Özgürlük

MARAŞ'TAN YANSIYANLARIN IŞIĞINDA KONTRGERİLLA VE FAŞİZME KARŞI MÜCADELE

12 Eylüle giden süreçte bir mihenk taşı olan Maraş Katliamının üstünden 32 yıl geçti fakat olay hala aydınlatılmadı. ülkemizin demokrasi havarisi AKP hükümeti “demokratik açılım”kapsamında giriştiği çalışmalarda kendi alevilerini yaratma projesini sürdürürken, Maraş katliamının faşist tetikçilerinden ökkeş Kerger (Şendiller)'i Alevi çalıştayına davet etmektende geri kalmayarak nasıl bir açılımı hedeflediğini göstermiş oldu. Katliamın 32. yıldönümde yeni bir katliamın provası Maraşta tekrarlarınırken ökkeş Şendiller komutan edasıyla balkonundan olayları takip ediyordu.

Maraş Katliamı devlet tarihimizde sıkça gördüğümüz kontrgerilla operasyonlarının en kanlılarından olmakla birlikte 12 Eylül'e giden süreçte oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Katliamın hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş ve darbe uygulamaları darbeden önce yürürlüğe sokulmuştur.

Maraş Katliamından yıllar sonra, olaya yaklaşımda hala bir körlük söz konusu. Kimi siyasi yapılar meseleyi yalnızca görünen yüzüyle; “faşistlerin şeriatçıların saldırdıları”olarak ele alıp şeriat yaygaraları koparmayı sürdürürken bir taraftan devlet televizyonu katliamın tetikçilerini ekrana çıkarıp, yine bir kontrgerilla operasyonuna kurban giden Hrant Dink'in olayı planlayanlardan biri olduğunu iddia etmesine müsaade ediyor. Olayın basit bir saldırı değil organize bir operasyon olduğunu gözler önüne sermek için olaya bir bakış atmak gerekir diye düşünüyoruz.

32 YIL öNCE MARAŞTA NE OLDU?

19 Aralık gecesi saat 21:00'de ökkeş Kenger adlı bir ülkücünün, Milliyetçi doneler taşıyan bir filmin gösterildiği esnada çiçek sinemasına yerleştirdiği tahrip gücü düşük bir bomba; katliama giden olaylar zincirinin ilk adımını oluşturdu. Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist militan "Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın" ve "Müslüman Türkiye" sloganlarıyla seyirci kitlesini "coşturarak" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) il binasına saldırttılar.

Bombanın patlamasından hemen sonra, ülkücü Gençlik Derneği (üGD) Kahramanmaraş şube başkanı Mehmet Leblebici ve 2. Başkan Mustafa Kanlıdere'nin talimatlarıyla bombayı attığı iddia edilen ökkeş Kenger Ankara'ya üGD' ye telefon ederek "yardım" talebinde bulundu.

ALEVİ ÖLDÜREN HACCA GİTMİŞ GİBİ OLUR

Ertesi gün Alevilerin oturduğu bir kıraathane bombalandı; 21 Aralık'ta iki Tüm öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (Töb-Der) üyesi öğretmen öldürüldü. 22 Aralık günü, bu iki öğretmenin cenazesini taşıyan kalabalığa, faşistlerin "komünistlerin, Alevilerin cenaze namazı kılınmaz" diyerek tahrik ettikleri kalabalık saldırdı. Bağlarbaşı camii imamı Mustafa Yıldız cuma vaazında şu "öğütleri" vermişti: "Oruç tutmak namaz kılmakla hacı olunmaz, bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır; bütün din kardeşlerimiz hükümete ve komünistlere, dinsizlere karşı ayaklanmalıdır; çevremizde bulunan Alevileri ve CHP'li Sünni imansızları temizleyeceğiz."

Kalabalık dağılıp cenazeler ortada kalırken; güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaşmayan saldırgan kitle kent çarşısına yürüyerek Alevilere ve CHP'lilere ait işyerlerini tahrip etti. çatışmalarda 3 kişi öldürüldü.

22 Aralık gecesi faşistler sünni mahallelerinde "ertesi gün solcu Alevilerin silahlı saldırı yapacağını" anlatarak, bu kitlesel biçimde silahlanılmasını sağladılar. 23 Aralık'ta Kahramanmaraş'taki olaylar karşılıklı çatışma boyutunu tamamen yitirerek, bütün solculara ve Alevilere dönük bir kıyıma dönüştü.

24 Aralık'ta ilan edilen sokağa çıkma yasağına, yalnızca, kendi can güvenliklerini bile sağlayamayan güvenlik kuvvetleri uydular. Saldırıların polis kuvvetlerine yönelmesi üzerine, "polis-halk çatışmasını önleme" gerekçesiyle 23 Aralık sabahı kentteki bütün polisler de görev dışı bırakıldı. Bu koşullarda 24 Aralık günü, faşistlerin çevre köy ve ilçelerden getirdiği silâhlı grupların takviyesiyle, kıyım insanlık dışı boyutlar kazandı.

Resmi rakamlara göre olaylarda 111 kişi öldü

Faşist ajitatörlerin sürüklediği kalabalıklar Alevilerin yaşadığı Yörükselim, Yenimahalle, Serintepe, Mağaralı, Karamaraş mahallelerine saldırdılar. Bu mahalleler taranıp, bombalanıp, kundaklandıktan sonra muhasara altına alındı. ölülerin taşınması, yaralıların hastanelere götürülmesi engellendi, hastaneler kuşatıldı; insanlar kadın, çocuk, hamile, yaşlı, hasta, yaralı ayrımı yapılmadan öldürüldü. Faşistlerin "Aleviler dinsiz ve sünnetsizdir" provokasyonuyla gözleri kararan saldırganlar, insanların pantolonlarını indirip sünnetli olup olmadıklarına baktılar. Alevi mahallelerinin yanı sıra, Sünni mahallelerinde de önceden işaretlenmiş Alevi evlerine baskınlar yapıldı.

Ancak 25 Aralık akşamı tamamen yatışan saldırılarda, resmen saptanabilen ölü sayısı 111'di. Yüzlerce kişi yaralanmış, aralarında CHP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Türkiye Komünist Partisi (TKP), Töb-Der, Polis Memurları Dayanışma Derneği (Pol-Der) binalarının ve Sağlık Müdürlüğü'nün bulunduğu 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı. Katliamın ardından, binlerce Alevi Kahramanmaraş'ı kaçarcasına terk etti. Kentteki alevi nüfusun %80' i yerinden yurdundan oldu.(Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi )

26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş olayları nedeniyle 13 ilde (Adana, Ankara, Bingöl, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Sivas, Şanlıurfa) sıkıyönetim ilan edilmişti.

Başbakan Bülent Ecevit “olayların kendisini uzun süredir direndiği sıkıyönetim talebine zorlamak için kontrgerillalar tarafından çıkarıldığını”açıkladı.

Kontrgerilla çalışmaya Devam Ediyor

Günümüzde güçlü medya olanakları ile yaratılmaya çalışılan imaj ile siyasal ve ekonomik gerçekler büyük bir karşıtlık oluşturuyor. Dünyada ve ülkemizde estirilmeye çalışılan “küreselleşme”, “yeni dünya düzeni”, “demokratikleşme”rüzgarları ile dünya ölçeğinde yaşanan siyasal gelişme kamufle edilmeye çalışılıyor.

Uluslar arası ilişkilerde, yüz yıldır yaratılmış olan değerler, kavramlar en azgın emperyalist saldırılarla yerle bir edililiyor.

Bırakalım bizim gibi köklü demokratik gelenekleri olmayan ülkeleri, yüzlerce yıllık demokratik gelenekleri, kazanımları olan ülkelerde bile demokratik hak ve özgürlükler adım adım yok ediliyor.

özellikle cılız ekonomik yapıları ile emperyalist-kapitalist sistemle bütünleşen yeni sömürge-bağımlı ülkelerde zorlaşan ekonomik koşullar, her defasında askeri müdahaleleri yada onu aratmayacak denli gerici “sivil”yöntemleri ve yönetimleri zorunlu kılıyor. ülkemizin başına musallat olan AKP hükümetinin sivil egemenlik kandırmacasının böylesi arka planı olduğunu görmek gerekiyor. Nitekim zarf sivil olsa da mazruf ayan beyan gerici ve faşisttir ve AKP sömürge tipi faşizmin uygulayıcısından başka birşey değildir.

