Ülkemizde olup bitenleri görüp mücadeleci olabilmek için ustalarımızın öğretisini önümüze koyup, somut koşulların somut tahlilini yapmalı ve bu tahliller doğrultusunda hareket etmeliyiz.

Örgütlülük ve örgütlü mücadele teme: prensiptir. Örgütlü mücadele karşısında faşizm hantallaşmakta, kendi kendini teşhir etmektedir.Çünkü örgütlü hareket karşısında, parmaklarının arasında kum gibi akıp giden halk kitlelerini gören faşizm saldırgan yüzünü saklamak için çaba harcamamaktadır. Yine bu örgütlü mücadele bu saldırgan yüzü teşhir eder bir yumruk daha atmaktadır.

Örgütlülük nasıl sağlanacaktır? Bu konudaki en tutarlı yaklaşım somut koşulları kavrayıp pratiğe uygulamaktır, örgütlülük örgütlü bireyle başlamaktadır Bireyin özgürleşmesi ve özgürlüğünü kurumsallaştırmak istemesi ön şartıdır. Bu noktadan sonra ideolojik yön şekilleşir. Görüldüğü üzere pratik müdahalelerle dolu bir gelişim sürecidir bu. Tabi bu işin küçük bir parçasıdır sadece.

Devrimciler devrim için savaşanlardır. Bu savaş hayatın her alanındadır. Atölyede, fabrikada, tarlada, sokakta , evde, okulda… alternatiflerimizle, sömürüyle, gelecek biziz şiarım yükseltmenin günüdür.

Halkın kurtuluşuna sekler olan her türlü oluşumun, gücün karşısında olmamız şarttır. Fabrikadaki işçinin hak arama mücadelesini pasifize edip, onu yasal zeminlere çekip, köleleştirmeye çalışan, onun sorununu sadece ücret sorunu olarak ortaya koyan ve siyasal taleplerini yok etmek için düzenle işbirliği kuran san sendikalara karşı işyeri komite ve konseylerini örgütlemek gerekir. İşçinin bir köle değil, gelecek güzel günlerin kurulmasında ideolojik (pratik) önder olduğunu ona kanıksatmak gerekir. İşçinin bir ücretlinin ötesinde siyasal talepleri olan, bir sınıfın mensubu olduğunu ortaya çıkarmalı, kitlesel işçi eylemlerinin startını verip, l Mayıs alanlarını, mavi tulumlu işçilerle doldurmak gerekir. Yani bugün en küçüğünden, en büyüğüne temel politikaları işçiyi satmak olan sendikalara karşı olmak ve sendikalist tavırlar sergileyenleri gerektiği gibi yok etmek gerekir.

Okullarda hak arama mücadelesi önünde engel teşkil eden, yerlerinden zıplayarak bulundukları birimlerde hiçbir varlık göstermeden sağa sola temsilciler gönderen zihniyetin karşısında olmak gerekir. Dar grupçu, sekter tutumlar içinde, kişisel politikalarla, süreç belirlemeye çalışan, küçük burjuva artıkları süpürmek gerekir. Başarı öncelikle ayakların yere basması olayıdır. Üniversitelerde gericilik kurumsallaşmış ve devrimci demokrat öğrenciler üzerinde yıldırma, sindirme politikaları hat safhaya ulaşmıştır. Ağır harçlar altında ezilen halk çocuklarına üniversite kapıları kapatılırken adım adım üniversitelerin özelleştirileceği günlere gelinmektedir.

Genel durum bu olsa da, taşradaki üniversitelerde, metropollerde öznel koşul ve sorunları farklılık göstermektedir. Taşra üniversitelerinde de olduğu gibi oturmuş, gelenekselleşmiş kazanımlar yoktur. Söz gelimi afiş asmak, bildiri dağıtmak vs. şeklinde girişimler, meşruluktan uzak olabilmektedir. Bu noktada, her birim sağlam bir yapılanmayla, kendi ayaklan üzerinde durmalıdır. Bunun formülüyse, dar mantıklı tavırlardan sıyrılıp, “öğrenci birliği” politikasını gerçekleştirmek gerekmektedir. Anfi komiteleri oluşturup, kendi sorunlarına duyarlı öğrenciler yaratmak gerekir. Yoksa Türkiye’nin, hatta dünyanın tüm üniversiteleri bir koordinasyon içinde olsa dahi taşraların kaderini değiştirmez. Öğrenci oluşumlarını yaygınlaştırmalıyız.

Mahallelerde, bugün oligarşinin kuramsallaşmış emperyalizmin kültürel etkinliği mevcuttur. Sindirilmişlik ise cabasıdır, düzen destekli gerici, şoven, faşist karakterli örgütlerin dernekleri, vakıfları yoksullaştırılmış halkımızın yoğun yaşadığı yerlerde mantar gibi çoğaltılmaktadır. Devrimcilerin ağırlığı olan bölgelerde, katliama dönük çığırtkanlığını yapmaktan öteye geçmeyen, revizyonist, düzene entegre olmuş, devrim kaçkınlarının karşısında olmak gerekir: Sosyalist yaşam biçiminin nüvelerini ifade eden, halkın bilincini geliştirme misyonuna sahip olan ye düzenin her türden pislik, saldırı, yok etme, asimilasyon vb. politikalarının karşısında olan DİRENİŞ KOMİTELERİNİ örgütlemek gerekir. İddia edildiği üzere Direniş Komiteleri perspektifi, “Kitle kuyrukçuluğu”,”Kendiliğindenci”, “Oportünist” bir hareketlilik değil, hak alma mücadelelerinin örgütsel ismidir. Tarihsel gerçeklik bu bakış açısından başka bir taktik ve stratejiyle kitlelere ulaşmanın ve kitleleri mücadelede etken bir duruma getirmenin olamayacağını bir kez daha göstermiştir.

Bugün Türkiye’de krizin derinleştiği söylemleri doğrudur. Bu noktada sorun derinleşen krize müdahaledir. Derinleşen kriz düzenin alternatifleri arasında çoğu defa etkisiz kalmaktadır. Oysa bu krizler Devrimci halk muhalefetinin örgütlenip, hareketleneceği atmosferdir. Şayet, bu hareketlilik yok ise, bunun adı örgütlenmemektir Öyleyse, bugün Türkiye’de örgütlenmek ve örgütlenmenin temel kriterlerinden olan önderlik sorunları mevcuttur. Bu mevcut sorun ise yine siyasal bir boşluk yaratmaktadır. Uzayan siyasal boşluk, devrimcilerin halk kitlelerinden daha da uzaklaştırılması ve “terörist” olgusunun devrimcilerin kimliği haline getirilmesi politikası şeklinde karşımıza dikilmektedir.

Burada küçük bir hatırlatma yapalım. Biz bu halkın çocuklarıyız ve sistemin tüm kurumlarına aykırı yaşamak durumundayız. Ve bu ayrılıklarımızı, bugün devrimci bir örgüt yapısına dikemezsek, “Halkın çocuğu” olma misyonumuz, halka rağmen halk için bir karakter kazanacaktır. Dün yaptık, bugün de yaparız. Yeter ki solmasın sol mememizin altında CEVAHİR.

sesimiz vardır hala Fatsa’da, Çeltek’te, Tariş’te, Mamak’ta, Erzincan’da, Kemah’ta ve uzun soluklu bir koşu için nefesimiz de vardır Mahir Yoldaştan kalan.

Sözümüz var, “Fatsa’nın sarp dağlarına Fikri’nin adını yazacağız”

FATSA, ÇELTEK, TARİŞ

ZAFERE KADAR DİRENİŞ!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here