Özgürlük

KISACA TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI MÜCADELELERİ TARİHİ ÜZERİNE

KISACA TÜRKİYE İŞÇİ SINIFI MÜCADELELERİ TARİHİ ÜZERİNE
Hava alanı işçilerinin direnişi vesilesiyle.
 
İmparatorluk döneminde bilinen ilk işçi hareketleri 1830’lu yıllarda tarım işçilerinde görüldü. Bunlara karşı İmparatorluğun çıkardığı “nizamnameler” oldukça sertti. Üretimin durdurulması (grev) vatan hainliği olarak değerlendirilerek ölümle cezalandırılıyordu .
 
Türkiye’de işçi sınıfı harketlerini baktığımızda 1870’li yıllardan beri mevcut
olduğu ancak yeterli düzeye ulaşamadığı görülmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısına
doğru Batı ile girişilen ilişkiler sonucu ilk fabrikalar kurulmaya başlanmış ve çalışma
koşullarına ve sömürüye karşı ilk tepkiler ortaya çıkmıştır.
Grev için, o dönemde kullanılan terim "Tatil-i Eşgal” dir. İlk grev, 1863
yılında Zonguldak’ta kömür madeni işçileri tarafından gerçekleştirildi. 1863’teki
Zonguldak grevinden sonra dördü 1872 yılında olmak üzere, Kasımpaşa Tersanesi İşçileri ve Beyoğlu Telgrafhanesi İşçileri tarafından 1872 yılında gerçekleştirilen grevler de ilk grevler olarak kabul edilmektedir. Bazı kaynaklara göre ilk Grev olayı 1872 Tersane İşçileri Grevi değildir. Çünkü 1872 de olmuş gibi gösterilen (bu) işçi hareketi gerçekte 1873 Ocak ayına rastlamaktadır. Yanlışlığa 1289 Hicri Tarihinin, Miladi Tarihe çevrilmesindeki hatanın sebep olduğu düşünülmektedir.  Ocak ayın’da tersane işçileri, şubat ayın’da telgraf işçileri, Temmuz’da  Beykoz kundura dikimhanesi işçileri vb. ilk grev tartışmasında 1863 Zonguldak göz önüne alındığında,1872 ve 1873 yıllarının  başlıca grevleri denilebilir.1876 yılına kadar 16 grev ve bir grev dışı eylem gerçekleşti. 1877 yılında tespit edilmiş greve rastlanmazken, 1878-1880 döneminde ise 1878 yılında 4, diğer yıllarda üçer kez olmak üzere 10 kez greve gidilmiştir.1870’den 1908’e kadar olan bu ilk dönemde saptanabilen grev sayısı 23 olmuştur.
Bu dönem grev hareketlerinin özellikleri ise, ilk olarak grevlerin daha çok
formel sendikal yapıların dışında, ekonomik nitelikli ve greve başvurmadan önce
uzlaşma yolunun denendiği görülmektedir. Bu dönemde sendikaların yasak olmasının da rolüdür.
                                                  
 
 