özellikle 1970'li yıllar ve sonrası Türkiye ve Ortadoğu'daki gelişmelerin başında, kontrgerillanın merkezi ve uzun dönemli politikalarının belirleyiciliği ortadadır. Bu politikaların büyük bir kısmı, parlamentonun ve görünürdeki siyasal odakların bilgilerinin ve tercihlerinin dışında gelişmiştir. Ortadoğu ve Balkanlardan –pek çoğunun sonuçları günümüzde ortaya çıkan- gelişmeler (Kıbrıs, Batı Trakya, Bulgaristan, Bosna-Hersek, Makedonya, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan vb.) kontrgerillanın temel ilgi alanlarıdır. Son zamanlarda liberal çevrelerin iddia ettiğinin aksine kontrgerilla Türkiye'de darbe yapmaya çalışan bir avuç generalden çok daha fazlasıdır.

Emperyalizm ve egemen sınıflar, doğrudan devlet aracılığı ile kendi ekonomik ve siyasal tercihlerini topluma dayatırken, toplumda oluşacak tepkilerin sivil faşist güçler aracılığı ile sindirilmesi her zaman egemenlerin planlarından biri olarak yedekte durmaktadır.. Toplumsal muhalefetin kontrgerilla destekli sivil faşist hareket aracılığı ile bastırılması tercihi 1970'li yıllardaki siyasal gelişmelere damgasını vuran bir olgudur.

1970'li yılların ortalarında, belirgin bir eğilim olarak ortaya çıkan bu olgu devrimci hareketimiz tarafından doğru bir biçimde algılanmış ve devrimci görev; “faşist saldırılara karşı”olarak tespit edilmiştir.

Toplumsal muhalefetin güçlenmesi ve çatışmaların devrimci bir iç savaş doğrultusunda gelişmeye başlaması egemen sınıfları politik bir tercih değişikliğine zorlamıştır. Bu tercih sonucu 1978'lerden itibaren, kontrgerilla destekli sivil faşist hareketin hedefi, bir askeri müdahalenin kitlelerdeki meşruluk zeminini ve onu kaçınılmaz kılacak bir eylem çizgisi izlemek olmuştur.

Türkiye oligarşisinin bunalımlarını aşmak için, daha doğrusu bu bunalımların üzerine giden muhaliflerini sindirmek için ya da halkı devletin işine gelen biçimde yönlendirebilmek için başvurduğu bir oluşum olan kontrgerilla organizasyonu yıllar boyunca birçok katliama, suikaste imza atmıştır. Bu uluslar arası organizasyon gerek hükümetleri hizaya getirmede, gerek muhalifleri doğrudan yok etmede sürekli olarak kullanılmıştır. Son yıllarda ise bir yanılsama yaşanmaktadır. AKP eliyle yürütülen Ergenekon operasyonuyla kontrgerillanın tasfiye edildiği havası yaratılmaktadır.

Burada belirtmek gerekir ki ne AKP ne de başka bir demokrasi havarisi hükümetin gücü kontrgerillayı tasfiye etmeye istese de yetmez. Kontrgerilla NATO Stratejik Savaş Konsepleri ile çalışan bir yapıdır ve organizasyon birkaç had bilmez general ve bürokratın işgüzarlıklarından ibaret değildir. Bir tasfiye sürecinin yaşandığı doğrudur ancak bu süreç kontrgerillanın tasfiyesi değil, eski kirli yüzlerin “demokratikleşme” söylemleri eşliğinde harcanması ve kontrgerillanın yeniden yapılandırılması, devletin meşrulaştırılması sürecidir.

Buradaki kastımız AKP'nin kendi “derin devletini”kurduğu v.s türünden Marksizm dışı bir analiz değildir. AKP konsepti değiştirilen kontrgerilla organizasyonunun eski biçimini tasfiye etme işleminin memurudur. AKP döneminde de kontrgerillanın gerek eski gerek yeni tarz uygulamaları görülmüştür. Bu operasyonlar “AKP'yi devirmeye”dönük operasyonlar olmasına karşın hükümet bunların üzerine gitmektense mağdur edebiyatı yapıp oy arttırmayı ve kendisini kamuoyu desteğiyle korumayı yeğlemiştir. Anlaşılan odur ki AKP hükümetinin kulağına emperyalizm tarafından "rahat olması" gerektiği fısıldanmıştır. Iktidarını sağlamda gören hükümet ise sivilleşme naraları ile icraatlarını hayata geçirmiştir.

Faşist saldırılar, bir yanda toplumda yılgınlık ve korku yaratacak şekilde; kitlesel katliamlara, saygınlığı olan aydınlara yönelirken, diğer yandan halk güçleri arasında var olan bazı çelişmeler körüklenerek, bu güçlerin bölünmesi hedefi dün olduğu gibi bugünde gündemdedir.

AKP iktidarının henüz ilk günlerinde yaşanan Necip Hablemitoğlu suikastinden, Hrant Dink cinayetine, danıştay baskınından Hatay Dörtyol'da yaşanan olaylara, Altınoluk olaylarından Zirve yayın evi katliamına, Şemdinliye, Rahip Santoro cinayetine baktığımızda yine aynı kanlı elleri görmekteyiz. Burda saydığımız ve sayamadığımız bir çok kontrgerilla operasyonunun bir ortak yanı da hepsinin karanlıkta kalışıdır. Hükümet bir taraftan “geçmişin karanlığıyla hesaplaşma” mavalları okurken diğer yandan kendi hükümeti döneminde yapılanlara seyirci kalmıştır. Şemdinli davasında ise yüzsüzlüğünün doruğuna ulaşmış ve olayı araştıran ve dava açan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkayanın görevden alınmasına göz yummuştur.

Yaşanan sürecin bu karmaşıklığı bunun bir geçiş süreci olmasından kaynaklıdır. Basit biçimde ifade edecek olursak, AKP eliyle yeniden yapılanma -dolayısıyla kontrgerillanın da yeniden yapılandırılması- sürecinde tasfiye edilmeye çalışılan eskiler AKP'yi yıpratmak ya da yıkmak için bir çaba içine girmişler ancak AKP'nin gerek Uluslar arası desteği, gerekse cemaatlerden ve liberallerden aldığı kamuoyu desteği sayesinde bu yöndeki her girişimleri ters tepmiştir. Oluşan hava ve AKP'nin giydiği demokratlık postu böylece meşrulaşmış ve gelinen noktada AKP neredeyse bütün düzen partilerini karşısına aldığı anayasa referandumundan başarıyla çıkmıştır. Burada "eskiler" kavramını açmak gerekmektedir. Elbette kendi başına uzun bir yazının konusu olabilecek bu konuyu başka bir yazıya havale ederek kısaca şunu söyleyebiliriz. Eskileri eski yeniler yapan özellikler olmakla birlikte her iki kesiminde halk düşmanlığının tanzim edilmesinden başka amaçları yoktur. Ve her iki kesimde kontrgerilla ile iç içedir.

çözüm AKP'ye karşı savaş ya da “AKP'nin anayasasına hayır”demekte değildir. çözüm bütünüyle faşizme karşı savaştadır. Faşizme karşı savaştan kastımız ise salt faşistlere karşı savaş kesinlikle değildir. Faşistlere karşı fiili mücadele işin yalnızca bir kısmını teşkil eder. Faşizm dediğimiz şey bir siyasal anlayış ise ona karşı mücadele de hiç kuşkusuz siyasal bir nitelik barındırmak durumundadır. Burada ise devreye sosyalizm algısının ne olduğu girer ve bir tutarlılık sınavı başlar.

Maraş Katliamı, bir siyasal tercihin sonucu olarak, kontrgerilla tarafından tezgahlanmış, MHP'li sivil faşistler tarafından uygulanmıştı. 100'den fazla insanın katledildiği, yüzlerce ev ve iş yerinin tahrip edildiği olaylar sonrasında siyasal iktidar –iradesi dışında- sıkı yönetime zorlanmıştı.

Benzer katliamlar Malatya, Sivas, çorum vb. pek çok yerde tekrarlanmış fakat devrimcilerin doğru bir savunma çizgisi bu katliam girişimlerinin başarısını engellemişti.

Bugün, geçmişte Aleviler bahane edilerek emekçi halkımıza yönelik saldırılara karşı çıktığımızı söyleyip, Kürtlere yapılanlara sessiz kalırsak faşizme karşı mücadeleyi doğru anlamamışızdır demektir. Faşizme karşı birleşik cepheyi oluşturmak için faşizmden nasibini alan tüm kesimlerin birleşik mücadelesi şarttır. Bu mücadele devrimci bir mücadele olmak zorundadır çünkü kapitalizmin en demokratik yönetimleri bile zora düştüklerinde faşizan uygulamalara başlar. Faşizm yeni sömürge ülkelerde kapitalizme içkin bir ideolojidir ve Faşizm sopasının olmadığı bir yeni sömürge kapitalizmi mümkün değildir. Dolayısıyla faşisme karşı demokrasi mücadelesi bizim gibi yeni sömürge ülkelerde aynı zamanda bir devrim mücadelesidir. Kimi kesimlerin iddia ettiği üzere demokrasi mücadelesi steril bir sistem içi mücadele değildir. Böyle bir arayış "insani bir faşizm" beklentisine eşdeğer bir algıdır.

İçinde bulunduğumuz süreçte toplumdaki kutuplaşmalar bir hayli sertleşmiştir. Ancak bu kutuplaşmalar maalesef sınıfsal kutuplaşmalar değil, çeşitli sosyal toplulukların kutuplaşmalarıdır. Bu açıdan ortam provokasyona gayet müsait bir nitelik arz etmektedir.

Dörtyol'da yaşanan olaylarda MHP ilçe başkanının aracının saldırganlarca kullanılmış olması,  tesadüf değildir. Halklarımız açısından çok tehlikeli olan bir oyun Dörtyol'da, İnegöl'de sahnelenmeye çalışılmıştır. Kürt meselesinde gelinen süreç, meselenin mevcut halinden çıkarı olanları tedirgin etmektedir. Kürt meselesi üzerinden yıllardır siyasal ve maddi çıkar sağlayan çevreler bu sorunun silahsız çözülmesi ihtimalinden dahi oldukça rahatsız olmaktadırlar. çözüm ihtimaline ya da silahsız çözümün konuşulmasına dahi katlanamayan bu çevreler halklar arası bir iç savaş çıkarmak pahasına da olsa, süreci sertleştirmek ve çatışmanın dozunu arttırmak üzere hiçbir girişimden geri durmamaktadırlar. Son yıllarda Altınoluk'ta, İnegöl'de, Dörtyol'da gördüğümüz olaylar işte bu anlayışın gerçekleştirdikleri provokasyonlardan bir kaçıdır ve amaç yeni maraşlar yaratmaktır. Elbette bu çevreleri devlet aygıtı ve onun hükümetin ayrı ele almak yanılgısına düşmemek gerekmektedir. çünkü ülke sathında yürütülecek bir iç çatışma oligarşinin iznine muhtaçtır. Böyle bir çatışma olasılığına karşı zinde tutulan faşist güçler kendi başlarına iç savaş çıkarabilecek güce sahip değildirler. Unutmamak gerekirki Türkiye'de çıkacak bir iç savaş ya da halklar arası çatışmasının yaygınlaştırılması ancak ve ancak  devlet desteğiyle mümkündür.

öte yandan, ekonomik alanda “12 Eylül”öncesindekilerle benzerlik gösteren gelişmeler, siyasal alanda da benzer gelişmeleri yedekte tutmaktadır. Medyanın özellikle vurgulamaya çalıştığı “çağ atlayan Türkiye”, “demokratik toplum”aldatmacaları, büyük bir siyasal gericiliğe eşlik ediyor. 12 Eylül'ün dayattığı, baskıcı ve yasakçı devlete, daha da anti-demokratik nitelik kazandırılıyor. Bu süreçte tekrar kontrgerilla ve sivil faşist hareket bütünlüğü belirleyici olma gücünü muhafaza etmeye devam ediyor. 12 Eylül öncesindeki sürecin aktörleri gerektiğinde kullanılmak amacıyla saha kenarında ısıtılıyor. Değişen sadece toplumsal muhalefetin –batıda- cılızlığı nedeniyle, faşist güçlerin saldırı odağını Kürt Halkı ve onun örgütlü güçlerinin oluşturuyor olmasıdır. Ve "ani patlamalarla " gelişebilecek olası bir faşist saldırı dalgası potansiyeli hali hazırda bekletildiği gözden kaçırılmamalıdır.

Bu provokasyon süreçlerinde halklarımızı birbirine kırdırma eğiliminden uzak tutmak ve öfkelerini faşizme karşı mücadele zemininde birleştirmek bir zorunluluktur. Aksi takdirde faşizm çıkarına halklarımızın kanlarının dökülmesi içten bile değildir. önümüzdeki süreçte seçimlerin yaklaştığı da göz önünde bulundurulursa bu tip provokasyonların yakın gelecekte yaşanma ihtimali bir kabus olmaktan fazlasıdır. Kürtlerin demokratik özerklik taleplerini yüksek sesle dillendirmesi karşısında "Türklerin tepkisi" söylemini öne çıkarmak buna bunun tipik bir kanıtıdır.

Devrimci çevreler muhtemel provokasyonlara karşı hazırlıklı ve sağduyulu olmak zorundadır. Halklarımız arasında yaşanacak olası bir etnik ya da mezhepsel çatışma en çok devrimcilere ve devrimci mücadeleye zarar verecektir. Halklarımızın emperyelizmin bu kriz döneminde sınıf savaşımına ve bunun bir tezahürü olan faşizme karşı mücadeleye yönelmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde oluşması muhtemel halklar arası bir çatışma devrimci dinamiği de sekteye uğratacaktır. Halklarımızın çıkarı mezhepsel ya da etnik temelde birbirleriyle çatışmakta değil birlikte Türkiye oligarşisine başkaldırmaktadır.

Yeni katliamların olmaması ve muhtemel provokasyonların boşa çıkarılması ancak ve ancak toplumsal bunalımın ve tepkinin doğru yöne kanalize edilmesini sağlayacak devrimci bir iradenin varlığıyla mümkündür. Bu irade ise yine ancak ve ancak düzen içine sıkışmamış, kendine yönelecek saldırıları karşılayabilecek, reformizme,oportünizme ve liberalizme karşı tavır geliştiren bir yapıdan gelebilir.

Bu yapıyı yaratmak bizim üzerimize aldığımız bir yükümlülüktür.

 

Devrimci Yolda özgürlük

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLAR…

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA!

BİR GÜNÜ DEĞİL HER GÜNÜ 1 MAYIS YAPMAYA 1 MAYIS'TA MEYDANLARA! İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs yaklaşıyor! Türkiye'de siyasal iktidar ''Afrin'de savaşı kazandık'' diyerek toplumu uyutmaya çalışırken, gerçeğin böyle olmadığı her geçen gün bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Savaşın faturası başta işçiler olmak üzere tüm ezilenlere kesilmektedir. Bir bütün olarak tüm hak ve hukuk arayışları OHAL bahane edilerek yasaklanıyor. Ülke adeta OHAL ve KHK' larla yönetilmesi normalmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Kadın cinayetleri, tecavüz ve çocuk istismarları, her geçen gün artıyor. Vatandaşı, facebook hesaplarına kadar inceleyip, ceza yağdırıyorlar, tutukluyorlar. ''Tüm bunlar neden?'' sadece 2019 seçimlerinde saltanatlarını kurmaya yönelik. Bunlara hayırdemek için 1 Mayıs'ta alanlarda olmalıyız! İçeride  ve dışarıda hükümetin yürüttüğü savaşa hayır demek için 1 Mayıs'tayız! Sömürü ve yağmaya geçit vermemek üzere halkımız ile birlikte şeker fabrikal... Read more

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

ÜRETEN FAKAT SÖZ VE KARAR HAKKI ELİNDEN ALINAN HALKLARIMIZA,

Toplumların belirli bir tarihsel gelişim sürecleri ve içerisinde dönüm noktaları vardır.  Bununla bütünlüklü her toplumun da kendi özelliklerine göre şekillenen,için de çeşitli tarihsel aşamaları taşıyan kendine özgü bir gelişim süreci vardır. Bu süreç ve aşamaları uzun veya kısa yaşanmadan diğerine kesintili,sıçrayarak geçilmesi mümkün değildir. Bu gelişimini yönünü belirleyen, sınıflar mücadelesidir. Sürecin belirli bir aşamasından geriye doğru bakıldığında, içerisinde bulunulan noktanın çelişki ve şartları düşüncemizi koşullandırmaktadır. Böylesi bir durumda her sınıf, katman, tabaka v.b.kendi bulunduğu konuma uygun bir geçmişe bakış açısına sahip olabilmektedir. Bu tarihsel gelişim ve süreçlerin doğru değerlendirilmesi ve anlaşılabilmesi, bu gün vereceğimiz mücadelenin nasıl yürütüleceğinin ip uçlarını verecek,gelecek geçmişin devrimci temelleri üzerinde yükselecektir. Mutlaka bu günün görevleri karşısında tam bir tutarsızlık içerisinde olanların geçmişi doğru değerlen... Read more

SAVAŞA HAYIR...

