritimleri üzerinde daha çok kontrolümüzün olduğu ve “zamanın belirsiz geçişinin” henüz yapılandırılmış faaliyet içine sokulmadığı geçmişin bir yaşam biçimine ağıttan çok daha fazlasıdır. Ayrıca bir kez daha ne kazanılacağının bir hatırlatıcısıdır.
 
Sosyalist bir topluma geçişle birlikte, çalışma sadece bilinç kontrolünün değil aynı zamanda temel anlaşılabilirliğin de alanına yeniden girecektir; günümüzde kitlesel hapis trajedisinden sorumlu olan alkol ve uyuşturucu kullanımının acımasız kötülüğünün ardındaki güç toplumsal kaynağında kurutulacaktır; okullar, kapitalist koşullanmanın talepleri tarafından imkansız hale getirilen pedagojinin gerçekte ne anlama geldiğini bulmakta özgür olacaklardır. Ve herkesin bir kez daha “günlerinin boşluklarını daha zenginleştirilmiş, daha sakin, kişisel ve sosyal ilişkiler ile nasıl dolduracaklarına ilişkin endüstri devriminde kaybettiği bazı yaşam sanatlarını yeniden öğrenmesi için zaman ve mekanı olacaktır."
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
(ÖZGÜRLÜK)

FACEBOOK SAYFAMIZ