1871 yılında kurulan Ameleperver Cemiyeti (İşçi Severler Derneği) kimi araştırmacılar tarafından ilk sendika olarak tanımlansa da asıl olarak yardımlaşma sandığı işlevine sahip bir örgütlenmeydi.
1908 yılında ise II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi ile ortaya çıkan özgürlükçü
ortamında etkisi ile grevlerde bir patlama yaşanmıştır. 23 Temmuz’dan 1908 yılının sonuna kadar toplam 111 grev yapıldı. Grevlerin özelliklerinin 1908 öncesi
döneme göre benzer nitelikler taşısa da, grevlerin daha organize hareketler olarak ortaya çıktığı belirtilmelidir.
Tatil-i Eşgal Kanunu’nun çıktığı 1909’dan 1915 yılına kadar toplam 38 grev
yapılmıştır. Bu dönemde yapılan grevlere baktığımızda ise, grevlerin çoğunun yasa
kapsamı dışında kalan şirketlerin bulunduğu dokuma, gıda sanayii ve madencilik iş kollarında yapıldığı görülmektedir. Örneğin; 1910 yılında çoğu kadın 1.000’den
fazla Bilecik ipek işçisi ile 3.000 dolayındaki Bursa ipek işçilerinin ücret artış
istekleriyle başvurdukları grevler ve 500 Zonguldak kömür işçisinin grevi sayılabilir. 1919’dan 1922’ye kadar dönemde toplam 19 grev yapılmıştır
Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923’den 1960 yılına kadar ise toplam 43 grev yapılmıştır. Grevlerin daha çok 1923-1936 yılına kadar yoğunlaştığı, 1936 yılında
çıkarılan İş Kanunu’nda grevlerin yasaklanması ile de giderek düştüğü
görülmektedir. Özellikle 1923 yılı, birçok grev, gösteri ve 1 Mayıs kutlamalarına
sahne olmuştur. Çeşitli sanayi kollarında işçiler greve giderek, sekiz saatlik işgünü ve
sendikaların serbestçe örgütlenebilmesi gibi istekler öne sürmüştür. Temmuz-Ağustos
aylarında Zonguldak ve Ereğli’den 12.000 kadar maden işçisi iş güvenliğinin
sağlanması ile ilgili taleplerde bulunarak greve gitmiştir. Ağustos 1923’te İstanbul
“Bomonti” bira fabrikası işçileri, Mart 1923’teki protesto eylemi yüzünden işten çıkarılan kişilerin tekrar işe alınmalarını sağlamak amacıyla greve gitmişlerdir.
 
Bu noktaya gelindiğinde, Dünya çapında kapitalizmin krizlerine paralel gelişen toplumsal tepkiler ve sol hareketlerin gelişimini kısa olsa da incelemeliyiz. Yaklaşık 1919 dan sonra dünya’da gelişen devrimler ve Bolşevizm, Komünizmin etkileriyle de ülkedeki gelişime değinmeliyiz. Bu deney ve gelişimlerin mücadelemize ışık tutacak yönleri üzerinde durmalı, dersler çıkarmaya çalışmalıyız. Biz burada yakın tarihin genelde bilinen yönlerinden çok, Osmanlı dönemi sonrası pek bilinmeyen yönleri üzerinde durmaya çalışacağız. Ülkemizde dünya çapında krizlere parelel hızla gelişen ve yaklaşık beş senelik periyotlarda katliamdan geçirilip durdurulmaya çalışılan devrimci mücadelelerin ve yenilgilerin, devrimci dersleri üzerinde yükselebilmek ve tartışma ve çabalara katkı olabilmesi için de bunu yapmalıyız. Grevlerle olan tarihsel ilişkiyi ve parellelikleri dikkatli okunarak kurulabileceğini düşünüyoruz.Ülkemizde, kapitalizmin ekonomik krizlerine paralel ya da sonucu gelişen sol ile, keskinleşen sınıflar mücadelesini sitemin icazeti altında tutmaya çalışan geleneksel sağ duruşu ve eğiliminin derslerinde eğitilmeliyiz. Bu haliyle sınıflar mücadelesi gelişiminin gerisine düşen geleneksel‘‘sol‘‘un ve çelişkilerin bileşkesinin sonucu‘‘toplumsal patlamalar ve solun şaşkınlığı‘‘özetinde kendiliğinden gelişimler yaşanmaktadır. 1919 sonrası batı ile ilişkilerin sonucu kurulmaya başlayan fabrikaların, 1970 li yıllara gelindiğinde ağırlıklı bir işçi sınıfı mücadelesini de geliştirdiği süreçler yaşanmıştır. Kısaca bu dönemdeki mücadelelerin gelişimi ve solun durumu arasındaki parelelliklere değinmeye çalışacağız.
1920 yılına kadar Türkiye solunun gelişiminde dönüm noktası 1917 Ekim devrimidir.Osmanlı hakim sınıflarının sömürüsü ve zulmü altındaki azınlık halklarının bağımsızlık mücadeleleriyle birlikte yürütüldü. 1910 yılına kadar Ermeni, Rum, Yahudi, Bulgar sosyalistlerin dışında Müslüman- Türk solculara rastlamak pek mümkün değildi. Bu sol eğilimli hareketlerin gerçek devrimci örgütlenmelerden uzak oluşları ortadadır.
Azınlıklar arasında ilk örgütlenmeler, 1887 yılında kurulan Hınçak ile 1890 yılında kurulan Taşnaksutyun idi. Her iki partide  1896 yılında 2. Enternasyonal’e üye oldu. 1908 de oluşturulan Meclis-i Mebusan’a Mebus soktu. Doğu anadoluda çeşitli ayaklanmalar örgütledi. Gerici saldırıların da sonucu süreçte sınıfsal yön değil ulusal yön ağırlık kazanmaya başladı.
Mekadonya’da Mekadonya- Edirne  Devrim Komitesi adlı örgütlenme geliştirilemeyip ekonomik mücadeleyle sınırlı halde kaldı. 1908- 1909 de Selanik çevresinde başta Yahudi işçiler, Rum, Türk ve Bulgar işçileri de kapsayan Selanik Sosyalist işçi federasyonu oluşturuldu. 1909 da  1 Mayıs kutlandı. Örgütlenme devrimci bir partiyi oluşturamadı. 1909 da İstanbul’da Sosyal Bilimler Öğrenme Derneği Bulgar ilericiler tarafından kuruldu. Galatalı Rumlar Ergatis (İşçi) ismli sosyalist bir dergi çıkartılar. 1917 Ekim devriminin etkisiyle devrimci düşüncelerin yaygınlaşması 1918- 1919 yıllarında başta İstanbul mücadelenin yaygınlaşmasını sağladı. 1910 yılında Fransa’da eğitimini tamamlayıp Türkiye’ye dönen Mustafa Suphi henüz Komünist değildi. Milli Meşruiye Partisi’ne katıldı ve Parti’nin yayın organı İfham gazetesinin yöneticiliğini yaptı. Parti Türkçü, Turancı bir partiydi. İktidardaki ittihat ve Terakkiciler 1915 senesinde Mahmut Şevket Paşaya düzenlenen  suikast bahanesiyle muhalefeti susturma baskısına yöneldiler. Osmanlı Sosyalist Fırkası ve İfham çevresinde örgütlenenler sürgüne gönderildi. 1914 yılında Sinop hapisanesinden Rusya’ya geçen Mustafa Suphi 1915 yılında Bolşevik partiye katıldı. 1918 yılına kadar sınırlı çabalar 1918- 1919 da sosyalist harekette gelişme katılımlarla 1920 de TKP nin kurulmasıyla sonuçlandı. Mustafa Suphi 1918 yılında Moskova’da Yeni Dünya isimli dergi çıkarmak için çalıştı. Bu ara Merkez islam komiserlerinden Şerif Manatof ile bağlantı kurdu. 1918 de Moskova Müslüman Komiserliği binasında 20 yi aşkın Türk delegeyle Türk Sol ve Sosyalistlerinin Birinci Kongresini açtı. Bu delegelerin seçmesiyle 3. Enternasyonalin (Komintern’in) birinci kongresine seçildi. 1920 de Anadolu’ya dönmek için çalışmalara başladı. 1920 nin Nisan ve Mayıs aylarında Sovyet’lerdeki eski Türk esirler arasında Türk Kızıl Ordusunu oluşturdu. 24 Mayıs 1920 tarihinde Şerif Manatof, Başkırt Cumhuriyeti temsilcisi olarak Ankara’ya geldi. Onun etrafında ulusal kurtuluş hareketine katılmak için Anadoluya geçen sosyalistlerin çabalarıyla mücadele gelişmeye başladı. 1920 ulusal kurtuluş hareketinin ölüm kalım yıllarıdır. İstanbul’un emperyalistlerce işgali sonrası 23 Nisan 1920 de Birinci Büyük Millet Meclisi açılmıştı. Kimse ne yap(ıl)acağını, bilemez durumdaydı. Şerif Manatof’un Ankara’ya geldiği haftalarda, bu arayışlarla 14 millet vekili tarafından Yeşil Ordu Cemiyeti oluşturuldu. Kurucuları Dr. Adnan Adıvar, Hakkı Behiç(Pek), Yunus Nadi, Tokat milletvekili Nazım vardı. Kendilerine Avrupa Emperyalizmi ile Mücadele Cemiyeti diyorlardı. Bu arada Şerif Manatof ve İstanbul’dan kurtuluş savaşına katılmak için Ankara’ya gelen Ziynetullah Nuşirevan yardım ediyordu. Rusya Türklerinden olan Ziynetullah Zenon takma adıyla yazılarıyla da destek oluyordu. Bunların sonucu 14 Temmuz 1920 de Ankara’da Gizli Türkiye Komünist Partisi oluşturuldu. Mustafa Suphi’nin Rusyada oluşturduğu Türkiye Komünist Teşkilatı ile bağlantılı ve Şerif Manatof’un büyük katkılarıyla oluşan GTKP örgütlenme çalışmalarına başladı. Çerkez Ethem de gerilla kuvetleri ile Partiye katıldı. Eskişehir’de Seyyare-i Yeni Dünya adlı islam bolşevikliği çalişması yapan gazete çıkardı.En büyük milis kuvvetinin Çerkez Ethem ile sola kayması güçler dengesini değiştiriyordu. 1-8 Eylül 1920 de Bakü’de toplanan Doğu Milletleri Kurultayı’na Türkiye temsilcisi olarak 235 kişi katıldı. Bu kurultayın ardından 10.09.1920 de TKP kuruluş kongresi( 1. Kongre) toplandı.
10 Eylül 1920 de Türkiye Komünist partisi aldığı karar doğrultusunda  Anadoluda çalışma yapmak, ulusal kurtuluş mücadelesine katılmak için gelen 15 devrimci  28-29 Ocak 1921 tarihinde dönemin gücü ele geçirenleri tarafından katledildi. Bu gerici saldırı ve baskılar 1921 yılı sonu ve 1922 yıllarında Sovyet yardımlarına bağlı olarak yavaşladıktan sonra, 1922 nin son aylarında  Türkiye Halk İştirakiyun Fırkasının kapatılması ve yöneticilerinin tutuklanmasından sonra, Türkiye sosyalist hareketi İstanbul’da Aydınlık dergisi etrafında örgütlenmiştir. Şefik Hüsnü çevresinde örgütlenmiştir.
 
