Özgürlük

SOLDAN GELEN NEOLİBERALİZM

 
 
STEPHANIE L. MUDGE
İLE BİR RÖPORTAJ
 
(Ç.N.: Gelenekler iyi midir, kötü müdür? Hele ki yüzlerce yıllık despotik geleneklerin kök saldığı ve davranış ve tutumları manipüle ettiği bu topraklarda var olan geleneklerin üzerine yenileri eklendiği ve tüm bunların politik bir kimlik kazandığı ve de politik olanla çakıştığı sürece gelişimin aksi yönünde işlev gördüğü ve toplumsal bozulmaya katkı sağladığı düşünülürse verilecek cevap çok kolay olur. Peki tüm bu gelenekleştirme ve topluma bu gelenekleri yerleştirme işlemini yapanlar, yani bir anlamda "Çalıyor ama çalışıyor," "Kendisi iyi ama çevresi kötü" zihniyetinin yerleşmesine, toplumsal başkaldırı ve isyanın dizginlenmesi ve körelmesine kasıtlı ya da kasıtsız yardım edenler kimler? Bize bu bozulmuşluğu, bu bayağılığı, bu gericiliği, bu dizileri, bu romanları, bu filmleri, neoliberalizmi, post modernizmi, aklınıza gelebilecek her türlü yabancılaşmayı dayatanlar kimler? "Cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarını döşeyenler" kimler? Yalnızca burjuva sınıfı mı? Sağcı muhafazakar partiler mi? Peki ya, Erdoğanların, Trumpların, Putinlerin yaratılmasına yol verenler? Tarihte ayaklarına kadar gelen onlarca fırsatı heba edenler? Neoliberalizme, post modernizme yeşil ışık yakan, göz kırpan ve ses etmeyenler? Evet, ''Sol'' Partiler.....)
 
1970'lerde ve 80'lerde sol partiler ekonomik değişimleri ayarlamak için yüzlerini piyasalara çevirdiler ve kamuoyu yarattılar. Sonuç felaket oldu.
 
Alman Sosyal Demokrat Partisinin iki lideri Siegmar Gabriel ve o zamanki Başbakanı Gerhard Schroeder, 9 Temmuz 2005'te Almanya'nın Hannover kentinde düzenlenen bir parti toplantısında konuştu. Carsten Koall / Getty
 
1970'lerin sonlarından beri tüm dünyada siyasi partiler, serbest piyasa, özelleştirme ve finansallaşma politikalarını benimsediler. Özgürlük vaat ederken, bu siyasal proje - tipik olarak neoliberalizm olarak adlandırılır - özellikle gelişmiş kapitalist dünyada, rekor seviyelerde bir ekonomik eşitsizliği ve kayda değer demokratik bir çöküşü beraberinde getirmiştir. 
 
Akademisyenler genellikle bu değişimi, Ronald Reagan ve Margaret Thatcher gibi figürlerle kişileştirerek, Yeni Sağ'ın zaferine işaret ederek açıklarlar. Fakat sosyolog Stephanie Mudge'nin yeni kitabı farklı bir hikaye anlatıyor.
 
Solculuğun Yeniden İcadı: Sosyalizm'den Neoliberalizm'e Batılı Partiler kitabında Mudge, geçtiğimiz yüzyılda ileri kapitalist ülkelerdeki sol partileri mercek altına alır ve bu partilerle uyumlu hale getirilen uzman kişilerin partileri piyasalar ve kamuoyu yaratma doğrultusunda nasıl zorladıklarını gösterir. Süreç içerisinde, sol partilerin kendi işçi sınıfı destek gruplarının çıkarlarını temsil etme becerisi aşındı ve sıradan insanlar iktidar koridorlarının dışında bırakıldılar. 
 
Politik örgütçü ve sosyalist eylemci Chase Burghgrave geçenlerde Mudge'la yeni kitabını, demokratik toplumlardaki uzmanların rolünü ve daha canlı, eşitlikçi bir politikanın mümkün olup olmadığını konuştu.
 