SAVAŞA HAYIR...

  31 Aralık 2017 de İdlib’den kalktığı öne sürülen, 10 adeti Hımeymim, 3 tanesi Tartus’daki Rus askeri üstlerine olmak üzere 13 DRONE ile yapılan saldırıda 7 savaş uçağı hasar görürken 10 asker de yaralandı. Drone saldırısı askeri litaratüre geçti. Geçen yıl Haseke’de NDF ile Asayiş arası çatışmalarda Suriye ABD personelinin stratejik noktalarını vurdu. Kimyasal silah kullanıldığı iddası karşılıklı ithamlarla sürdü. ABD Rakka operasyonunda Suriye savaş uçağını düşürdü. Türkiye Rus savaş uçağını düşürdü. Büyük elçilerini katleti. Suç FETÖ ye kaldı. ABD’nin muhaliflere kontrolsüz MANPAD tarzı modern silahlar dağıtması ve provakasyon tartışmaları, Afrin’in tartışılmasını da gündeme taşıdı. SDG’yi belirleyen CENTCOM Afrin operasyonu öncesi kendilerine bilgi verildiğini belirtti. TEV – DEM eş başkanı Aldar Xelil elimizdekileri Rusya’nın isteği üzerine Suriye’ye vermeyeceğiz dedi. SDG potrol ve doğal gazın çoğunun bulunduğu ve tarım alanlarının 2/3 ünün olduğu ve de Kürtlerin kanto... Read more

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

DEVRİMCİLİK ZOR ZANAAT

  Kievski sözünü şöyle sürdürüyor:'' ... Biz, onların negatif formüllerinde [ yer alan ve- ç] proletaryanın emperyalizme karşı bilincini keskinleştirecek olan bir dizi isteği tamamen kabul ediyoruz; ne var ki, bugünkü sistemde, buna uyan pozitif formüller bulunması olasılığı kesinlikle yoktur. Savaşa karşı olmaya evet, ama demokratik bir barış için verilen savaşa karşı olmaya hayır...’’   Yanlış! İlk sözünden son sözüne kadar yanlış! Kievski ( Sosyalizm ve Savaş broşüründe, s. 44-45° ) ‘’ Pasifizm ve Barış Sloganı’’ hakkındaki kararımızı okumuş ve hatta , sanırım, onaylamıştır. Biz demokratik bir barıştan yanayız; yalnızca, kararın da ortaya koyduğu gibi, ‘’bir dizi devrim olmaksızın’’ bugünkü burjuva hükümetlerin yönetimi altında böyle bir barışın olması olduğu aldatmacasına karşı işçileri uyarıyoruz. Soyut barış savunusunu, yani savaşan ülkelerde şimdiki yönetimlerin gerçek sınıf yapısını ya da özellikle emperyalist yapısını dikkate almayan savunuyu, işçileri aldatmak olarak görü... Read more

Sendikal Hareketin Durumu.

Sendikal Hareketin Durumu.

Günümüz dünyasında, emperyalizm ve sömürü biçimlerinde meydana gelen değişim ve ülkeye yansıması doğru devrimci tahliller ve bu doğrultuda mücadele halinde bir  bütünlüğe ulaştırılamamış durumdadır. Emperyalizm açısından bu geçiş sürecinin sürüyor oluşunun etkisiyle, çoğu durumda görüntülerin gerçeklik yerine konulması ve uluslar arası tekellerin durumu manipüle doğrultuda harcadıkları milyarların sonucu belirli kesimlerde kafa karışıklıkları ve genelde belirsizlik sürmektedir. Devrimci tahliller ve mücadelenin tüm olumlu gelişimlerine rağmen, bazı kesimlerde bu kafa karışıklığı sürmektedir. Geçmiş devrimci mücadelenin açık ve net olarak ortaya koyduğu hedefler doğrultusunda mücadele, örneğin; proletarya diktatörlüğü vb. bir‘‘umut‘‘ görüntüsü şeklinde gerçeklerden koparılmaya çabalanmaktadır. Geçmişin doğru devrimci tahlilleri, kendilerinin ve ilerlenilmesi gereken yönülerin sınıflar mücadelesinde kanıtlanması olmasına kaşın bu çarpıtılmaya çabalanmaktadır. Bu bağlamda; geçmiş deney... Read more

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

KÜRT MESELESİ VE REFERANDUM

  2014'te İşid'in Musul'u ele geçirmesinin yaratmış olduğu boşlukta Kerkük dahil stratejik olarak tartışmalı bölgelerle sınırlarını geliştiren Kürtler, ekonomik ve siyasi olarak ciddi bir avantaj kazandılar. Bu duruma başta Irak, İran ve Türkiye(hatta Suriye) gibi ülkelerin uzun vadede sesiz ve tepkisiz kalmaları beklenemezdi. Kürt meselesinin çözümü/çözümsüzlüğü gibi kavramların onlar için pek bir önemi yoktu. Onlar için önemli olan, yönetmiş  oldukları ülkelerin "birlik ve beraberlikleri idi". Referandumun sonuç ve koşulları bu yaklaşımın ürünüdür. En önemli nokta ulusal ve Kürt meselelerinin çözümü konusunda emperyalist güçlere dayanarak çözmeye çalışmanın geçerli olmayacağı da bariz olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin özü ulus devlet ve çıkarları konusuna düğümlenmiş durumdadır. Ulusal sorunun çözümünü cumhuriyetle aramak beyhudedir. Çözümsüzlüğünü ve çıkarlar yüzünden bozulacak kararsız dengeler oluşturmayı çözüm diye sunmaktır. Uluslar arası tekeller tarafından savaş çokta... Read more

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

YAPILACAK BİR ŞEY YOK !

  Lenin orada senin söylediğini söylememiş ! Mahir sein dediğin şeyi söylemiyor. Marks ve Engels'in dediklerinin senin yorumlarınla alakası yok! Sadece sen öyle sanıyorsun. Üstelik başka türlü de olabilir  payın bile yok! Anlayacağın bu düşündüklerini sen hariç hiç kimse düşünmüyor! Onları sen uydurdun  kendine ! Aynı parmak izi gibi kimsede yok. Hemen küçük burjuva idealist dünya görüşünle: ‘’Tabii ki benimki değilse,  senin söylediğini söylemiştir!?’’Dediğinde senin çuvalına gireceğimizi bekliyorsun. Ustaların bizim söylediğimizi söylemeye ihtiyacı mı var? Böye bir ihtiyaç mı var? Halbuki hepimizin doğruyu yapmak diye bir zorunluluğumuz var. Bak bu bir dünya görüşü. Senin yaratığın ikilemin yanlışlığının dışında doğru dünya görüşünün ve zorunluluğunun ifadesi. Böylesi bir bakışla yolculuğuna başlarsan doğruya gelişebilme ihtimalinin olduğunun ifadesi... Hayır senin o çuvalının ve içerisindeki ikilemlerin dışında koca bir dünya var. Bu yaşanılanlar bir dönemin doğrusu ve bu dönemin... Read more

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

NEDEN ÖZGÜRLÜK?

  Art arada yaşanılan yenilgiler sonucu  oluşan güvensizlik ortamı ve  ‘’sosyalizm’’denilen sistemlerin başarısızlığı ve de iki kutuplu bir dünyanın yıkılışı öyle bir kafa karışıklığı yarattı ki, her alana yansıyor ve kapsıyor. Yaşanılan toplumsal bir travmaya dönüşmüş durumda. Bununla birlikte belirli bir tartışma  geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve hakları için isyanını demokrasi olarak algılayan durumda! Ya sorumluluklar? Bu demokratik devrimini yaşayamamış ülkenin insanları olmanın bedeli olmalı! Hangi konu olursa olsun tartışma hızlı biçimde saygısızlıktan küfre gelişiyor. Bu dünyadaki gelişmelerden de bağımsız değil. Her dönem kendi maddi yaşamının belirleyiciliğinde kendi dilini de yaratıyor. O dönemin ve tarihsel aşamanın yaşanılanlarını ifade eden anlamlandıran kelime ve cümleler alınıp bugünü açıklamak için kullanıldığında tadı kaçıyor. Anlamını yitiriyor. Öğr... Read more

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA

  ANKARA GARINDA ÖLENLERİN ANISINA ÖZGÜRLÜK     Onların en iyi yaptığı iştir kin ve nefret salgılamak. Kin emzirirler nefret kusarlar.  Dinleri, milletleri, dilleri, kültürleri öfkedir onların."Cehennem" ateşiyle çevrilirler.  Onların en koktuğu şeydir yüzleşmek sevginin çayırlarındaki insanla. Ve onlar yüreksizdirler ezilmişliğe ve yoksulluğa karşı çağlayan özgür ve billur yürekler karşısında.  Onların en iyi yaptığı iştir yüreklerle savaşmak. Yürekleri dağlamak. Yürekleri burkmak. Yürekleri parçalamak. İşkencelerle, pusularla, kör kurşunlarla ve bombalarla... Öldürme emri aldıkları kitapla saldırırlar kendinden olmayan kitaplara.... Ve kanla göndere çekerler bayraklarını insanlığın gözyaşlarında....   Ve Ankara Garında...   Onların en iyi yaptığı iştir can almak kralların, sultanların, diktatörlerin kanlı etekleri altında. Fakat unuttukları bir şey vardır yürekleri sevgiyle atanlarda...   Bizim  de yaptığımız en iyi iştir can vermek Aşk i... Read more

ARAF’DA TARAF OLMAK

ARAF’DA TARAF OLMAK

  Bugün siyasal tutarsızlık içerisinde olanların geçmişin devrimci ders ve deneylerini anlaması da mümkün değildir. Yaratılan karşıtlıkta taraf olanlardan herbiri aynı kitaplardan ve kişilerden alıntılarla kendilerinin doğruluğunu kanıtlamaya çabalıyor. UKKTH’ından, Lenin’den alıntılarla kendi haklılıklarını bir çırpıda kanıtlamış oluyorlar. Sanırsın Lenin onun haklılığı yönünde sözler demeseydi haklılığı ortadan kalkacaktı! Herşeyden önce bu bir dünya görüşü sorunu. Geçmiş devrimci deney ve birikimlerin hareket halini ortadan kaldırıp içini boşalttın mı geriye senin işine geleni anlaman kalır. Geriye kalan neydi? İşçi sınıfının çıkarı! O da sen. Gökten zembille sana bahşedilmişti. Güç çoğunluk çokluk vb. de sende oldu mu sorun kökünden hallolmuştur. Nokta. Abartı değil acı bir insanlar alemi gerçeği. Tartışma geleneği ve kültürümüz yok... Bunun yerini gelişkin bir saldırı ve maganda kültürü  almış. Herkes herşeyi en iyi bilen dışındakine saygısı olmayan ve haklar isyanını demokras... Read more

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER

UĞURLAR OLSUN BÜLENT ULUER 1952 Yılında Kastamonu’da subay çocuğu olarak dünyaya geldi. İstanbuda 18 yaşında Kastamonu’lular derneği başkanı oldu. İ.Ü İktisat fakültesi öğrenci derneği başkanı oldu. 1974 de Devrimci Gençlik dergisinin çıkışı ve Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonunun kuruluşunda yer aldı. 1978 yılına kadar DEV GENÇ genel sekreterliği yaptı. Dev Sol ayrılığı ve kuruluşunda yer aldı. Sonra onlardan ayrıldı Kurtuluşa geçti. 12 Eylül faşist cuntasında vur emriyle ararnan 5 kişiden biriydi. 12 Eylül sonrası Filistine geçti. Oradan Avrupa ve uzun seneler Fransa ve isviçre’de yaşadı. Daha sonra cezalarının zaman aşımına uğraması sonucu Türkiye’ye döndü. 1995 de HADEP millet vekili adayı oldu. ÖDP nin kuruluşuna katıldı ve parti meclisi üyeliği yaptı. 2015 seçimlerinde HDP milletvekili adayıydı. 22 Ağustosta 65 yaşında aramızdan ayrıldı. Bu çalkantılı yaşamı ve siyasi yaşamı Türkiye sınıflar mücadelesinin demokrasi deneyim ve birikimlerinin geldiği yeri gösterir. Siyasal... Read more

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

KİRLİ SAVAŞINIZI VE HEDEF GÖZETMEYEN ŞİDDETİNİZİ KINIYORUZ

Nereden, kimden, ne amaçla gelirse gelsin kirli savaşınız ve hedef gözetmeyen şiddetiniz kimleri öldürüyor?   Yoksulları, fakirleri, işçileri, işsizleri, sıradan erleri, öğrencileri, öğretmenleri, avukatları, abileri, ablaları, amcaları, halaları, eşi dostu, seni beni    Mehmet Ayvalıtaş(20), Abdullah Cömert(22), Ethem Sarısülük(26), İrfan Tuna(47), Selim Önder(88) ve Ali İsmail Korkmaz'ları   Berkin Elvan'ları   Ve kundaktaki bebekleri   Ve en son 15 yaşındaki Eren'leri ve bombalı saldırılarınızda masum insanları   Öldürüyor.   Peki, kirli savaşınız kimleri yaşatıyor?   Holdinglerin tepesinde işçilerin ensesinde boza pişiren sömürücü pislikleri,    Generalleri, emniyet müdürlerini, valileri, kaymakamları ve bilumum yüksek seviyeli sadık köpekleri,   Boğaz ve Bodrum lokantalarında ve barlarında vur patlasın çal oynasın yaşayan seçkinleri,   Bokunda boncukla doğan zengin veletlerini,   Parayla bedel ödeyenleri,   Çalıp çırpan, yağmalayan, talan edenleri   V... Read more

ADALET

ADALET

‘’Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp,adil gibi görünmektir.’’ Platon ‘’Adaletsizliği işleyen çekenden daha sefildir.’’Platon Demek ki adalet herkese lazımmış! Bir ülkede ana muhalefet ve demokratik kuruluşlar adalet arayan yürüyüşe geçiyor,gücü elinde bulunduranlar engellemeye kalkıyorsa,adalet diye haykırma zamanıdır.Adalet arayışının pazarlığı olmaz.Demokratik devrim mücadelesinde bir adım atma çabasıdır. ‘’Zayıf daima adalet ister,halbuki bunlar kuvvetlinin umrunda bile değildir.’’Aristoteles İktidar daki bir avuç zorba istemiyor diye vazgeçilemez.Bunun gibi;adalet isteyene göre pazarlık,herkese göre değişen adalet,adil olamamak demektir.Adil olmayan zalimler,doğanın ve üretenlerin doğabilimsel acımasız adaletine hesap vermek zorunda kalacaklardır. ŞİMDİ HEP BİRLİKTE HAYKIRMA ZAMANIDIR.   ADALET HEMEN ŞİMDİ. Read more

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET

SOL İÇİ TARTIŞMA KÜLTÜRÜ VE ŞİDDET "İlk yumruğu atan fikirlerinin yetersizliğini kabul etmiştir." Çin Atasözü   Şiddeti meşru kılmak isteyenler şiddetin doğada var olduğunu, dolayısıyla insanın doğasının da şiddeti barındırdığını öne sürerler ve hayvanları örnek gösterirler. Oysa insan hayvan değildir ve aklı vardır. Şiddet de insanın doğasından değil kıskançlıklarından kaynaklanır. Oysa insanlığın doğuşunda kıskançlık ve ihtiva ettiği şiddet olsaydı, bugün insan toplumu diye bir şey olmaz ve en başından yok olup giderdi.    Öyleyse neden şiddet maskesi takarız? Ezen de ezilen de şiddete meyleder? Kıskançlık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, fikirlerin yetersizliği, gelenekler, kültürsüzlük, medeniyetsizlik, kompleksler, ego, ideoloji, inanç, din, milliyetçilik, para, hırs vb. tetikleyiciler midir? Büyük ihtimalle, evet. Ama bunların içinde bir durum var ki, insanın aklı havsalası almıyor.   Düşünceleri yüzünden şiddet ve baskı gören kimse neden kendi düşüncesinde olmayan diğerin... Read more

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

ÜRETENLERİN YÖNETİMİ DOĞRUDAN DEMOKRASİ.

    Düşüncenin maddeden görece bağımsızlığı ve onu değiştirebilme yetisinin yanlış kullanımı düşüncenin maddeyle olan bağlarının kopmasını getirmiştir. İnsanlar alemi bu dünyada  insanlar aleminde yaşamıyor. Sonuçta herkes kendi dünyasında yaşıyor. Algıladığı kadarı kendisine yeten sanrılar aleminde yaşıyor. Kimse Platon’un ya da kendi mağarasından çıkmak istemiyor. Doğa ve bilimsel gerçekler ile ilinti giderek kopuyor. Kendi gerçeklerini dayatmaya doğru gelişiyor. Bu, insanlar aleminin bu gününe ait genelleme, çoğunluk, çokluk vb.değil! Hareket halindeki gidişin yönünü belirleyen bir tespit. Elbette ki herkesi aynılaştırmak, bu bağlamda genellemek yanlış olur. Genellemek, hepsinin aynı olduğunu düşünmek, zıtların birlikteliği ve mücadelesi hareketini dışlamak olur. Buna karşın kendi sanrı, rüya ve halüsinasyonlarından oluşan bu sanal dünyalarını kendi dışındakilere dayatma durumundalar. En azından anlaşılmasını bekleme durumundalar. Olumlu bulduğu, yaptıklarının bile diğerlerinden ü... Read more

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

İNSANLIK ONURU ZULMÜNÜZÜ YENECEK

KOŞUN KURŞUN ERİTMEYE ÇAĞIRIYORUZ. Kaybettikleri,hileyle kazandık dedikleri referandum sonrası,baskı ve zulümleri artarak devam ediyor.Zulümleriyle sindirebildikleri bir ülke hayal ediyorlar.Bu baskı ve zulüm sistemiyle dün Soma'da 301 emekçinin ölümünü’’kader’’ilan ettiler.Tedbir alması gerekenler görevlerinden,iş kazalarından’’DİKKAT BU ÜLKEDE KADER VAR’’diyerek’’kurtuldular ! ’’Bugün de KHK zulümleriyle işinden,aşından, özgürlüğünden,canından etiklerini;duymazdan,görmezden gelip susturmaya çabalıyorlar.Çünkü onların gözleri var.... kulakları var..... fakat zulümle kimseyi susturamayacaklarını idrak edecek kalpleri yok.Çünkü anladıkları ve kendi korktukları dünyaları o.Hak gaspı varsa direnmek meşrudur.Kimse engelleyemez.Kendi çıkarlar ve güçler dünyalarında’’HAK’’denileni’’ÇIKAR’’anlıyorlar.Aradaki farkı hayat anlatacak onlara.  Başta oğlunun cenazesini alabilmek için 70 yaşında 80 güne yaklaşan açlık greviyle Kemal Gün.İşini ekmeğini öğrencilerini geri isteyen Nuriye Gülmen ve ... Read more

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

DEVRİMCİ TEORİ OLMADAN DEVRİMCİ PRATİK OLMAZ.

  İlk baştan böylesi bir yazının temel amacının belirtelim. Maddede hareketin düşüncenin hareketiyle bütünlüğü ve yaşamın karşımıza çıkarttığı sorunların sadece tahlilini değil çözümünü de dünyanın değiştirilmesi, dünya görüşünün ne olması ve nasıl düşünülmesi gerektiği doğrultusunda bilince çıkarmaktır. Birilerine bir şeyler öğretmek, laf yarıştırmak değildir. Marksizmi bir doğmalar yığını haline getiren, kendinin doğruluğunu bulduğu alıntılarla ispatladığını sayan öğretmen edasında konu ve kalıplar değil, onun yaşayan özünü, dünya görüşünü ve bakış tarzını belirli noktalarda tartışma çabasıdır. Bu noktalar günümüz ve görevlerimiz yani içerisinde yaşadığımız zaman, mekan ve de maddi ve düşünsel koşullar bağlamındadır. Maddede harekete düşünceyle müdahil olmak demektir devrimcilik. Olayın özü içerisinde bulunduğumuz ortamın doğa bilimsel doğrular ışığında, doğru değerlendirilebilir olmasıyla ilgilidir. Devrimci dünya görüşü açısından bu içinde bulunulan ortamı doğru d... Read more

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

CHARLES BUKOWSKİ ÖZGÜRLÜK MEKTUBU

Merhaba John, Mektubun için teşekkür ederim. Sanırım bazen insanın nereden geldiğini hatırlaması çok da canını yakmıyor. Nerelerden geldiğimi iyi biliyorsun. Bir şeyler yazmaya ya da film çekmeye çalışan insanlar bunu doğru düzgün anlatmayı beceremiyor. “9'dan 5'e” deyip işin içinden çıkıyorlar. Hiçbir zaman 9'dan 5'e değildir, oralarda öğle tatili yoktur, hatta işten atılmamak için çoğu yemek arası bile vermez. Bir de fazla MESAİ vardır ki kitapların çoğu fazla mesaiyi doğru düzgün anlatmayı beceremez ve bundan şikayetçiysen senin yerini dolduracak bir enayi daima bulunur.Eskiden ne dediğimi hatırlarsın; “Kölelik hiçbir zaman kaybolmadı, sadece yeni renkleri de içine alacak kadar genişledi.”En acıtanı da, sırf daha beterinden korktukları için, çalışmak istemedikleri işlerini kaybetmeme uğruna verdikleri insanlıkdışı mücadele. İnsanlar kolayca harcanıyor. Korku dolu ve itaatkâr bedenler. Gözlerinin feri sönmüş. Sesleri çirkinleşmiş. Bedenleri de. Saçları. Tırnakları. Ayakkabıları. Yap... Read more

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR…

KATOLİK PİSKOPOSLAR NAZİLERİN HALK ETKİNLİĞİNE NEDEN KATILIR?

    Bu yazının Diyanet memurlarımızla ya da hocalarımızla hiç bir ilgisi yoktur. Onlar böyle şeyler kesinlikle yapmazlar.   Totaliter Bir Güçle(Şiddetle) İşbirliği, Kilisenin Günahı ve Ayıbı(Ahlaki Suç) Mıdır?     Nazi mitingine katılan Katolik Piskoposlar   Tarihi arşivlerden elde edilen bu önemli fotoğraf, Kilisenin belirli bir tarihsel dönemde insan toplumunda mutlak - totaliter bir güce sahip olanlarla nasıl uyumlu olduğunu göstermektedir.  Yine de, konformistlerin uyumlarının "akıllıca" gerekçeleri vardır. Aralarında en yaygın olanı, ne kadar insanlık dışı ve antidemokratik olduğuna bakmaksızın, iktidar ile işbirliğini açıklayan ve hatta destekleyen, din yoluyla tanrı ile olan bağın, "mutlak iyiliği"n kullanılmasıdır. Totaliter bir güçle işbirliğinin gerekçelendirilmesi şu şekilde dillendirilir: Eğer Kilise işbirliği yapmazsa ve sonuç olarak yok olacaksa, insanlar acı çekeceklerdir çünkü Tanrının tesellisi ve teşviki ile korunmamış olacaklardır; nüfus ... Read more

Ortadoğu ve AKP

Ortadoğu ve AKP

    Türkiye önünde büyük sorunlarla yeni anayasa  büyük bir ihtimalle Nisan'da gerçekleşecek.Başkanlık sistemi referandumuna gitmeyi tasarlıyor. Bu anlamda orta doğu  Erdoğan ve AKP'nin bu güne kadar geldiği durumu bir daha hatırlatmakta fayda var.   Emperyalizm, Ortadoğu ve Türkiye başlıkları söz konusu olduğunda istikrardan anlaşılması gereken emperyalizmin bölgedeki çıkarlarının güvenceye alınmış olmasıdır. Türkiye ve çevresine  bir şekil vermek isteyen ABD, her dönem temelde istikrarsızlığın, çatışmaların, darbelerin ve hükümet değişikliklerinin kaynağı olmuştur. Bu anlamda Amerika’nın bölgeye kendi arzusu dahilinde yön verme gayretleri Türkiye'nin tarihsel arka planda tatmin edilmemiş imparatorluk hayalleriyle de (Osmanlı) örtüşmektedir. Ortadoğu bölgesinin değişim ve uyum sürecinin tarihsel gelişimi ve sürekliliği vasıtasıyla ulusal güvenlik, dış politika, savunma stratejileri, demokrasi ve sıkça duyduğumuz daha bir çok‘‘masum‘‘kavramın gerçekte neleri ifade ettiklerini, ha... Read more

Kızıldere devrimci yolumuzdur

Kızıldere devrimci yolumuzdur

30 Mart Kızıldre ,Kapitalizme,Emperyalizme,Faşizme karşı başlayan isyanın devrime dönüştüğü tarihtir. 30 Mart Kızıldere,devrimci iradenin,örgütü örgüt yapanların Türkiye devrim tarihine altın harflerle kazıldığı gündür. 30 Mart Kızıldere,yoldaşlığın,dayanışmanın,kararlılığın,devrimci eylem bilincinin ve biçiminin Anadolu topraklarına kanla yazıldığı zamandır. 30 Mart Kızıldere,siper yoldaşlarının,önderliğin ve sınıflar mücadelesinin hayat bulduğu yerdir. 30 Mart Kızıldere,bilinçtir,teoridir,pratiktir,eylemdir. 30 Mart Kızıldere,son sözün değil,ilk sözün kararlılıkla söylendiği ve devrimin mayalandığı topraktır. 30 Mart Kızıldere,tasfiyeciliği,reformizmi,her türden teslimiyeti ve konformizmi red ediştir. 30 Mart Kızıldere eğemenlere karşı emekçilerin direniş savaşının başladığı ve günümüze kadar örgütlendiği yaşamdır. 30 Mart Kızıldere Onlardır, Thkp/c dir, Devrimci Yoldur 30 Mart Kızıldere MAHİR ÇAYANDIR  Kızıldere Devrimci Yolumuzdur .1969 yılında Ankara'da yapılan ve Fikir... Read more

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

Özgürlük Sürecinin Gelişimi

(Bu yazı "Hakikatin Işığından Olgular Çıkarmak, Ya Da Olgulardan Hakikatlere Varmak" başlıklı yazının devamı niteliğindedir) Yukarıda saydığımız tüm gelişmelere karşın devrimci mücadeleyi yükseltmenin örgütlü ve militan bir mücadele hattıyla mümkün olduğunu söyleyenlerde vardı. Devrimci Gençlik ve Özgürlük süreçleri, böylesi bir iddia ile yola koyulanların sesi oldu. Ülkenin içinde bulunduğu süreci ve bu sürece karşı geliştirilecek, mücadele çizgisini ortaya koymaya yönelik bir broşür dizisinden, sonra Devrimci Gençlik hemen ardından da Özgürlük Dergisi yayın hayatına başladı. Devrimci Yol hareketinin maddi manevi her türlü değerinin tüketildiği, hareketin icazet sınırlarına çekildiği, eklektik ve legal platformlarda birilerinin Devrimci Yol’u pazarlık konusu yaptığı bir dönemde, Mahir’ in devrimci cüreti ile sokaklarda, üniversitelerde, düzen dışı ve düzen karşıtı bir hareket yükseliyordu. *** İçinden geçilen süreçte (90’lı yıllar) her ne kadar dünya da sol adına bir karşı devrim r... Read more

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

DEVRİMCİLER RÜZGÂR YARATANLARDIR

Türkiye devrimci hareketi oldukça uzun bir süredir adeta narkoza alınmış durumda. Tabi ki devrimin emekçiliğini yapan devrimcilerin varlığı sınırlı sayıda da olsa mevcut.  Lakin dünya ve ülke konjonktürü ile devrimin görevleri arasında kurulan bağlantı ve devrimcilerin bu kompozisyondaki yeri bizler açısından böylesi bir tespiti zorunlu kılıyor. ülkenin devrimcilere en fazla ihtiyaç duyduğu zamanlarda geliştirdiğimiz toplumsal pratik son derece yetersiz. Elbette mesele sadece geliştirilen yetersiz pratikle de sınırlı değil ideolojik karmaşanın vardığı nokta ve bunun üzerine devrimcilik algısına yönelik niteliksel düşüklüğü de hesaba kattığımızda karşımıza çıkan manzaranın iç açıcı olmadığını görüyoruz. Türkiye gibi krizlerin olağanlaştığı, politik gündemin sıklıkla değiştiği, bir kriz durumunu atlatmadan diğerinin başladığı bir ülkede, devrimcilerde her kriz sonrası esen rüzgârların etkisiyle bir taraftan diğerine doğru savruldular. Bu savrulma halleri üzerine birçok değerlendirme yap... Read more

MARAŞ'TAN YANSIYANLARIN IŞIĞINDA KONTRGERİLLA VE FAŞİZME KAR…

12 Eylüle giden süreçte bir mihenk taşı olan Maraş Katliamının üstünden 32 yıl geçti fakat olay hala aydınlatılmadı. ülkemizin demokrasi havarisi AKP hükümeti “demokratik açılım”kapsamında giriştiği çalışmalarda kendi alevilerini yaratma projesini sürdürürken, Maraş katliamının faşist tetikçilerinden ökkeş Kerger (Şendiller)'i Alevi çalıştayına davet etmektende geri kalmayarak nasıl bir açılımı hedeflediğini göstermiş oldu. Katliamın 32. yıldönümde yeni bir katliamın provası Maraşta tekrarlarınırken ökkeş Şendiller komutan edasıyla balkonundan olayları takip ediyordu. Maraş Katliamı devlet tarihimizde sıkça gördüğümüz kontrgerilla operasyonlarının en kanlılarından olmakla birlikte 12 Eylül'e giden süreçte oldukça kritik bir yerde durmaktadır. Katliamın hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilmiş ve darbe uygulamaları darbeden önce yürürlüğe sokulmuştur. Maraş Katliamından yıllar sonra, olaya yaklaşımda hala bir körlük söz konusu. Kimi siyasi yapılar meseleyi yalnızca görünen yüzü... Read more

KIZILDERE'NİN DEVRİMCİ DEĞERİ

Bu yıl 30 Mart'ta On'ları anarken, ekonomik krizin etkilerinden Tekel İşçileri'nin destansı direnişine, Ergenekon operasyonları dolayımıyla yeniden hatıladığımız kontrgerilla katliamlarına varıncaya kadar oldukça yoğun bir gündemi geride bırakıyoruz. Bu yoğun gündem, devrim mücadelesinin karmaşıklığı düşünüldüğünde çok küçük bir düzeyde dahi olsa devrimci harekete bir ivme kazandırıyor. öte yandan, Marksizmin argümanlarına yönelik, geçtiğimiz 20 yıl boyunca yürütülen sistemli ideolojik saldırıların, yaşanan küresel mali kriz ve ardından kapitalizme karşı geliştirilen muhalefet sonrasında eski gücünü de yitirdiğini söyleyebiliriz. Artık tartışmamız "sosyalizmin sona eren bir tarihsel dönemi" değil kapitalizmin sona eren bir tarihsel dönemidir. Savunmada olması gereken kapitalizmdir. Ne var ki çizmiş olduğumuz bu görece olumlu tabloya rağmen, sınıflar mücadelesini bir üst aşamaya sıçratacak ve Türkiye halklarının umudu olacak proletarya partisinin varlığından söz etmemiz mümkün değil. E... Read more

ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

Bizler; “Yaşam ve özgürlük Dergileri”okurları olarak tarihsel, sosyal, siyasal ve sınıfsal bir görev olarak önümüzde duran, birlikte olma ve omuz omuza mücadele geleneğini yaratmak, ezberleri bozmak ve tarihsel sorumluluklarımızı paylaşabilmek için; “KURTULUŞA KADAR SAVAŞ”şiarıyla Yol'a çıktık. Ezberi; önce kendi yaşamımızda bozmamız gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunun için bizi kuşatan, teslim almaya çalışan sisteme, tasfiyeciliğe ve oportünizme karşı Devrimci Yol'umuzun yarattığı tüm değerleri rehber alarak Devrimci Yolda özgürlük Dergisi'ni beraber ve daha güçlü bir şekilde çıkarmaya karar verdik. Yaratılacak teorik ve pratik sürecin değerlerini bilince çıkarıp, sorumlu ve üretken bir çizgide Devrim ve Sosyalizm mücadelesini sürdüreceğiz. Türkiye emekçi halklarının kurtuluşu dışında hiçbir karşılık beklemeden tüm varlığımızı sunmaya ve düşüncelerimizi hayata geçirmeye hazır olduğumuzu, Devrimci bir duruş ve sorumluluk olarak dosta düşmana bildirmeyi anlamlı bulmaktayız. B... Read more

BİZİM UMUTLARIMIZ SİZİN SANDIKLARINIZA SIĞMAZ

Ülke tarihi açısından milat olarak değerlendirilen 12 Eylül 1980, faşist bir darbe ve sonrasında bu darbenin palazlandırdığı faşist bir rejimin 30 yıl sürmesine neden olan kara bir gün olarak tarihe geçti. 12 Eylül 2010 bu faşist darbenin 30.yıldönümü olacak. AKP hükümeti kendi Anayasasının oylanmasını tam da bu tarihe denk getirerek, 30.yılda "darbenin karanlığından demokrasinin aydınlığına" geçişin kahramanı olarak(!), salya sümük destekli bir EVET kampanyasının startını verdi. Aslında ülke siyasal gündeminde uzunca bir dönemdir bulunan Anayasa değişikliğine dair tartışmalar, 12 Eylül'de yapılacak referandum oylamasına kilitlenmiş durumda. çeşitli siyasal çevreler referandum ile ilgili olarak fikir beyan ederken, toplum 82 Anayasası ile AKP hükümetinin hazırlamış olduğu Anayasa arasında tercihe zorlanıyor. Burjuva siyasal aklının Anayasayı çoğunluğun onayladığı bir sözleşme olarak tarifliyor olması, bu referandum sürecini ya da Anayasa değişikliğini bir kat daha önemli kılıyor. Bunu... Read more

DEVRİMCİ SİYASETTE POLİTİK ETİK YA DA BİR BİRLİK NEDEN BİTTİ

Türkiye oligarşisinin yaşadığı politik krizin tırmandığı şu günlerde AKP hükümetinin uyguladığı politikaların boy hedefi haline getirilen emekçi kesimler, siyasal sürecin yaşadığı tüm altüst oluşlara rağmen emeği yeniden gündemin üst sıralarına taşımayı başarmışlardır. Toplumsal süreçte, emekçilerin siyasallaşma eğilimlerinin arttığı gözlenirken, muhalif kesimlerin, siyasal ortama denk düşen politikalar geliştirebildikleri veya izleyebildikleri ölçüde daha etkili olabilme şansını yakalayacağı ortadadır. Tekel işçilerinin direnişiyle kristalize olan emekçi hareketin, sol kesimlerin gözlerinin önünde arzı endam etmesiyle de bir dönemin moda haline gelmiş değerlerinin, diğer bir deyişle liberal demokrasi anlayışlarının yerinden edilerek devrimci hareketin gündemi yeniden emek eksenine çekilmektedir. Gelişmekte olan bu potansiyelin yanında,  yenilgi atmosferinden doğan ve uzun süredir süregelen sol kadrolardaki politik-etik anlayışın, bu atmosferin tam orta yerinde olması, her türlü olu... Read more

Takvimdeki bir siyah yaprak: 28 ŞUBAT

Takvimlerden bir 28 Şubat yaprağını daha kopardık. Aradan 13 sene geçtikten sonra bile hala ne olduğuna dair bir anlam kargaşası sürüyor. Öyle ya 28 Şubat'ın mümessilleri onun 1000 yıl süreceğini söylemişlerdi. Zihinlerde yarattığı kargaşa açısından da öyle olsa gerek... 27 Mayıs darbesinin açtığı yolda (Sol cenahta pek sevilse de darbeleri "meşru" bir çerçeveye oturtan 27 Mayıs'tır) peşpeşe gerçekleşen darbelerle birlikte ordu Türkiye'de siyasi arenanın en belirgin öznesi haline geldi. Ancak 28 Şubat alışılagelenin dışında yönetime "direkt" el konulmaması ve bizatihi askerlerden kurulu hükümetler oluşturmaması gibi nedenlerle diğer darbelerden ayrılıyor.  Öte yandan görünüm olarak farklı görünse de diğer darbelerle çok güçlü bir ortak yanı var: EMPERYALİZM Ülkemizde sömürge tipi faşizmin (ister açık isterse gizli icrası olsun) gereği ordunun emperyalist çıkarlar açısından varlığı ve etkinliği çok ciddi bir öneme haizdir. Özellikle bir iç savaşa göre dizayn edilmiş yapısını hiç gizle... Read more

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

Devrimci Olmak Örgütlü Olmak Gerçeği Kavramak!...

İçinde geçmekte olduğumuz süreç devrimci olarak kalmanın buz üzerinde dans etmek anlamına geldiğini ortaya koyuyor.(günümüzde devrimciliğin kriterleri değişti ve sistem içi siyasa konumlanışlar, ya da ideolojik politik hedefleri ne olursa olsun kendisinden daha güçlü görünen bazı siyasal odaklara entegre olmak gibi) Çünkü devrimci olmak ve ayakta kalmak, devrimci iradenin özünde kavranması sürecinin doğru olarak algılanması ve gerçeğin algılanmasını zorunlu ve gerekli kılıyor. Çünkü devrimcinin işi, bugün büyük yalanlarla mücadele etmek ve gerçeği olduğu gibi söylemek ' geçmişinin değerlendirilmesi bugünün kavranması  emperyalizme karşı bağımsızlık faşizme karşı demokrasi mücadelesinde bağımsız siyasal bir hareket olarak örgütlü iradi bir güç olarak kendisini konumlandırması, Bu, aynı zamanda bilgisizliğe, güçsüzlüğe ve korkaklığa karşı açılan savaş demektir. Kuşkusuz gerçek, rakamlardan ve olgulardan ibaret değildir. Mantıksal kesinlik veya nesnel doğruluk tanımı gerçeği anlatmaz. Ger... Read more

Şiddetlenen Siyasi Bulantının Resmi

1. AKP'NİN DERİNLEŞEN YÖNETME KRİZİ Ortadoğu'da yaşanan sürecin Suriye üzerinden Türkiye sınırına dayanması, PKK'nin "devrimci halk savaşı" seçeneğini gündeme getirmesiyle savaşın seviyesini yükseltmesi ve ÖYM'lerin kaldırılmasıyla birlikte Ergenekon türevi davalar konusunda yaşanan tartışmalar Türkiye'de yönetim krizinin derinleştiğinin ve daha da derinleşeceğinin göstergeleri olarak karşımızda duruyor. Saydığımız başlıkların her biri başlı başına birer tartışma konusu olmakla beraber biz burada yönetilemeyen krizlerden ziyade 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla görünürlüğe kavuşan yönetim krizinin kendisini ve oligarşinin iktidarı paylaşmada düştüğü anlaşmazlıkları irdeleyeceğiz. 7 Şubat krizinin hemen ardından oligarşinin vizyonunda raks eden iki önemli örgütlenme ve bu örgütlenmelerin ittifakının akıbetine dair beklentiler ülke siyasasını ele geçirmişti. Sorunun gösterilen yönü, otoriterleşme eğiliminde olan Erdoğan'ın, iktidarını yaklaşan Cumhurbaşkanlı... Read more

Yolcu Yolunda Gerek

Yolcu Yolunda Gerek

Coğrafyamızda yaşanan yoğun günlerde;  emperyalizmin, kapitalizmin, oligarşinin, saldırılarının azgınca sürdüğü bu günlerde sizlere ulaşmanın tadıyla geleceği kurmak için kollarımızı iyice sıvadık. Merhaba dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar ve emekçi halklarımız. Daraltılan, kuşatılan ve vahşileştirilen bir yaşamın ortasında çürümeye terk edilmiş insanlar topluluğu olarak, kapitalizmin esareti altında kıvranıp durmaktayız. Bugün, bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız. Dünyanın dört bir tarafında kapitalist-emperyalist sistem insanlığı esir alıp kriz üstüne kriz yaşatmakta ve dünyamızı, coğrafyamızı, ülkemizi bir cehennem haline dönüştürmektedir. Sonu belli olmayan bir karanlığa doğru sürükleniyor insanlık. Gemi batıyor, insanlık batıyor. Bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Biliyoruz ki birçok insan bu çürümeye, yozlaşmaya, adaletsizliğe, yok oluşa ve insanlık krizine karşı mücadele ediyor. Bizler de yaşananlardan memnuniyetsiz olanlar olarak yaşananlardan memnun olmayanların sesi ve ey... Read more

 
 

 

FACEBOOK SAYFAMIZ

 

                                                           TWITTER SAYFAMIZ
                                                                                 ÖZGÜRLÜK @ozgurlukde