Özgürlük

Demokratik Sosyalistler Azınlık Hakları İçin Savaşmak İstiyor, Onları Bastırmak İçin Değil


 
SHAWN GUDE / MICHAEL A. MCCARTHY
 
 
(Ç.N.: Hiç beklenilmeyen mümkün olabilir mi? Genelde Avrupa'da, özelde Türkiye'de günden güne üzerine ölü toprağı yığılan sosyalizm modern kapitalizmin kalesinde yeniden canlanabilir mi? Yoksa, hayalet geri mi dönüyor? Neden olmasın! ”En büyük felaketler içinde dahi ümidini kaybetme. Unutma ki ilik en sert kemiğin içinden çıkar.”)
 
Kapitalizmin savunucuları, sosyalizmin azınlık haklarını çiğneyeceğini söylüyorlar. Ancak azletmeye çabaladığımız tek azınlık grupları, başkalarının haklarını çiğneyenlerdir.
 

1963, Washington, İş ve Özgürlük Yürüyüşü. Kongre Kütüphanesi
 
İngiltere İşçi Partisi'nin demokratik sosyalist lideri Jeremy Corbyn, İşçi Partisi'nin “bazıları değil, pek çok için” olduğunu söyleyerek politik görüşünü özetliyor. Vermont'un demokratik sosyalist senatörü Bernie Sanders, "sadece milyarderler için değil," herkes adına çalışan bir toplum için savaştığını söylüyor.
 
Bunlar güçlü sloganlar. Demokratik sosyalistleri, kaynaklar ve iktidardan yoksun olan çoğunluğun tarafına yerleştiriyorlar. Ve net bir hedefi tespit ediyorlar: demokratik olmayan statükodan yararlanan nüfusun küçük bir dilimi. 
 
Ama birinin bundan bahsettiğini duymak, bunlar tehlikeli şeyler.
 
The Atlantic Magazine'den Conor Friedersdorf son zamanların sosyalist karşıtlığına katkıda bulunanlardan. Hiç değilse inatçılığı hayranlık uyandırıcıdır. Friedersdorf bu ayın başında demokratik sosyalistleri Sovyet despotizmini desteklemekle suçladıktan sonra, kısa bir süre sonra da demokratik sosyalizmi azınlıklara karşı bir tehlike olarak nitelendirdi.
 
Friedersdorf'a göre, demokratik sosyalistler, "şu anda içinde yaşadığımız politik ve ekonomik sistem tarafından eğer demokrasi radikal olarak biraz alıkonursa azınlıkların kaybedeceğini anlamakta sınıfta kalıyorlar". Onun görüşünde, hiçbir şey, bağnazlığın kurbanlarını demokratik iradenin zorbalığı dışında arzularını sürdürebilecekleri serbest piyasalardan daha iyi koruyamaz.
 
Peki, demokratik sosyalistlerin azınlık hakları konusundaki görüşleri nelerdir? Ve oligarklar dışında tehdit edilmiş hisseden başka biri var mı?
 
Friedersdorf Demokrasiye Karşı
 
Friedersdorf’un baş endişesi, demokratik sosyalizmin merkezi bir parçası olan politikten tutun da ekonomik ve toplumsal alanlara kadar "genişleyen" demokrasi hedefine arka çıkmaktır.
 
Diğer liberterler gibi Friedersdorf da demokrasinin uygulanabilir olması için liberal kapitalizme ihtiyacı olduğuna inanıyor. Mülkiyet hakları ve kapitalist piyasalar, toplumdaki azınlık gruplarının çıkarlarını koruyarak devlet iktidarını kontrol eder. Demokrasinin mülkiyet haklarını çiğnemesine izin verilirse, Friedersdorf, iki yerden birinde soluğu alacağımızı öne sürüyor: Sovyetler Birliği'nde olduğu gibi bürokratik otoriterizm ya da avam takımının bazılarının çıkarına hükmettiği "çoğunluğun tiranlığı".
 