Kitabınızın başlangıcında, solculuğun aslında, ilk önce sosyalizmden Keynesçiliğe ve daha sonra Keynesçilikten neoliberalizme iki yeniden şekil verme yaşadığını belirtiyorsunuz. Solculuk içerisinde bu her iki yeniden yapılandırmayı analiz etmenin niçin önemli olduğunu düşünüyorsunuz?
 
Kısa cevap, ikinci yeniden yapılandırmanın birincisi olmadan gerçekleşemeyeceği idi.
 
Uzun cevap ise, sosyalizmin, Keynesçiliğin (ya da adlandırıldığı şekilde "ekonomistçi solculuk") ve neoliberalizmin sadece boşlukta yüzen siyası ideolojiler olmadığıdır; belirli kurumsal düzenlemelerden ortaya çıktılar.
 
Ekonomistçi solculuk, akademik ekonomi uzmanlık alanları ve partiler arasındaki güçlü ve tarihsel açıdan yeni bir ilişkiye dayanıyordu.
 
Şu anda, ne ekonomistçi ne de neoliberal solculuğun ekonomistlerin söyledikleri şeyleri basitçe papağan gibi tekrar eden sol parti ve politikacılar olarak anlaşılması gerektiğini ilave ediyorum. Fakat sol partiler ekonomiye bel bağlar hale geldikçe, ekonomistlerin her şeyi tamamen yeni bir şekilde nasıl gördükleri önemliydi.
 
Kitabınızda Sol'un dört siyasi partisini karşılaştırdınız: İngiliz İşçi Partisi, Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD), İsveç Sosyal Demokrat Partisi (SAP) ve ABD Demokrat Partisi. Neden bu dört parti aracılığıyla sol görüşün yörüngesini incelemenin önemli olduğunu düşündünüz? Ve Demokrat Parti asla sosyalist bir parti olmadığına göre, neden sosyalizmin neoliberalizme dönüşmesinin bir analizinde Demokrat Parti'nin üzerinde çalışılması gerektiğini düşünüyorsunuz?
 
Kitaba dahil ettiğim partiler için oldukça özel tarihsel nedenlerim vardı. Yeni başlayanlar için, sadece yirminci yüzyıl boyunca az çok sürekli olarak örgütlenmiş olan partilerle uğraşmak istedim (bu, Nazi Almanya'sında yasaklanan Alman SPD'si için biraz karışık bir durumdur, ancak gerçekte o zamanlar parti sürgünde hayatta kaldı).
 
Ayrıca, zaman aralığında değişse de uluslararası olarak özellikle etkili olan partileri dahil ettiğimden emin olmak istedim. 1875'te temelleri atılan Alman SPD sosyalist solun ilk ve apaçık en güçlü partisiydi, bu yüzden sosyalist dönemi daha iyi anlamak için dahil edilmeliydi. İsveçli SAP, daha sonra savaşta ve İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Batı'da en başarılı sosyal demokrat parti oldu ve bu nedenle uluslararası çapta çok etkili oldu. Bu arada, İngiliz İşçi Partisi, II. Dünya Savaşı'ndan sonra iktidara geldiğinde ve 1990'larda “üçüncü yol” siyasetinin uluslararasılaşmasının bir itici gücü iken çok önemli hale geldi. 
 
Demokrat Parti, çok farklı tarihi nedeniyle çok daha zorlayıcıdır. Her zaman belli bir anlamda kitlesel bir parti olmuştur, ancak sosyalist ya da ideolojik değildir. Onu dahil ettim, çünkü Demokrat Parti'nin önde gelen liberal ya da Yeni Düzen fraksiyonu, 1937'deki durgunluk döneminde Keynesçiliği benimserken, sosyal demokrat ve işçi partileriyle karşılaştırılabilir oldu. Ve son olarak, en azından 1990'larda Demokrat Parti, Avrupa'ya ve başka yerlere “üçüncü yol” politikasının önemli bir ihracatçısıydı. Bu yüzden hikayenin bir parçası olması gerekiyordu.
 
Solculuğun yeniden icatlarına dair analizinizin merkezinde, siyasi partiler ve “parti uzmanları” dediğiniz insanlar var. Niçin, parti uzmanları, son yüzyılda Batı solculuğunun yörüngesini açıklamak için neden önemlidir?
 