1918- 1920 arası sol gelişimleri değerlendirirken İstanbul cephesindekileri ele almadan geçmek mümkün değildir. 1. Dünya savaşı sona erdiğinde işçi partileri kurulmaya başlandı. Sürgünden dönen Hüseyin Hilmi Türkiye Sosyalist Fırkasını kurdu. Sosyal demokrat Fırkası, Osmanlı Mesai Fırkası ve Amele Fırkası’nın yanı sıra Şefik Hüsnü’nün yönetici olduğu Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası kuruldu. Şefik Hüsnü  Fransa’da tıp tahsilini bitirip 1912 de İstanbul’a geri döndü. Balkan ve 1. Dünya savaşında orduda doktorluk yaptı. 1918 de ilk komünist örgütlenmeler Ziraat Mektebi öğretmenlerinden Gensberg’in öncülüğünde başladı. Serafin Maximos, Van’lı Kazım gibi komünistler hücreler oluşturdu. Fakat 1919 şubat’ında bu örgütlenmeler büyük ölçüde açığa çıkarıldı.Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası bir taraftan 1918-1919 larda İstanbul’da oluşan hareketleri, diğer taraftan Almanya’da 1919 yılı başında Kurtuluş  dergisini yayınlayan ve Almanya’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisini kuran gurubu içerdi. Daha sonra TKP genel sekreteri olan Ethem Nejat bu gurubun içierisindeydi.
1920 Ağustos sonrası Sevr Antlaşmasının imzalanması ve Anadolunun paylaştırılması, güçler dengesi gereği  sol’a ve Mustafa Suphiye karşı daha olumlu davranılmasını da getirmişti. Rusya ve Komüntern aracılığıyla çeşitli ülkeler ve komünist partilerden yardım alma umuduyla 18 Ekim 1920 de Mustafa Kemal tarafından resmi Komünist Parti kuruldu. Bu sahte partinin kurucuları: Tefik Rüştü (Aras), Mahmut Esat (Bozkurt), Yunus Nadi, Hakkı Behiç(Pek), Refik(Koraltan), Şükrü(Kaya), Kılıç Ali bulunuyordu. Mustafa Kemalin  Fuat Paşa’ya çektiği telgrafta belirttiği gibi amaç“Komünizm cereyanı nihayet ordunun en büyük kumandanlarında kalmalıdır.’’ Diye açıklanmaktadır. Kasım ayında Çerkez Ethem‘e yazdığı mektupta’’Üçüncü enternasyonale bağlı Ankara’da bir merkez kuruldu. Bu merkezi cemiyete ben, sen ve Rafet Bey dahi alındık’’diyerek kendisini de bunun içinde saymaktadır.
 
 
1920 nin son ayları 1921 in başları hükümetin güçler dengesinde ağırlığının yükseldiği gelişmeler yaşandı. Bir yandan emperyalist güçlerle anlaşma zemini sağlanırken, Londra’da toplanacak barış konferansına TBMM hükümeti muattap alınıp davet edildi. Bu güçler dengesi ile sol hareket ve gelişime karşı sistemli bir saldırı başladı. 29 Aralık 1920 Çerkez Ethem kuvvetlerine karşı harekat başladı. 9-10 Ocakta ilk defa Yunan ordusuna karşı düzenli ordu savaşında 1. İnönü savaşı kazanıldı. 11 Ocak ve 27-28 Ocak tarihlerinde Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası üyeleri  Ziynetullah Nuşirevan ve Salin Hacıoğlu tutuklandı.
 
28-29 Ocak 1921 de Mustafa Suphi ve 14 ler katledildi. 28-29 Ocak 1921 gecesi bu savaş sürecinde güçler dengesini kazananlar yani değim yerindeyse’’silah aradaşları’’tarafından katledildiklerinde Ethem Nejat da Mustafa Suphinin yanındaydı.
Tarihsel olarak topraklarımızda yaşanılan gelişmelerin yaklaşık beşer senelik hızlı  periyotlarda ve kriz dönemlerinde, sol yükseliş ve ardından yenilgiler şeklinde yaşandığı ortadadır. Özgürlüğe susamış halklar öncüleri büyük bir tazyikle ileri sürmekte ve beklemektedir. Suni denge yazısında da üzerinde durmaya çabaladığımız bu gelişim ve deneylerden dersler çıkarmak ve onların üzerinde yükselmek devrimci görevimizdir...
 
1936-1960 yılına kadar ise toplam 10 grev yapılmıştır. Bu dönem grev
hareketlerinin özelliklerine bakıldığında ise, ekonomik nitelikli grevlerin yanı sıra
çalışma sürelerinin kısaltılması, fazla çalışma, hafta tatili ve iş güvencesi konusunda taleplerin arttığı görülmektedir.
1960-1980 DÖNEMİNDE GREV HAREKETLERİ
Sendikal haklar ve bunların kullanımına olanak veren sendikalaşma hareketi,
27 Mayıs 1960 askeri darbesi sonrası dönemde uygulama alanı bularak anlam ve
önem kazanmıştır. Her ne kadar işçilerin sendika kurma hakları 1940’lı yılların ikinci
yarasından sonra verilmişse de, sendikal hakların, özellikle bunun gerçek özünü
oluşturan ya da nedenini oluşturan “toplu pazarlık” ya da “toplu iş sözleşmesi ve
grev hakkı”nın kullanılması, 1960 sonrasının Anayasal ve yasal düzenlemeleriyle
olanaklı hale getirilmiştir. *Tablo 1
1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükçü ve demokratik ortam
sendikalaşmanın yanı sıra çalışanların ekonomik ve sosyal haklarını da güvence
altına alan düzenlemeleri içermekteydi.
 
İmparatorluğun son yıllarına doğru işçi hareketi ve sendikal faaliyet bakımından bir hareketlenme gözlendi. 1908 yılında II.Meşrutiyetin ilanının izleyen günlerde, var olan siyasal hareketlilikten etkilenerek Anayasaya örgütlenme hakkıyla ilgili hükümler konulması üzerine, başta İstanbul ve Selanik olmak üzere çeşitli işkollarının geliştiği bölgelerde çok sayıda sendika kuruldu.
 
Türkiye tarihinde ilk grev hakkı, 1909'da meclis-i mebusan tarafından kabul edilen Tatil-i Eşgal Kanunu ile tanınmıştır. Ve 1936'da kabul edilen ve 1937'de yürürlüğe giren iş kanuna kadar yürürlükte kalmıştır. Türkiye'de işçiler 1936 yılından itibaren grev haklarını kaybetmişlerdir. Grev haklarına yeniden kavuşmaları 1961 Anayasası ile mümkün olmuştur. 1963 yılında kabul edilen 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ise 1961 Anayasası'nda kabul edilen geniş grev haklarını kısıtlamıştır. *Tablo 2
 
Türkiye Cumhuriyeti'ndeki ilk sendikalar 1947 yılında çıkarılan ilk sendikalar kanunuyla kurulmaya başlandı.
 
İşçilerin grev hakkı ve toplu iş sözleşmesi olmaksızın işçi sendikaları birleşerek 1952 yılında TÜRK-İŞ'i kurdular.
 
13 Şubat 1967 tarihinde T. Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş, Gıda-İş ve Zonguldak Maden İşçileri Sendikaları kuruldu.1960-1980 arası dönemde ülkedeki siyasal yaşamın da zenginliğine bağlı olarak çok sayıda sendika kuruldu. Uzun ve etkili grevler, direnişler yaşandı. 1967 de Disk kuruldu. *Tablo 3
 
1985-2000 yılları arasında yılda ortalama 127,5 grev gerçekleşirken grevlere katılan ortalama işçi sayısı 47 bin 534'tü. 2001-2015 arasında ise yıllık grev ortalaması 20,2'ye, greve katılan işçi sayısı ise 6 bin 713'e düştü. Sosyal Çalışma Bakanlığı'nın verilerine göre ise, 1960-1980 döneminde toplam 1.437 greve 344.620 işçi katılmıştır. En çok grev ve katılım sayısı 1980'de gerçekleşmiştir: 220 grev ve 84.832 işçi katılımı. 1963 yılında grev sayısı 8 iken 1964 yılında 83'e çıkmıştır. İnişli çıkışlı iki yılın ardından sayı 1967'de 101'e ulaşmıştır.* Tablo 4 *Tablo 5
 Bu noktada, 15-16 Haziran direnişinin değerlendirilmesi gerekmektedir. İşçi sınıfının cidi anlamda ilk eylemi ve ortaya çıkışı das denilebilecek bir gelişim yaşanmıştır.100 bini aşkın işçi, AP hükümetinin sendika seçme özgürlüğü ve grev, toplu sözleşme haklarını kısıtlayıcı yasal değişikliklere girişmesi sonucu ortaya çıkmıştı. Binlerce işçi siyasal bir önderlikten yoksun, toplumsal bir tepki ve patlama sonucu DEV- GENÇ militanlarıyla omuz omuza asker ve polis barikatlarının üzerine korkusuzca yürüdü. Barikatları yetmedi köprü açıldı. Vapur seferleri durduruldu. Açtıkları ateş sonucu Yaşar Yıldırım, Abdurrahman Bozkurt ve Mustafa Baylan vurularak öldü. İşçiler polis barikatlarına, Türk- İş binasına, Kadıköy Kaymakamlık binasına saldırdı. Yüzlerce işçi ve DEV-GENÇ militanı tutuklandı. 2000 e yakın işçi işinden atıldı. Bu büyük direnişin sonucu AP hükümeti hazırladığı yasa taslağını gerçekleştiremedi. Bu gelişmelerle bağlantılı devrimci önderliğin gelişimi THKP-C nin oluşumu ve 12 Mart cuntasının gelişi ve devrimci kazanımlar ve mevzilerin savaşsız terkedilmemesini de göz önünde tutulacağının bilincinde olmalıyız. Dikkat çekmek istediğimiz bir nokta da, hızı 68-69-70-71-72 denilebilecek bir süreçtir.
 Sonraki yıllarda düşme eğilimi göstermekle birlikte 1974 ve 1975'te grev sayısı 110 ve 116'dır.
 
*Bu yazı, başta Devrimci Yol dergileri, acikarsiv.ankara.edu.tr,    Osmanlı’da ilk Grevler Yunus Türkölmez, Yüksel Akkaya, “Türkiye’de İşçi Sınıfı ve Sendikacılık 1”, Praksis Dergisi, batısendika.org, başta DİSK ve diğer sendikaların arşivleri, Korkut Boratav istatistikleri gözden geçirilerek hazırlanmıştır.
Üretim ve katkılarınızla daha gelişkin ve güzel yazıları birlikte hazırlayabileceğimizin bilinciyle.
ÖZGÜRLÜK YAYIN VE ÜRETİM KOLEKTİFİ

 

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde