ÖZGÜRLÜKTEN

Burjuvazinin kendini yenileme aracı olan seçim ve demokrasi aldatmacasında bir kez daha istedikleri sonucu
alamadıkları ve iktidarını kaybetme riskiyle yüz yüze gelen AKP iktidarı, gerçek yüzünü göstermekte gecikmedi. 7
Haziran seçim sonuçlarını yok sayarak seçimleri yenileme isteğiyle başlatılan saldırgan ve kanlı tutumları, halklara
uygulanan zülüm ve katliamlarıyla kaotik bir sürecin başlatılmasıyla faşizmin kanlı yüzü bir kez daha sergilenmiş oldu.
Seçim sürecinden darbe girişimi sürecine giden yolda yaşanılar gelişmeler;
– HDP bürolarına yönelik bombalı paket yollanarak HDP seçim bürolarına saldırılar.
– Diyarbakır'da miting alanında patlatılan bomba ve katledilen insanlar.
– Suruç'ta sosyalistlere yönelik katliam.
– Ankara'da canlı bomba yoluyla Barış Mitingi'nde yapılan 10 Ekim Gar Katliamı.
– İstiklal Caddesi'nde ve Sultanahmet bölgesinde patlayan canlı bomba.
– Başta Ankara olmak üzere sivil halkı hedef alan TAK katliamları.
Halka karşı savaş açan egemen güçler sokaklarda apartman bodrumlarda katliamlar ile halklara saldırılarına devam
etmiştir.
Canlı bomba saldırılarıyla devam eden kaotik süreç yaşanırken hedeflenen darbeye hazırlanan siyasal zemin,
oligarşinin kendi iç iktidar sürecinde halka yönelik katliamlarla darbeye zemin oluşturacak, kaos ortamını hazırlayan
egemen güçler, iç hesaplaşma ve iktidar kavgalarını halka dönük saldırı ve katliamlarla hayata geçirmeye çalışmıştır.
Darbe girişimini fırsata dönüştüren egemen güçler darbe hukuku, OHAL, KHK'ler yoluyla parlamentoyu
işlevsizleştirerek tek adam diktatörlüğüne giden yolda toplumsal muhalefet dinamiklerine yönelik saldırılar ile darbe
bahane edilerek devrimci demokrat yurtseverlere yönelik saldırılarına pervasızca devam etmektedir.
Darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra yaşanan gelişmeler;
– Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak atanan kayyumlar ile halkın iradesinin ipotek altına almaya
çalışılması.
– Eski iktidar ortaklarına yönelik tasfiye operasyonlarıyla başlayan süreçte, eğitime İslami yön vermelerinde
kendilerine engel konumunda olan Muhalif öğretmenleri atmak için Eğitim Emekçisi insanlara dönük
operasyonların yapılması.
– Barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik başlayan saldırıların muhalif bilim insanlarına yönelerek
devam etmesi.
– Yandaş medyacılığın dışında muhalif söylemler geliştiren bir çok Gazete'ye, Televizyon kanallarına ve Kültürel
dergilere yönelik kapatma ve hukuksuzca verilen idari para cezaları.
– Son olarak hukuksuzca kapatılan 370 derneğin kapısına mühür vurulması.ile.
Bugün ülkemizde yaşamımız ve yaşam alanlarımız nefes almamıza dahi tahammül edemeyen faşist bir yönetim
tarafından abluka altına alınmıştır.
Ortadoğu halkları Emperyalist paylaşım savaşı ve bu savaşın sonuçları itibari ile Suriye özelinde yaşam alanları yok
edilen, yaşam hakkı yok edilen bir savaşın tam ortasında olan halklar abluka altındadır.

Emekçi halkımız ve iş yaşamı özelleştirme ve taşeron sistemiyle yoğun bir saldırı ve hak gasplarıyla yüz yüze kalmış,
kıdem tazminatlarından sosyal halklarına kadar işçilerin lehine olan bütün uygulamalar sermaye sahipleri ve
uygulayıcısı hükümet tarafından ağır bir abluka altına alınmıştır.
Sağlık alanlarında ki özelleştirmeler ise, SGK uygulamalarıyla hastanelerde hasta değil müşteri anlayışı hakim kılınmış,
sağlık alanı abluka altına alınmıştır.
Eğitim sistemi her dönem yenilenerek hükümetin kendi eksenine uygun (özel bir nesil yetiştirme) politikalar hayata
geçirilerek halklarımızın eşit, ücretsiz, anadilde, bilimsel ve demokratik eğitim talepleri yok sayılarak ümmetçi, yobaz
ve girici bir eğitim halklarımıza dayatılarak eğitim alanlarını kendi ideolojik ablukası altına almışlardır.
Halkımıza dayatılan etnik ve mezhepsel sorunlar üzerinden halkına düşman bir devlet yapılanması ve halklarında
birbirine düşman hale getirilmeye çalışılarak, ötekileştirerek, baskı ve zulüm politikaları ile halklarımızın Barış,
Özgürlük ve Demokrasi talepleri yok sayılarak adeta tüm ülke ağır bir abluka altına alınmıştır.
Netice itibariyle dikensiz gül bahçesi hayallerini gerçekleştirmek isteyen iktidar kendinden olmayan tüm kitle
örgütlerine ve tüm toplumsal muhalefete saldırmaya devam ediyor/edecektir.
Bu gün ülkemizde ve dünyada yürütülen emperyalist faşist savaş, halkları sindirmek ve sömürü düzeninin devamı için
yürütülmektedir. Emperyalist faşist savaşa karşı bizim görevimiz büyüktür, ağır bir sorumluluk ve yük
omuzlarımızdadır. Emperyalizme ve faşizme karşı savaşımızı yenilenip, örgütlenip, mücadeleyi iki katına çıkartarak
zaferi kazanacak bir yol açmalıyız. Halkımızla bütünleşecek bu savaş, devrime giden direniş savaşı olarak tarih
sayfasındaki yerini almalı, çocuklarımıza bırakacağımız onurlu geleceğin yolunu açmalıdır. Savaşımızı bugünün ve
yarının özgür ülkesini ve dünyasını kurma mücadelesi ve insanlığın gelecek mutlu ve güzel günleri için yürütmek
sorumluluğumuzdur..
Hırsızların, katillerin ve gerici yobaz güçlerin emekçi ve yoksul halklarımızın üzerinde oynadığı ve iktidar eliyle her
geçen gün sahnelediği türlü kirli oyunlar ve baskılar, biz devrimcilerin örgütlenmesi ve bu saldırı odaklarına karşı
vereceğimiz mücadeleyle teşhir ve tecrit edilmelidir. Doğrular ve hakikat bizden yanadır. Bizler meşruuyuz. Ezen
ezilen ilişkisinde tarafız, bizler ezilenleriz. Bizler gücümüzü haklılığımızdan alanlarız. Bu haklılığımız ve gücümüzle
faşizme karşı verilecek mücadele sosyal pratiklerde yaşam buldukça daha da güçlenip çoğalacağız. Buna olan
inancımız ve gücümüzle fedakarlık yapmaya ve bedel ödemeye hazır olmalıyız. Ülkemizde yönetenlerin
yönetemediği, kitlelerin memnuniyetsizliği ortadadır. Biz devrimcilere düşen görev ortadaki bu memnuniyetsizliği
derinleştirmek ve yaşanan krizi devrim cephesine yaymak ve politik bir ruh katmaktır. Halklarımıza dayatılan sömürü
baskı ve şiddet politikaları karşısında bizler ne teslim olacağız ne de mücadelemizden vazgeçerek bir köşeye
çekileceğiz. Bizler halklarımıza yapılan bu saldırılar karşısında umudu diri tutup faşizmin karşısında dimdik
direneceğiz. Sesimizin yenilgi tanımadığının bilinci ve coşkusuyla yaşama geçireceğimiz bir mücadele anlayışı ve
dayanışmasıyla, saltanatlara ve saray yönetimlerine son verecek halkın coşkun akan yürüyüşünde irademiz ve
kararlılığımızla yerimizi alıp faşizme karşı mücadelenin neferleri olmayı hedeflemeliyiz.
Evet, ‘Ne geçmiş tükendi ne de yarınlar’ diyenler, yarınların umudu olan Özgür Ülke, Özgür Halklar şiarının bugün ne
kadar önemli olduğunu anlayanlardır. Bu anlayış düzene karşı olan bir anlayıştır. Bu anlayışın karşılığı olansa şudur;
Düzenle olan bağların reddiyesi ve koparılışıdır. Politik bir güç yaratmaktır.
Yaratılacak bu gücün mücadele ve savaş yetenekleri de bu gücü oluşturacak öncülerin yetenekleri ve sorumlulukları
ekseninde yükselecektir. Bizler diyoruz ki, şafağın ardı aydınlıktır. Deneyimlerimizi, öğrendiklerimizi ve dünya
görüşümüzü bu aydınlığı görmek ve yaşamak uğruna örgütlemeliyiz…
Türkiye devrimci hareketine yeni bir güven ve alan yaratmak için açacağımız yol, umudu tükenenlere umut, esaret
içindekilere cesaret, dosta mücadele azmi, düşmana direniş olarak dalga dalga yaygınlaşmalıdır.
Kapitalizme, Emperyalizme, Faşizme, Irkçılığa ve Militarizme Karşı anti-faşist , anti-emperyalist, anti-kapitalist duruş
örgütlenmeli, eşit, özgür, üretenin yönettiği, halkların kendi sorunlarına çözüm önerip kararlar aldığı ve uyguladığı bir

yaşam örülmelidir. Sömürü, açlık, talan, zulüm ve işkence düzeni devam etmektedir. Bu düzen devam ettikçe bizler
insanlığımızın gereği ve bilincimizin bizlere verdiği güven ve inançla sömürü ve baskı düzenine karşı direnişi ve
mücadeleyi sürdüreceğiz.
Devrimci Yolda Özgürlük ; ideolojik, politik ve pratik anlamda geçmiş, bugün ve gelecek diyalektik bağlantısı ile
perspektifini oluşturmakta. Ve kurduğu ilişkilerini de deneyim ve tecrübelerini bugünün dinamiklerine aktarımında
yön vermek ile yönetmek arasındaki ince çizginin bilinci ile hareket etmektedir. Ve gelecek gençliğin omuzlarında
yükselecektir.

KARANLIĞA KARŞI
YA BİR YOL BULACAĞIZ
YA BİR YOL AÇACAĞIZ
Bu Abluka Dağıtılacak
HALK KAZANACAK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here