"Toplumun geri kalanının herhangi bir demokratik katılımı olmaksızın," bitmek tükenmek bilmeksizin değişen sürekli rekabet eden özel şirketlerinde neyin üretileceğine karar veren bireysel kapitalistler yerine, neyin üretileceği üzerine kararlar ve denetim devlet planlama kurumlarına ait olacaktır. Ve Oklahoma City gibi metropollerde olsun, olanak dışı bir şekilde olsa da, işçilerin fiili demokratik iradesini kusursuz şekilde yansıtan kararlarını bir hayal edin. 

Üretmek için kaç tane namaz seccadesine işçilerin demokratik çoğunluğu oylayarak karar verecek? Kaç tane Kuran? Kaç tane baş örtüsü? Ne kadar helal et kesilecek? İşçilerin çoğunluğu yeni camiler için ne kadar inşaat malzemesi pay edecekler? 

Öyleyse, genç solcular: Eğer, ve şayet, işçilerin çoğunluğu demokratik kontrol rızalarını kullanırlarsa doğum kontrolünün mümkün olduğu sosyalist bir toplumu tercih eder misiniz? Ya da, kısmen bireyler, üretici ve tüketici olarak ekonomik haklara sahip oldukları için tercihlerine, etraflarındaki insanların çoğunluğunun lanetlenen tercihlerine göre doğum kontrolünü özel işletmelerin üretebildiği bir toplumu mu tercih edersiniz?" 
 
Friedersdorf’un tiranlığa karşı olması takdire şayan. Biz de zalimden hoşlanmıyoruz. Fakat eğer o özgürlük ile ilgili bu kadar kaygılıysa, o zaman çoğu insanın zaten hayatlarının çoğunu tiranlığa maruz kalarak yaşadıkları gerçeğini niçin görmezden gelir? Devasa özel şirketlerin şu anda örgütlenme şekillerini başka nasıl tanımlayabiliriz? Sosyalistler işçi kooperatifleri için çağrıda bulunduklarında ve iş hakkında daha fazla şey söylediğinde, bunu yaparız çünkü kapitalist işyerleri bireylerin haklarını çiğnemektedir.
 
Ve azınlıkların ekonomik hakları nelerdir? Azınlık grupları nadiren haklarını piyasalar aracılığıyla kazanmıştır ya da çünkü bazı entelektüel seçkinler buna karar vermiştir. Kadınların oy hakkı, sendika temsilciliği, medeni haklar mevzuatı, eşcinsel evliliği, Sosyal Güvenlik - hepsi, daha fazla demokrasi ve hak talep eden aşağıdan gelen hareketlerin zaferiydi. Başka bir deyişle, Friedersdorf'un endişe duyduğu haklar, Friedersdorf'un dehşete düşüren kitlesel eylemin zaferleri idi.
 
Dahası, azınlık gruplarının kazandıkları kazanım ve hakların çoğu, mülkiyet haklarına doğrudan bir meydan okuma sonucunda ortaya çıkmıştır - köleliğin ortadan kaldırılması en bariz örnektir. Friedersdorf, demokrasiye olanak sağlayan olarak modern liberal kapitalizmi tanımlayan kurumlar üzerindeki mülkiyet haklarını açıkça savunmaktadır. Ancak bundan daha fazla yanlış olamazdı.
 
Mülkiyet ve Demokrasi
 
Mülkiyet hakları alanında, tüm demokratik toplumlarda özel-kamu gerginliği vardır. Friedersdorf, kamuyu ekonomiye veya özel mülkiyet haklarına çok fazla dahil etmek istemiyor. “Daha fazla demokrasi getireceğine dair sosyalist inanç, sıklıkla romantik bir fantezidir” diye yazıyor.
 
Ama kamu ne kadar yer alınca çok fazla yer alır? Ne kadar demokrasi çok fazla? Friedersdorf, özel işverenlerin Müslüman olan insanlara karşı ayrımcılık yapabilmeleri gerektiğine inanıyor mu?  Kuran okuduğu ya da başörtüsü taktığı için bir işçi patronu tarafından kovulabilir mi? Pastacı eşcinsel bir çifte pasta satmayı reddetmesine izin verilebilir mi? Sosyalizme karşı olan karşıtlığının, bu tür azınlıklara yönelik bir kaygıdan kaynaklandığını iddia ediyor. Yine de Friedersdorf’un özgürlükçü özel mülkiyet görüşüne göre, işletmeler istedikleri her şeyi “kendinin” olan şeylerle yapabilmeli.
 