Birincisi, tanım düzenli olmalıdır: Çok ayrıntılı, parti uzmanlarını, kendilerini stratejistler, konuşma metni yazarları ve analistler, yani, zamanlarını şeylerin nasıl olacağı ve parti ve hükümetlerin bu konuda ne yapacakları hakkında tartışmalar üreten insanlar olarak değerli görenler olarak düşünüyorum. Odak noktası, resmi eğitim, kimlik bilgileri, pozisyonlar veya başlıklar ne olursa olsun insanların ne yaptıklarına veya oynadıkları role bağlıdır. Böylece bir parti uzmanı bir danışman, gazeteci, ekonomist ya da politikacı ya da başka bir şey olabilir.
 
Parti uzmanlarının önemli olmasının nedeni, demokratik politikada sunulan imkanların ne olacağını, yani politik olanın ne olacağını ya da oy vermek için neyin mümkün olacağını şekillendirmeleridir. Yani, parti uzmanlarının işleri nasıl gördükleri çok şey ifade eder.
 
Kitapta, parti uzmanlarının sol politikada çok özel bir şekilde çok şey ifade ettikleri savını getiriyorum. Tarihsel olarak konuşmak gerekirse, sol partiler çok özel bir rol oynarlar çünkü yoksul, güçsüz ve haklarından mahrum bırakılmış grupların, yani politik katılımı kolaylaştıran zaman, para, bağlantılar ve diğer kaynaklardan yoksun grupların en iyi temsilcileri olduklarını iddia ederler. Bu yüzden sol parti uzmanları demokratik siyasette en az güçlü olanın çıkarlarını ifade ediyorlar. Bu çok önemli bir sorumluluktur.
 
Kitabınızı okurken ilk sol partilerin çoğu parti uzmanlarının sosyalist dernek, klüp, sol gazete ve dergilerden geldiğine rastladığımda şaşırdım. Bu evveliyat ilk parti uzmanları için ne kadar önemliydi?
 
Evet, günümüz bakış açısıyla şaşırtıcıdır. Günümüzde politika kesinlikle, danışman, stratejist, düşünce kuruluşu uzmanı ve basında durmadan konuşan gevezeler, yani profesyonellere doymuştur.  Ama her zaman böyle değildi. 1800'lerin sonlarında ve 1900'lerin başında gazetecilerin ve gazeteci yazarların, özellikle de Sol'da, en önemli parti uzmanları oldukları çok açıktır. Kitabımda bu figürleri “parti teorisyenleri” olarak adlandırıyorum çünkü bunlar çoğunlukla parti destekli dergiler ve gazeteler için yazdılar ve onları yönettiler ve bu yüzden de politik partilere yaşamak için bağımlıydılar.
 
Parti kuramcıları birkaç nedenden dolayı önemliydi. Öncelikle, en önemli erken dönem sosyalist ve Marksist entelektüellerin çoğunu tanımlayan sosyalist teorinin üretiminde gazetecilerin muazzam öneminin farkına varmak için geriye doğru gidersek, çok yararlı bir analitik başlangıç noktasına sahip oluruz. Kökenlerini (nasıl parti uzmanı olduklarını) ve onlara ne olduklarını izleyebiliriz: niçin inişe geçtiler; öyle ki, böyle bir figüre aniden rastgeldiğimizde artık şaşırıyoruz?  Ve elbette, parti kuramcılarının, parti-bağımlı gazetecilerin bir şeyleri nasıl gördükleri konusunda önemli olup olmadıklarını sorabiliriz.
 
Ayrıca önemliydiler çünkü gazeteciler politik tarihin seyrini değiştirdiler. Özel olarak Marksizmin ya da genel olarak sosyalist teorinin onlar olmadan kalıcı bir uluslararası tartışmanın temeli olabileceği net değildir. Marks'ın kendisi akademik olarak eğitildi, ancak çalışmalarının çoğu gazeteci olarak yapıldı. Bazıları, 1800'lerin ortalarından sonuna kadar bir gazeteci olarak hayatını karakterize eden yoldaşlık, işbirliği, çapraz eleştiri ve politik katılımın doğrudan sosyalist ve Marksist hayali haber verdiğini savunur. Dolayısıyla, sosyalist kuramın modern tarihin en önemli düşünce çizgileri arasında yer aldığına katılıyorsak, o zaman parti ile ilişkili ve partiye bağlı gazetecilerin tarihin en önemli entelektüel figürleri olduğu konusunda da hemfikir olmalıyız.
 
Günümüzde politikayla ilgili olan parti teorisyenliğinin neden önemli olduğuna ilişkin bir neden daha var. Gerçek şu ki, bize artık şaşırtıcı gelen gazetecilerin geçmişteki etkisi, "uzmanlar" ve "uzmanlıklar" algılarının hem tarihsel olarak değişken hem de politik olarak belirlenmiş olduğunu gösterir. Bunda alınacak bir ders vardır: modern siyasi partiler, insanların ne tür bir kimliğe, eğitime, becerilere ve mesleki konumlara sahip olduklarına bakmaksızın uzmanları kutsamak (bir bakıma, atamak) için özel bir kapasiteye sahiptirler. Belirli beceri türlerini, bilgi biçimlerini ve iletişim biçimlerini değerlendirebilirler; ayrıca, elbette, dışlayabilir veya marjinalleştirebilirler.
 
Sol partiler bu kapasiteyi daha ciddiye almalıdır. Günümüz politik tartışmalarında öne çıkan çok fazla karar alıcı, stratejist ve geveze ve de süslü kimlikleri olmayan ancak toplumlarındaki acıların ilk ağızdan bilgisine sahip olmayan çok fazla insan var. Belki de sol partiler uzman atamak için kapasitelerini daha ciddiye alırlarsa, daha kapsayıcı ve temsili politikalar geliştirebilirler.
 
Sol siyasi partiler ve ekonomi disiplin şekli arasındaki bu ilişki nasıl şekillendi ve etkileri nelerdi?
 
Kitapta, Büyük Buhran ve savaş dönemi boyunca revaçta olan ekonomi uzmanlık alanları ve sol partiler arasında yeni bir “karşılıklı bağımlılık” olduğunu öne sürüyorum. Bunun olmasının birkaç nedeni vardı.
 
Bunlardan biri, herkesin büyük ekonomik problemler olduğu konusunda hemfikir olduğu, ancak ekonomik gerçeklerin uyuşmazlık meselesi olduğu idi (bu sürenin geniş çapta mevcut olduğu, standartlaştırılmış ekonomik istatistikler olduğu unutulmamalıdır). Öyleyse, örneğin işsizliğin ölçek ve nedenlerini belirleyebilecek insanlar için büyük bir siyasi talep vardı.
 
Bir başka neden iktisatta yer aldı: (o zamanlar çok küçük ve hala yapım aşamasında olan) ekonomi uzmanlık alanları, yoksulluk, işçi-işveren ilişkileri, gelir dağılımı ve işsizlik sorunlarıyla ilgilenen çok sayıda yeni öğrenciyi kendine çekti, fakat bu öğrenciler çoğunlukla ekonomi professörlerinin bu sorunlardan bahsetmediklerini (bahsedemediklerini) keşfettiler. Bu, bir tür nesiller arası isyanı başlattı ve yeni tür iktisatçılar doğdu (şu anda da böyle şeyler oluyor). 
 
Üçüncüsü, Batı Avrupa'da sol partiler, liderliğin üniversite eğitimli daha genç bir neslini işe almaya yeterince yatırım yapacak kadar kökleştiler. Demokrat Parti'de bu tür bir üye yapma FDR'nin kampanyasıyla başladı (yapım aşamasındaki "danışmanlar grubu"). 
 
Dolayısıyla, velhasıl, 1920 ve 1930'larda, sol partiler üniversitler ve ekonomi uzmanlık alanları ile sıkı bağlar oluşturduğu sırada, sol siyasi kaygılara seslenen teknik olarak uzman yeni bir ekonomistler nesli yapım aşamasındaydı.
 
Etkiler bence muazzamdı. Bir anlamda, karşılıklı bağımlılık “Keynesçilik” ana akımını yarattı - yani, Keynesyen ekonominin ortodoksluğa dönüşmesine yardımcı oldu. Karşılıklı bağımlılık sol partilerin koalisyon kurma, seçimleri kazanma ve savaş sonrası ekonomileri yönetme yeteneklerini de destekledi. Son olarak, karşılıklı bağımlılık, sol politikaları etkilemek için bir tür arka kapı yarattı - partilerden ziyade ekonomi uzmanlık alanları aracılığıyla.
 
Sosyalist parti teorisyenlerinin yerini alan parti uzmanları, “Keynesyen etik” olarak adlandırdığınız şeyi yaptılar. “Keynesyen etik” nedir ve nereden geldi?
 
1960'lı yıllarda “iktisatçı teorisyenler” olarak adlandırdığım kişilere atıfta bulunan “Keynesyen etik”, ekonomistler, politikalar ve bu ikisi arasındaki ilişkileri ifade ediyor. Keynesci ahlakın ayırt edici özelliği, ekonomistin işinin stratejik olarak yararlı analiz ve tavsiyeyi, yani, sol partilere koalisyonlardan ayrılmama, örgütlü emeğin talepleri ile ilgilenme, yeniden dağıtımcı ve refahçı politikaları destekleme ve geniş halk kitlelerini cezbetmede yardımcı olan tavsiyeyi sağlamak olduğu varsayımı idi. Başka bir deyişle, “iyi” ekonomik tavsiye de politik olarak yararlıydı.
 
Buradaki sosyolojik argüman Keynesyen ahlakın iktisatçı teorisyenlerin duruşuyla bağlantılı olduğudur: bir ayakları sol partilerde ve diğeri ise ekonomi uzmanlık alanlarında idi. Diğer bir deyişle, Keynesci etik, ekonomistlerin önde gelen ekonomistler ve aynı zamanda politik stratejistler, danışmanlar ya da hükümetçe atananlar olmalarının gerçek deneyimlerini ifade etti. Bu deneyimi yaşayan insanlar için Keynesyen ahlak sağduyuluydu.
 
Keynesyen iktisatçı teorisyenler, 1970'lerde bir disiplin olarak Keynesyen iktisatın krize girmesiyle sol siyasi partiler içinde yerlerinden edildiler. Bu neden oldu ve onların yerini ne tür parti uzmanları aldı?
 
Standart cevap, 1960'larda ve 1970'lerde hem işsizliğin hem de enflasyonun artan oranlarının “stagflasyon"unun Keynesçilik'i öldürmesiydi, çünkü, özellikle de Milton Friedman’ın monetarist(parasalcı) savlarını doğruladı. Bu yüzden stagflasyon Keynesçiliğin kusurlu bir bilim olduğu ve Keynesyen iktisatçıların kusurlu bilim insanları olduğunun kanıtıydı. 
 
Fakat gerçek tarih çok daha karmaşıktır. Ekonomik olaylar gerçektir - eğer gaz fiyatları aniden gerçekten yükselirse, bu herkes için oldukça açıktır - ancak bu olayların ne anlama geldiğini yorumlamak bambaşka bir şeydir. İnsanlar yorum yaparlar ve insanların her zaman yatırımları vardır. Kitapta Keynesçiliği öldüren stagflasyon anlatısı, bazen politik, bazen mesleki ve bazen de her ikisine yatırım yapan insanlar tarafından üretildiğini belirtiyorum.
 
Stagflasyon eleştirisi sadece bilimsel değil politikti. Ve ekonomistler arasında, Keynesyen iktisatın 1970'lerde öldüğünü ilan edenler, akademisyenler, finans ekonomistleri, uluslararası ekonomistler ve bazen muhafazakar veya merkez sağ-parti-yanlısı iktisatçılardı - başka bir deyişle, sol partiyle ilişkili ekonomi teorisyenleri değillerdi. Bu yüzden Keynesçiliği öldüren stagflasyon anlatısının ayrıca profesyonel bir tarafı da vardı, yani çok fazla politik olarak bu yüzden de yeterince bilimsel olmadan dahil olan ekonomistlerin bir bakıma "fildişi kulesi" eleştirisiydi. Ve Keynesçiliği öldürerek ekonomi uzmanlık alanını temelden değiştiren bu eleştiri açıkçası kazandı.
 
Peki, sonrasında ne geldi - sol partiler kime çark ettiler? Dünyayı ve politikadaki rollerini çok farklı bir şekilde gören yeni tür ekonomistlere doğru yüz çevirdiler. Kitabımda, bu yeni tür ekonomistlere “Ulusötesi, Finansa Yönelik Ekonomistler” anlamına gelen “TFE” adını veriyorum. TFE'lerin “neoliberal” olmadıklarını, “neoliberal etik” olarak adlandırabileceğimiz şeylere sahip olduklarını ileri sürüyorum: Sorumluluklarını, genişleyen ve sürdürebilen piyasalar (bazen de özellikle mali piyasalar için kural olan bir terim) açısından gördüler, hatta bu, sol destek gruplarının ve dolayısıyla sol partilerin çıkarlarının doğrudan aleyhine işlese bile. 
 
Neoliberalizmin büyümesinin, Sağ'ın politik zaferinden ziyade sol partilerin neoliberalizmi kabullenişleri ile daha iyi açıklandığını mı düşünüyorsunuz?
 
Evet. Sağ partiler hiç bir zaman güçsüzlerin temsilcileri ya da piyasa güçlerinden halkı koruyan politikaların savunucuları gibi davranmadılar. Sağ'ın 1980'lerde serbest piyasaları kucaklaması önemliydi, ama şaşırtıcı değildi. Ve bunun gerçekten halkçı bir hareket olduğu su götürür; seçim ve seçmenlerle ilgili konuşacak olursak, bu politik yabancılaşmanın büyüdüğü ve katılım oranının geniş kapsamlı düştüğü bir dönemdi. Bu bağlamda, sol partiler, piyasa mantığına eleştirel olarak katılabilecek tek politik güçtü. Fakat 1990'larda bunun tersini yaptılar.
 
Bunun seçimlerle ilgili ve kültürel sonuçları olduğunu düşünüyorum. Seçimlerle ilgili olarak, küreselleşmenin "kaybedenleri," yani tüm topluluklar dahil olmak üzere tüm halk- onlar adına konuşan bir parti olmaksızın sürüklendiler. Kültürel olarak, neoliberal düzenin eleştirisi marjinalleştirildi ve başından beri olması gerektiği yerde, ana akım siyasi söylemin bir parçası olmaktan ziyade "radikal" solun bir uzmanlık alanı olarak ayrıldı.
 
 
Ulusöteliştirlmiş, finans odaklı ekonomistlerin(TFE) ve sol parti politik stratejistlerinin ve politika yapıcıların büyümesinin aslında ilgili olduğunu yazıyorsunuz? Bu neden?

TFE'ler, piyasaların "çok iyi" güçler olduğunu onlara kanıksatan sol parti danışmanlarıydı. Piyasaları nasıl mutlu edebilecekleri konusunda uzmanlaştılar ve piyasa güdümlü büyümenin herkes için iyi olduğunu düşündüler. Ama bütün bunlar yarı gerçeklere dayanıyordu. Birincisi: piyasalar, özellikle de finansal olanları, eğer insanlar onları inşa ederlerse, onları kamu ve hükümet denetiminden izole derlerse ve başarısız olduklarında onları arkalarlarsa "çok iyi" güçler haline gelir. 1990'ların sonlarında ve 2000'lerin başında hükümetteki sol partiler, TFE'lerin girdisiyle, tam olarak bunu yaptılar. İkincisi: Piyasalar için iyi olan şey, aileler, toplumlar, gençler, yaşlı insanlar, ücretliler veya ayrımcılık kurbanları için iyi değildir. Bu özellikle “piyasalar” ile finansal piyasaları kastediyorsak doğrudur. Yakın tarih, bunun kanıtlarıyla yeterince doludur.

Peki, sol partiler artık destekçilerinin ekonomik kaygılarına cevap veremiyor ancak yine de seçim kazanmak istiyorlarsa ne yaparlar? Çark ederler: yani, öz yerine pazarlama ile cezbetmeye çalışırlar. Bu, kitapta yer alan işlevsel bir argümandır: TFE'ler seçmenler yerine piyasaları temsil ettiler ve yeni bir stratejik uzmanlık alanı yarattılar. Fakat bu yeterli değildi ve sol siyasi koalisyonlar parçalara ayrılıp dağıldılar.

TFE'lerin ve stratejistlerin, sol partilerdeki bu yeni nesil parti uzmanlarının seçim sonuçlarına yansıması neydi?

Kısacası: felaket. Sol politika, gerçek halk adına konuşmalıdır, kurgusal, ideal bir "ana akım" ya da "ortalama" seçmen adına değil. Sol partilerin piyasalara ve stratejilere yüzünü dönmesi anlamlı bir temsiliyetin başarısızlığının belirtisidir. Seçmenler pazarlama ve öz arasındaki farkı biliyorlar: er ya da geç insanlar oyunun ne olduğunu görürler ve inançlarını kaybederler. Sanırım yakın tarih bu konuda da yeterince kanıtla dolu.

Kitabınızın sonuç bölümünde, Batılı sol partilerin ihtiyacı olan şeyin sessiz seslere ses verebilecek ve Sol'un partileri ve onların temsil etmeleri gerekenler arasında aracılar olarak hareket edebilecek yeni nesil parti uzmanları olduğu sonucuna varmış gibi görünüyorsunuz. Ne tür bir parti uzmanın, TFE'lerin, politik stratejistlerin ve politika yapıcıların yerini almasını umuyorsunuz?
 
Bu büyük bir soru, değil mi? Kısa cevap, sol politikaların gereğinden fazla kafa karıştıran uzmanlara ihtiyacı var.  Sol politikalar, insanların gerçek ihtiyaçlarını ve endişelerini dile getirdiği için, sezgisel bir çekiciliğe sahip olmalıdır. 
 
Bununla birlikte, yeni uzmanların sol politikaların hastalıklarını sihirli bir şekilde iyileştireceğini düşünmüyorum. Sonraki sol parti uzmanlarının kim olduğunu söylemek benim işim de değil. Parti uzmanlarının birileri olabileceğini düşünüyorum - ve belki de şu anda, sol partiler, “uzmanlar” olarak düşündüğümüz insanların profillerini radikal bir şekilde genişleterek uzun vadeli oyun oynamaya kaynak ayırıyor olmalılar. 
 
Ama şunu söyleyeyim: Sol partilerin, çağdaş finans kapitalin yapısını ve mantığını anlama ve eleştirel bir biçimde onunla uğraşmak için yeteneklerini geliştirmeleri kesinlikle gereklidir. Sanırım bir zamanlar Alexis de Tocqueville "demokrasiyi eğitmek" zorundasınız demişti. Bunu Marxizme bükeceğim: kapitalist demokrasiyi eğitmek zorundasınız. 1930'ların ya da 1970'lerin koşullarına benzemeyen günümüzün özel ekonomik şartlarının ortak bir kavrayışı olmaksızın sol politika olmaz. Finans kapital ve finansal servet sahiplerinin egemen olduğu karmaşik bir dünyada yaşıyoruz ve bu dünyanın maskesinin indirilmesi gerekiyor.
 
Ve, dürüst olmak gerekirse, çağdaş ekonomi uzmanlık alanlarının yol göstericiliğine şüpheyle yaklaşıyorum, çünkü "kaf dağı"ndalar - kapsayısı değil dışlayıcı olarak tasarlanmış hayli özel bir dille konuşuyorlar; sorabilecekleri sorular ve bunlara verebilecekleri cevaplarda prangalılar. Bu yüzden, belki de önceki ifademi değiştirmeliyim: sol partiler, eleştirel ekonomik analizleri uygulamak ve “iktisatçılar” olarak düşündüğümüz insanların profillerini radikal bir şekilde genişletmek için kaynaklarını tahsis etmelidir.
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
 (ÖZGÜRLÜK)

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde