Modern kapitalist toplumda kurulan emperyalist kapanın tuzağına yerli işbirlikçiler eliyle düşürülmüş sömürge ve yeni sömürge ülkelerde sol öncülüğünde toplumsal muhalefette ne zaman içinde bir başkaldırı ve ayaklanmaya evrilebilecek unsurları taşıyan ciddi bir hareketlenme baş gösterse, son çare olarak o ülkelerde el altından ve gizliden iki güç emperyalist ülkelerin finanse etmesiyle hizmete sokulur.  Aslında kapitalizmin kendi doğasından kaynaklanan her on yılda bir gerçekleşen krizlerin sonuncusuna bir çare olarak karşılıksız para ile finans kurumlarını-bankaları paraya boğan ve faizleri negatife düşürerek gelişmekte olan ülkeleri üretme yerine neredeyse bedavaya borçlanmaya teşvik ederek ya da ithalat yapmaya yönlendirerek ekonomik egemenliğini muhafaza etmek ve sürdürmek isteyen emperyalizm, kendi iç çelişki ve çatışmalarından dolayı kendi içine düştüğü girdabın yansımalarının etkisiyle de, demokratik taleplerde artış, sivil itaatsizlik, grevler ve toplu gösteriler şeklinde kendini ifade etmeye çalışan ezilen emekçi kesimlerin yerleşik kapitalist düzeni sarsma olasılığı taşıyan her türlü seferberliği karşısında, özellikle de göçmenler ve göçmenlik karşıtı söylemleri ayyuka çıkararak ve insanların ve de ülkelerin ekonomik gelirlerinin bozulmasındaki en önemli ve belki de tek neden olarak öne sürerek, tüm sahip olduğu ideolojik araçları kullanma vasıtasıyla milliyetçiliğin her alanda politik kullanımına imkan vererek gerici ve yabancı düşmanı bir milliyetçiliği ve geçmişi bizim gibi dine dayalı yönetimlerde dini, ezilen kesimlerin sesinin çığlık haline dönüşme tehlikesini engelleme ve sömürünün üstünü örtme amacıyla kullanmaktadır; ve tüm bunların başarı sağlayamadığı noktada son çare olarak bir toplum için karşılaşabileceği en tehlikeli bela olan militerleştirme ve para-militerleştirmeye başvurmaktadır. Türkiye’nin yakın tarihi buna çok güzel bir örnektir. 1980 öncesi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de esen sosyalist rüzgarların seline kapılan yüz binlerce emekçi karşısında emperyalist güçler ve bizzat devletin kendi eliyle halkının üzerine saldığı para-militer köpekleri vasıtasıyla toplumun militerleştirilmesine zemin hazırlanarak, o ana kadar grevler ve toplumsal başkaldırı yoluyla kazanılan tüm demokratik ve ekonomik haklar geri alınarak bugün neo-liberal politikalar olarak adlandırdığımız hem ekonomik hem ideolojik hem de siyasal dalgalanmalara toplum hazır hale getirilmiştir. Aynı senaryolar devletin kendi içindeki iktidar kavgalarının kızıştığı 1990 yılları boyunca da para-militer grupların tekrar sahneye sokulmasıyla faali meçhul cinayetler, işkenceler, bombalamalar ve sonunda tüm bunları gerçekleştirmekte kullanılan tetikçi para-militer grupların tasfiyesi şeklinde cereyan etmiştir. Tüm bu yaşananların bedelini ise en ağır şekilde halk ödemiştir.
Militerleştirme ve para-militerleştirme belasının en çok acısını ise Latin Amerika ülkeleri çekmiştir. Zaman zaman artan toplumsal şiddet olaylarını bastırmada kendi popülist çıkarları uğruna siyasiler tarafından da kullanılan ve desteklenen militer yapı o kadar etkilidir ki, Latin Amerika’da yakın geçmişte kendini diktatörlükler, darbeler ve cuntalar şeklinde emperyalizmin hizmetinde defalarca göstermiştir. Ve bugün tüm dünyada radikal soldan tutun da merkez sola kadar Sol’u kendi içinde bölen Venezüela davasında da belirleyici olacak olan da bu militer yapı olacaktır. Kısacası ordu kimin yanında yer alacaktır. Emekçi halkın yanında yer almayacağı kesindir. Zaten Chavez’in yaptığı en büyük yanlışlardan biri de şu idi: askeri darbe ile tutuklandığı ve ardından patlak veren teneke mahallelerin ve tüm ezilen yoksul halkın ayaklanmasıyla iktidara tekrar getirildiğinde arkasındaki tüm bu desteğe rağmen generallerin yolsuzluklarına ses çıkarmayarak bir anlamda göz yummak zorunda kalması ya da göz yumması. Emperyalizm’in arka bahçesindeki Latin Amerika için emperyalist Amerika ile birlikte en büyük tehlike işte bu militer yapılardır.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Latin Amerika’da her yıl binlerce sivil, asker ve polis tarafından öldürülmektedir. Ve birçok Latin Amerika ülkesinde kanunlar askeri mahkemelere insan hakları ihlalleri ile suçlanan personellerini yargılama yetkisi vermektedir. Bu ise tüm suçların ve suçlamaların üstünü kapatmak anlamına gelir.
“Brezilya’nın 2008’deki “pasifleştirme” politikası, askeri personelin Rio de Janeiro’daki gecekondu mahallelerine gönderilmesine ve 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyat oyunlarına doğru giderek artan oranda polislik faaliyetlerinin hızlandırılmasına yol açtı. Şubat ayında oluşturulan yeni Kamu Güvenliği Bakanlığı, bir ordu generali tarafından yönetiliyor ve Mayıs ayında Brezilya ordusu, ülke çapında otoyolları kapatan kamyoncuların grevine karşı konuşlandırıldı. Bu, askeri diktatörlüğün 1985’te sona ermesinden bu yana askerin bu şekilde ilk defa kullanılmasıydı.
Askeri mahkemeler kanunu, herhangi bir olası görevi kötüye kullanma soruşturması silahlı kuvvetlerin kendi otoritesinin yetki alanına girdiği için silahlı kuvvetlerin üyelerini suçlamalara karşı hesap verebilirlikten koruyabilmesini daha da fazlalaştırdı.
Brezilya adalet sistemini askerileştiren tek ülke değildir. Askeri mahkemeler Latin Amerika’da yargılama yetkisini giderek artan oranda kabul ettiriyor. Haziran 2015’te Kolombiya, ordu mensuplarının işlediği çoğu suçun yargılama yetkisini askeri mahkemelere kaydırarak, Brezilya’da kabul edilene benzer bir yasa tasarısını meclisten geçirdi. Anayasa Mahkemesi tasarının yürürlüğe girmesini iki kez reddetti, ancak hükümet bu değişikliği yapmaya kararlıydı ve o zamandan beri yürürlükte olan biraz daha daraltılmış bir yasa tasarladı. Venezüella, 2005’ten bu yana hükümete karşı protesto gösterilerine katılan sivilleri kovuşturmak için askeri mahkemeleri yoğun bir şekilde kullanıyor. Şili’de, ordu mensupları tarafından işlenen insan hakları ihlalleri davaları hala askeri mahkemelerde yargılanmaktadır.
Benzer yasalar, suç, uyuşturucu kaçakçılığı ve çete şiddeti ile savaşma bahanesiyle ordunun devletler tarafından daha çok görevlendirildiği Orta Amerika’da da yakında geçebilir. Meksika, sivil mahkemelerde görülen ordudan askerlerin karıştıkları insan hakları ihlallerini içeren davaları 2014 yılında kaldırdı, oysa Aralık 2017’deki İç Güvenlik Yasası, yerel polislik faaliyetlerinde bulunan ordu yedek güçlerinin ordu mahkemelerinin kullanımı ile doğru yoldan ayrılabileceğini var sayar.”
Tabii ki, bu militer yapının ve emperyalizmin topluma korku salmakta kullandığı ve yasa dışı yollarla bizzat finanse ettiği bir de para-militer yapılar var. Diğer bir deyişle iktidardaki despotik ve faşist yapılar zamanı geldiğinde otoriterliğini para-militer gruplar aracılığıyla aşılarlar.
“Faşist paramiliter gruplar, otoriter ulus-devlet rüyasını gerçekleştirmek için şiddet kullanan ideolojik dogmacılar olarak rol alırlar. Daha da ötesi, bu gruplar, siyasi rakipler hedef alındığında şiddet kullanımının sadece müsaade edilebilir değil ahlaki olduğuna da inanırlar. Çeşitli türde propaganda ile körleşen paramiliter örgütler ulus-devletin yüce olduğu ve böylece kişinin haklarının onun refahıyla karşılaştırıldığında önemsiz olduğu görüşüne bağlanırlar. Bu nedenle faşistler, eğer gündemlerini koruma ve mükemmel hale getirme yolunda iş görecekse faydalı olabilecek şiddet de dahil her aracın vasıtasıyla otoriteyi dayatmaya inanırlar.

Ulus-devletin ‘temizleyicisi’ faşistlere şiddet helaldir, çünkü projelerine zararlı olacakları için iyi vatandaş anlayışlarına uymayanları böyle görürler. Başka bir deyişle, faşist ideolojiye riayet etmeyenlerin öldürülmeleri ve yok edilmeleri, eğer bunu amaç doğrultusunda en iyi niyetleriyle ulus-devlet için yerine getirirlerse, faşistlere göre iyidir. Dolayısıyla, ulus-devletin ‘düşmanlarını’ yok ederek, faşistler güçlerinin gittikçe pekiştiğine, daha az mücadele için ve amaçlarının yerine getirilmesi için yolu açtığına inanırlar.”
Ve bu anlayıştaki para-militer gruplardan, halk tabiriyle mafya, bir tanesi de birkaç gün önce ülkemizde tehlikeli bir şekilde tehditler savurdu: “Seçimlerden sonra hem emperyalist güçlerin hem de onların ülkemizdeki uşaklarının bazıları şimdiden seçimlerle ilgili YSK’yı tanımadıklarını söylüyorlar. Seçim sonuçlarına göre insanları, partililerini sokaklara dökecekler. Bunun amacı terör örgütleri mensuplarının da o partililerin arasına katılıp ülkeyi yakmaları ve yıkmalarıdır. ”Polisimiz, askerimiz güçlüdür ancak bu ülkenin evlatları da bu ülkenin sokaklarını karış karış koruyacaklar.” “Bu sebeple imkanı olanlar mutlaka ruhsatlı silahlar, av tüfekleri alsınlar, mutlaka hazırlıklı olsunlar”.
 
Tüm bu kof tehditlerin ve aslında bu tehditlere yol açan korkunun bizim açımızdan şaşırtıcı ve anlaşılmayacak hiçbir tarafı yok. Çünkü Sicilya’da doğduğu topraklarda mafyayı bitiren ne polisler ne de hakimler idi. 
 
Komünistler ve Militan İşçiler idi! 
Kaynaklar:
-Latin Amerika’nın Yeniden Askerileşmesi

Andrew G. Reiter / Brett J. Kyle
-Faşizmin Esas Gayri Meşruluğu ve Özgürlüğe Olan Doğuştan Arzu,

Rocco A. Astore
2017, VOL. 9 No. 04 | Syf. 1/1

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here