Serbest piyasa savunucuları bu soruna ikna edici bir cevap verdiklerini düşünüyorlar. Kapitalistlerin kaynaklarını ayrımcı yollarla tahsis etmeleri konusunda özgür olsalar bile, muhtemelen pazar rekabeti yüzünden olmayacaklarını söylüyorlar. 
 
Bu görüş, 1957 tarihli The Economics of Discrimination (Ayrımcılık Ekonomisi) adlı kitabında, piyasaların ırkçı şirketleri cezalandıracağını savunan Chicago okul ekonomisti Gary Becker'a kadar uzanabilir, çünkü uzun vadede firmalar olumsuz ekonomik sonuçlara maruz kalacaktır. Eğer şirketler ayrımcılık yaparlarsa, sav şöyledir, ayrımcılığa uğrayan topluluk o şirketlerin mallarını satın almayacak ve onlara sunulan iş gücü havuzu küçülecektir - her iki durumda ırkçı şirketi ayrımcı olmayan firmalara karşı rekabet açısından dezavantajlı duruma sokar. Dolayısıyla serbest piyasalar azınlığı daha iyi duruma getirici araçlar olmalıdır.
 
Ancak Becker'ın tahmin ettiği şeyin tersi gerçekleşti.
 
Piyasalar 1970'lerde ve 1980'lerde ve 1990'larda demokratik kısıtlamalardan (yani düzenlemelerden) kurtuldukça, Amerika Birleşik Devletleri'nde ekonomik alanlardaki ırksal eşitsizlikler önemli ölçüde artmıştır. Ve aynı kuralsızlaştırma dönemi boyunca ilgili araştırmalar, istihdam, konut, kredi piyasalarında ve satıcılarla olan etkileşimlerde kalıcı bir ayrımcılığın olduğunu gösterir. 
 
Serbest piyasalar, işverenlere ve hizmet sağlayıcılara ayrımcılık yapmak ve yüksek fiyatlar ve kiralar yüklemek için tam yetki vererek çoğunlukla azınlık statüsüne tabi olan eşitsizlikleri derinleştirir. Bu yüzden, diyelim ki kapital piyasalar ezilen azınlık gruplarının karşılaştığı kilit toplumsal sorunları çözmüyorsa, kolektif karar vermeye ne çeşit konular tabi olmalı ve özel tercihlere hangileri bırakılmalıdır?
 
Yani, Friedersdorf bize, devlette demokrasinin olduğu ancak ekonomideki serbest piyasaların ve özel mülkiyetin naif olduğu dünyanın basit bir modelini sunuyor. Başlı başına yanlış kavramlar. İş dünyasının devlete iştirak etmemesi gibi devletin de ekonomiye iştirak etmemesi hayal bile edilemez.
 
Demokratik sosyalistlerin düşündükleri şudur: Mülkiyet alanında, toplumun üretken varlıklarının sahipliğinin çoğunluktan ziyade birkaç zengini zenginleştirmek zorunda olmasına basitçe iman etmiyoruz.
 
Toplumun kaynakları üzerindeki kontrolün orantısız payı ve bu kaynakların yarattığı zenginlik, bireysel özerkliğe ve özgürlüğe değer veren bir etiğe karşı koyar. Friedersdorf'un savunmaya en çok düşkün olduğu değerler, kapitalizmin altını oyduklarıdır.
 
Demokrasi ve Çoğunluk Yönetimi
 
Başka bir ilgili hata, diğerlerinin de işaret ettiği gibi, Friedersdorf'un çoğunluk yönetimini demokrasi ile birleştirmesi. 
 
Demokratik sosyalistler demokrasiyi, insanları eşit temelde tutan ve hayatlarını etkileyen kararları şekillendirme kapasitesine sahip olmalarını sağlayan sosyal bir ilişki olarak anlarlar. Erik Olvin Wright şöyle açıklıyor: "Politik adaletin demokratik eşitlikçi ilkesi, tüm insanların kendi yaşamları üzerinde seçimler yapmak için gereken yetkilere eşit bir şekilde erişmeleri ve içinde yaşadıkları toplumdan ötürü kendilerini etkileyen kolektif seçimlere katılmalarıdır."
 
Bu, hakları (konuşma özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, vb.), ekonomik araçları (böylece katılabilirlik salt biçimsel olmaktan fazlasıdır) ve gerçek ifadelerin karar alımında (sadece seçim sandığında neticelenen değil) söz sahibi olma olanağını gerektirir. Egemenlik ilişkileri ortadan kalktığında ve insanlar bireysel ve kolektif kaderlerini boyun eğdirme zincirlerinden boşandırdığında “Demokrasi yükseliştedir".
 
Friedersdorf’un tanımı daha sınırlıdır, bu da bazı kafa karıştırıcı ifadelere yol açar.
 
Örneğin Friedersdorf, Amerikalıların büyük çoğunluğunun, Black Lives Matter (Siyahların Yaşamları Değerlidir) hareketinin yükselişinden sonra bile, kanun yaptırımlarına hala "pek çok" ya da "epey" bir güven duyduklarını belirtiyor. Çünkü hareket, polis memurlarına şüpheyle yaklaşmakta daha fazla Amerikalıyı ikna edemediği için Friedersdorf bunu demokrasinin sınırlandırılması gerektiği bir durum olarak görüyor - aksi takdirde devlet çekinmeden merhametsizce davranmakta özgür olacaktır.
 
"ABD'de Anayasa'daki anti-demokratik korumalar ve hukuk davası ve uzlaşma kararları gibi anti-demokratik metotlar, kolluk kuvvetlerinin insanlara kötü davranma olanağını azaltan yaşamsal araçlardır," diye yazar.
 
Bu garip bir sav. Bazı açıdan azınlık grupların, çoğunluğu vatandaşlıklarını vermeyi kabul etmede kandırmak ya da onları ikna etmek zorunda oldukları doğrudur. Ancak, o zaman bu çoğunluğun, kendi ilkeleri için savaşanlara kıyasla "demokrasi" kavramı için daha büyük iddiaları olduğunu - olağanüstü güce karşı mücadele eden hareketlerin demokrasinin gerçek taşıyacıları olmadığını- söylemek epey bir sıçrama olurdu.
 
Mayıs 1961'de Amerikalıların çoğunluğu Gallup Anketin'de Özgürlük Sürücüleri'nin eylemlerine karşı olduklarını söyledi. İki yıl sonra, şu anda dünya çapında kutlanan İş ve Özgürlük İçin Washington'a Yürüyüş'ün öncesinde, ankete katılımcıların yüzde 60'ı önerilen miting hakkında olumsuz bir görüş bildirdiklerini söyledi. Yurttaş Hakları Kanunu yürürlüğe girdikten bir ay sonra, neredeyse çoğunluğu yasaya destek verdi. 
 
 William F. Buckley ve Bull Connor demokrasinin tarafında mıydılar, çünkü ırk ayrımı yanlısı dava için yerel ve bazen de ulusal çoğunluklara çağrı yapabildiler? Sivil Haklar Hareketi katılımcıları, Afrikalı Amerikalıların Amerikan yönetimine dahil olmasının demokrasiyi ilerleteceğini düşünürken yanlış mıydı?
 
Sadece soruları sormak bile onların saçmalıklarını ortaya çıkarır. Siyah özgürlük mücadelesinin tamamı, Amerikan demokrasisini sulu bir güldürüden daha fazlası yapan bir mücadele olmuştur. Ancak Friedersdorf, bu hareketlerin zaferini - Afrikalı Amerikalıların asgari korunmalarını - demokrasinin sulandırılmasıyla bir şekilde karıştırıyor. 
 
Siyah sosyalistler uzun süredir kavgalarını çok farklı biçimlerde şekillendiriyorlar. Yeniden İnşa tarifinde W.E.B. Du Bois, köleliğin prangalarını kırmak için örgütlü çabayı "demokrasinin ilgası" olarak adlandırdı ve kitabına "Amerika'da Demokrasiyi Yeniden İnşa Etme Girişiminde Siyah Halkın Yer Aldığı Kısmın Tarihi Üzerine Bir Deneme" altbaşlığını koydu. 1940'larda Jim Crow otobüs kanunu [Jim Crow Yasaları, demiryolları ve tramvaylarda ırk ayrımını benimseyen ilk yasa 1875'de Tennessee'de kabul edildikten hemen sonra, tüm Güney eyaletlerinde birden demiryollarında ırk ayrımı uygulamasına gidildi. Her yere Sadece Beyazlar İçin ve Siyahlar tabelaları asılmıştır] çiğnemekle suçlandıktan sonra Bayard Rustin, “tutuklama ve mahkumiyetimize neden olan koşullar mevcut olduğu sürece, Amerika dünya demokrasisi mücadelesindeki liderliğini sürdüremez,” diye belirtti. Ella Baker’ın biyografisti, on yıllardır sürdürdüğü sivil haklar çalışmasını onun “radikal demokratik bakış açısının” bir kanıtı olarak nitelendirdi. 
 
Friedersdorf'a göre, “demokratik sosyalistlerin teorisi ile demokrasinin fiilen nasıl işlediği” arasında bir kopukluk var. Fakat sosyalistler demokratik siyasetin nüanslarını ve azınlık hakları için aşağıdan yukarıya mücadelelerin tarihini daha iyi kavramış gibi görünüyorlar.
 
Demokratik sosyalizm korunan haklar gerektirir. Bireysel hakların demokrasinin kendisiyle içsel olduğuna inanıyoruz. Toplanma özgürlüğü, iletişim ve kişinin kendi fikirlerini ifade etme özgürlüğü, dernek ve topluluk oluşturma özgürlüğü olmadan demokrasiye sahip olamayız. Bu haklar, çoğunluk görüşüne bakılmaksızın korunmalıdır. Mesele şu ki, bu özgürlükler özellikle ekonomik alanda çok kısıtlanmış durumda. 
 
İşçiler işyerlerinde kendi fikirlerini dile getirmekte özgür değiller, sendika temsilciği oluşturmada serbest değiller, birçok yönden, çok açık görünen işçilerin tuvalet ihtiyaçları için mola vermelerinin engellenmesi gibi, hatta kendi bedenleri üzerinde özerkliğe sahip olmakta özgür değiller.
 
Friedersdorf, demokratik sosyalizm altında Afrikalı Amerikalılar için saç ürünlerinin üretiminden endişeleniyor. Ancak bugün bazı işyerleri bilfiil saç örgülerini yasaklıyor. Ve Sivil Haklar Hareketi'nin bir ürünü olan ayrımcılık karşıtı kanunlara geniş çaplı sahip olduğumuz ölçüde içtenlikle davranmıyorlar.
 
Kapitalizm ve Birey Hakları
 
Koruma altına alınan bir bireysel hak ne olmalı ve ne olmamalıdır?
 
Demokratik sosyalistler, bireyin bireysel haklarının başkalarının haklarına ve özerkliğine tecavüz etmemesi gerektiğine inanırlar. Bu yüzden kapitalizmi bu kadar sakıncalı buluyoruz - işçi güçlerinin mülkiyetsizliği işçileri, bu üretken varlıklara sahip olanların direktiflerine boyun eğmeye ve ürettikleri kısmı bu sahiplere bırakmaya zorluyor. Friedersdorf'un malların bölüşümünde büyük sorun çözücü olarak coşkuyla yere göğe sığdıramadığı toplumun ana üretken varlıklarının özel mülkiyeti (yani kapitalist firmalar), ilk önce onun tepkisini doğuran görünen tüm azınlık haklarını etkiliyor.
 
Ve bu sadece üretim alanında da doğru değil. Azınlık ve ezilen gruplar işçiler olarak sömürüye maruz kalıyorlarsa, aynı zamanda ihtiyaçlarını ve taleplerini tüketiciler olarak karşılamaları için de mücadele ediyorlar.
 
Kapitalist pazarlarda malların nasıl tahsis edildiğini düşünün. Kapitalist firmalar malları ihtiyaç ya da taleplere cevap olarak üretmez ve dağıtmazlar. Kapitalizm sadece bir büyük arz ve talep eğrisi değildir. Aksine, firmalar malları insanların talepleri ve onlar için ödeme kabiliyetleri temelinde üretir ve dağıtır.
 
Ebola salgınlarını tedavi etmek için yeni ilaçlara ihtiyaç duyulmaktadır, ancak Ebola kar getirmeyen bir hastalıktır - bu yüzden tıbbi şirketler bu konuda çok fazla araştırma ve geliştirme parası tahsis etmemektedir. Sıtma ile uğraşanlar gibi, bu talep kapitalist piyasalarda etkili değildir, çünkü sahip olanların çoğu ödeme kabiliyetinden yoksundur. Bu fakir insanların rahatsızlığıdır.
 
Dolayısıyla Friedersdorf “alıcıların salt varlıklarının güvenilir bir şekilde tedarikçilerin yükselmesine yol açtığını” yazdığında, gerçekliği görmezden geliyor: Kapitalizm altındaki birçok azınlık yaşamak için istedikleri ve ihtiyaç duydukları şeyleri alamıyor. İşçi sınıfı ve yoksul insanlar yemek, tıbbi faturalar ve emeklilik için para ödemek için mücadele ediyorlar. Evsiz insanlar sığınaktan yoksunlar, çünkü soğukta uyumayı mı tercih ediyorlar? Kapitalizmin yardım ettiğini düşündüğü aynı azınlıklar, kapitalizmin ürettiği derin eşitsizlikler ve yoksulluk nedeniyle, ihtiyaçlarının karşılanması için etkili bir talepten yoksun olanlardır.
 
Bireylerin malları nasıl tahsis ettiğimizi kontrol etme konusundaki özel gücüne meydan okuyoruz - ihtiyaçtan ziyade kar için - demokratik sosyalistler, azınlık haklarının daha çok kısıtlanmasına değil daha fazla genişletilmesine inanıyor. Örneğin, sağlık hizmetlerini, ödeme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın demokratik bir hak olarak görüyoruz. Toplumumuzda devam eden büyük kaynak eşitsizliklerinden dolayı, Friedersdorf'un ortadan kaldırdığını sandığı saf liberter fantezi piyasası bile kapitalistlerin azınlıklara karşı ayrımcılık yapmasına izin veriyor - hatta görünüşte tarafsız bir gerekçeyle olsa bile “sağlık bakım planımızı karşılayamıyorlar.”
 
Azınlıkların Anlamı
 
Günümüzde, nüfusun bir azınlığının yat, malikane ve özel jetlere efektif talebi[ödeme gücüne göre talep, ihtiyaca göre değil] olması nedeniyle kapitalistler bu isteklerin karşılanmasını sağlıyorlar. Yapmalılar mı? Friedersdorf'a göre, cevap evet - onların aşırı taleplerinin salt varlığı kişisel jet tedarikçilerini meydana getiriyor.
 
Ama onun argümanı asla kabul etmediği yalancı bir eşitliğe dayanıyor. Basitçe söylemek gerekirse, helal ete ve doğum kontrolüne erişim hakkı, havyar yemek ve şampanya içme “hakkı” ile aynı şey değildir. Tüm azınlık grupları eşit değildir. Toplumun üretken varlıklarına sahip olan Kapitalistler ve Wall Street finansörleri çok küçük bir azınlık grubu oluştururlar. Bir azınlık grubu olarak toplumların refahı için hakları korunmamalı, çünkü bu hakları korumak, başkalarının haklarının sistematik olarak çiğnenmesi anlamına gelir.
 
Bu, ekonomik alanda demokrasinin eksikliğine bağımlı olan adaletsiz bir faydadır. Demokratik sosyalizmin amacı, daha adil bir toplumsal düzenlemeye doğru ilerlemektir. Albert Einstein'ın 1949'da belirttiği gibi, “sosyalizmin asıl amacı, insan gelişiminin yıkıcı safhasının ötesine geçmek ve aşmaktır.”
 
Demokratik sosyalizm, zenginlerin politik haklarını bireyler olarak kısıtlamayacak. Ancak kaynakların tahsisi üzerindeki kontrollerini demokratikleştirecek ve her öğünde hayvar yeme ve şampanya içme "haklarına" son verecektir.
 
Bireylerin eşit katılım ve gelişme kapasitesine sahip olduğu demokratik bir devlet yönetim şekli ile üretim ve kaynakların tahsisi ile ilgili kararların alınması konusunda demokratik sosyalizm bireyin haklarını engellemeyecektir, aksine genişletecektir. Daha fazla insan, haklarına sahip olacak ve kendi emeklerinin ürünleri ve tükettikleri ve erişime sahip oldukları şeyler üzerine daha fazla söz sahibi olacaktır. Doğum kontrolü, ödeme kabiliyetine değil, ihtiyaca göre dağıtılmalıdır.
 
Aslında Friedersdorf, Friedrich Hayek'in, "Eğer bir tekelci ile karşılaşırsak onun insafına kalırız," deyişine atıfta bulunduğunda bu birazcık ironiktir. Çoğu işçinin ve tüketicinin kapitalist toplumda karşı karşıya kaldığı koşulları basitçe tarif edebiliyor.
 
Friedersdorf seccade, helal gıda, seks oyuncakları ve doğum kontrole erişimi sağlama ile ilgili konuşsa da, tüm bunların dışında ilgilendiği şey kapitalistlerin mülkiyet hakkıdır.  Kişisel mülkiyet, toplumların üretken varlıkları üzerindeki kontrolüne eşdeğer değildir; helal gıda üretim aracı değildir.
 
Zaten, tüm üretim planlanmaktadır - sadece bugün, karlılık temelinde planlanmaktadır. Üretimin sadece efektif talebi değil, gerçek talebi yansıtacağı senaryoları hayal edebilirsiniz. Ve bu tam da demokratik sosyalistlerin aklında tutuğu şeydir. Demokratik sosyalist ismini hak edecek herhangi bir alternatifte helal gıda isteyenler buna sahip olacaklardır, ama aynı zamanda uyuyacakları sıcak bir yuvaya da sahip olacaklardır.
 
Demokrasi -ve Azınlık Hakları- İçin Savaşmak
 
Friedersdorf, liberter bir harikalar diyarına atlamış ve asla çıkış yolunu bulamamış gibi görünüyor. Birinin diğeriyle dengede olmadığı, bütünleşmeyi defettiği, rekabet eden çeşitli güç adaları hayal ediyor. Nasıl örgütlendiklerini görmek için o adaların içerisine bakmayı düşünmüyor.
 
Örneğin ataerkil koca, devlete denge sağlayan bir güç olarak görülebilir ancak onun gücü demokratik ilkelerden kaynaklanmaz. Demokratik sosyalistler bu tür düzenlemeleri yıkmak için devlet eylemini salık verirler. Bu durumda, tümü kapitalistlerin karlılığını etkileyen, barınma, eğitim ve sağlık bakım gibi hakları garanti ederek kadınların istismarcı ilişkilerden kaçıp kurtulmasına yardım ederler.

Öyleyse görüşlerimiz arasındaki fark, Friedersdorf'un bireysel hakları tanıması ve demokratik sosyalistlerin onları hor görmesi değildir. Fark, demokratik süreçlere tabi olması gerektiğini düşündüğümüz şeylerin içinde yatıyor.
 
Demokratik sosyalistler, kişisel kar için mal ve hizmetlerin özel tahsisatını politik kısıtlamalara tabi tutmak istemektedir, çünkü azınlık grupları için bile talepleri olan ürünleri en iyi şekilde karşıladığını düşünmüyoruz. Demokratik sosyalizm altında insanlar sadece kendi yaşamları üzerinde daha fazla kontrole sahip olmayacak, aynı zamanda daha da iyi durumda olacaklar.
 
Bu arada, polis şiddetine ve merhametsiz göç zorlamalarına karşı başkaldıranlar, hapishane grevlerini ve kamu kurumlarındaki yolsuzlukları duyuranları destekleyenler, azınlık hakları için en ön cephelerde mücadele edenler demokratik sosyalistlerdir. Politik alandan tutun da ekonomik ve sosyal alanlara kadar demokrasiyi genişletme çağrımız aynı kararlılıkla hayat bulabilir. Dikkat edin oligarklar. [Amerika'da bir hayalet dolaşıyor.]
 
*www.jacobinmag.com sitesindeki yazıdan Türkçe'ye amatörce çevrilmiştir.
(ÖZGÜRLÜK)

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde