“Kara kötücül bir gelecek planlamak.”

Totaliter sistemlerin halka sürekli kötü bir geleceğin olduğunu vurgulamaları, iktidar erklerini devam ettirebilmeleri için gereken malzemedir. Oysa halk için distopya’yı tasarlayan kendileridir.

Tanrı’yı tanımlarken şu cümleler kullanılır; gören, bilen, gözeten, belgeleyen ve cezalandırandır. Günümüzde ise her şeyi bilen, gören, belgeleyen haline gelen kapitalizmdir ve kapitalizm dünyanın tamamını Panoptikon’a dönüştürmüş durumdadır.

Panoptikon; Yunancada bütünü (pan-) gözlemlemek (opticon) anlamına gelmektedir. İngiliz düşünür Jeremy Benthan’ın 1791 yılında tasarladığı cezaevi modelidir. Mahkumların tüm hareketlerinin 24 saat izlenebileceği hissini uyandıran ama izleyenin hiç bir zaman görülmediği bu cezaevi, mahkumları terbiye etmek için tasarlanmıştır ama bu bina hiçbir zaman inşa edilmemiştir.

Günümüzde böyle bir bina inşa etmeye gerek yoktur. Çünkü gelişen teknoloji ile yaşamımızın her alanı ve anı gözlemlemeye müsait durumdadır. İzleme ve belgeleme en iyi terbiye etme yöntemlerinden birisidir. Seçkin azınlığın büyük kitleleri izleme, gözlemleme ve belgeleme gereksinimi, sömürgeciliğin ve köleciliğin tarihiyle eşdeğerdir. İzleme ve gözlemleme olgusunu bir çok ayrıntıyla anlatabiliriz ama bütün bunların gelip dayandığı bir nokta vardır. Mülkiyet ve İktidar olma hırsı.

Kapitalizm gelişen teknolojiyi kendi lehine kullanarak yaşamımızın her alanı gözleme ve denetleme hakkına sahip olduğu düşüncesindedir. Ne yazık ki bir çok insanı da buna ikna etmiş durumdadır. Kendi yarattığı kaotik ortamın tek kurtarıcısının da kendisi olduğu iddiasındadır. Peş peşe patlatılan bombaların artmasının güvenlik zafiyeti şeklinde açıklanması kitleler üzerinde korku ve endişeye neden olurken, gözetlenmeyi gönüllü olarak kabullenmelerini sağladı. Kitlelerin gönüllü olarak gözetlenmeyi istemesi sistemin ideolojik başarısı şeklinde görülmelidir.* Devrimci Yol’da Özgürlük 2017 Sayı :1

696 no’lu KHK ‘nın yayınlanmasıyla başlayan iç savaş hazırlıkları ve AKP iktidarının milis örgütlenmesi HÖH SADAT OSMANLI OCAKLARI vs tartışmalarıyla alevlenen ve Türkiye solunda süren bu tartışma,  güncel aktüel bir yönü olmakla birlikte elbette devlet ve rejim tartışmalarıyla ilişkili bir boyutu olan stratejik bir konu. Solda iç savaş tartışmaları devrimci bakış açısının ve değerlendirmelerin baş aşağı durduğu bir şekilde tartışılıyor.

İç savaş ve iç savaş politikasını tartışma gündemine sokan iktidarın uygulamalarından rahatsızlıkları olan halk ve halk kitlelerine öncülük etmeye aday devrimciler sosyalistler kısaca toplumsal muhalefet dinamikleri değildir aksine ülkede ve coğrafyanın büyük bölümünde politikaları iflas etmiş yönetim krizi içindeki korkularıyla iktidarda kalabilmesinin yegane yolu şiddet sarmalındaki bir iç ve dış politikayla mümkün olduğunu gören ve toplumun her kesimine pervasızca saldıran AKP İktidarıdır

Buna bazı örnekler vermek gerekirse iç savaş akp ve saray rejiminin dillendirdiği bir kavram iktidarda kalabilmelerinin yegane koşulu korku imparatorluğu ve iktidarını sürdürebilmek adına yeniden dizayn edilen orta doğu ve bop projeleri ile ilintili barış süreci ve daha sonrasından gelişen politik tutum aleni ortadayken gezi süreci haziran seçimleri ve referandum süreçlerinde ve devamında yaşadığı iktidarı kaybetme korkularını halka saldırarak sindirme politikasıyla ürettiği kaos ve seçim sonuçlarını tanımayarak yenilenen kasım seçimlerinde kendileri kazanamadığı taktirde iç savaş çıkar Toroslar ortaya çıkar söylemleriyle tehditlerini sürdürürken iç savaşa hazırlık kapsamında devlet eliyle örgütlediği sivil çetelere ve açık desteğini esirgemediği mafya bozuntuları aracılığıyla oluk oluk kan akacak ve bizde kan banyosu yapacağız diyerek ağzı salyalı faşist çete artıkları aracılığıyla korku imparatorluğunun zeminini güçlendirmeye ve gelinen aşamada bu resmi çete organizasyonlarınada khk lar ile güvenceye almaya çalışmaktadırlar ve bu zemini kendi elleriyle hazırladıkları ve suç ortakları cemaat ilişkileri ve kendi iç iktidar paylaşım kavgalarıyla (15 TEMMUZ)kendi yarattıkları darbe girişimi zemini ile hazırlamışlardır.

2010 eylül referandumuyla başlatılan süreç iç paylaşım kavgaları ile sonuçlanmasıyla barış süreci kandırmacalarıyla yaratılan kendi misyonuna uygun ılımlı politikalar ile yarattığı ılımlı modelin akp işine yaramadığını 7 haziran seçimleriyle test eden iktidar saldırgan faşist kirli yüzünü göstermeye başlamış tehditle şantajla iktidarını korumaya almış ve nisan referandumuyla zorla açık hırsızlıkla ikame etmiştir

Solda aktüel iç savaş tartışması AKP Saray rejiminin iç savaş çıkartmadan gitmeyeceği iktidarını korumak için iç savaş çıkartacağı söylemiyle şekilleniyor.

Soldaki bu iç savaş söylemini yayan düzen partileri sivil toplumcu reformist çevreler ise aman iç savaş oyununa gelmeyelim yaygarasıyla akp nin pervasızca ve kendinden başka hiç birşeyi umursamaz tavrıyla iç savaş yolu ile olsada kendi iktidarını koruma hazırlıklarına çanak tutmaktadırlar.

AKP’de iç savaşı derinleştirme-diktatörlük inşasında ihtiyatlı davranma ve kararsızlık olarak görülen şey rejimin mezhepçi gerici faşist bir diktatörlük altında örgütlenebilmesinin önündeki etnik, mezhebçi ve sınıfsal engellerdir. Nüfusun aşağı yukarı yüzde yirmisinin Alevi olduğu ve ayrıca seküler yaşam biçimlerine sahip ciddi bir kitlenin olduğu ülkemizde Sünni-İslami kurallara göre işleyen ve yaşayan bir devlet ve toplum inşa etmenin zorluklarıdır.

Oysaki gerek ülkemizdeki gerekse dünyada deneylerinin bize öğrettiği bizim gibi ülkelerde iç savaşların mutlaka halk muhalefetinin gücüne bağlı olarak giderek derinleşen kriz süreçlerinin sonucu  olarak yaşanıyor olmasıdır. Bizim gibi ülkelerde iç savaş sürecinin hızla derinleşmesi yaygınlaşması ise kimi zaman emperyalizmin dış müdahaleleri, kimi zaman halk muhalefetinin karşı koyma direnme gücü ve etki gücüyle orantılı gelişmekte kimi zaman da egemen güçlerin yönetememe ve iktidar kavgalarına acil çözüm olarak ve bunların bileşimi olarak gerçekleşiyor.

Bugün akp, topyekûn bir saldırı ve imha politikası (iç savaş) gütmüyorsa bunun nedeni halk muhalefetinin darmadağınık olması güçsüzlüğü ve bugün istediği zaman kontrol altında tutabilme hatta  tamda istediği bir politik zemini hazırladıkları için dir. on yıllardır muhalefet edebilme pratik algısını günlük basın açıklaması ve protesto gösterilerini temel alan ve çürüyen sistemi restore etmeye soyunmuş ve devrimciliği salonlara hapsetmiş ve buna göre sistem içi siyasal zeminde örgütlenmiş bir solu bastırmak için şimdilik var olan kolluk güçleri yetmektedir fakat bunun yeterliliğine kendileri bile inanmadıkları için sivil faşist öğütlenmeleri yasal sütatüye kavuşturarak hazırlıklarını tamamlamaya çalışmaktadır peki sosyalistler?

Gün faşizme karşı direnişi örgütleyecek ve kitlere öncülük edecek direniş ağını koordine edecek direniş komitelerini mahallelerde sokaklarda ilmik ilmik örmektir devrimciler sosyalistler salonlardan kafanızı çıkarıp faşizme karşı direnişi örgütlemek üzere tarih herkesi sorumluluğa davet ediyor.

Bugün halk muhalefetinin önündeki görev faşizme diktatörlüğe karşı mücadeledir.

İç savaşı önleme mücadelesi değildir.

KARANLIĞA KARŞI YA BİR YOL BULACAĞIZ YA BİR YOL AÇACAĞIZ.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here